10. bölüm · EFTALYA💐
🧚♂️🦒
Harikulade ve Zürafa
Bir varmış bir yokmuş. Kendini dünyanın en zeki, en kusursuz canlısı sanan bir zürafa varmış. Bu zürafanın en sevdiği şey, kendisinden hemen sonra, naneli sakızmış. Günün her saati “Naneli sakızım, naneli sakızım…” diye dolaşır, onsuz yapamazmış.
Bir gün tüm naneli sakızları bitmiş. Öyle üzülmüş ki oturup hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Tam o sırada bir dükkânda en sevdiği naneli sakızların satıldığını görmüş. Fakat cebinde beş kuruş bile yokmuş.
Aynı anda, standın önünde harikulade bir kız da karpuzlu sakız arıyormuş. Ne yazık ki aradığı karpuzlu sakızı bir türlü bulamıyormuş. Bu fakir ama gurursuz zürafa ise fırsatı görünce dayanamayıp kız standın önündeyken bir paket naneli sakızı çalmaya kalkışmış.
Tam yakalanacakken paniğe kapılmış ve çaldığı sakızı harikulade kızın çantasına atmış. Sonra da hiç utanmadan, “Asıl hırsız o! Zaten fakir ama gururlu, bir de naneli sakıza âşık!” diye suçlamaya başlamış.
Oysa gerçek bambaşkaymış. O kız naneli sakızın değil, karpuzlu sakızın peşindeymiş. Zürafa ise baştan sona yalan söylüyormuş. Ama kimse gerçeği öğrenememiş. Herkes harikulade kızı, naneli sakız çalan fakir ama gururlu kız sanmış.
Bütün bunların sebebi ise kendini mükemmel sanan, egosu boyundan da uzun olan, kendini beğenmiş zürafaymış. Gerçi hakkını yememek gerekirmiş; naneli sakızın peşinde koşmadığı zamanlarda aslında iyi biri sayılırmış. Ama iş naneli sakıza gelince gözü hiçbir şeyi görmez, yaptığı hataları bile haklı sanırmış.
Bu hikâyeden çıkarılacak ders şudur: Zürafalara karşı dikkatli olmakta fayda var. Ve unutmayın, karpuzlu sakız candır. Ama karpuzlu ve naneli sakız birlikteyse en lezzetlisidir.
