1 bölüm

Vaveyla Yazarı: Vida Taslimi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1 bölüm

Ben Almila... Almila Kılıç.

Ve şu an, İzmir’in kavurucu sıcağında nefesim kesilene kadar koşuyorum. Neden mi? Çünkü tam on beş dakika önce annem Asena Kılıç’tan gelen o mesaj telefonumun ekranını aydınlatmıştı: "Yarım saat içinde evde ol Almila. Babanız sizinle konuşmak istiyor, çok önemli."

Boks antrenmanından yeni çıkmıştım, üzerimde hala o tatlı yorgunluk vardı. Hemen bir taksiye atladım ama şansıma yol çalışması yüzünden trafik tamamen kilitlenmişti. Dakikalar akıp giderken takside pinelemek bana göre değildi. Şoföre parayı uzatıp kendimi arabadan dışarı attım. Hem, koşmak da bir nevi spordu ve kondisyonuma iyi gelirdi, değil mi?

Siyah spor çantamı iyice omuzlayıp adımlarımı hızlandırdım. Saçlarım arkamda dalgalanırken, mahalle sakinlerinin şaşkın bakışları arasında eve doğru depar atıyordum.

Nefes nefese, adeta ciğerlerim sökülürcesine kapıdan içeri daldım. Doğrudan salona geçtiğimde, bizim Kılıç ailesinin tam kadro orada toplandığını gördüm. Tabii ki ben hariç herkes yerini almıştı. İkiz abilerim, Alp ve Alparslan koltukta yayılmış, annem ise gergin bir şekilde ellerini birleştirmişti.

Babam Şahin Kılıç, salondaki o ağır ve gizemli sessizliği bozarak boğazını temizledi ve konuşmaya başladı:
"Çocuklar, size bir haberim var. Sizin için iyi bir haber mi yoksa kötü bir haber mi, orasını zaman gösterecek... İş için İstanbul’a taşınıyoruz."

Salona bomba düşmüş gibi oldu. İlk başta ikizler ayağa fırlayıp sertçe itiraz ettiler. "Baba saçmalama, buradaki düzenimiz ne olacak?" diye çıkıştı Alparslan abim. Alp abim de onu desteklercesine kafasını salladı. Ama babam o sakin, net ve geri adım atmayan tavrıyla durumun ciddiyetini anlatınca, istemeseler de durumu kabul etmek zorunda kaldılar.

Bense sadece sustum.

İlk başta buradaki arkadaşlarımı, serbestçe boks yaptığım salonu, İzmir'in o rahatlığını bırakma fikri içimi fena halde burktu, yalan yok. Ama hemen ardından, zihnimin karanlık odalarından bir ses fısıldadı.

İstanbul... Doğduğum, çocukluğumun geçtiği, o yarım kalan anıların şehri. Oraya geri dönme fikri içimde tarif edemediğim, tuhaf bir mutluluk ve heyecan dalgası yarattı. Belki de gitme zamanı gelmişti.

"Yarın sabah erkenden yola çıkıyoruz," dedi babam, konuşmayı sonlandırarak. "Herkes valizini hazırlasın."

.......

Odama geçip yatağımın ortasına devasa valizimi açtım. Valizimin kapağını açık bırakıp kendimi yatağa fırlattım. Tavanı izlerken içimdeki o gitme hissi ağır basmaya başlamıştı ama kalbimin bir yarısını burada bırakıyor gibiydim.

İzmir’deki en yakın arkadaşımı, boks salonunda her anımda yanımda olan, adeta sırdaşım haline gelen Meriç'i aramadan bu gece gözüme uyku girmeseydi.

Telefonu elime alıp görüntülü aramayı başlattım. İkinci çalışta ekranda belirdi. Her zamanki gibi dağınık saçlarıyla koltuğuna yayılmış, kameraya bakıyordu.

"Gecenin bu saatinde hayırdır Almila? Bi sorun mu var üzümlü kekim?" diye sordu, sesindeki o anlık endişe ve alışıldık şefkatle.

Yutkundum. Boğazımdaki o düğümü yutmaya çalışarak konuştum: "Meriç... Durum biraz karışık. Biz taşınıyoruz. İstanbul’a. Yarın sabah yola çıkıyoruz."

Ekrandaki o rahat hava bir anda buz kesti. Oturduğu koltukta hızla doğruldu, gözlerindeki o şaşkınlık ve üzüntü anında kendini belli etti. "Şaka yapıyorsun değil mi?" dedi sesi ciddileşerek.

"Almila, beni burada tek başıma bırakıp gidemezsin."

"Mecburuz," dedim iç çekerek.
Ekranda çok ağır bir sessizlik oldu. Ayrılık fikri ikimizin de göğsüne oturmuştu.

Ama Meriç, o her zamanki korumacı ve dik başlı tavrıyla gözlerimin içine baktı. "Seni o İstanbul kaosuna tek başına göndereceğimi mi sanıyorsun? En fazla birkaç güne arkandan geliyorum Almila, haberin olsun. Beni öyle kolay kolay atamazsın," dedi hırsla.

İçimdeki o ağır yükün hafiflediğini hissettim. İzmir'den ayrılıyordum belki ama arkamda dağ gibi duran arkadaşımı tamamen kaybetmiyordum.

O gece gözüme tek bir damla uyku girmedi. Yatağımda bir o yana bir bu yana dönüp dururken içimde tarifi imkansız, tuhaf bir his vardı.

On sene sonra doğduğum şehre dönmek beni heyecanlandırsa da, madalyonun bir de karanlık yüzü vardı: Babaannem, Zahide Kılıç. Biz on sene önce onun o zehirli dilinden, bitmek bilmeyen baskılarından ve annemle babamı ayırma çabalarından kaçıp İzmir’e sığınmıştık; sırf huzurlu bir hayat yaşayabilmek için.

Şimdi ise onunla yeniden karşı karşıya gelecek olmak bütün huzurumu kaçırıyordu. Üstelik kabus gibi olan kısım şuydu: İstanbul'daki eski evimiz, babaannemin eviyle aynı sitedeydi! Yani kaçışımız yoktu.
Aslında babam, bu ailede babaanneme boyun eğmeyen tek kişiydi.
Her iki amcam da zamanında babaannemin zoruyla, onun istediği kadınlarla evlenmişlerdi. Kartal amcam şanslıydı; zamanla karısına aşık olmuştu ve şu an mutluydu. Ama Atmaca amcam... O hala mutsuzluğun dibindeydi. Karısını hiç sevmiyordu ve bu yüzden içten içe babamı, onun cesaretini ve aşkını hep kıskanırdı.

........

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte son hazırlıkları da halledip valizleri arabaya yükledik. İzmir’e veda etmeden önce son bir kez Kordon’da kahvaltı yaptıktan sonra yola çıktık. Yaklaşık beş saatlik bir yolculuğun ardından İstanbul’un o devasa, kalabalık silueti karşımızda belirdi. Şehre adım atar atmaz trafiğe takılmıştık bile.

Kendi evimize yerleşmeden önce, babamın dikiz aynasından bize bakan gergin gözleriyle nereye gittiğimizi anladık. "Eve geçmeden önce babaannenizlere uğrayacağız. Dedenizi görelim," dedi babam.
Araba sitenin tanıdık demir kapılarından içeri girdi. Kapı açılıp babaannemin malikanesine girdiğimizde, o abartılı kasvet anında üzerimize çöktü.

Merdivenlerin başında beliren babaannem Zahide Kılıç, o buz gibi bakışlarıyla bizi karşıladı. Hemen arkasında duran Atmaca amcamın gözlerindeki o kıskançlığı okumak ise hiç de zor değildi.

Babaannemin gözleri benim üzerimdeki basketbol şortuma ve rahat tişörtüme kaydı. "Hoş geldiniz Şahin," dedi sesi buz gibi soğuktu. "Görüyorum ki İzmir’in havası pek yaramamış. Torunum lise serserileri gibi giyinmeyi adet edinmiş."

Annemin çenesi gerildi, evdeki gerilim daha ilk dakikadan nefes almayı zorlaştırıyordu. Atmaca amcamın iğneleyici sesini de duyunca içimin daraldığını hissettim. "Ben biraz dışarıdayım," diye mırıldandım ve kimsenin cevabını beklemeden kendimi dışarı attım.

Ellerimi cebime sokup adımlarımı nereye yönlendireceğimi bilmeden yürümeye başladım. Ayaklarım beni hafızamın en alt çekmecesinden fırlayan o eski çocuk parkına, basketbol potasına doğru götürdü.

Pota hala oradaydı. Ve sahada üç çocuk deli gibi basketbol oynuyordu. Bir kömür karası ve iki sarı çocuk... Kara çocuk potaya doğru fırladı, mavi gözlü olan sarışın arkadan ona pas atmaya çalışıyordu, diğeri ise defanstaydı. O sırada kara çocuğun elinden top feci şekilde kaçtı.
Aniden gelen o basketbol topu, tam alnımın ortasına "küt" diye çarptı.

Acıyla geriye doğru sendeleyip "Ah!" diye tısladım.
Kafamı tutarak gözlerimi kıstığımda, topu kaçıran çocuğun endişeyle bana doğru koştuğunu gördüm.

"Yuh be hayvan! Sahayı görmüyor musun?" diye bağırdım, alnımı ovuşturarak.

Çocuk yanıma geldiğinde durdu. Kömür karası gözleri, üzerimdeki tişörte ve kıvırcık saçlarıma kaydı.

Yüzünde önce bir şaşkınlık belirdi ama benim sert çıkışımla o da kaşlarını çattı.

"Pardon dedik herhalde," dedi çocuk, sesi acayip derin ve pürüzsüzdü ama bir o kadar da sinir bozucuydu.

"Ayrıca burası basketbol sahası, önüme bodoslama atlamasaydın çarpmazdı."

"Ben mi atladım?" diye üsteledim, bir adım yaklaşıp gözlerinin içine bakarak.
"Topu elinden kaçıran sensin, beceriksizliğini bana yıkma istersen!"
Arkadan mavi gözlü gülerek geldi. "Oğlum Miro, harbi kızı tam alnından vurdun lan," diye dalga geçti.

Diğer sarışın da hemen arkalarından yaklaşıp ellerini beline koyarak bana şaşkın ve meraklı gözlerle baktı.

Tam çocuğa haddini bildirmek için ağzımı açmıştım ki cebimdeki telefon melodisi sahayı doldurdu. Ekrandaki 'Sultanım' yazısını görünce derin bir nefes aldım arayan annemdi.
Çocuğa ters bir bakış fırlatıp, "Bir dahakine o topu elinde tutmayı öğren," dedim ve arkamı dönüp hızla uzaklaştım.

Telefonu açıp "Geliyorum anne," diye mırıldandım.

Arkamı dönüp giderken, o Miro denen çocuğun arkamdan öylece bakakaldığını hissedebiliyordum.

Miro ise yerdeki topu alırken gözlerini kızın sokağın köşesinden kaybolduğu yerden ayıramamıştı.

İçinde tarifi imkansız, çok tuhaf bir his peydah olmuştu. "Çağrı... " diye mırıldandı Emir, sesi kısıktı. "O kız... Bana acayip bir şekilde belalı kıvırcıgi hatırlattı."

Sahanın sıcaklığını arkamda bırakıp bizimkilerin yanına döndüm ve nihayet kendi eski evimize geçtik.

Bahçe kapısından içeri adım attığım an içimde tarifi imkansız, çok tuhaf bir his peydah oldu.

Zaman burada durmuş gibiydi. Ev deli gibi toz içindeydi ama o tozların altında koskoca bir mazi saklıydı. Duvar köşesinde Alp ve Alparslan abimle boyumuzu ölçtüğümüz o kurşun kalem çizgilerini gördüğümde gözlerimin dolmasına engel olamadım.

Anılar hala buradaydı.
Hep beraber işe giriştik ve akşama doğru evi biraz olsun toparladık.

Kendi odamın kapısını açtığımda yüzümde istemsiz bir tebessüm belirdi.

Odada tek bir pembe detay bile yoktu; duvarlar ve mobilyalar hala o eski mavi ve siyah tonlarındaydı.

Daha yedi yaşındayken bile süslü kız çocuk odalarından nefret etmiş, abilerimin odasının aynısını isteyene kadar evde resmen küçük çaplı bir isyan çıkarmıştım. Tarzım hiç değişmemişti.

Yatağın üzerine oturduğumda kemiklerimin sızladığını hissettim.

Yarın büyük gündü. Ben yeni okulumda ilk günüme başlayacaktım, annemler de evi tamamen yenilemek için alışverişe çıkacaklardı.

On yıl sonra ilk kez kendi yatağımda gözlerimi uykuya kapattım.

Sabah alarmın o iğrenç sesiyle gözlerimi açtım. Yataktan kalkıp doğrudan müdürün odasından teslim aldığımız o poşete doğru ilerledim.

İçinden çıkan kıyafetleri gördüğüm an derin bir nefes alıp gözlerimi devirdim.

Üstünde beyaz bir gömlek, üzerine giyilecek ceket ve altındaki o hiç bana göre olmayan okul eteği... Hayatım boyunca eşofmanlarla gezmiş biri olarak bu eteğin içinde kendimi acayip rahatsız hissediyordum.

Yine de giyindim, kıvırcık saçlarımı düzeltip okulun yolunu tuttum.
......

Okul koridorları yeni dönemin heyecanıyla uğuldayarak akıp giderken ben sınıfımı bulmaya çalışıyordum.

Sonunda kapıyı tıkladım ve içeri girdim ama geç kalmıştım; hoca çoktan gelmişti.

Benim içeri girmemle sınıftaki bütün uğultu bıçak gibi kesildi.
Hoca tahtadaki yazıyı yazmayı bırakıp bana döndü. Yüzünde babacan bir tebessüm belirdi.

"Aramıza yeni bir arkadaşınız katılıyor çocuklar," dedi hoca, beni sınıfa tanıtarak. "Yeni arkadaşınız; Almila Kılıç."

Hocanın ağzından çıkan o "Almila Kılıç" ismi sınıfın duvarlarında yankılandığı an, arka sıralardan ani bir hareketlilik oldu.

O ana kadar dersi hiç umursamadan kendi aralarında hararetli bir şekilde konuşan Miro ve mavi gözlü çocuk, duydukları isimle birlikte adeta elektrik çarpmış gibi aynı anda kafalarını kaldırıp doğrudan bana baktılar.
Diğer sarışın çocukta bu sınıftaydı.

Miro’nun kömür karası gözleri şokla büyüdü. Bakışları bendeki o kıvırcık saçlara, kilitlendiğinde, yüzündeki o sert "Miro" maskesi paramparça oldu. Dün parkta birbirine giren o yabancılar değildik sanki.

Artık bakışları bana tanıdık gelmeye başlamıştı..

.........

Umarım ilk bölümü beğenirsiniz..💝

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18