EBE SENSİN kitap kapağı

2. bölüm / 3

EBE SENSİN

BİRİNCİ BÖLÜM/TATLI BİR TATİL

Yazar: Zeynoyw Turkerx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: BİRİNCİ BÖLÜM/TATLI BİR TATİL

Tekrardan herkese helloooo
Yorum yapıp oylamanız benim için motivasyon sağlıyor.
Destek olmayı unutmayın ballarım 💐
Hepinizi öptüm iyi okumalarr 😘

***
''Bazen yanlış olan yol değil, vardığın yerdir.''

~~~

Ekim Yağmur Akkan'dan

Ece kırmızı yediyi attığında bile gözlerimi hâlâ oyuna verememiştim. Aklımın içinde dönüp duran düşünceler, bütün dikkatimi kendine çekiyordu. Yolculuğumuzun başladığı andan beri içimde büyüyen, adını koyamadığım garip bir huzursuzluk vardı.

Tam dokuz saattir yoldaydık.

Bolu'da etkili olan yoğun kar yağışı nedeniyle okullar üç hafta tatil edilmişti. Biz de bu beklenmedik fırsatı değerlendirmek, hem de yeni yerleri gezip oralarda tatil yapmak için Palandöken'deki bir otelde iki haftalık bir kış tatili planlamıştık.

Rezervasyonumuzu günler öncesinden yaptırmış, her şeyi en ince ayrıntısına kadar hazırlamıştık. Otel yönetimi de sağ olsun, bizim için manzaralı ve rahat bir oda ayarlamıştı.

Ve şu an Mert'in karavanıyla yoldaydık.

Günbatımına yaklaşmıştık.

Aslında her şey olması gerektiği gibiydi. Bembeyaz dağlar, kayak pistleri, şömine başında geçirilen sakin akşamlar ve uzun bir dinlenme süresi bizi bekliyordu. Bunları düşününce bile kendimi huzurlu hissediyordum. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir tatile adım atmıştık.

Ama içimdeki o anlamsız sıkıntı bir türlü dinmek bilmiyordu.

Sanki görünmeyen bir şey yaklaşmak üzereydi. Garip olan ise, bunu hisseden tek kişinin ben olduğumu düşünmemdi.

Ece sonunda sıkılmış olacak ki derin bir nefes verip, "Her ne düşünüyorsan, o şeyi düşünme, Ekim," dedi.

Sesindeki hafif sitem beni zihnimin derin köşelerinden çekip çıkardı. Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Dudaklarını hafifçe büzmüş, elindeki kartları göğsüne bastırmış, sabırsızca sıramı bekliyordu. "Beş dakikadır sıra sende," dedi. "UNO oynuyoruz, satranç değil."

İstemeden gülümsedim.

Tekli koltuğuma biraz daha gömülüp, "Haklısın," dedim. Elimdeki UNO kartlarını daha rahat görebilmek için parmaklarımın arasında yelpaze şekli verdim.

Kırmızı üç, sarı iki, yeşil sıfır, kırmızı sekiz... Kırmızı üçü seçip aramızdaki küçük, yuvarlak ahşap masanın üzerine bıraktım.

Kart masaya değer değmez Ece düz sarı saçlarını eliyle toplayıp arkaya attı. Soyadındaki "ALTINSAÇ", bence tam da Ece'nin saçlarını belli eden bir sözdü. Soyadı gibi saçları da parlak sarıydı. Güneş ışığında parlıyordu ve Ece'ye de en çok bu altın saçları yakışıyordu.

"Sonunda!" dedi yüzünde bir gülümseme belirirken. "Bir an oyunu tamamen unuttun sandım."

"Abartıyorsun."

"Abartmıyorum. Az önce sana seslendim, duymadın bile," dedi ve kendi kartlarına sırayla baktı.

Omuz silktim. Haklıydı. Son birkaç saattir kendi düşüncelerimin içinde kaybolup duruyordum.

Ece desteden bir kart çekti. Elindeki kartlara göz gezdirdikten sonra yeşil üçü ortaya bıraktı. Ben de yeşil sıfır attım. Ece sarı sıfırı attığında kendi kartlarıma sonra da Ece'nin kartlarına baktım.

Benim iki, onun üç kartı kalmıştı.

Sarı ikiyi attığım anda heyecanla bağırdım: "UNO!"

Sesimin yüksek çıkmasıyla koltukta uyuyan Berke irkilerek uyandı. Gözlerini ovuşturup bize baktıktan sonra yanımıza geldi. "Niye bağırıyorsunuz abi ya?"

Elimde kalan tek UNO kartını göstererek gülümsedim. "UNO oynuyoruz." Ece ise benim tam tersime, mutsuz bir ses tonunda, "Ekim beni yeniyor," dedi sıkıntıyla.

Ece küçüklüğümüzden beri hiç değişmemişti. Kaybetmeyi asla kabullenemezdi.

O sırada karavanda oyun havası çalmaya başladı. ''Yeahhh!'' diyen Göktuğ'un coşkulu sesi duyuldu aynı anda. ''Para bizde, şöhret bizde, Düşmanlarla yarışırız para çok para çok...''

Anlaşılan, Mert'in yanında oturan Göktuğ telefonunu arabaya bağlamıştı ve bangır bangır müzik açmıştı.

Her zamanki Göktuğ işte, diyen iç sesime hak verdim.

''Göktuğ!'' dedim yüksek bir sesle. ''Müziğin sesini kıs!'' Kulaklarım rahatsız olmuştu şimdiden. Ama Göktuğ beni duymazlıktan geldi ve şarkı söylemeye devam etti;

''Para bizde, şöhret bizde
Sizde ne var haydi söyle
Hayat bizde, herşey bizde
Sizde ne var haydi söyle!''

Emre kahve fincanını tutarak yanımıza geldiğinde ''Abi bu müzik ne Allah aşkına ya?'' diyerek sitem etti. Biryandan da kahvesini içiyordu.

Aslında bakılırsa Emre tam bir kahve bağımlısıydı. Her gün kahve içerdi. Sabah yemekten sonra, öğlen ve akşam... canı sıkıldığı zaman kahve içerdi, mutlu olunca da... kısacası benim için çay neyse, Emre için de kahve oydu.

Lavabonun kapısı birden hışımla açılınca düşüncelerime ara verdim. Melike, elleriyle yeni şekil verdiği saçlarını tutarak sinirle lavabodan çıktı. Göktuğ'un oturduğu koltuğa doğru ilerledi ve "Şu müziğin sesini kıs, Göktuğ!" diye bağırdı.

Mert ise Melike'nin bu çıkışına karşılık olarak bağlantıyı çıkardı.

Melike bunu fark edince bu sefer Mert'e döndü ve aynı yüksek sesle, "Sana demedim, aptal!" diyerek ona çıkıştı. Ardından her şeyin yeni farkına varıyormuş gibi yüz ifadesi değişti. "Affedersin Mert," dedi üzgün bir sesle. Yüzü hafiften kızarmıştı.

Mertse yüzünü ifadesiz tutmaya çalışıyordu ama ben Mert'in yüzündeki kısa süreli kırgınlığı, radyoyu açıp şarkı çalmaya başlayınca fark ettim. O ise hiçbir şey söylemedi. Melike mahcup bir şekilde daracık lavaboya yeniden girdi ve tahtadan olan kapıyı kapattı.

Ece bu tartışmadan bizi çıkarmak için ''Hadi UNO'ya devam edelim. Nasıl olsa oyun hala bitmiş değil,'' dedi dikkatimi üzerine çekerek.

Bense sıkılmıştım. ''Ben oynamayacağım,'' dedim ve kalkıp karavanın duvarına sabitlenmiş olan koltuğa oturdum.

Sırt çantamdan da toz pembe kulaklığımı çıkardım. Telefonuma bağlayarak kulağıma taktım ve başımı cama yaslayarak Chopin - Spring Waltz açtım.

Bu şarkıyı çok seviyordum çünkü annemin en sevdiği şarkıydı.

Annem vefat etmeden önce klasik müzik dinlemeyi çok severdi.

"Klasik müzik ruhumuzun melodisidir" derdi hep.

Haklıydı da.

Klasik müzik gerçekten de ruhumuzu ve kulaklarımızı birkaç dakika nazikçe gıdıklar, beynimizi biraz sakinliğe iterdi.

Chopin'in bestesi kulaklarımda çalmaya devam ederken kendimi müziğin o huzurlu ritmine kaptırdım ve derinlere daldım.

Karavanın içindeki sesler yavaş yavaş uzaklaştı. Göktuğ'un konuşmaları, Ece'nin kart sesleri, Mert'in arada bir duyulan sakin nefesi...

Hepsi sanki başka bir yerden geliyormuş gibiydi.

Gözlerimi kapattım. Belki de bütün bu huzursuzluk sadece yorgunluktandı.

Belki de dokuz saattir yolda olmanın verdiği bir histi.

Kendimi buna inandırmaya çalıştım.
Ama içimdeki o garip his hâlâ oradaydı. Ve ben, o an farkında olmadan, bu tatilin hayatımızdaki en unutulmaz anlardan biri olacağını düşünüyordum.

Sadece nasıl olacağını bilmiyordum.

***

Evettt ilk bölümümüzüde yayınladık papatyalarım:)
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. İnanıyorum ki burada hep beraber büyüyeceğiz 🤍
Şimdilik hoşçakalın 💐
Hepinize kocaman öpücükerr 😘

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…