ECLYSS SESSİZLİKTEN SONRA

Vaveyla Yazarı: Mi~mihriban Bekiroğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: ECLYSS SESSİZLİKTEN SONRA
  1. 1 ECLYSS SESSİZLİKTEN SONRA2.945 kelime · Okuduğun bölüm

YAZAR NOTU:

🖤 “Eclyss, benim içimden çıkan bir dünya.
Bu sadece bir hikâye değil,
aynı zamanda benim hislerim, düşüncelerim ve hayallerim.
İçimde büyüttüğüm karakterleri sizinle paylaşmak istedim.” 🖤

Bu dünya sıradan bir dünya değil...

Her kelimesinde bir sır, her satırında bir iz saklı.

Eclyss - karanlıkla ışığın arasındaki o ince çizgide doğan, güçlerin susturulduğu, ama asla yok edilemediği bir yer...

Bazı uyanışlar sessiz olur...
Bazılarıysa dünyayı sarsar.

Bir okul koridorunda başlar her şey.
Bir kanadın titreyişiyle.
Bir fısıltıyla.
“Uyanma vakti geldi.”

Hazırsan…
Sayfayı çevir.
Çünkü bu hikâye bir sırla başlıyor.
Ve sonu… seni bile değiştirebilir.

1.
"Her şey, sessizliğin en derin olduğu o gece başladı. Ne çan çaldı... Ne bir rüzgâr esti... Ne de biri konuştu.
Sadece... bir kapı açıldı."
Işık, rüyasında ilk kez kanatlarını gördü. Bembeyazdı. Kırılacak kadar narin, ama gerçekti.
Uyandığında kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Camda bir yansıma.
İla oradaydı. Gözleri ay ışığında hafifçe parlıyordu.
"Seni de çağırıyorlar, değil mi?"
diye fısıldadı.
Işık cevap vermedi.
Gözleri her şeyi anlatıyordu. Bahçede oturan Işık'ın yanına, hiç tanımadığı biri geldi.
İla.
Sakin ama meraklı.
Gözleri insanın içini okuyordu
sanki.
"Hey, sen yeni gelen değil misin?"
"Evet."
"Gezmek ister misin?"
"Hayır, sınıfa gideceğim."
Ama o gün... bir şey başlamıştı. İla ondan vazgeçmedi. Birkaç gün sonra: "Benden kaçıyor musun?" "Neden böyle düşünüyorsun?" "Çünkü... gücünü saklamaya çalışıyorsun. Herkesten. Ama benden değil."
Işık'ın gözleri büyüdü.
Kimdi bu kız?
Nasıl biliyordu?
Ve neden... bu kadar sakindi?
İla sessizce defterini çıkardı.
Sayfada, Işık'ın kanatları vardı. Çizilmişti.
"Ben de farklıyım," dedi.
"Ve sırlarını yalnız saklamak... zordur."

2.
Işık, deftere bir süre baktı.
Her çizgi… onu tanıyordu sanki.
Kanatlarının şeklini, kıvrımını, hatta en ufak tüy izlerini bile.

"Sen... beni mi izliyorsun?"
İla gülümsedi. "Hayır. Sadece... bazen aynı rüyayı görürüz."

Rüyalar.
Işık’ın başı döndü bir an.
O da görmüştü.
Aynı gökyüzünü.
Aynı karanlıkta, o kapının önünde duranları.

"Sen de gördün mü... kapıyı?"
"Ve içinden çıkan ışığı," dedi İla.
"Altı gölge... biri sendin."

Altı kişi.
Ama kimdi diğerleri?
Ve neden hepsi yalnız hissediyordu?

Işık ayağa kalktı.
İçinde garip bir güç kıpırdıyordu.
Korku değil...
Kabul edilmiş olmanın sessiz sıcaklığı.

"Ben...
sadece normal biri olmak istemiştim."
"Değilsin," dedi İla.
"Ve artık bunu saklayamazsın."

Uzakta bir çan sesi çaldı.
İlk kez.
Sanki bir çağrıydı bu.
Sadece onlara duyulan bir ses.

Işık, İla’ya baktı.
"Başlıyorsa... birlikte gidelim."
İla başını salladı.
"Zaten birlikteydik. Sadece bekliyorduk."

Ve o an...
Gökyüzünde bir yıldız kaydı.
Ama bu, bir dilek değildi.
Bu, bir işaretti.
3.
Koridorlar, sabahın ilk ışığında sessizdi.
Öğrenciler birer gölge gibi sıraların arasında süzülüyor, kimse kimseye bakmıyordu.
Herkes konuşuyor gibi… ama hiçbir ses yoktu.

Işık, sırasına geçti.
Omuzlarını kasarak oturdu; sanki kanatları hâlâ oradaymış gibi.
Ama yoktu.
Şimdilik.

İla, birkaç sıra arkasında oturuyordu.
Başını eğmişti, ama gözleri hep dikkatliydi.
Her hareketi, her sesi dinliyordu.

Öğretmen içeri girdi.
"Bugün duyu algıları ve enerji frekansları üzerine konuşacağız," dedi.
Işık’ın boğazı kurudu.
Bu… çok yakındı. Çok tanıdıktı.
İçinde bir kıpırtı oldu.

Tam o anda...
Sınıfın camı hafifçe titredi.
Bir kuş sürüsü panikle havalandı.
Ama kimse fark etmedi.
Sadece İla başını kaldırdı.

“Kendini tut,”
diye fısıldadı.

Işık başını eğdi.
Ellerini sıktı.
Parmaklarının arasından hafif bir ışık sızıyordu.
Sadece birkaç saniye.

Tenefüste, okulun arka bahçesinde buluştular.
Ağaçların arasında.

"Kontrol edemiyorum," dedi Işık.
"Kanatlarımı… hissediyorum. Ama saklayamıyorum."

İla, sessizce elini uzattı.
"Ben de. Her sabah aynada, her rüyada… kanatlarım beni izliyor."
Bir an durdu.
Sonra usulca ekledi:
"Ama burada, bizden korkarlar. Anlamazlar. Onlar hâlâ sessizliğe inanıyor."

Işık başını salladı.
"Ya sessizlik artık kırıldıysa?"
İla hafifçe gülümsedi.
"O zaman… biz uçmaya başlarız."
4.
Okul zili çaldığında, sınıf boşaldı.
Çocuklar konuşarak, koşarak, dünyadan habersiz şekilde uzaklaştılar.

Ama Işık yerinden kalkmadı.
Sırtında bir ağırlık vardı.
Göremediği ama hissettiği... o tanıdık titreme.
Kanatlar, gitmek istiyordu.

İla sessizce yaklaştı.
"Hadi," dedi.
"Bugün biraz yürüyelim. Okul dışında daha kolay nefes alırsın."

Beraberce arka kapıdan çıktılar.
Binaların arasında ilerlediler, sonra yollarını değiştirip ormana doğru yürüdüler.
Kimsenin bilmediği bir patika…
Sadece onların sezdiği bir yön vardı.

Ağaçlar sıklaşmaya başladıkça, rüzgâr farklı esmeye başladı.
Işık durdu.
Bir yaprak yere düştü ve...
Havada kaldı.

Zaman… bir anlığına durmuş gibiydi.
İla gözlerini kısmıştı.
"Burada bir şey var."

Birden gökyüzü karardı.
Bulutlar değil… bir şey üstlerinden geçmişti.
Göremedikleri ama hissedebildikleri bir varlık.

"Koş!" dedi İla.

İkisi birden koşmaya başladılar.
Yapraklar arkalarında savrulurken, yer hafifçe titredi.
Sonra bir ses…
Sanki rüzgârın içinden bir fısıltı:

“Siz uyanmışsınız…”

Bir taşın ardına saklandıklarında, nefes nefese kalmışlardı.
Işık gözlerini kapadı.
“Bu... bizim gibi mi?”
“Hayır,” dedi İla.
“Bu... bizden öncekilerden biri olabilir.”

O an…
Işık’ın sırtında bir ısı yükseldi.
Bir titreşim.
Tüyler…
Ve sonra…
Kanatları belirdi.
Tamamen.
Bembeyaz, saf ve parlayan.

"İla… kontrol edemiyorum!"
İla bir adım yaklaştı.
"Eğer görüyorsa... zaten biliyor. Artık saklanamayız."

Gökyüzü yine karardı.
Ama bu kez... Işık ayakta durdu.
Ve fısıldadı:

“Ben kaçmak istemiyorum artık.”
5.
Gökyüzü gri bir nefes gibi üzerlerine çökmüştü.
Rüzgâr durmuştu. Ağaçlar susmuştu.
Sadece Işık’ın parlayan kanatları kıpırdıyordu—sanki dünyanın kalanına meydan okurcasına.

İla bir adım geri çekildi.
"Bu seni seçti," dedi sessizce.
"Sen... artık bir çağrıya bağlısın."

Işık başını kaldırdı. Gökyüzünde, tam üstlerinde bir siluet belirdi.
İnsan değildi. Ama bir zamanlar öyle olmuş olabilir.

Yarı saydam, kocaman kanatları vardı.
Ama ışık yutmuyordu, yayıyordu.
Simsiyah gövdesi, duman gibi kıpır kıpırdı.
Bir göz… sonra bir tane daha…
İkisi de parladı.

“İkinizi de görüyorum,” dedi varlık.
Sesi, kulaklarından değil, kalplerinden gelmiş gibiydi.
“Ve siz... uyanıyorsunuz.”

Işık geri adım atmadı.
Kanatlarını açtı.
“Bizi neden izliyorsun?” diye sordu.
Sesi önce titredi, sonra güçlendi.

Varlık süzüldü, yere inmedi ama yaklaştı.
“Çünkü sizin gibiler, dengeleri bozar.”
“Çünkü sizin gibiler... yeniden yazabilir.”

İla Işık’ın elini tuttu.
“Gitmemiz gerek,” dedi fısıltıyla.
Ama Işık başını iki yana salladı.

“Hayır,” dedi.
“Artık bu korkunun içinde büyümek istemiyorum.”

Ve ilk adımı o attı.
Varlığa doğru.
Kanatları ışıkla parladı.
6.
Tam Işık adım atmıştı ki, havada bir kıpırtı oldu.
Rüzgâr yön değiştirdi.
Gökyüzü, karanlığın içinden birini fısıldadı.

Kira indi.

Kanatları koyu griydi, ama uçlarında geceye inat bir ışıltı vardı.
Yere inmeden, havada asılı kaldı.
Bakışları doğrudan Işık’taydı.
Ama hemen ardından... varlığa çevrildi.

"Uzak dur ondan!"
Sesi sertti ama içinde tanıdık bir şey vardı—bir yankı, bir koruma duygusu.

Bir enerji kıvılcımı parmaklarının ucunda belirdi.
Varlığa fırlattı.

Ama o an, varlık... sadece yok oldu.
Ne bağırdı, ne saldırdı.
Sadece buharlaşırcasına kayboldu.

Sessizlik.
Hava ağırlaştı.
Kira yere indi.
Gözleri Işık’ın kanatlarına takıldı.

“…Kanatların.”
Sesi bu sefer fısıltı gibiydi.

Işık gözlerini kaçırmadı.
“Kontrol edemiyorum.”
Ama bu sefer sesinde korku yoktu.
Bir kabul vardı.

Kira bir adım yaklaştı.
“Saklamana gerek yok artık. Seni arıyorlardı.”
“Ve şimdi... seni buldular.”

İla ikisinin arasına girdi.
“Bu ne anlama geliyor, Kira?”

Kira başını yavaşça salladı.
“Bu… bir uyanışın başlangıcı demek.
Ve bu sadece ilk adımdı.”
7.
Rüzgâr durmuştu.
Gökyüzü hâlâ karanlıktı ama tehdit azalmış gibiydi.
Sadece Işık’ın kanatları hâlâ parlıyordu.

Kira bir süre konuşmadı.
Sanki içindeki kelimeleri tartıyordu.

Sonra başını kaldırdı.
“Bunlar ilk değil,” dedi.
“Bu... daha önce de oldu. Başka bir yerde. Başka biriyle.”

İla kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”

Kira gözlerini uzaklara çevirdi, ağaçların ötesine.
"Benim olduğum yerde… biri daha vardı. Onun da kanatları vardı.
Ama o saklandı. Çok uzun süre.
Ve o yüzden... yakalandı."

Işık’ın gözleri büyüdü.
“Yakalandı mı?”

Kira başını yavaşça eğdi.
“Saklanmak bazen korumaz. Bazen seni unutturur.
Ama bazen… seni yalnız bırakır.”

Sessizlik oldu.

Sonra Kira bir adım attı.
“Ben seni yalnız bırakmak istemem.”

Işık başını çevirip ona baktı.
İkisinin arasında ilk kez bir sıcaklık doğdu.
Kısa ama gerçek bir bağ… sonra hemen dağıldı.

İla araya girdi.
“Peki şimdi ne yapacağız?”

Kira nefes aldı.
“Benim gittiğim bir yer var. Korunaklı. Oraya gidelim.
Ama acele etmeliyiz… çünkü bu gece yalnız değiliz.”

Ve o anda…
Ağaçların arasında bir kıpırtı oldu.
Ama bu... gökyüzünden değil, yerden geliyordu.
Ayak sesleri.
Hafif, dikkatli, ama tehditkâr.

Kira hemen önlerine geçti.
“Elinizi çabuk tutun,” dedi.
“Görenler var. Takip edenler.”
8.
Ayak sesleri yaklaştı.
Işık, İla ve Kira hemen durdular.
Kira’nın bakışları karardı, kanatlarını kısmen açtı.

Ağaçların arasından biri çıktı.
Sessiz.
Sert.
Gözleri gölgelerin içinden parlıyordu.

Yuu.

Üzerinde koyu renk kıyafetler vardı.
Ne bir silah taşıyordu ne de korku.
Ama… bir soğukluk vardı onda.
Varlığı, havayı kesiyordu.

Kira dişlerini sıktı.
"Sen…"

Yuu başını eğdi.
"Ne tesadüf. Siz de buradasınız."

Işık içgüdüsel olarak bir adım geri gitti.
Ama Yuu’nun bakışları onunla değildi—Kira’yla kilitlenmişti.

İla fısıldadı:
"Tanıyor musunuz onu?"

Kira cevap vermedi.
Ama eli yavaşça yumruk oldu.

Yuu gözlerini Işık’a kaydırdı.
Ve hafifçe kafasını yana eğdi.
“Sen… yeni uyanansın. Değil mi?”

Işık’ın kanatları hâlâ sırtındaydı.
Işık, sesi titremeden konuştu:
“Sen nesin?”

Yuu’nun dudaklarında bir şey belirdi.
Bir gülümseme.
Ama sıcak değildi.
Sanki cevabın acı verdiğini biliyordu.

"Ben mi?
Ben... uyanmayanlardanım.
Ama hâlâ buradayım.
Ve bu… bazılarını rahatsız ediyor."

Kira bir adım ileri attı.
“Ne istiyorsun, Yuu?”

Yuu döndü.
Sanki hiç kimseye doğrudan hitap etmiyormuş gibi:
“Ben sadece gözlemliyorum.
Henüz karar vermedim.
Ama… biri karar verirse,
geri dönüşü olmaz.”

Sonra döndü.
Hiçbir şey yapmadan, sadece gölgelerin arasına karıştı.
Ve kayboldu.

Işık’ın içi ürperdi.
Kira hemen arkasına geçti.
“Elini çabuk tutmalıyız,” dedi.

İla hâlâ boşluğa bakıyordu.
“Bu çocuk… bizimle aynı tarafta değil.
Ama düşman mı?
Henüz bilmiyoruz.”
8.
Ayak sesleri yaklaştı.
Işık, İla ve Kira hemen durdular.
Kira’nın bakışları karardı, kanatlarını kısmen açtı.

Ağaçların arasından biri çıktı.
Sessiz.
Sert.
Gözleri gölgelerin içinden parlıyordu.

Yuu.

Üzerinde koyu renk kıyafetler vardı.
Ne bir silah taşıyordu ne de korku.
Ama… bir soğukluk vardı onda.
Varlığı, havayı kesiyordu.

Kira dişlerini sıktı.
"Sen…"

Yuu başını eğdi.
"Ne tesadüf. Siz de buradasınız."

Işık içgüdüsel olarak bir adım geri gitti.
Ama Yuu’nun bakışları onunla değildi—Kira’yla kilitlenmişti.

İla fısıldadı:
"Tanıyor musunuz onu?"

Kira cevap vermedi.
Ama eli yavaşça yumruk oldu.

Yuu gözlerini Işık’a kaydırdı.
Ve hafifçe kafasını yana eğdi.
“Sen… yeni uyanansın. Değil mi?”

Işık’ın kanatları hâlâ sırtındaydı.
Işık, sesi titremeden konuştu:
“Sen nesin?”

Yuu’nun dudaklarında bir şey belirdi.
Bir gülümseme.
Ama sıcak değildi.
Sanki cevabın acı verdiğini biliyordu.

"Ben mi?
Ben... uyanmayanlardanım.
Ama hâlâ buradayım.
Ve bu… bazılarını rahatsız ediyor."

Kira bir adım ileri attı.
“Ne istiyorsun, Yuu?”

Yuu döndü.
Sanki hiç kimseye doğrudan hitap etmiyormuş gibi:
“Ben sadece gözlemliyorum.
Henüz karar vermedim.
Ama… biri karar verirse,
geri dönüşü olmaz.”

Sonra döndü.
Hiçbir şey yapmadan, sadece gölgelerin arasına karıştı.
Ve kayboldu.

Işık’ın içi ürperdi.
Kira hemen arkasına geçti.
“Elini çabuk tutmalıyız,” dedi.

İla hâlâ boşluğa bakıyordu.
“Bu çocuk… bizimle aynı tarafta değil.
Ama düşman mı?
Henüz bilmiyoruz.”
9.
Yuu’nun gidişiyle orman tekrar sessizliğe gömüldü.
Sadece yaprakların çıtırtısı kaldı geriye.
Işık, nefesini tuttuğunu fark etti.

Kira ona döndü.
"Bir süreliğine dağılmalıyız.
Onlar iz sürüyorsa, birlikte olmak bizi daha savunmasız yapar."

İla başını salladı.
“Haklısın. Ben batıya gideceğim. Eski bir yol var. Orada güvenli.”

Kira gözlerini Işık’a çevirdi.
“Seninle gelmemi ister misin?”

Işık kısa bir duraksamadan sonra başını salladı.
“Hayır...
Bu sefer… yalnız kalmak istiyorum.”

Kira, dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle geri çekildi.
“Peki. Ama fazla uzaklaşma.
Sana ulaşmam gerekirse, hissedeceğim.”

İla, Işık’ın elini tuttu.
"Unutma… biz bir ekibiz.
Yalnız kalmış gibi hissetsen bile, artık değilsin."

Sonra üçü farklı yönlere yürümeye başladılar.
Aynı gökyüzünün altında, ama başka adımların içinde.

Işık, ormanın kenarına geldiğinde başını göğe kaldırdı.
Kanatları hâlâ vardı ama artık yük
Artik anın yolundaydı.
Ama bu yol, başladığı yerde bitmeyecekti.
10.
Işık yürüdükçe ağaçların rengi değişiyordu.
Yeşilden mora… sonra siyaha.
Sanki orman onun duygularını yansıtıyordu.

Kuş cıvıltısı yoktu.
Sadece rüzgârın taşıdığı bir melodi vardı.
Fısıltılar gibi… belki eski bir şarkının yankısı.

Bir kayanın üzerine oturdu.
Ayaklarını karnına çekip, başını dizlerine yasladı.
Sessizlikle sarılıp, nefes aldı.

O an…
Bir anı beliriverdi zihninde.

Çocukken de böyle hissetmişti.
O gün, okul çıkışında herkes dağılırken…
O yine yalnız kalmıştı.
Ama o zaman sırtında kanatlar yoktu.
Sadece taşıyamadığı bir his vardı.

Şimdi ise…

Birden, yerin altından gelen bir titreşim hissetti.
Gözlerini açtı.
Ayağının dibindeki toprakta ince bir ışık çizgisi vardı.
Sanki dünya ona bir şey söylüyordu.
Sanki bu yalnızlık, bir sınavdı.
Ve içinden bir ses yankılandı:

“Yalnızlık, kayıp değil.
Yalnızlık… çağrıdır.”

Işık ayağa kalktı.
Kanatlarını açmadı.
Ama sırtındaki sıcaklığı hissetti.
Yavaşça adım attı.
Yönü belli değildi. Ama yolu kendi seçmişti artık.
11.
Toprak hâlâ sıcak titreşimlerle doluydu.
Işık adımlarını dikkatli atıyordu, ama içindeki huzursuzluk büyüyordu.
Orman… normalden daha sessizdi.

Bir kuş aniden daldan havalandı.
Işık ürperdi.
Arkasını döndü, kimse yoktu.
Ama kalbi hızla atmaya başlamıştı.

Birkaç adım daha atarken, ormanın içinden çatırdayan bir ses yükseldi.
Yukarı baktı…
Bir ağaç!
Kökleri sarsılmış, yavaşça eğiliyordu—doğrudan onun üzerine!

Gözleri büyüdü.
Kaçacak vakti yoktu.

Ama o an…
Sırtında bir yanma hissetti.
Bir ışıltı.
Refleksle kollarını kaldırdı—ama kolları değildi… kanatları!

Bembeyaz ve güçlü şekilde açıldılar.
Işık, kendi ağırlığıyla geriye savruldu, kanatları onu koruyan bir kalkan gibi sardı.

Ağaç yere çarptığında büyük bir toz bulutu yükseldi.
Ama o… zarar görmemişti.

Toz dağılınca, kanatlarını açtı.
Yavaşça ayağa kalktı.
Ellerine baktı, sonra gökyüzüne.
Ve fısıldadı:

“Ben… kendimi korudum.”

Bu ilk defa olmuştu.
İlk kez biri gelmeden, o kendisiyle baş etmişti.
Gözlerinde yaş vardı.
Ama bu kez korkudan değil…
Güçten.
12.
Işık, ağaçların altında yürümeye devam ediyordu.
Artık adımları daha netti.
Daha… özgür.

Ama fark etmediği bir şey vardı.
Onun her adımını... biri izliyordu.

Yukarıda, en yüksek daldan aşağıya bakan gözler vardı.
Siyahın içinden doğan bakışlar.
Keskin, dikkatli… ve bir o kadar sessiz.

Yuu.

Dalların arasında neredeyse görünmez gibiydi.
Hiçbir yaprak kıpırdamamıştı onun gelişinde.
Rüzgâr bile fark etmemişti onu.

Ama gözleri…
Işık’ın az önceki o koruyucu anına tanık olmuştu.
O ağaç düşerken, kızın kanatlarını açmasına…
Kendini kurtarışına…

Yuu, gözlerini kısmıştı.
Bir şeyler mırıldandı kendi kendine:

“Demek sen... o’sun.”

Bir dal kırıldı hafifçe.
Işık başını çevirdi ama kimseyi göremedi.
Sadece bir titreme geçti içinden.
Sanki gözle görülmeyen biri... ruhuna dokunmuştu.

Ama Yuu çoktan uzaklaşmıştı.
Gölgelerin içine, ağaçların ötesine...
Arkada sadece bir his bırakmıştı.
13.
Işık, ormanın sınırını geçtiğinde gökyüzü biraz daha açılmıştı.
Hava daha serindi… ama içindeki düşünceler hâlâ sıcaktı.
Adımlarını yavaşlattı, nefesini tuttu…
Ve sonunda eve ulaştı.

Burası eski taş bir binaydı.
Küçük bir balkon, solmuş perdeler…
Ama her şey yerli yerindeydi.
Dışarıdan bakıldığında sıradan bir evdi.

Kapıyı yavaşça açtı.
Sessizlik…
Boşluk…

Hiç kimse "Hoş geldin." demedi.
Ne bir ayak sesi, ne de bir mutfak tıkırtısı.

Ayakkabılarını çıkardı, duvara yaslandı.
Ve odasına yürüdü.

Yalnız yaşadığına alışmıştı.
Ailesi çok uzun zaman önce gitmişti.
Nasıl, neden, nereye… hatırlamak istemiyordu.
Sadece... yalnız kalmıştı.

Bazen bir ses duyduğunu sanıyordu.
Bir anı gibi…
Annesinin gülüşü, babasının adıyla seslenişi…

Ama bunların hepsi artık sadece rüzgârın oyunuydu.
Gerçek değildi.

Yatağının kenarına oturdu.
Kanatlarını topladı, dizlerine sarıldı.
Bugün… çok şey olmuştu.

Ve o hâlâ yalnızdı.

Ama… artık bu yalnızlık eskisi gibi değildi.
Bir ekipleri vardı.
İla, Kira…
Yavaşça gözlerini kapattı.
“Yarın… daha güçlü uyanacağım."

14.
Sabah güneşi pencereden süzülürken, Işık derin bir nefes aldı. Yeni bir gündü, yeni bir başlangıç. Kanatlarını hafifçe esnetti, aynada kendine baktı; kararlı ve umut doluydu.

Hazırlandı, okulun yolunu tuttu. Kapıdan çıkarken kalbinde hafif bir heyecan vardı. Yalnız değildi artık; İla ve Kira vardı yanında.

Okula adımını attığında, hemen İla’yı gördü. İla, onu gülümseyerek karşıladı.

“Günaydın, yalnız değilsin artık,” dedi İla, sesi sıcacık.

Işık’ın kalbi biraz daha hızlandı. Gerçekten, bir ekip olmuşlardı.

Beraber derse girdiler. Zil çaldığında, sınıftan dışarı çıktılar ve koridorda dolaşmaya başladılar.

Tam o sırada, Kira’yı gördüler.

İla durdu, gözleri büyüdü. “Sen... Burada ne işin var?”

Kira, soğuk bir sesle cevap verdi: “Ben de burada okuyorum.”

Ve hızla uzaklaştı.

Işık ve İla, şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.

Zil çaldı tekrar ve sınıfa döndüler.

Ders çıkışında, Kira yine oradaydı. Bu sefer, Işık ona seslendi.

“Bizi mi takip ediyorsun?”

Kira cevap vermedi, sadece uzaklaştı.

Kira sessizce uzaklaşırken, İla bir an arkasından bakakaldı. Yüzünde ne öfke, ne mutluluk… sadece anlam veremediği bir his vardı.

Işık, sessizliği bozdu. “Sence neden bizden bu kadar uzak duruyor?”

İla, hafifçe omuz silkti. “Belki de kendi yalnızlığına alışmıştır. Ya da… sadece bize güvenmiyordur.”

Işık, Kira’nın ardından giden bakışlara takıldı. Bir şey demedi, ama fark etti: İla, onu merak ediyordu.

Zil yeniden çaldı. İkisi birlikte derse döndü, gün sıradan geçti gibi görünüyordu… ta ki okul çıkışında gelen o beklenmedik haberle her şey değişene kadar.

Gökyüzü birden karardı. Okulun çevresindeki enerji farklıydı. Hava yoğunlaştı, bir şeylerin ters gittiği çok belliydi.

Ve o anda, Kira yanlarına geldi.

“Siz de hissettiniz değil mi?” dedi ciddiyetle. “Bu... sıradan bir gün değil.”

Işık ve İla, hiç düşünmeden onun peşine takıldılar. Üçü birlikte okuldan uzaklaştılar, ağaçların arasına doğru yürüdüler.

İlk defa aynı amaç için, omuz omuza…

Henüz kimse kimseye güvenmiyordu tam olarak. Ama aynı yöne yürüyen üç kişi vardı artık.
Ve bu, başlangıçtı.

15.
Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken, sessizlik üçü arasında tuhaf bir gerilim yaratıyordu. Ayak sesleri yaprakların üstünde hafifçe hışırdıyordu.

İla, Kira’nın yanına yaklaştı, cesaretini topladı. “Neden bizi çağırdın? Bu kadar ciddi görünmen normal değil.”

Kira, derin bir nefes aldı. “Burası… sadece okul değil. Bu orman ve çevresi, bilinmeyen güçlerin etkisi altında. Son zamanlarda garip olaylar oldu. Bizim gibiler için tehlike büyüyor.”

Işık, gözleri büyüyerek dinledi. “Bizim gibiler?”

Kira, kanatlarını hafifçe açtı. “Evet, biz kanatlılar. Güçlerimizi kontrol etmek zorundayız. Ama dışarıda bizden olmayanlar da var. Onlar… karanlıkta gizleniyor.”

İla, biraz korkmuş ama bir o kadar da meraklıydı. “Peki ya biz? Neden biz seçildik?”

Kira, gözlerini İla’dan ayırmadan cevap verdi: “Çünkü siz farklısınız. Birlikte daha güçlüsünüz. Bu yüzden sizi korumalıyım.”

Işık ve İla, birbirine baktı. Henüz aralarında tam bir bağ yoktu ama bu ortak tehlike onları yakınlaştırıyordu.

Birden, ormanın içinden ürkütücü bir ses duyuldu.

“Hazır olun,” dedi Kira, sesi kararlı.

Ve birlikte, bilinmeyene doğru yürüdüler...

16.
Kira aniden durdu. Gözleri ormanın karanlık noktalarına kaydı. Ağaçların arasında bir kıpırtı vardı. Yapraklar titriyor, hava garip şekilde ağırlaşıyordu.

Işık fısıldadı. “Biri var…”

İla Kira’ya yaklaştı. “Bu his… çok tanıdık ama… yabancı da.”

Bir anda, yoğun karanlığın içinden biri çıktı. Adımları sessiz ama sarsıcıydı. Üzerine düşen ay ışığı, yüzünü yarım yamalak aydınlatıyordu.

Kırmızı gözleri parladı.

Kira hemen öne atıldı, koruyucu bir tavırla. “Sen… sen kimsin?”

Figür sustu. Derin bir sessizlik oldu.

Sonra başını kaldırdı.
Gözleri doğrudan Işık’a kilitlendi.
Ve gülümsedi.

“Merhaba Işık.”

Işık’ın yüzü dondu. Kalbi sanki yerinden fırlayacak gibiydi.
“Beni… tanıyor musun?”

Figür bir adım attı, tamamen ortaya çıktı.

Ve o an, Kira fısıldadı:

“Rin…”

Işık ve İla aynı anda başlarını çevirdi.

Karanlık figür, Kira’nın tanıdığı biriydi.
Geçmişin gölgelerinden gelen biri.

Rin, gözleri hâlâ kırmızı parlıyordu. Ama bu bir düşmanın gözleri değildi. Ya da… henüz tam düşman değildi.

“Beni arıyordunuz, değil mi?” dedi.
Sesinde hem soğukluk, hem kırık bir tanıdıklık vardı.

Ay, sessizce bulutların arkasına saklandı.

Ve dünya karardı.

;))

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18