3. bölüm · ERYNDOR

3.

Elif Balaman

O gün hava erken karardı. Babam fırında oyalanmış, annem bez dokumakla uğraşıyor, kardeşlerim çoktan uykuya dalmıştı. Benim tek sığınağım yine odam oldu.

Odam küçücük: bir yatak, köşede eski bir sandık, duvarda eğri duran bir kandil. Ama her zaman bana ait hissettiren tek yer orasıydı.

Kandili söndürmeden önce pencereden dışarı baktım. Kasabanın üstüne ağır bir sessizlik çökmüştü. Sokak lambaları bile yanmıyordu; rüzgâr uğultusu dışında hiçbir şey yoktu. Ama o uğultunun içinde garip bir tını vardı. Kulak kesildim. Sanki… fısıltılar.

Başımı çevirdiğimde önce bir şey göremedim. Sonra fark ettim: sandığımın kapağı yarı aralıktı. Oysa onu her zaman kapalı tutardım.

Yavaşça yaklaştım. İçinde eski elbiselerim, birkaç çocukluk oyuncağım olmalıydı. Ama en üstte duran şey, onları hiç andırmıyordu.

Koyu renkli, kapağı yıpranmış, kenarları çamurla lekelenmiş bir kitap.

Ellerim buz kesildi. Çünkü onu tanıdım. Pazarda görmüştüm.

Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Elimi uzatmaya korktum ama kitabın varlığı odayı dolduruyordu. Kandilin ışığı sanki kapağının üstünde hapsolmuştu.

“Bu nasıl olur?” diye fısıldadım kendi kendime.

Kitap sessizdi ama ben duyuyordum: içimden yükselen, bana ait olmayan bir ses.

“Sana geldim.”

Bir adım geri çekildim, sonra bir diğeri. Ama ne kadar uzaklaşsam da kitap hâlâ gözlerimin önündeydi. Sanki odanın tek gerçek şeyi oydu, diğer her şey bulanıklaşıyordu.

Titreyen parmaklarımı kitaba doğru uzattım. Dokunduğum an, sıcaklığını hissettim. Ve o anda kandil söndü.

Odamı karanlık sardı. Yalnızca kitabın kapağındaki solmuş işaret, sanki içten yanıyormuş gibi parlıyordu.