2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Bir Parça Ben

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2.Bölüm

Arkadaşlar ilk defa yazdığım bir kurgu olduğu için mantık çerçevesinde uymayan şeyler bulunabilir

Medya: Aiden

Medya çok gözükmüyorsa üzgünüm bu kadar oluyor
Keyifli okumalar

Acımı anlayan bir kalp hiç olmamıştı. Babam da… Onun gözünde elleri katil olan biriydim. Üç yaşındaki o küçük kız nereden bilebilirdi ki gücünün kontrolden çıkacağını? Bana nefretle bakan gözler acımı katlarken derince yutkundum. Dik durmak için çabalayan omuzlarım düşmemekte kararlıydı.

“Babama zarar verecek değilim. Gücümü kontrol edebilecek kadar büyüğüm ve birkaç şövalyenin bana emir verebilecek seviyede olduğunu düşünmüyorum.”

Söylediklerimle kılıçlarını indirdiler ama geri çekilmediler. Bu çıkışımı beklemeyen babam şaşkınlığını gizleyemedi ama şaşkınlığı çıkışımdan mı yoksa gücümü kaybetmemem mi bilmiyorum.

“Sen ne söylediğinin farkında mısın, Liora?”

Gözlerimi babamdan çekmeden cevapladım:
“Evet, majesteleri, gayet farkındayım. Sebebini bilmediğim için size gelmeyi uygun gördüm.”

Sözlerimle birkaç saniyeliğine bakışlarını yere indirdi. Aniden aklına bir şey gelmiş gibi yüzü aydınlandı, gözlerindeki parıltıyı hemen sakladı ama ben gördüm. Kaşlarımı çatmamaya çalışarak beklemeye devam ettim.

“Nedenini araştıracağım ama kesin bir şey şu an söyleyemem. Haberin olur ben öğrenince, Prenses Liora.”
İçime dolan kötü hisle yutkundum ama ifademi bozmadım. Sahte bir gülümsemeyle kafamı, onayladığımı ifade eden bir şekilde hafifçe eğdim.

“Pekâlâ, ilginiz için minnettarım ama bir sorum daha olacaktı, majesteleri.”
Meraklı bakışlarla bana döndü. Elini, izin verdiğini ifade ederek öne doğru uzattı ve geri indirdi.
“Furion kralı ve vari—”

Sözümü bitirmeme izin vermeden bana döndü:
“Bu konu seni ilgilendirmez, Prenses Liora. Soruların bittiyse çıkabilirsin.”
Sert çıkışıyla yüzünü inceledim. Bir duygu açığı yakalayamayınca gülümsedim ve reverans yaparak arkamı döndüm. Kapıya doğru ilerlerken pelerinimin şapkasını kapattım. Açılan kapıdan çıkmadan önce babama yan bir şekilde baktım; veziri ile konuştuğunu gördüm ama dinlemedim ve kapıdan çıktım.

Beni karşılayan uzun koridorda ilerlemeye başladığımda tekrar duyduğum sesle duraksadım. Elimde olmadan dinlemeye başladım.
“Onu nasıl tanıyamadım?” diye isyan eden ses Aiden’dan bir başkası değildi. Acaba kimden bahsediyordu diye düşünmeden edemedim.
“Sadece bir kez gördüğün beyaz saçları hatırlamaman gayet normal.”
Ona cevap veren Kira ile bir an benden bahsettiklerini düşündüm, sonra bu düşünceyi sildim. Ben saraydan çıkmazdım ki.

“Normal beyaz saçlar değil, Kira. Sadece saçları da değil… Onu o yapan her şeyi tanımak istiyorum. Hayatıma yakıştıracağım biri yoktu ama o gözlerin ardını tanımamama rağmen onun hayatına yakışmak istiyorum.”
Dışarıdan duvar gibi olan prensten bunları duymak beni şaşırtmıştı.

Aşk, sevgi gibi şeyler ateşti. Ben soğuğa hükmederken bu ateşte yanmaya benliğim müsaade etmiyordu ama öylesine etkilenmiş bir sesle anlatıyordu ki ben bile hissettim.
Daha fazla dinlemenin yanlış olduğunu düşünerek uzaklaştım ve merdivenlere ilerledim.
Kendi odamın önüne gelince kapıyı açan hizmetkârlara baktım. Benim hizmetkârlarım değildi.

Önlerinde durunca ellerini önlerinde birleştirip reverans yaptılar.
“Hizmetkârlarım nerede?”
Bir tanesi öne çıkıp konuştu:
“Babanız Kral Lioran bizi sizi korumamız için görevlendirdi. Sizin hizmetkârlarınız ile değişimli nöbet tutmamızı istedi.”

Kaşlarım kalkarken düşündüm. Gücüm yerinde olduğu için bunun gerekli olduğunu sanmıyordum.
“Size gerek yok, eski hizmetkârlarımı geri gönderin,” diyerek ilerlemek üzereyken sözleriyle durdum:
“Kralın kesin emri var, prensesim.”

"Bana Sarah’ı çağır" diyerek odama girdim
Sinirliydim. Hizmetkârlar konusu benim için önemliydi çünkü kendimi bildim bileli hep aynı hizmetkârlarla bir aradaydım.

Odanın kapısı açıldı, içeriye Sarah girdi. Ellerini önünde birleştirdi ve hafif eğilip geri doğruldu.
“Beni istemişsiniz, leydim,” dedi.
“Babam hizmetkârlarımı değiştirmiş. Herhangi bir bilgin var mı?” diyerek sordum.
“Maalesef efendim, herhangi bir bilgim yok. İsterseniz babanızla konuşması için muhafız gönderebilirim.”

Bir süre düşündüm. Diğer krallıklar gelmeden halletmeliydim. O yüzden kendim gitmeye karar verdim.
“Hayır, gerek yok. Ben kendim konuşurum. Sen bana bir elbise seç,” dedim.
“Elbette, prensesim,” diyerek elbise seçmeye gitti.
Ben de yatağımın karşısında yer alan, saraydaki diğer odaların pencerelerinden farklı olarak zamanla rengi solmuş beyaz çerçeveli pencereme ilerledim.

Bildiğim kadarıyla annem bana hamileyken benim bebekliğimi ayrı bir dünyaya aitmişçesine geçirmemi istediği için boyanmıştı. Ayrı tutmaya çalıştığı şey neydi bilmiyorum ama hatırlamadığım sevgisini çok özlüyordum.

Saray çalışanlarından dinlediğim kadarıyla beni büyük bir hevesle bekliyormuş. Gelecekteki katilini büyütmek onun en büyük hayaliymiş.
“Prensesim.”

Sarah’ın sesiyle ona döndüm. Yatağımın üstünde duran beyaza yakın buz mavisi elbisenin yanında duruyordu. Yanına ilerledim. Elbiseyi bana dikkatlice giydirdi, saçlarıma küçük örgüler ekledi ve serbest kalacak şekilde yukarıdaki saçlarımı birleştirip birkaç örgüyle tamamladı. Minik tacımı kafama yerleştirdiğinde hazırdım. Odamdan çıkmadan önce aynamın karşısına geçtim ve kendime baktım. Beyaz korsemdeki gümüş detaylar ve omzumun aşağısında kalan şeffaf kumaş elbisenin güzelliğini gözler önüne seriyordu. Kat kat inen buz mavisi etek elbisenin geri kalanını tamamlıyordu.

Kapıya doğru ilerledim. Bu sefer pelerinimi almadım. Kapı açılınca bugün üçüncü kez geçtiğim koridorda ilerledim. Merdivenler bitince babamın odasına yöneldim. On beş sene sonra onu bugün üçüncü kere görüyor olmanın heyecanı üstümdeyken kapı açıldı. İçeriye girince geleceğimi benden önce odaya girip haber veren muhafız yüzünden çok şaşırmamıştı.

Reverans yaparak tahtının karşısında durdum.
“Efendim, sizden bir şey isteyecektim,” diyerek direkt konuya girdim.

“Elbette,” demesiyle konuştum.
“Hizmetkârlarımı değiştirmişsiniz.”
Yüzünde bir şaşkınlık yoktu. Zaten bunu söyleyeceğimi biliyor gibiydi.
“Evet, son olaylardan sonra böylesinin daha uygun olduğunu düşündüm.”

Dediğinde yüzüne ifadesizce baktım.
“Ben gücümü kaybetmedim. Güvenliğimle alakalı herhangi bir durum olduğunu sanmıyorum.”
Sözlerimden sonra bıkkınlıkla bana baktığını hissettim.

“Yarın tekrar istediğin hizmetkârları gönderirim, Prenses Liora. Şu an çok meşgulüm. Sonra tekrar konuşuruz,” diyerek beni başından gönderdi.
En azından yarın tekrar eski hizmetkârlarım geleceği için konuyu üstelemedim.
“Elbette, efendim.” Reverans yaparak odanın çıkışına ilerledim.

Açılan kapıdan çıktığımda odama gitmedim. Sarayın geniş ve genelde misafirlerin ağırlandığı kısmına yöneldim. Beş kişinin oturabileceği geniş oturma yerlerinden birine oturmadan önce aynı odada bulunan kitaplıktan bir kitap aldım. Zaten hepsini okumuştum ama bir kitabı tekrar okumak hoşuma gidiyordu. Onu okurken hissettiğim duyguları tekrar hissetmek huzur veriyordu.

Tam oturduğum sırada, oturduğum yerin girişinde Kira’yı görmemle bakışlarımı ona sabitledim. Hiç çekinmeden yanıma yaklaştı.
“Merhaba, abim yüzünden sabah pek tanışamadık. Ben Kira.”
Sıcak tavrıyla konuştuğunda dik durarak ifadesiz bakmaya devam ettim.

“Ben de Liora. Tanıştığıma memnun oldum,” diyerek olabildiğince dostça cevap verdim.
“Ben de tanıştığıma memnun oldum. Abim çok sıkıcı olduğu için sarayı gezmeye karar verdim ve direkt karşıma sen çıktın.”

Ona samimi olduğunu umduğum bir gülümseme gönderdim.
“Saray çok sıkıcı, evet… Ama bir odası hariç.”
Merakla bana döndü.
“Kütüphanesi kocaman.”

O da bana gülümsediğinde ayağa kalkıp elimdeki kitabı geri eski yerine bıraktım.
“Kütüphaneler sadece boş vakit öldürmek içindir. Hiç dışarı çıkmıyor musun?”
Sorduğu soruyla derin bir nefes aldım.
“Hayır.” Cevabımla şaşkınlıkla baktı.

“Ben gizlice halka karışıyorum. Prenses olduğumu bilmeden benimle konuşmaları daha samimi oluyor.”
Gerçek bir gülümsemeyle ona baktım.
“Ben en son dışarı çıktığımda bir hafta kar yağmıştı.”
İzbe bir sokakta ölen çocuğu tek ben fark etmiştim.

“Neden?”
Gülümsemem soldu.
“Birkaç üzücü şey gördüm,” diyerek üstü kapalı bir şekilde konuştum.
“Sen soğukların efendisiydin değil mi? Seni duymuştum.”

Çok samimi konuşuyordu. Daha yeni tanıdığı biriyle böyle konuşması yanlıştı. Özellikle düşman krallığın varisiyle. Prenses olmak ona bir şey ifade etmiyor gibiydi. Benimle normal bir şekilde konuşuyordu.
Bana eğitim verenler ve etrafımdaki herkes prenseslerin asil, sessiz ve dik duruşlu olduğunu; boş hiçbir şey konuşmadıklarını, hatta gerekmedikçe gülmemeleri gerektiğini öğretmişti.

Kira’nın bu yakın tavrı bana çok tersti ama kaba davranmadım. Seneler sonra tanıştığım ilk kişi olduğu için onu uzaklaştırmak istemedim.
“Evet, senin tabirinle soğukların efendisiyim,” diyerek onu yanıtladım.

“O zaman bu durumu değerlendir. Güçler gitmişken dışarıda dolaşabilirsin.”
Demesiyle yüzümdeki minik tebessüm soldu ama ona söylemedim. Sonuçta onu tanımıyordum.
“Evet, haklısın.”
Konuyu kısa kesmeye çalıştım.

“Dışarıdan çok soğuk ve sert görünüyorsun.”
Demesiyle yüzümdeki minik tebessüm tekrar oluştu.
“İnsanlarla pek konuşmam.”
Kafasını önüne çevirdi ve duvara bakmaya başladı.

“İnsanlar senin saraydan biri olduğunu bilmeden önce sana normal davranıyorlar, muhabbet ediyorlar. Sonra gerçeği öğrenince senden uzaklaşıyorlar ya da üstün bir varlıkmışsın gibi senin önünde eğilmeye, kendi istekleri için sana yaranmaya çalışıyorlar.”

Bu açıdan hiç insanları düşünmemiştim. Belki de düşünmek istememiştim.
“İnsanları uzun uzun düşünmek hiç istemedim açıkçası.”

Bu sırada yanımıza yaklaşan Prens Aiden’ı yeni fark etmiştim. İstemsizce yüzümdeki tebessümü sildim. Kira bıkmış bir bakış attı, omuzlarındaki siyah saçlarını geriye attı. Bu hareketiyle elbisenin siyah kumaşı açığa çıkmıştı. Dantel işlemeli siyah elbisesi beyaz teninde çok hoş gözüküyordu. Koyu renkteki dolgun dudaklarını ıslattı.

Abisiyle çok benziyorlardı. Tek fark Aiden biraz daha kavruk tenliydi. Belirgin çene hatları ikisinin yüzüne de çok yakışıyordu.

“Beni takip ediyorsun galiba,” Kira’nın dediğiyle bakışlarımı Aiden’e çevirdim. Yüzündeki ciddi ifadeden hiç ödün vermiyordu.
“Aslında diğer krallıklarla beraber varisler de gelecekmiş. Nezaketen odadan çıktım, karşılamak için.”

Sözleriyle gözlerimi büyütmemek için zor durdum. Günlük insan kapasitemi zaten çoktan aşmıştım. Neyse ki artık duygularımı az çok kontrol edebiliyordum. Böyle küçük şeyler için gücümü açık etmiyordum.

Benim de burada olduğumu yeni fark etmiş olmalı ki bakışlarını bana çevirdi.
“Sabahki yanlış anlaşılma için tekrardan kusura bakmayın, prensesim.”
Nazik bir şekilde konuşmasıyla yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim.

“Önemli değil. Siz doğru olan davranışı sergilediniz, endişenizi anlıyorum.”
Gözleri birkaç saniye gözlerime baktı, ardından tekrar kardeşine çevirdi. Nefesimi dışarı verdim. Tam o sırada girişten gelen seslerle misafirlerin geldiğini fark ettim.

Ayağa kalkıp beklemeye başladım…

İçeriye varisler girmeye başladı. Aralarından birkaç tanesini tanıyordum ama uzun uzun hiçbiriyle konuşmamıştım.

Odaya en önde ikiz prensler girdi. Birinin saçları sarı, diğerinin ise siyahtı. Tatlı ama bir o kadar da yakışıklı yüz hatları birebir aynıydı. Odaya Garip bir enerji yayılmıştı; onlar odaya girince ortam değişmişti. Sarı saçlı olanın adı Joren olmalıydı, siyah saçlı olan da Calen’dı.

Ardından içeri giren yeşil saçlı prensesi tanımıyordum ama tahmin etmek zor değildi. Yeşil saçları onun Mausea Krallığı’nın varisi olduğunu açık ediyordu.

Ondan sonra sarı saçları güneş gibi parlayan Prenses Nira odaya girdi. Yanında adını bilmediğim bir prens vardı. Onun da saçları sarıydı; belki Prens Eris olabilirdi. Çünkü bildiğim iki sarı saçlı prens vardı.

Onlar yerlerini alırken mavi saçlı bir prenses odaya girdi. Onun da ismini bilmiyordum ama krallıkların hepsinin isimlerini ve özelliklerini bilirdim. Duygular üzerine kurulu krallıklar oldukları için hepsi kendine özgü nitelikler barındırıyordu. Bu prenses de Melachor Krallığı’ndan olmalıydı.
Geriye üç varis kalmıştı.

Kahverengi saçları ve yumuşak yüz hatlarıyla Prens Talen, yanımdaki boş yere geçti.
Son olarak kalan iki varis yan yana geldi. Vesperia, son gördüğümdeki gibi hoşnutsuz bir yüz ifadesi ve dikkat çeken mor saçlarıyla Aiden’ın yanına geçti. Hemen diğer yanına, odaya beraber geldiği kızıl saçlı, adını hatırlamadığım ama yüzü tanıdık gelen—tahminimce Remorsia varisi—geçti.

Varisler tamamlandığında kimse konuşmuyordu. Selam bile vermeden yerlerine geçtikleri için ben de çekingence eski yerime döndüm. Dışarıya yansıtmamaya çalışıyordum ama içimde bir sıkışma vardı.

İkizlerden Joren enerjik bir şekilde kardeşiyle konuşuyordu. Bu enerjinin nereden geldiğini merak ettim; çünkü sabahtan beri halsiz davranmayan tek kişi oydu.

Az önce konuşmalarına kulak kabartarak ismini öğrendiğim kızıl saçlı prenses Sorin, yanındaki Vesperia ile bu olayı kimin yaptığı hakkında konuşuyordu. Kira ona tiksinerek bakıyordu. Sorgulamadım.

“Liora, aramızda kalsın ama…” diye bana dönen Kira, fısıldayarak devam etti.
“Vesperia’yı hiç sevmiyorum. Onda beni rahatsız eden bir şeyler var.”
Haklıydı. Rahatsız edici bir enerjisi vardı.

“Onu tanımıyorum, çok fazla,” diyerek kısa kesmeye çalıştım. Konuşmayı pek sevmezdim ama Kira tam tersiydi.
Rahatsızlığımı fark etmiş gibi Aiden, kardeşinin dikkatini kendine çekti.

“Kira, bu konuşmayı sonraya sakla. Çünkü fark etmesen de sesin onlara gidiyor.”
Ona bir gülümseme gönderip gözlerimi ellerime çevirdim ama bakışlarının hâlâ bende olduğunu hissediyordum. Nasıl bilmiyorum ama hissediyordum işte.

“Peki,” dedi Kira. Kısa keserek abisine biraz daha yaklaştı, belli etmeden parmaklarıyla oynamaya başladı. Saçları yüzünü kapattığında geriye attı.
“Sen ne düşünüyorsun olanlar hakkında?”

Bu sefer Aiden’ın benimle konuşmasıyla bakışlarımı tekrar ona çevirdim. Gözlerine bakmak garip gelince önüme döndüm.

“Pek bir şey düşünmüyorum. İçimi huzursuz eden bir şey var ve her şey çok garip,” diyerek gerçek düşüncemi söyledim.
“Benim de içimde bir huzursuzluk var. Umuyorum ki bir an önce biter.”
Onu başımla hafifçe onayladım.

İçimi ürperten garip bir soğukla kendime geldim. Üşümeyi çok severdim ve uzun süredir yazdaydık; kışı özlemiştim.

Çok sıkılmıştım. Herkes gruplaşarak oturuyor, sohbet ediyordu. Ben Kira ve Aiden dışında, pelerinim olsaydı kendimi kapatıp soyutlamak isterdim. Bu yüzden yanıma almamıştım.
Girişte beliren hizmetkâr, kafasını eğmiş ve elleri önünde birleşmiş şekilde konuştu:
“Sofra hazır. İzninizle yemeğe geçebilirsiniz.”
Onu onayladım.

“Teşekkürler, çekilebilirsin.”
Reverans yapıp geri çekildi.

Prens ve prenseslerle sarayın geniş yemek odasına geçtik. Önceden gruplaşanlar yan yana oturdu. Ben masanın baş köşesine oturuyordum; bir yanımda Kira, diğer yanımda Aiden vardı. Kira’nın neden abisiyle oturmadığını anlamadım ama galiba Vesperia ile yan yana gelmemek için böyle yapmıştı. Çünkü Vesperia, Aiden’ın hemen yanında oturuyordu.

Yemeğe başlanmasıyla etraf iyice sessizleşti. Rahatsız eden bir sessizlikti bu. Ortamın gergin olduğu belliydi ve içimi sıkmıştı. Aldırmamaya çalışarak yemeğimi yemeye devam ettim. Pek misafirperver olmasam da daha önce böyle bir ortamda hiç tek başıma kalmamıştım. Yanımda hep biri olurdu ama bu sefer yalnızdım.

Yemekler yenmeyi bırakılınca odada bulunan hizmetkâr bir adım öne çıkıp konuştu:
“Bir arzunuz var mı?”
Soruyla birlikte Vesperia konuştu:
“Kalacağım odaya çıkacağım, yerini gösterin.”
Bir başka hizmetkâr öne çıktı ve odayı göstermesi için onunla birlikte çıktı. Ardından Sorin de onunla beraber masadan kalktı.

Yemek masasından kalkıldığında tekrar oturmak için önceki yerimize döndük. Saat hâlâ çok erkendi, güneş tepedeydi. Diğer krallıklar burada kalacaktı.
Kira bana döndü:

“Çok sıkıldım. Acaba halkın arasına gizlice karışsak mı? Hem senin için de değişiklik olur. Bence sen de sıkıldın.”
Biraz düşündüm ama mantıksız bir fikirdi. Hem kendimi açık ederdim hem de gücümün gitmediği anlaşılırdı.
“Olmaz,” dedim.

Direkt reddetmemle yüzü asıldı.
“İstersen benim odama çıkabiliriz, burası çok kalabalık.”
Ona sunduğum bu fikirle yüzü aydınlandı. Ona attığım ilk adım olduğu için galiba biraz mutlu olmuştu.
“Olur,” dedi.

Kalktık. Kaba olmamak için odada bulunan diğer varislere gülümseyip hafif bir kafa selamı verdim. Odadan çıkıp merdivenlere yöneldim. Kira arkamdan geliyordu. Uzun merdiven bitince odamın kapısına sessiz bir şekilde yürüdük.

Kapıyı açıp içeri girdik. Odamdaki tek kişilik iki koltuktan birine oturdum. Kira, oda içinde gözlerini gezdirirken diğerine oturdu.
“Saraydaki şu ana kadar gördüğüm odalardan farklı. Sen mi istedin böyle olmasını?” diye sordu.
Buruk bir şekilde gülümsedim.

“Beğendin mi?”
İncelemeyi bırakıp bana döndü.
“Evet, çok hoş olmuş.”
“Annem bana hamileyken yaptırmış,” dedim.
O da gülümsedi.
“Zevkine bayıldım. Burası saraya ait değilmiş gibi.”
Kısa bir şekilde sesli güldüm.

“Sonunda güldün. Prenses somurtkan, abim bile senden daha fazla mimik kullanıyor,” dedi.
“Sen çok enerjiksin. Kötü anlamda demiyorum ama tanıdığım prensesler insanlara karşı bu kadar yakın değiller,” dedim.
Güldü.

“Farkındayım. Bu laubali tavrımı annem ve babam doğru bulmuyor. Bir prenses böyle olmazmış. Daha oturaklı ve sessiz olmalıymış. Hiç asil bir davranış değilmiş… Bla bla bla. Açıkçası umurumda değil. Sırf prenses kalıbına uyacağım diye bir kere geldiğim hayatı sahte şekilde geçirmek istemiyorum.”

O kadar haklıydı ki ama onu anlayamazdım. Benim özüm buydu; sessiz ve suratsız olmak zaten içimde vardı.

“Haklısın aslında,” dedim kısa bir cevapla.
“Liora, hadi çıkalım. Halkın arasına karışalım. Hem çok durmayız. Hazır güçlerimiz de yok, bir aksilik çıkmaz. Sarayda çok bunaldım.”
Bu çocuksu ısrarı biraz sinir bozucuydu. Onun güçleri yoktu ama benim vardı ve bunu ona söyleyemezdim. Tam konuşup itiraz edecekken yerinden kalktı ve kapıya yöneldi.

“Ben üstüme sade bir şeyler giyip geliyorum. Dikkat çekmeyelim. Hadi, sen de hazırlan,” diyerek bir anda odadan çıktı.
Ağzım şaşkınlıkla aralanmış şekilde kaldım.
“En fazla ne olabilir ki,” diyerek derin bir nefes aldım.

“Muhafız,” diye seslendim.
İçeri giren muhafız reverans yapıp önümde durdu.
“Bana Sarah’ı çağır,” dedim.
Kafasını sallayıp odadan çıktı. Sarah içeri girer girmez direkt konuştum:

“Bana sade bir elbise seç. Halkın arasına karışacağım. Uygun bir şey olsun.”
Başını sallayıp çıktı. Elinde sade, halkın üzerinde sıkça gördüğüm soluk beyaz bir elbiseyle geri geldi. Üzerime dikkatlice giydirdi. Saçlarımı açıp tamamını toplayarak bağladı. Zaten pelerinle kapatacağım için çok önemli değildi.

Açıkçası çok heyecanlıydım. Saraydan uzun zaman sonra ilk defa çıkıyordum. Bunun ilk ve son huzurlu günüm olacağından habersiz hazırlanıp pelerinimi giydim.

Aşağı indiğimde Kira beni bekliyordu. Onun da üzerinde lacivert bir pelerin vardı. Beraber çıktık ve sarayın geniş avlusunda atlarımızı beklemeye başladık. Atımı getiren muhafız tam önümde durdu. Birkaç adımda adımın yanına gittim

Atımın gümüş rengindeki yelesini okşadım ve bindim. Günlerdir yanına uğramamıştım. Sarayın çıkışına yönelip halkın yaşadığı kasaba ile saray arasında kalan uzun ve büyük ormandan geçmeye başladık.

Takip edildiğimizden habersiz, ormanın çıkışına doğru yol aldık…

Okuyanlar yorum yaparsa çok sevinirim

Umarım beğenirsiniz

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

125okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18