2. bölüm / 5
EKSİK PARÇA2.BÖLÜM: ÇATLAYAN SESSİZLİK
Bölümler 5Şu an: 2.BÖLÜM: ÇATLAYAN SESSİZLİK
“Kıskançlık, hislerin ilk fark edilen izidir; o an kalp, susmayı bırakır.”
Ne düşündüğünü bilmiyordum ama bakışları sanki daha yumuşaktı artık. Birkaç dakika sonra eve geldik. Binanın girişinde durduk. “Ve ben kaçar,” dedim hafif bir tebessümle.
Can, “Yarın sabah alırız seni, hadi dinlen,” dedi kocaman bir gülümsemeyle.
“Gerek yok zaten şoför bırakıyor,” dediğimde aslında içimden bir ses on numara olur valla diyordu.
“Vay be demek hemen bizi sattın. Artık istemiyorsun. Peki Lara,” dedi yalandan bir hüzünle.
“Tamam, tamam gelin,” dedim zaten istediğim de buydu.
Oğuz, “Sakın bir daha hasta olma. Kalbimiz dayanmaz,” dedi son kez gülümserken.
Aras bir şey demedi, ama gözlerime baktı. O da yeterliydi. Şimdilik…
“Görüşürüz,” dedim hepsine, özellikle Aras’a bakmadan edemeden. İçeri girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı yasladım.
“Of... Neydi o şimdi?” dedim kendi kendime. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Anneme selam verip hızlıca odama gittim. Üstümü değiştirmeden önce aynada kendime baktım. Saçım dağılmış, gözüm parlıyordu. Hafifçe gülümsedim. “Tamam Lara… Abartma. Sadece yürüdünüz.”
Hızla üzerimi değiştirdim. Üzerimdeki enerjiyle uyumlu olacak bir şarkı açtım.
"Yalın-Sevgili Kalp Sancım"
Yorganıma sarıldım. Kalbimde minik bir kıpırtı vardı. Henüz adı yoktu ama kesinlikle hissediliyordu.
"Memleket sevda olunca
Göz başka gözde durmayınca
Kavurur beni hasretin en derin gecelerde
Adın dillerde duyulmayınca"
Ve diyordu ki şarkıda;
"Ah benim sevgili kalp sancım
Sen su, sen nefessin muhtacım
Ah benim sevgili baş tacım
Bir gün, bir ömür muhtacım"
O sırada telefonum çaldı. Görüntülü arama: Can. "Bütün romantizmimi bozduğun için teşekkür ederim Can."
Ayıcıklı pijamalarımla ve atkuyruğu yaptığım saçımla açtım telefonu. Can ve Oğuz aynı ekrandaydı. Aras arama da yoktu, sanırım onu aramamışlardı.
“Kraliçe nasıl hissediyor kendini?” dedi Can.
“Fena değil, duygularımla baş etmeye çalışıyorum,” dedim gülerek.
“Bak hâlâ sıcaklığı var ya bu hastalığın,” dedi Oğuz.
“Pardon da oğlum Aras neydi öyle?” dedi Can kıkırdayarak. Birden konu değiştirmesine şaşırmıştım.
“Ne olmuş?”
“Taş mıydı hâlâ falan... Kıskandı resmen seni. Şoktayız. Biz bu Aras'ı tanımıyoruz kızım,” dedi Can.
Gülümsedim. “Kıskanmadı canım, sadece merak etti. Saçma sapan konuşmayın onun yanında da.”
“Yok, yok, kıskandı o. Dur şu kıskanç buzdolabını da ekliyim de konuşalım.”
Üç kere çaldıktan sonra açtı Aras telefonu ama bu sefer kamerası da açıktı. Saçlarını dağıtmış yatağında oturuyordu.
"Hoşgeldin aslan kardeşim," diye bağırdı Oğuz.
Aras yüzünü buruşturdu. "Hoş buldum da kulağımı siktim Oğuz."
“Lara” dedi Can, ekrana dikkatli dikkatli bakarken. “Senin pijaman ayıcıklı mı?”
“Evet” dedim. Baştan aşağı gösterdim kendimi. Oğuz ve Can kahkaha atarken Aras’ın da minicik sırıttığını gördüm.
"Çok yakışmış kanka, bir tane de bana alalım mı lütfen," dedi Oğuz gerçekten kıskanmış gibi.
"Alırız canım."
“Yarın ne yapıyoruz, bu arada hoca sunum sırası belirlemiş. Çarşamba bizim sıra.” Dedi Can.
“Ciddi misin? Yarından sonra yani.”
“Evet, bak atıyorum,” dedi Oğuz ve hemen grubun ekran görüntüsünü paylaştı.
Sunum sırası:
Mert – İrem - Aslı - Onur
Lara – Aras – Can – Oğuz
Zeynep – Bahar – Yaman -Toprak
Elif - Ali - Efe - Merve
Sümeyye - Hasan -.Enes - Muhammet
Bahar - Eylül - Ayşe - Sena
Ekrana birkaç saniye sessizlik çöktü.
“Nasıl yetişecek?”
“Valla ne zamanı falan yok. Yarın Aras’a gidip bitiriyoruz projeyi. Gerekirse sabahlarız. Bizi geçemezler. Sen rahat ol Lara,” dedi Can.
“Yok be,” dedim dalgınca. “Rahatım.”
Can “Tamam” dedi “Yarın konuşuruz acilen yatmam lazım sabah uyanamazsam sıkıntı büyük.”
İyi geceler dedik ve telefonu kapattık. En son kapatan bendim. Acaba yine Aras bir şey der mi dedim ama demedi.
Oğuz kapatır kapatmaz gruba yazdı: "İyi geceler buzdolabı, rüyanda fişini prize bağlamayı unutma."
“Rüyanda yanlışlıkla kapağın açık kalır ısınırsın falan aman dikkat." yazdı Can.
Resmen dalga geçiyorlardı. Sadece güldüm ama bir şey yazmadım.
Aras: "İyi geceler. Susun ve uyuyun."
Can: “Bu mu yani?”
“Bu bile fazlaydı aslında,” yazdım gülerek.
Telefonu kapattım. Yatağıma uzandım. Mesajlara tekrar tekrar baktım. Özellikle sonuncusuna.
"İyi geceler. Düşün ve uyuyun."
“Tamam dinlencem” dedim kendi kendime, sanki bana diyormuşçasına.
Sabah alarmın tiz sesiyle gözlerimi açtım. Yatakta oturdum. Aklıma dün geceki konuşmalar gelmişti. Ve sonra yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı. “Tamam dinlencem,” demiştim ya… Dinlenmiş sayılırdım. En azından ruhum dinlenmişti. Az sonra beni almaya geleceklerdi. İçimde garip bir heyecan vardı. Saçma sapan, anlamsız bir heyecan. Son günlerde sevildiğimi hissediyordum ve bu da beni içten içe çok ürkütüyordu. Herşeyi boşvermeye karar verdim. Sadece anı yaşamak istiyordum.
Hızlıca yatağımdan kalktım. Saçlarımı topladım, biraz da şekil verdim. Üzerime güzel ama salaş bir şeyler giydim. Çok uğraşmadım ama çok da umursamaz değildim.
Kahvaltıya indiğimde annem hemen yanıma gelip alnıma dokundu.
“İyileştin mi tamamen?”
“Evet, anne, sadece biraz yorgunluk kaldı.”
“Biraz daha evde kalıp dinlenebilirdin.”
“Yok yok… Dersleri kaçırmak istemiyorum.” dedim ama içimden “dersler değil bazı bakışlar” geçiyordu. Üzgünüm anne. Şuan okula gitmemin üç sebebi var ve üçü de beni çok mutlu ediyor.
“Peki, kahvaltı et en azından.”
“Sandviç istiyorum 4 tane. Arkadaşlarım almaya gelecek beni. Yolda onlarla birlikte yerim.”
“Kimmiş bu arkadaşlar?” dedi imalı bakışlar atarak.
“Anne arkadaşlarım işte gelecekler şimdi hadi.”
Annem sandviçlerimizi hazırlanmasını söylemeye gitmişti. Bende o sırada gelen mesajlara baktım. Can gruba yazmıştı. “Lara Aras hepimizi aldı 10 dakikaya sendeyiz.”
Mutfağa gidip hazırlanan sandviçleri aldım ve çantama attım. Annem kapıya kadar eşlik etmişti. O an aklıma geldi. “Anne babam nerede?”
Annem gülümsemesini hiç bozmadan “Yurt dışına çıktı yine bir süre yok,” dedi.
“İyi. Sen bugün beni bekleme. Muhtemelen ya çok geç gelirim ya da arkadaşımda kalırım. Hiç merak etme ararım ben seni. Sende teyzemleri çağır. Tek kalma.”
“Tamam bebeğim. Dikkat et."
Gelen korna sesiyle annemi öpüp dışarı çıktım. Oğuz arabadan inip “GÜNAYDINNN!” dedi ve üstüme atlarcasına sarıldı. Aynı sekilde ona karşılık verdim. “Günaydıııın!”
Can arabanın camını açıp “Bağırmasan şaşardım zaten. ”dedi.
Oğuz elini belime koyup beni ön koltuğa oturttu.
“Günaydın” dedim Aras’a da.
“Günaydın” dedi.
Can elini omuzuma attı. “Ayyy kraliçemiz gelmiş. Buzdolabının kapağını kıpırdatan güç tekrar aramızda.”
Güldüm ama acilen konuyu değiştirmem gerekiyordu yoksa ister istemez kırmızı olacaktım. “Bu arada size sandviç getirdim.” Bence mantıklı bir konu değiştirme olmuştu.
Çantamdan çıkardığım sandviçleri Oğuz ve Can’a verdim. Aras’a da uzatırken “Açmamı ister misin?” dedim. Kafa salladığında paketi yarısına kadar sıyırıp Aras’ın eline verdim. Bir ısırık aldıktan sonra bana döndü. “Hâlâ ayaktasın?” dedi.
“Gördüğün gibi” dedim gülümseyerek.
Oğuz yana eğilip kulağıma fısıldadı: “Bak şu buzun altındaki ateşe… Yavaş yavaş çıkıyor.”
Can hemen devam etti: “Biraz daha bakarsa arabaya klima ihtiyacı olacak.”
Gülmemek için kendimi zor tuttum. “İyice şımardınız,” dedim kısık sesle.
Aras bir bana baktı sonra aynadan arkada oturan Can ve Oğuz’a bakıp “Ne fısıldıyorsunuz?” dedi.
“Hiç bir şey yok önüne bak sen.” Dedi Can.
Ders başlamadan önce öğretmen sınıfa girip duyuru yaptı:
“Sunum sıralarını attım gruba bugün Mertlerin grubu var. Lara yarın sıra sizde hazırlıklı olun. Sırayla gideceğiz çocuklar. Her şeyi dosyalı istiyorum. Görsel sunum da şart unutmayın.”
Hoca çıktıktan sonra Can bana döndü. “Bugün Aras’a gidiyoruz. Saat kaçta alalım seni?”
“Ben hazırım. Eve uğramam gerekmez.”
Can “O zaman hadi bana katılın ve okuldan kaçalım.” dediğinde Oğuzun gözleri parlamıştı.
Aras hiç konuşmadan çantasını toplayıp ayağa kalktı. “Hadi o zaman.”
Üçü de bana bakıyordu. Ayağa kalktım ve çantamı aldığım gibi kapıya yöneldim.
Okuldan çıkıp arabaya doğru ilerlemeye başladık. Can, ben ve Oğuz önden gidiyorduk. Aras çok az arkada kalmıştı.
“Şimdi ciddi soruyorum,” dedi Can. “Aras’ın evinde yemek var mıdır sizce?”
“Vardır bence, ama asla bizim yiyebileceğimiz cinsten değildir,” dedi Oğuz. "Mesela badem unu, şekersiz granola, zeytinyağlı ıspanak falan.”
“Yok ya, Aras gizli gizli sucuklu yumurta yiyen bir tipe benziyor,” dedim gülerek.
Aras yanımıza geldiğinde sanki hiçbir şey duymamış gibi yürümeye devam etti. “Arabaya binin,” dedi sadece.
Arabaya binip yola çıktık. Biraz sessizlik oldu ama Can tabii ki bunu kısa sürede bozdu.
“Lara Aras’ın evde bir oyun konsolu var o kadar iyi ki. Bu kadar ciddiyetin yanında biraz eğlenceye de ihtiyacımız var. Kesinlikle oynamalıyız. Ben aşırı iyi oynuyorum o yüzden benimle takım olmak istersen seve seve kabul ederim.”
Aras aynadan Can’a baktı. “Sen bilgisayarda oynayacaksın.”
“Ya niyee?”
“Çünkü sen oyunda da ciddiyetsizsin. Her seferinde sululuk yapıp yenilince ağlanıyorsun. Kız senin o halini görmesin”
Oğuz kahkahayı patlattı. “Oyy Can’a gömdü! Aras 1 - Can tabikide her zaman ki gibi kocaman bir 0.”
Ben camdan dışarı bakarken içimden 'Acaba nasıl bir ev?' diye geçiriyordum. Sessiz, sade, düzenli bir şey hayal ediyordum. Aras gibiyse… Fazla dağınık olamazdı.
Yaklaşık on dakika sonra güvenlikli bir siteye girdik. Büyük, beyaz, modern bir villa önünde durduk.
“İnin,” dedi Aras kapı kilitlerini açarak. O kadar mükemmel gözüküyordu ki. Valla bizim evden daha güzeldi.
Evin içine girdiğimizde içerisi tam da tahmin ettiğim gibiydi. Gri ve beyaz tonlarda dekore edilmiş, minimalist, tertemiz ve fazla sessizdi.
“Ben mutfağa geçiyorum su alacam. Bir şey isterseniz söyleyin. Çekinmeyin,” dedi Aras. Bunu biraz da bana söyledi. Çünkü ilk defa gelen bendim. Çekinecek olan da bendim. Zaten Can ve Oğuz çoktan kurulmuşlardı yerlerine. Ben etrafı inceliyordum. Duvarda asılı bir gitar gördüm. “Bu senin mi?”
“Evet,” dedi Aras uzaktan.
“Çalıyor musun gerçekten?”
“Arada sırada.”
“Yalancısın, kesin gizli gizli grup kurdun burada rock yapıyorsunuz.” Dedi Oğuz.
Oğuz bana döndü. “Bu arada sakın yanlışlıkla falan şu odaya girme. Gizli laboratuvarı orada.” Dedi. Anlam veremedim.
“Ya da kalbini sakladığı derin dondurucu.” Dedi Can.
Aras araya girdi. “Kalbimi bulursanız haber verin, ben de merak ediyorum nerede kaybettiğimi.”
“Senin kalbin Lara’da kaldı gibi ama farkında değilsin hâlâ,” dedi Oğuz kıkırdayarak.
Ben o an o kadar gerildim ki. Size nasıl hissettiğimi anlatamam. Nefesimi tuttum ve sadece Arasa baktım. Arkası dönüktü su dolduruyordu. Bir an hareketsiz kaldı ve sonra devam etti şu doldurmaya. Bende rahatsız olmaması için “Boş boş konuşma da önüne bak.” Dedim.
Aras dönüp birkaç saniye bana baktı. Sonra dizüstü bilgisayarını açtı. “Hadi başlayalım,” dedi. Salonun büyük camlı masasının etrafına oturduk. Sunum başlığı, içerikler, kaynaklar… Ciddiyet moduna geçtik.
Can arada espriler yapıyor, Oğuz sürekli örnek görsel bulmaya çalışıyor, ben not alıyordum. Aras her şeyi planlıyor, eksik bırakmıyordu. İlk kez bu kadar uzun süre bir arada vakit geçiriyorduk. Ve ilk kez Aras bu kadar çok konuşuyordu.
Oğuz aldığım notları eline aldı. “Kızım bune böyle. Arapça mı yazdın. Ben okuyamıyorum.”
Kağıtları elinden çekip yazıma baktım. “Gayet iyi Oğuz yalan söyleme.”
“Ya neresi iyi hiçbirşey anlaşılmıyor ki.”
“Beğenmiyorsan kendin yaz aptal” dedim kağıtları fırlatırken.
Aras fırlattığım kağıtlardan birini aldı. “Gayet güzel yazmışsın. Sikleme şunu,” dedi ve kağıtları önüme geri verdi. Oğuza dönüp dil çıkardım ve kağıtları aldım. Bu arada ARAS BENİM YAZIMI BEĞENDİ. Bunun heyecanını sonra yaşamak için kenara koyup işime odaklandım.
Saat akşam yediye yaklaşırken sunumun %90’ı tamamlanmıştı.
Aras ayağa kalktı. “Bir şeyler yiyeceğiz. Sipariş veriyorum.”
Can, “Ya senin 'biz' olduğumuz halini alıp çerçeveleteceğim. Normal Aras nereye gitti?” dedi.
“Yoruldum,” dedi Aras. Bu kadar net, bu kadar dürüst.
Can “Yorgun Aras bile bizim gözbebeğimizdir.”dedi. Ben hafifçe gülümsedim. İçim ısınmıştı.
Yemekler gelmeden önce herkes salona dağıldı. Ben koltuğun köşesine oturdum, çaktırmadan Aras’ı izledim. Mutfakta su bardağına buz koyuyordu. Kendisi de hâlâ buz gibiydi ama… belki de yavaş yavaş çözülüyordu.
Aras bana döndüğünde onu izlediğimi anlamaması için aptal triplere girmiştim. “Pizza yersin dimi?” dedi.
“Pizza en sevdiğim yemek.”
Yemek siparişi geldikten sonra mutfaktaki uzun masaya oturduk. Pizza, patates kızartması, birkaç salata… Tahmin etmezdim ama Aras baya çeşitli şeyler söylemişti.
“Ne oldu Aras? Bugün pizza falan. Baya halkla kaynaşıyorsun,” dedi Oğuz, bir dilim alırken.
“Çünkü yarınki sunumda sürünmek istemiyorum,” dedi.
“Bak bu mantıklı,” dedim gülerek.
“Aras motive oldukça, karnımız doyuyor,” dedi Can. “Bu yüzden onu sinirli bırakmayalım bence.”
Yemek yerken aramızda hafif konular döndü. Oğuz geçen gün sınıftaki komik bir olayı anlattı. Can yine sürekli şaka yapıyordu. Ben de kendimi artık daha rahat hissediyordum. Aras bile sessizce gülümsedi birkaç kere. Ama fazla değil. Hep ölçülüydü. Hep kontrollü.
Yemekten sonra herkes yayıldı. Ben koltuğun bir köşesine geçtim, Can uzandı, Oğuz yerdeki halıya yayıldı. Aras cam kenarındaki berjere oturup dizüstü bilgisayarını açtı.
“Şimdi Lara, sen giriş kısmını toparlamışsın. Ben ortayı ayarladım. Can kaynaklara bakacak. Oğuz da görselleri toparlayacak. Sonra finalde birleştiririz.” Bana bakmadan söylemişti ama cümleler netti. Başımı salladım. “Tamam. Ben birazdan sunum cümlelerini yazmaya başlarım.”
Yarım saat kadar çalıştık. Sonra Can sıkıldı. “Aras bir müzik açsana.”
“Sunum yapıyoruz Can.”
“Yavaş fon. Odaklanmak için. Lo-fi falan.”
Aras itiraz etmedi. Bilgisayardan düşük sesle bir Lo-fi çalma listesi açtı. Ses odanın içinde usul usul dolaşmaya başladı.
Oğuz telefonu kurcalarken bir anda sırıttı.
“Bir dedikodu duydum. Ayşe, sınıftaki Mert’e yürüyormuş.”
Can “Ciddi misin?” dedi.
“Evet ama çaktırmıyor. Arkadaşına açılmış. O da tüm okula yaymış.”
Ben başımı iki elimle tuttum. “Aman Allah’ım. Bu okula geleli daha kaç gün oldu, herkes her şeyden haberdar.”
Can bana döndü. “Bak sen de dikkat et, Yaman gibi tipler seni listeye yazmasın.”
“Listede bile yerim yoktu be Can,” dedim gülerek.
O sırada göz ucumla Aras’a baktım. Klavyede bir şeyler yapıyordu ama ifadesi… donuktu.
Can ve Oğuz kendi aralarında goygoy yaparken ben biraz daha çalıştım. Sonra başımı kaldırıp saate baktım.
“Geç olmuş. Artık kalksam iyi olur.”
“Gitme kızım. Annen bir şey demeyecekse lütfen gitme” dedi Can.
“Aynen bak bizde burdayız. Hep beraber olalım.” dedi Oğuz.
Zaten benim canım da kalmak istiyordu ama Aras bir şey demeden kalamazdım. Oğuz ve Can’a baktım. “Gitsem iyi olur çocuklar.”
“Kal.” Dedi bir anda tok ve gür bir ses. Net ve kendinden emindi. Elbette, bu sesin sahibi Arastı..
“Ya kal işte Lara ölür müsün?” dedi Oğuz.
“Yani peki tamam.”
“Harika o zaman sunum da bittiğine göre playstation zamanı”
Oğuz koşarak televizyonun önüne oturdu. Aras yun kollarının ikisini Oğuz ve Can’a verdi. Diğer ikisini de alıp bana doğru yöneldi. Uzattığı kolu elime aldım. “Ben oynamayı bilmiyorum ki.” Dedim.
“Gel sen.” Dedi Aras.
Gidip yere Arasla Can’ın arasına çömeldim. Oyunu açtılar. Aras bana tuşları tanıttı. Ne ile ileri gidicem, nasıl şut çekicem falan. Anladığımı sandım ama oyun başladığında hiçbirşey anlamadığımı farkettim. Gol yediğimizde Arastan hiçbir ses çıkmazken Can ve Oğuz kendi kendine kuduruyorlardı. Yenilmiştik ve Arasta benim yüzümden yenilmişti. Pas at demişti ama yapamamıştım. Aras’a dönüp gerçekten üzgün bir sesle “Özür dilerim ama sana bilmiyorum demiştim.” Dedim.
“Kızım bir saattir anlatıyo çocuk nesini anlamadın. Yenildiniz işte ağlamayın.” Dedi Can.
Aras bana bakıp “Saçmalama problem değil. Öğreniceksin.” Dedi. Kendi kolunu yanına bıraktı. Bana doğru biraz yan dönüp bağdaş kurdu. “Gel” dedi önünü göstererek. Elim ayağıma dolaşırken heyecandan ne yaptığımı bilemedim. Önüne oturdum. İster istemez sırtım göğsüne yaslandı. Ellerini iki yanımdan geçirip ellerimin üstünden oyun kolunu tuttu. O kadar yakındık ki. Heyecandan ellerim titriyordu. Ciddi ciddi titriyordu ve benim yapabileceğim hiçbirşey yoktu. Kokusu burnuma buram buram geliyordu. Hem traş kolanyası hem de sert ama rahatsız etmeyen bir parfüm kokuyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Gerilecek bir şey yok. Korktuğun kadar zor bişey değil. Sakin ol.” Dedi Aras.
Sandığın kadar kolay değil tatlım. Bu kadar dip dibe olmak kalbimi nasıl hızlandırıyor haberin yok tabi. Neden olduğunu sorma. Bende bilmiyorum. Sana aşık olmuş olamam. Daha bir ay olmadı tanışalı. Bu kadar hızlı kendimi kaptırmış olamam. Belki de sadece uzun zamandır kimseyle konuşmadığım, temas kurmadığım içindir bu heyecan. Sonuçta Yaman yanıma geldiğinde de biraz heyecanlanmıştım. Bence yani olabilir.
“Bak” dedi sakin sesiyle.
“Önce buna basıcaz.”
“Burdan bana pas veriyorsun. Burdan da şut çekiyorsun.” Dediklerini yaptığım da “Aferin sana.” Dedi.
Gülümseyerek heyecanla yüzüme ona döndüm. “Başardım.” Dedim.
“Başardın!” dedi gülümseyerek. O kadar yakındık ki. Gözleri gözlerime çok güzel bakıyordu. Buz gibi değildi, sıcacıktı, sadece dudakları değil, gözleri de gülümsüyordu.
Can dikkati kendine çekmek için boğazını temizledi. “Artık hazırsanız kapışsak mı.?”
Arasdan çok fazla uzaklaşmadan oyuna başladık. Artık cidden öğrenmiştim. Aras’ın öğrettiği herşeyi yaptım. Ve kazandık. Ekranda skor tablosu çıktığında heyecanla Aras’a dönüp boynuna sarıldım. Refleksle elini belime sardığında ne yaptığımı fark eder etmez geri çekildiğimde utanarak Can ve Oğuza baktım. Pis pis gülümsüyorlardı. “Ben özür dilerim. Bir an heyecanlanınca. Şey yaptım… Yani…”
“Sorun yok kızım rahat ol” dedi Oğuz. Aptal aptal gülümsemeye devam ediyordu. Aras’a dönüp baktım. Yüzünde çok hafif bir gülümseme vardı. Çok fazla gerildiğimi anlayınca gözlerini uzunca kırptı. Çakma bir gülümseme kondurdum suratıma. Oyun oynamaya devam ettik uzun bir süre. Saat gece 1’e gelirken Oğuz “Benim uykum geldi abi. Sen bizi bir yatır.” Dedi. Aras yanımızdan kalkıp Oğuza “Yukarı gelin. Kıyafetlerinizi veriyim.”
Oğuz kalkıp televizyonu kapattı. Ben Can’a yaslandığım için önce ben kalktım. Oğuz ve Can yukarı çıkarken bende bahçeye doğru ilerledim. Kapıyı açtım dışarıya çıktım. Hava çok güzeldi ama biraz soğuktu. Gördüğüm bahçe salıncağına oturdum. Ayaklarımı kendime çektim. Yıldızları izlemeye başladım. Yaklaşık 5 dakika sonra yanıma biri geldiğini gördüm. “Üşütüceksin.” Dedi Aras.
Yıldızları gösterdim parmağımla “Ama baksana çok güzeller.”dedim. Biraz kenara kaydım. “Gelsene”dedim.
Bir süre bana bakıp içeri gitti. ??? Şaka mısın ya sen. Bütün akşam dibimde dur, bana oyun oynamayı öğret, umut ver, sonra ben sana bir adım atınca benden kaç. Çok güzel ya. “Aptal”
“Aptal mı?” Elinde battaniyeyle bana doğru gelen Aras’a baktım. “Kim o aptal.”dedi. Elindeki battaniyeyi açarken. Üstüme örttü. “Sonra hasta oluyorsun.”
“Kimse” dedim. Ne diyecektim. Sen benim için battaniye getirdin ama ben senin hakkında iki saniyede senaryo kurdum.
“Peki”
“Yattılar mı?”
“Ben odanın kapısını çekip çıkarken horlamaya başlamışlardı.”
Küçük bir kahkaha attım. “Hem proje hem oyun yordu onları.”
“Evet”
“Ailen yoktu evde,”
“Yurtdışındalar şu an. Yakında dönerler.”
“Ev çok sessiz”
“Sessizlik iyidir.”
“Bazen… insanın içini kemirir.”
“Ama bazen çok iyi geliyor.”
“Korkmuyor musun?”
“Neyden?”
“Yalnız kalmaktan” Cevap vermedi. Sessiz kaldı. Bir süre o sessizlikle yıldızları izledik beraber. O sessizliği bozan yine ben oldum. İyice mayışmıştım. Gözlerim kapalı rüzgarın sesini dinliyordum.
“Aras.”
“Efendim.” Efendin miyim gerçekten esprisi yapmalı mıyım diye düşünmedim değil.
“Teşekkür ederim. Her şey için.”
“Rica ederim. Biraz daha burda durursak üşüyceksin. Kalk yatıralım seni de.”
“Ben burada uyumak istiyorum. Lütfen. Sen git.”
“Olmaz Lara. Kalk hadi.”
Yattığım yere iyice sindim. Zaten sonrasını hatırlamıyorum.
Sabah gözlerimi açtığımda yatak odasındaydım. Gözlerimi ovuşturup oturur pozisyona geldim. Lara! Sen dün akşam burada uyumadın ki. En son bahçede kıvrılmıştım. Aras yanımdan gitmişti. Sonra… geri geldi… BENİ BELİMDEN VE BACAKLARIMDAN TUTUP KUCAĞINA ALDI… BURAYA YATIRDI. Şaka mısın çocuk.
Gözlerimi pörtletmiş heyecandan dört nala koşan kalbimin üstüne elimi koydum. O sırada “İyi misin?” dedi bir ses. Aras yerde yatıyordu.
“İyiyim ama neden yerdesin.
“Çünkü yatağımda sen varsın.”
“Ya ben çok özür dilerim. Sana çok yük oldum.”
“Önemli değil Lara. Boğazların falan acımıyor değil mi?”
“Hayır gayet iyiyim.”
“O zaman kalk hadi kahvaltı edip çıkmamız lazım. Sunuma çok uğraştık, geç kalmayalım.”
Kafa sallayıp yataktan çıktım. Benim yattığım yatağı ve Aras’ın yer yatağını topladıktan sonra Aras kapıya yöneldi. Kolundan tutup bana bakmasını sağladım. “Teşekkür ederim. Herşey için.”
“Rica ederim. Herşey için.” Gülümsedim. Kapıyı açtı ve beraber odadak çıktık. Kapının önündeyken diğer odadan Oğuz çıktı. Bir anda bağırmaya başladı. “HASSİKTİRİN LAN! NOLUYOR?”
“Ne bağırıyorsun manyak gerizekalı” dedi Aras.
“Siz aynı odada ne yapıyordunuz?”
“Boş boş konuşma Oğuz. Merti de uyandır aşağı inin.”
Aras merdivenlerde aşağı inerken Oğuz yanıma bitti. “Anlat” dedi. “Hemen”
“Ya salak mısın? Bir şey yok. Ben yatakta uyudum o yerde.”
“Aklım çıktı yeminle.”
Kahkaha atıp aşağı indim. Aras’ın kahvaltı hazırlamasına yardım ettim. O peynir dilimlerken “Sen her sabah böyle özenle kahvaltı hazırlıyor musun?” dedim.
“Hayır. Ben kahvaltı yapmam. Siz varsınız diye.”
Gülümsedim. “Aras” dedim. “Günlerce benimle olan konuşmam bir kelime öteye geçmedi ama dünden beri…”
“Konuşma da yardım et Lara. Geç kalıcaz” dediğinde bana uzattığı tabağı alıp masaya koydum. Çocuklar gelip direkt sofraya oturup yemeğe başladılar. Arasla bizde oturup sohbet ettik. Ben 4 tane patates yedim ve tıkandım. Normalde yemek yemeyi çok severim ama kahvaltılardan cidden nefret ediyordum. Edemiyordum.
Oğuz sofradan kalktı. “Hadi gidelim.” Dedi. Bende sonradan kalkarken “4 patates neyine yetti.” Dedi Aras.
Can bana göz kırpıp “Sen kızın lokmalarını mı saydın.” Dediğinde Aras’a baktım.
“Doydum ben.” Dedim. “Zaten kahvaltı edemiyorum.”
Aras hiçbirşey demeden sofradakileri mutfağa taşıyıp üstünü değiştirdi. Sonra arabaya atlayıp okula gittik. Sunumumuz ilk dersti. Sınıfa girip sıraya oturduğumda elime son kez kağıtları aldım tekrar için. O kadar heyecanlıydım ki ellerim titriyordu. Oğuz ve Can kendi aralarında son kez tekrar yaparken derin nefesler alıp vermeye çalıştım.
Hiç beklemediğim bir anda Aras elini elimin üstüne koydu. “Gerilecek bir şey yok. Heyecandan bayılacaksın şimdi.” Evet bayılıcam çek elini. Aras bütün sınırlarını asmaya başlamıştı. Bana karşı olan bütün öfkesi ve soğukluğu geçip gitmişti sanki. “Tamam” diyebildim sadece. Elini elimden çekti… Çekmeseydin iyiydi. Neyse olsun zaten kalbim 120 ile atıyordu.
Ve ders başladı. Hoca bizi tahtaya aldı. Kusursuz bir sunum yaptık. Çok çok çok mutluydum.
Sunumdan indikten sonra dört kişilik ekibimiz sıraya doğru ilerledi. Oğuz coşkuluydu. “BİZ NE YAPTIK YA!” diye bağırdı fısıltıyla. “Gözlerim yaşlı. Nobel Barış Ödülü gelse şaşırmam.”
Can elini havaya kaldırdı, “Hak ettiysek alırız kardeşim,” deyip beşlik çaktı. Hepimiz gülüyorduk, ellerimizde kalan heyecanı kutlamaya çevirmiştik. Sıramıza geçtiğimiz sırada Yaman birkaç adımda yanımıza geldi.
“Lara, gerçekten tebrik ederim. Çok iyi sundun. Ses tonun, özgüvenin… bayağı profesyonel duruyordu.”
Bir an durdum. Gözüm Can’a, sonra Oğuz’a, en son da Aras’a gitti. Can kıkırdamamak için dudağını ısırıyordu. Oğuz alttan dürttü. Aras ise kıpırdamadan dik dik Yaman’a bakıyordu. Dudakları bir çizgi haline gelmişti.
“Teşekkür ederim,” dedim kısa ve net. Gözlerim hâlâ Aras’a takılmıştı.
Yaman konuşmaya devam etti. “Daha önce tanışmamıştık bu kadar. Ama bence sınıfta iyi bir ekipsin. Vaktin olursa—”
“Olmaz,” dedi Aras. Sesi net, kararlı ve şaşırtıcıydı. Hepimiz birden ona döndük.
Yaman kaşlarını kaldırdı. “Ben Lara’ya sordum.”
“Lara sunum yorgunuydu. Bugün bizimle hem daha kutlama var.” dedi Can anında.
“Evet,” dedi Oğuz da hemen, “ekip olarak finali kutluyoruz. Kural bu.”
“Ne kutlaması?” dedim alçak sesle, Can hemen kulağıma fısıldadı. “Şş sessiz ol, ne olursa olsun seni onunla yalnız bırakmıycaz.”
Yaman hafifçe güldü. “Tamam, bir gün bile vakti olursa söylesin yeter.”
“Olmaz!” dedi Oğuz, sanki refleksle. Yaman başını hafifçe iki yana salladı, gülümsedi ama o gülümseme biraz sahteydi. Geri döndü ve sırasına geçti.
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Can hafifçe bana döndü. “Bu kadar mı popülersin? Yani hâlâ anlamıyorum. Ne yedin de bu kadar ilgi çekiyorsun kızım?”
Gülümsemeye çalıştım ama içimde başka bir şey vardı. Gözüm hâlâ Aras’taydı. Hiçbir şey söylemeden sıradaki kitabını açmıştı ama çenesinin kenarında bir gerginlik vardı.
Bir anda gelen anlamsız cesaretle ona fısıltıyla eğildim. “Kıskandın mı?”
Sertçe bana döndü. Gözleri gözlerime değdi. “Hayır. Sadece sevmediğim insanlar var.”
Başka hiç bir şey demedi. Bende sustum, çünkü bu onun duvarıydı. Konuşmadan kıskanabilen, bağırmadan koruyabilen, gülmeden içini gösterebilen biri. Ve ben o duvarın arkasına her geçen gün daha da yaklaştığımı hissediyordum.
"Her hikaye bir boş sandalyeye birinin oturmasıyla başlar demiştik... İşte o sandalye yavaş yavaş doluyor, farkında mısınız?
Yine bölüm başına bir fotoğraf bıraktım. Amacım biraz da olsa hayal edebilmeniz. Karakterlerinin yüzlerini paylaşmıyorum çünkü kendiniz hayal edin istiyorum.
Buraya kadar gelip, karakterlerimin hislerine ortak olduğunuz, satır arası yorumlarınızla hikayeme hayat verdiğiniz için her birinize kalpten teşekkür ederim. Sizin desteğiniz, o güzel enerjiniz benim en büyük ilham kaynağım. Her bir beğeni ve yorumunuz, bu yapbozun eksik parçalarını tamamlamama yardım ediyor.
Peki sizce Aras gerçekten göründüğü kadar taş kalpli mi, yoksa arkasında sakladığı o gece de keşfedilmeyi bekleyen sırlar mı var? Yorumlarda teorilerinizi heyecanla bekliyorum!
Bir sonraki bölümde, yeni heyecanlarda buluşmak üzere. Kendinize çok iyi bakın, kocaman sevgiler! 🤍"
Bölüm etkileşimi
