6. bölüm · ENKAZIN DÜŞLERİ
0.5
Gözlerimi kapattığım an çekildiğim rüyanın şokuyla uyandığımda, iki kardeşin şaşkın bakışları altında yataktan ayaklandım ve sessizce bekledim. İlk konuşan Reven olmuştu. Şaşkınlıkla dudaklarını araladı, yeniden kapattı ve en sonunda konuşmaya karar verdi:
"Bu ne demek oluyor?"
"Ben buraya neden geldiğim veya nasıl olduğu hakkında bir bilgim yok."
Ağaca çarpıp düştüğüm yerde elimden düşen yüzüğü sütyenime gizlemiştim; bu, onların yüzüğü görme ihtimalini kaldırdı. Ruhsuz bir şekilde adımlayıp karşımda duran Ilgın'ın sağ avucunu kaldırıp yanağıma yaslamasıyla bütün vücudumda anında stres oluştu. Bana zarar verme ihtimaline karşı tedirgin olurken, gözlerim ve vücudum ufak bir sızıyla tepki vermeye başladı.
Telaşımı anlayan Ilgın, gözlerini anlayışlı bir ifade ile gülümsedi. "Sana zarar vermeyeceğim, sadece bir şeyi merak ediyorum. Lütfen izin ver ve sakin ol."
Her an tetikte olan halim yatışmazken, Ilgın elini acı içerisinde geri çekti. Üzerime şiddetli adımlarla gelen Reven'i Ilgın engelledi ve yeniden bana döndü. "Tamam, sorun yok. Sadece sakin ol. Buraya yabancı olduğun için tedirginsin ama biz sana zarar vermek değil, yardım etmeye çalışıyoruz."
Yeniden usulca gülümsediğinde, genç kadının içtenliğine güvenmeyi seçtim. Sakinleşirken vücudumdaki sızı ve gözlerimde oluşmaya başlayan ateş yatıştı. Tam anlamıyla sakinleştiğimde her şey geçmişti. Ilgın yeniden elini yüzüme yasladı. Soğuk bir akış hissettiğimde Ilgın'ın gözleri kapalıydı. Bir süre bekledi ve yüzündeki karmaşık bir ifade ile beni inceledi. Ardından kardeşine döndü.
Reven bu duruma kuşkulanırken konuştu. "Neler oluyor?"
Ilgın'ın yanıtı, beni doğruladı: "Ben o ilk geldiğinden beri onun enerjisini ya da onunla ilgili hiçbir şeyi göremiyordum. Aslında dokunmaya ihtiyacım yok ama gücümün bastırılmış olmasından kaynaklı olduğunu düşünmüştüm."
"Hiçbir şey yok mu yani?" diye sordu Reven.
"Tamamen boş değil. Bir ev var, sarışın bir kız ve bir anne-baba görünüyor. Sonrasında hemen kayboluyor ve bir de hastaların iyileştirildiği şu revirlerden var ama çokça gelişmiş hali."
Sessizce ondan duyacaklarımı beklerken Reven sabırsızlandı: "Başka anlatsana artık, Ilgın."
"Yok işte. Kızın bilinçaltı çok güçlü bir büyü ile korunuyor. Onunla ilgili hiçbir şeyi göremem bundan kaynaklı."
Reven sordu: "Aradıkları kişi o olabilir mi?"
"Bilmiyorum ama ihtimal var. Onu istiyorlarsa çok önemli olmalı."
Sessizce onları dinledim. Hiçbir sorunum yokmuş gibi onlara açıklamalar yapıyordum. Hiç bilmediğim bir evrendeydim. Peşimde, beni neden istediklerini bilmediğim bir krallık vardı. Bu yetmezmiş gibi, şimdi de Elisa ile gördüğüm rüyanın gerçek olma ihtimali beni düşündürüyordu.
Reven, aklına gelen ihtimal ile konuştu:
"Bir dakika, sen 'o şerefsiz beni sürgüne mi gönderdi' demiştin. Kraldan bahsetmiyorsan kimdi o?"
"Nereden bilebilirim? Uzun pelerinli biriydi. Yüzünü hiç görmedim ki."
"Adını ya da ona dair bir ipucu bilmiyor musun?"
"Size güvenmiyorum. Bunu neden söyleyeyim?"
"Biz de sana güvenmediğimizden soruyoruz zaten. O yüzden cevap ver!"
"Beni krallığa teslim edemezsiniz."
Reven alaycı bir ifadeyle gülümsedi. "Seni tabii ki istesem teslim edebilirim ama benim işime yarayacağa benziyorsun."
"Bu nasıl ukala tavırlar?"
"Tek derdimiz benim tavırlarım olmamalı."
Ilgın araya girdi: "Sesinizi keser misiniz ikiniz de! Reven, eğer ondan birileri haberi varsa onu vermek isteyeceklerdir." Sonrasında reven bana döndü: "Elisa, bu evden hariç başka kimsenin kapısını çaldın mı?"
"Evet," dedim. "Hem de bir çok kez."
Sinir ile ellerini yüzüne kapatan Reven, içeride ileri geri adımlar atarken çok stresliydi. "Direkt beni bulsaydın hiç böyle zahmetlere girmezdik!"
"Kusura bakma," dedim kinayeyle. "İlk defa geldiğim bir evrende hiç bilmediğim bir adamın evini elimi koymuş gibi bulamadığım için gerçekten çok haklısın."
"Bana bir imada mı bulunuyorsun?"
"Ne kadar da zekisiniz öyle!"
"Arkadaşlar lütfen olayı biraz ciddiye alın, Reven kız ile uğraşmayı bırak ve ne yapmamız gerekiyor onu düşün."
Reven, Ilgın'a döndü. "Ilgın erkek arkadaşının bundan haberi var mı?"
"Ee aslında evet, onu da çağırmamı ister misin?"
Reven hızla Ilgın'ın kolunu tuttu. "Hemen çağır. Araftaşı Sığınaklarına gitmemiz gerekiyorsa, onun bilgisi bize lazım."
Ilgın hızla yan evine doğru yürüdü. Reven bana döndü: "Erkek arkadaşım dediği kişi, Gölgekapı'nın eski ve derin yollarını bizden daha iyi bilir."
Dışarıdaki kasvetli alaca karanlıkta, oyma tuğlalı, eski evler arasında tek tük hareket vardı. Ama şimdi, o boş sokaklarda bir hareketlenme fark ettim. "Geliyorlar!" diye fısıldadım.
Reven ve Ilgın hızla yanıma geldi. Reven, pencere aralığından dışarı baktı ve yüzü bembeyaz oldu. "Gölge kapı halkı geliyor. Kesinlikle ağzını açma ve görünme kimseye."
Sadece onu onayladım ve geriye çekilip yatağa oturdum. Ilgın ve Reven kapıdan çıkmadan içeriye giren adam ile dikkatimi ona verdim. Ilgın'ın yanında sahiplenici bir şekilde duruyordu; gözleri ise merak ile beni izliyordu. Cüsseli yapısı, kısa siyah saçları ve renkli gözleri ile tehlikeli bir çekiciliği vardı. Gözlerinin rengi, Gölgekapı'nın alacakaranlık ışığında bile parlayan, keskin bir kehribar sarısı ve hareleri yeşil karışımıydı.
Reven konuşmaya girdi. "Ne yapabiliriz? Kızı buradan hemen çıkarmamız gerek, Koray."
Koray iki adım önümde durdu. Sol elini göğsüne bastırdı; hafif eğildiğinde verdiği selam ile hızla oturduğum yerden ayaklandım. Cyrus da aynı bu şekilde selam vermişti. Biliyor.
Kim olduğumu biliyor.
Doğrulduğunda sert duruşu ile konuştu: "Gölgekapı'ya hoş geldiniz, Prenses Nox."
"Sen kimsin? Nasıl biliyorsun?" diye sordum şok içinde.
"Ben de bir Koruyucuyum, efendim. Cyrus'un da emrinde çalışırım."
Şok içinde kaldığımda, diğerinin benden farkı olmadığını anladım. Ilgın, gözlerinde bütün taşları yerine oturtmuş bir görüntü vardı. "Ölüm'ün Kayıp Kızı..." Reven ise fısıltı ile beni baştan sona inceledi, kaşlarını çattı. Ardından kuşkulu sesi ile: "Prenses..."
Dışarıdaki kargaşa daha da arttığında, sesleri yakın olduklarından dolayı yükselmişti. Reven hızla koluma girdi, mutfağa götürüldüğümde Ilgın yanımda kaldı. Gelen kalabalığa Koray ve Reven karşıladı. Reven'in otoriter sesi duyuldu: "Bu ne hâl! Siz kimin kapısına dayanıyorsunuz!"
Karmaşadaki herhangi biri bağırdı: "Reven! Krallık bir kişiyi arıyor ve o kişi dün buraya gelen olduğunu düşünüyoruz."
"Evet benim kapımı çaldı."
"Benim de!" diye bağırdı bir başkası.
"Biraz sessizlik!"
Ben mutfağın karanlık köşesine sinerken, Ilgın elini omzuma koydu. Sesini sadece benim duyabileceğim kadar alçalttı. "Korkma. Koray, Cyrus'un emrinde olabilir, ama biz Gölgekapı'nın özgürlüğü için savaşan sürgünleriz. O, sana yardım etmek zorunda. Yemini, babamın yeminine bağlıdır.Onlar da kabul edecekler seni."
Dışarıdaki sesler yatışmıyor, aksine tehdit dolu mırıltılara dönüşüyordu. Halk, Krallık'ın vaat ettiği ödüle açtı.
"Onu göster bize, biz de karar verelim!"
Reven'in sesi gürledi: "Burada sizin istekleriniz değil, benim hükmüm geçerli. Bunu unutmuş olmazsınız, hatırlatma gerekirse bunu yaparım!"
Kalabalık ani bir sessizlik ile duruldu. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından bir erkek sesi duyuldu: "Onu görmek istiyoruz."
"Peki, görün. Aranızdan herhangi birinden bir tehlike sezerse gereken yapılır, aksi halde iyi şeyler olmaz."
Reven göründü. Sakin olmam için gözlerini kırptı. Anlayışla hareket etti ve beni kalabalığa çıkarmak üzereyken fısıldadı: "Sakin ol. Biz seni nasıl hissedemediysek onlar da bilemez. Sadece bir yabancısın ve hafızanı Krallık sildi, hepsi bu. Gücünü yansıtmazsan bu durumu atlatabiliriz."
"Tamam."
Kalabalığa attığım adımda, şok ve hayranlık aynı anda belirdi. Her birinin beni gören bakışı karşısında kalabalık iki adım geriye çekildiğinde, merkez bir konumda durdum. Yanımdaki Reven ve arkamda duran Ilgın ve Koray ile kalabalığa karşı durduk.
Kalabalık sessizleşmişti. Bazı bakışlarda oluşan derin sevinç ve hayranlık kafamı karıştırdı. Gelen ses ile bakışlarım Reven'i buldu: "O sadece Krallık tarafından hafızası silinmiş biri. Başına ne geldiğini bilmiyor ama görüyorsunuz ki o bizden."
Bazılarından onaylayan sesler yükselse de, hala şüpheci olan taraf vardı. Bu da aralarında bulunan kaostan beslenen kesim olmalıydı.
"İstemiyoruz onu burada! Krallığa verelim! Aradıkları bu kız değilse bile yapmaları gerekeni onlar yapsın!"
"Lanet olsun, istemiyoruz!"
"Gönderelim gitsin!"
Kalabalık ikiye bölünmüş durumdaydı: bir yandan beni savunanlar, diğer yandan ise beni göndermek isteyenler. Kalabalık üzerime yürümeye başladı. Adımlarım geriye giderken, birinin gücünü üzerimde hissettim. Anlık bir şekilde görme duyumu kaybettiğimde, karşılaştığım bir karanlıktı. Girdiğim panik ile nefeslerim arttı, kalbim göğüs kafesimi delerken parmaklarım karıncalandı.Ellerimi nereye koyacağımı bilemezken Kontrol edemediğim güç sardığında üzerimdeki kör edici güç kalktı.
Bedenim alev alıyor, gözlerimdeki oluşan değişimi hissediyordum. Parmak uçlarımdan hızla geçen güç, damarlarımı çatlattı.
Sadece yapıyorum ve bunu kontrol edemiyorum.
İki elimi iki yanıma kaldırdım. Avuç içlerim gökyüzüne bakarken, gri duman ayaklarımdan başlayarak bütün bedenime usulca ulaştı. Karşımdaki kırmızı renk ile etrafını saran dumanı gördüğüm adamın büyüsünü hemen tanıdım. Beni kör etmeye çalışan buydu.
Sağ elimi öne uzattım ve işaret parmağım ile adamı işaret ederek usulca yukarıya kaldırdım elimi. Yaptığım hareket ile adam boğulmaya başlarken havalandı. Kalabalık, şaşkınlık nidaları ile korkuyla geriye çekildiğinde, gelen konuşmalar, sesler umurumda değildi.
Ölmesini istiyordum!
Alev alan bedenim nefeslerimi artırırken, bedenimden geçen ürperti geçti. Adamın bedenini saran gri dumanlar boğazına sarıldı. Elleri boynuna sarılı adamın yüzünde çatlaklar oluşurken gözleri kaydı.
"Şunu yapmayı kes hemen!"
Duyduğum ses ile dikkatimi gelen adama çevirdiğimde, kalabalığı yararak yanıma ulaşan adam Cyrus'tu!
Cyrus'un emriyle, havadaki adamı bırakan güç dalgası beni de sarsmıştı. Adam, cansız bir beden gibi Reven'in evinin önündeki çamurlu toprağa yığıldı. Etrafımdaki gri dumanlar hızla çekilirken, bedenimden yükselen o yakıcı sıcaklık da dindi. Parmaklarımdaki karıncalanma yavaşlamış, ama ellerim kontrolsüzce titremeye devam ediyordu.
Bunu yapan bendim.
Gözlerim, nefretle ona kilitlendi. Reven, şok içinde etrafına bakıyordu. Koray'ın yüzünde ise bir Koruyucu'nun sadakatiyle, Cyrus'a karşı duyduğu saygının karmaşık bir ifadesi vardı.
"Sen," diye tısladım. Sesim, çıkan dumanlardan dolayı boğuktu. "Bunu neden yaptın,neredeydin?"
"Senin için kapatıldığım zindanda kaçtım böyle karşılama beklemiyordum elisa..."
LANET HERİFFF!!!
