Giriş

Vaveyla Yazarı: Ada Par

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Giriş
  1. 1 Giriş2.286 kelime · Okuduğun bölüm

"İnsan, en çok kurtulduğunu sandığı kişide kaybolabiliyormuş. Bunu çok geç öğrendim." Bence herkesin içinde kimseye göstermediği karanlık bir taraf vardı ve insanlar en çok o taraflarını saklamak için gülümsüyordu; ben ise insanların gerçekten kötü olduğunu, bunu bağırarak değil sessizce kırmayı öğrendiklerinde anladım çünkü bazıları sesini bile yükseltmeden insanın içindeki her şeyi paramparça edebiliyordu.

Bazı insanlar seni kurtarmak için hayatına girer. Sonra fark edersin ki boğulduğun deniz de onlarmış.

Benim adım Defne Karan.
Yirmi yedi yaşındaydım ve insanların bir gün değişeceğine inanmayı bırakalı çok olmuştu.

İnsanlar değişmezdi. Sadece maskelerini daha iyi taşımayı öğrenirlerdi.
Ben bunu çok erken fark ettim. Belki de bu yüzden büyümek bana hiçbir zaman güzel gelmedi.

Kalabalıklar içinde kaybolmayı öğrenmiştim. En kötü yalnızlık, etrafın insan doluyken bile kimsenin seni görmemesiydi.

Annem ve babam ben daha 11 yaşındayken öldüler. İki abim var. Büyük abim annem ve babamın benim yüzümden öldüklerini söyleyip bizi terk etti. Ben o küçücük yaşımda benden bir yaş büyük olan abimle beraber hayatı öğrenmek zorunda kalmıştım.

O günleri düşününce artık acıtmıyordu. Sadece içimde hafif bir boşluk bırakıyordu, zamanla alıştığım bir boşluk.

Sabah yine aynı saatte uyandım. Alarm çalmadan uyanmak bir alışkanlık değil, daha çok bir yorgunluktu.

Mutfağa gittiğimde Onur'un kahvaltı hazırladığını gördüm. Evet, Onur benden bir yaş büyük olan abim ama ben ona adıyla sesleniyordum. Bana bakmadan, sanki her şey normalmiş gibi konuştu:

"Bugün kahvaltı benden, çiçeğim. Hadi soğutmadan ye."

Sadece gülümsedim. O "çiçeğim" kelimesi bile bazı günler içimde tuhaf bir şeyleri yumuşatıyordu.

Kahvaltımı yaptıktan sonra yeni bir işe başlayacağım için hazırlandım ve Onur ile vedalaşıp evden çıktım.

Yapacağım iş küçük bir kütüphanedeydi. Kitaplarla ilgilenecektim. Aslında ben bir askerdim ama artık işimden istifa etmiştim.

Kütüphanenin önüne gelince derin bir nefes alıp içeri girdim. Bana iş verecek olan Mustafa Amca'nın yanına gidip selam verdim. Zaten bir hafta önce geleceğimi bildiği için bana ne yapacağımı uzun uzun anlatmadı.

"Şimdilik sadece kitapları düzenle, bozulanları ayır, rafları toparla yeter," dedi.

Ben de başımı sallayıp işe koyuldum. İşim basitti; kitapları düzeltmek, tozlarını almak ve rafları düzenlemek...

Hayattan insanlar zevk almazlar. Hep çok acı çektiklerini düşünürler ama aslında hiçbir şey yaşamazlar. Dert ettikleri şeyler hep aynıydı; arabam yok, telefonum eski, en sevdiğim çantanın fiyatı artmış... Ama bunların hiçbirinin gerçek bir ağırlığı yoktu. Asıl sorun, insanların hep kendi küçük dünyalarına sıkışıp kalmasıydı. Bencil olmalarıydı. Umurlarında olan tek şey kendi eksiklikleriydi. Oysa biraz başlarını kaldırıp yanlarındaki insanlara baksalar, belki o zaman gerçekten neyin önemli olduğunu anlayabilirlerdi.

Kitapları düzenlemeye devam ettim.
Rafların arasında dolaşırken insanların düşüncelerini değiştiremeyeceğimi biliyordum.
Zaten kimse kimseyi gerçekten duymuyordu.

Eve geldiğimde kapıyı arkamdan kapatır kapatmaz kendimi yatağa bıraktım.
Tavanı izledim bir süre. Sessizlik yine üzerime çökmüştü, ama bu sessizlik artık tanıdıktı.

Gözlerimi kapatmamla birlikte kapı çaldı. İçimden derin bir nefes aldım. Kim olduğunu tahmin etmiştim. Kapıyı açtığımda Gülfidan oradaydı. Saçları her zamanki gibi dağınık ama bir o kadar da canlıydı. Sanki dünyanın bütün enerjisini tek başına taşıyormuş gibi duruyordu. "Defne! Neredesin sen? Mesajlara bakmıyorsun!" dedi içeri girerken. Kapıyı kapattım. "İşim vardı." Gülfidan direkt salona geçti, etrafına bakıp başını salladı.
"Senin bu sessiz hayatına hâlâ alışamadım." Cevap vermedim. Alışmasını da istemiyordum zaten.

O otururken ben yatağın kenarına çöktüm.
Gözlerimi kapatmak istiyordum ama onun sesi izin vermiyordu. "Bugün ilk gün nasıldı?" dedi. Kısa bir sessizlik oldu.

"Normaldi," dedim. Gülfidan gözlerini devirdi. "Senin 'normal' dediğin şey genelde depresyon seviyesi." İlk kez hafif bir nefes verdim ama gülmek değildi bu.

Bir süre sustu, sonra aniden ayağa kalktı. "Tamam. Hazırlanıyorsun." Gözlerimi ona çevirdim. "Nereye?"

"Gece kulübü."

Direkt cevap verdim. "Hayır." Gülfidan hiç beklemeden yaklaştı. "Evet."

"Gülfidan..."

"Defne," dedi aynı tonda. "Bugün gitmemiz lazım." Bakışlarımı kaçırdım. "Ben o tarz yerleri sevmiyorum."

"Sevmek zorunda değilsin," dedi. "Sadece çıkman gerekiyor. Lütfen benim için gel, beni tek bırakma." Bir süre sustum.
Sonra pes etmiş gibi nefes verdim. "Tamam." Gülfidan bir anda sevinmiş gibi ellerini çırptı. "İşte bu!"

Hazırlanırken o susmuyordu.

"Bence siyah giyinme, çok ciddi gösteriyor seni."
"Saçını açık bıraksana."
"Biraz canlı ol ya Defne!"

Ama ben onu dinlemiyordum. Dolabı açtım. Basit bir crop ve bol bir baggy pantolon çıkardım. Üzerimi değiştirirken Gülfidan aynanın önünde dönerken konuşuyordu.

"Bak ben böyle olacağım, nasıl olmuş?"

Ona baktım. Aşırı süslüydü. Parlıyordu resmen.

Kaşlarımı hafif kaldırdım.
"Abartmamış mısın?" Gülfidan güldü. "Hayat kısa Defne!" Üzerime baktı. "Sen... fazla sade oldun yine." Omuz silktim. "Ben buyum." Biraz sonra evden çıktık. O konuşuyordu, ben dinlemiyordum. Ama ilk kez uzun bir zaman sonra bir yere gidiyordum. Klübün önüne geldiğimizde Gülfidan bir anda "Ayayayayayy!!'' diye bir ses çıkardı. Tek kaşımı kaldırıp ona baktım, o ise "Ay heyecanlandım sadece ya'' dedi. Neden heyecanlanmıştı anlamıyordum.

İçeri girdiğimizde Gülfidan hemen barın oraya doğru beni çekti ve beraber oturduk. İki viski sipariş ettiğinde "Ben içmeyeceğim'' dedim. Gülfidan ise " Aman be kızım, hayata bir kere geliyoruz iç ne olacak'' dedi. İnsanları anlamıyordum, "Hayata bir kez gelmiş olabiliriz ama bu her şeyi yapmamız gerektiğini göstermez'' deyince, Gülfidan göz devirdi ve kıkırdayarak zorla ağzıma tıktı içeceği. Bende ona göz devirdim ve biraz daha içmeye başladı.

Sonra karşıdan bir erkek geldi ve Gülfidanla konuşmaya başladı. Ben ise telefonuma bakıyordum. Gülfidan bir anda kulağıma "Biraz tek başına kalsan olur mu?'' dedi. Ben ise kafamı salladım ve yanındaki erkekle dans etmeye gittiler.

Sonunda kurtulmuştum. Tek başıma oturuyordum ve bir anda bir kadın üzerime düştü ve elindeki içeceği üzerime döküldü. Kadın büyük ihtimalle sarhoştu. Benden özür diledi, ben ise sorun yok deyip oradan uzaklaşıp tuvalete doğru ilerledim. Tuvalette üzerimi sildim ama hiçbir şekilde çıkmadı leke. Sonra tuvalette neredeyse yarım saat boyunca aynada kendime baktım. Sadece gözlerimin içine baktım. Aslında kendimi her zaman çirkin bulmuşumdur. Kumral saçlarımdan, kahverengi gözlerimden, hatta yüzümün her yerinden nefret ediyorum. O an kendime bakarken ne düşündüğümü bende anlamadım, sadece neden burada olduğumu düşünüyordum sanırım.

Sonra tuvaletten çıktım ve telefonuma bir mesaj geldi. Mesajı açarken yürümeye devam ettim ve bir anda bir vücuda çarptım; "hey, önüne baksana aptal kız'' dedi çarptığım adam. Ben ise şaşırmış ve öfkeli bir yüz ifadesiyle "Çarptığım için kusura bakma ama aptal kız da ne demek?'' diye sordum. "Özür dilerim hanımefendi, moralim bozuk bir anda ağzımdan kaçtı.'' dedi. "Tamam, sorun yok'' dedim ve yanından ayrıldım. Mesaj atan kişi Gülfidandı ve bugün eve geçmeyeceğini, benim ise istediğim zaman eve geçebileceğimi yazmıştı.

Ah ne kadar da aptalım, onun için buraya gelmiştim ve şimdi ise o... Neyse artık alışmıştım insanların bu haline, işi düştüklerinde kullanıp atıyorlar ve sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etmemizi bekliyorlar. Aslında Gülfidan'ın beni yalnız bıraktığı için seviniyordum çünkü eve gidip dinlenebilecektim.

Kulüpten çıktığım anda yüzüme çarpan gece havası içerideki ağır kokudan sonra neredeyse tokat gibi gelmişti. İçerisi insan doluydu ama insan kalabalığı hiçbir zaman bana yaşam belirtisi gibi gelmezdi. Çoğu sadece boşluğu bastırmaya çalışan yürüyen bedenlerdi. Kimisi alkolle susturuyordu kendini, kimisi yüksek müzikle, kimisi başka insanların tenine tutunarak. İnsanlar yalnız kalmaktan çok korkuyordu çünkü yalnız kaldıkları an kendi içlerindeki çürümüş tarafı duymaya başlıyorlardı.

Ben çok uzun zamandır kendi sessizliğime alışmıştım.

Kaldırımın kenarında durup derin bir nefes aldım. Sokak ışıkları gözümü yoruyordu. Kulüpten çıkan insanların kahkahaları gecenin içine karışıyordu. Hepsi sarhoştu ya da sarhoş numarası yapıyordu. İnsanlar ayıkken gerçek yüzlerini saklamak zorunda kalırlar çünkü. Ama sarhoş olduklarında içlerinde ne varsa dışarı taşar; iğrençlikleri, yalnızlıkları, öfkeleri...

Telefonumu çıkarıp taksi çağırmak için uygulamayı açtım. Parmaklarım ekranda dolaşırken uzaktan sert bir ses duyuldu. Belki bir arabanın egzozuydu, belki düşen bir şeydi... ama beynim bunu başka bir şeye çevirdi.

Patlamaya.

Bir anda nefesim durdu.

Gözlerim istemsizce büyüdü.

Ve sonra her şey değişti.

Sokaktaki ışıklar kayboldu.
Müzik boğuklaştı.
İnsanların sesleri uzaklaştı.

Yerine başka sesler geldi. Çığlıklar. Telsiz sesleri. Patlama uğultusu.

Bir anda yeniden oradaydım.

Sıcak hava yüzümü yakıyordu. Burnuma kan ve yanık kokusu dolduğunu hissettim. Gözlerimin önünde parçalanmış duvarlar vardı. Kulaklarım uğulduyordu. Dizlerimin üstüne düşmüştüm. Ellerim kan içindeydi ama kimin kanı olduğunu bilmiyordum.

"Defne!"

Birinin sesi yankılandı. Başımı kaldırdım.

Yerde yatan askerlerden biri bana bakıyordu. Yüzü korkuyla doluydu. İnsan ölmeden önce gerçekten korkuyordu. Filmlerdeki gibi cesur görünmüyorlardı. İnsanlar ölmeden önce küçülüyordu. Gözleri çocuk gibi oluyordu.

"Yardım et..."

Sonra ikinci patlama oldu. Kulaklarımın içinde korkunç bir ses patladı.

Gerçek dünyaya döndüğümde yere çökmüş olduğumu fark ettim. Telefon elimden kayıp kaldırıma düşmüştü. Nefes alamıyordum, göğsüm sıkışıyordu, ellerim titriyordu.

Hayır...Hayır...

Tekrar değil.

İnsanlar travmaların sadece anılardan ibaret olduğunu sanıyorlardı. Aptalca bir düşünceydi bu. Çünkü bazı anılar geçmiyordu. Sadece sessizleşiyordu. Sonra hiç beklemediğin bir anda gelip boğazına yapışıyordu. İnsanlar "zaman her şeyi iyileştirir" derken aslında sadece kendi vicdanlarını rahatlatıyorlardı. Zaman hiçbir şeyi iyileştirmezdi. İnsan sadece acısıyla yaşamayı öğrenirdi. Ben bunu yerde titrerken anladım. Ellerimi kulaklarıma kapattım çünkü sesler büyüyordu.

"Defne yardım et!"
"LÜTFEN YARDIM ET!"
"Bizi bırakma!"

Gözlerimi sımsıkı kapattım ama yüzleri hâlâ görüyordum. Kanlar içindeydiler. Yardım istiyorlardı. Ve ben hiçbirini kurtaramamıştım.

İnsan bazen tek bir güne takılı kalıyor.

Hayat devam ediyor ama zihni etmiyor.

Omuzlarım titremeye başladı. Nefes alışlarım düzensizleşti. Etrafımda insanlar durmuştu artık. Bana bakıyorlardı. Hep aynı bakışlar... korku, merak, rahatsızlık.

Bir kadın yanıma eğildi, "İyi misiniz?" dedi. Ne kadar saçma bir soru. Yerde titreyen birine gerçekten iyi olup olmadığını soruyorlardı.

İnsanlar cevapları zaten belli olan soruları sormayı sever. Çünkü gerçek bir konuşma yapacak cesaretleri yoktur.

Nefes almaya çalıştım ama boğazım düğümlenmişti. Sonra bir çığlık daha duydum zihnimde.

"Defne!"

Bir anda bağırdım.

"YETER ARTIK BE! SUSUN!"

Sesim gecenin içinde yankılandı.

Kadın korkup geri çekildi. İnsanlar fısıldaşmaya başladı. Umurumda değildi. İnsanların ne düşündüğünü önemsemeyi yıllar önce bırakmıştım. Çünkü insanların düşünceleri rüzgâr gibidir; sürekli yön değiştirir ama hiçbir ağırlığı yoktur.

Başım dönüyordu. Bedenim artık gücünü kaybetmeye başlamıştı. Ve tam o sırada biri önümde durdu. Siyah kıyafetler giymiş bir adamdı. Yüzünü tam seçemiyordum çünkü gözlerim bulanık görüyordu ama sesini net duydum.

"Sakin ol."

Sakin ol. İnsanların en sevdiği cümlelerden biri. Sanki insan kendi isteğiyle parçalanıyormuş gibi. Başımı kaldırıp ona baktım. Nefes nefeseydim. "Git başımdan..." dedim zorla. Ama adam gitmedi. Sadece birkaç saniye bana baktı. Gözlerinde acıma yoktu. Bu garipti. İnsanlar genelde ya korkar ya acırdı. O ise sadece bakıyordu. Sonra yavaşça yere çömeldi. "Burada değilsin," dedi sakin bir sesle. "Şu an güvendesin."

Güvende.

Bu kelime bana hep yabancı gelmişti. Çünkü insan bazı şeyleri yaşadıktan sonra dünyanın hiçbir yeri gerçekten güvenli hissettirmiyordu.

İnsan bedeni bazen zihnin taşıyamadığı şeyleri kapatmak için kendini susturuyordu. Bayılmak dediğiniz şey aslında bedenin son çığlığıydı. İnsanlar bunu zayıflık sanıyorlardı ama değildi. Zihin bazen daha fazla dayanamayınca karanlığı seçiyordu. Çünkü karanlık, bazı anlardan daha merhametliydi.

Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey sessizlik oldu. Rahatsız edici olmayan bir sessizlik. Yumuşak. Sakin.

Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlayamadım. Tavana baktım sadece. Beyazdı. Fazlasıyla temizdi. Hafif bir sandal ağacı kokusu vardı odada. Başım zonkluyordu. Sanki beynimin içinden biri geçen geceyi söküp almaya çalışıyordu. Yavaşça doğrulmaya çalıştım. Bulunduğum yer bir yatak odasıydı.

Büyük ama abartısızdı. Duvarlar koyu krem rengindeydi. Odanın bir köşesinde siyah bir kitaplık vardı ve kitapların hepsi düzenliydi. İnsanların odaları çok şey anlatırdı. Dağınık insanlar genelde kafasının içini saklamaya çalışırdı. Fazla düzenli insanlar ise kontrolü kaybetmekten korkardı. Bu oda fazla kontrollüydü. Bakışlarım yavaşça duvardaki bir tabloya kaydı. Bir dağ resmi.

Ama garip şekilde tanıdık geldi. Kaşlarımı hafif çattım. Sanki bunu daha önce görmüştüm. Nerede gördüğümü çıkaramıyordum ama zihnimin bir köşesini dürtüyordu o görüntü.

Tam o sırada kapı açıldı. Refleksle başımı çevirdim. İçeri giren adamı görünce birkaç saniye duraksadım. Dün gece kulüpte çarptığım adamdı.

Aynı keskin bakışlar.
Aynı sakin duruş.

Gündüz gözüyle daha net görünüyordu şimdi. Kumraldı. Uzun boyluydu. Dalgalı saçları dağınık durmasına rağmen düzenli görünüyordu. İnsan bazen bazı yüzlere istemsizce dikkat ederdi çünkü o yüzler fazla sakindi. Ve fazla sakin insanlar genelde çok şey yaşamış olurdu.

Bir anda doğrulup yataktan kalkmaya çalıştım. "Ben neredeyim?" Sesim sert çıkmıştı.

Adam elindeki tepsiyi yavaşça masaya bıraktı. Hiç acele etmiyordu. Bu da sinir bozucuydu. "Sakin olun," dedi düşük bir sesle. "Kalkmamanız daha iyi olur." Kaşlarımı çatıp geri çekildim. "Neden buradayım?" Adam birkaç saniye sustu. Sonra bana baktı.

"Dün gece nöbet geçirdiniz," dedi sakin bir şekilde. "Oldukça kötüydü. Telefonunuz şifreliydi, tanıdığınız birine ulaşamadım. Sizi o halde orada bırakamazdım."

Gözlerimi ondan ayırmadım.

İnsanların çoğu yardım ederken bile karşılık beklerdi. İyilik dedikleri şey genelde gizli bir çıkar anlaşmasıydı. Bu yüzden kimseye kolay güvenmezdim.

Adam devam etti. "Haberiniz olmadan sizi evime getirdiğim için üzgünüm." Ses tonu dürüst gibiydi. Ama insanlar yalan söylemeyi çok iyi öğrenmişti. Özellikle iyi insanlar gibi görünmeyi.

Bakışlarım tekrar odayı dolaştı. Gerçekten zarar verecek biri gibi görünmüyordu ama insan görünüşten ibaret değildi zaten. En korkunç insanlar genelde en normal görünenlerdi.

Adam tekrar konuştu, "Kahvaltı hazırlamıştım," dedi. "Eğer yemek isterseniz yanınıza bırakıyorum hanımefendi."

Tepside kahve, kızarmış ekmek ve birkaç şey daha vardı. Midemin aç olduğunu o an fark ettim ama açlık hissi bile bana yabancılaşmıştı artık. Bir süre sessiz kaldım. Sonra ona baktım. "Beni yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim."

Bu cümleyi söylemek bile garip hissettirmişti. Çünkü teşekkür etmeye alışık değildim. İnsanlardan beklentim olmadığı için minnet duygusunu da uzun zaman önce kaybetmiştim.

Adam sadece başını hafifçe salladı. "Önemli değil."

Önemli değil.

İnsanların en az kullandığı cümlelerden biri buydu çünkü çoğu yaptığı her şeyin fark edilmesini isterdi.

Yavaşça ayağa kalktım ama başım dönünce yatağın kenarına tutundum. Adam hemen yaklaşacak gibi oldu ama kendini durdurdu. Bunu fark ettim.

İnsanlar genelde sınır tanımazdı. Özellikle yardım ettiklerinde size dokunma hakkını kendilerinde görürlerdi. Onun durması garip şekilde içimi rahatlattı.

"Gitmem gerekiyor," dedim. Adam birkaç saniye bana baktı. "Sizi bırakabilirim hanımefendi," dedi. "Ya da isterseniz taksi çağırabilirim."

Direkt cevap verdim. "Taksi çağırabilir misiniz acaba?"

"Tabii."

Telefonunu çıkarırken odanın kapısına doğru yürüdü. Ben ise yatağın kenarında otururken tekrar duvardaki tabloya baktım. Neden tanıdık geldiğini hâlâ çıkaramıyordum. İnsan zihni garipti. Bazı yüzleri unutuyordu ama anlamsız bir resmi yıllarca saklayabiliyordu.

Belki de insan aslında en çok unutmak istediği şeyleri hatırlıyordu.

Bir süre sonra evden birlikte çıktık.

Ev tahmin ettiğim gibi sessizdi. Fazla sessiz. Böyle evlerde yaşayan insanlar genelde yalnızlığa alışmış olurdu. Çünkü insan başka türlü bu kadar sessizliğe dayanamazdı.

Kapının önüne geldiğimizde taksi çoktan bekliyordu. Adam kapıyı açtı. Ona dönüp kısa bir nefes verdim. "Tekrar teşekkür ederim."

Gözleri birkaç saniye yüzümde kaldı. "Kendinize dikkat edin."

İnsanlar bunu hep söylerdi ama çoğu gerçekten dikkat etmezdi. İnsan kendine dikkat etmeyi bıraktığında zaten yavaş yavaş tükenmeye başlıyordu.

Taksiye bindim. Camdan dışarı baktım. Adam hâlâ apartmanın önünde duruyordu. Taksi hareket ettiğinde gözlerimi yavaşça kapattım. Ve ilk kez uzun zaman sonra aklımda savaş değil... Bir yabancının sakin bakışları vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18