Düşmandan aşka kitap kapağı

2. bölüm / 1

1. BÖLÜM

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1. BÖLÜM
  1. 1 1. BÖLÜM5.723 kelime · Okuduğun bölüm

BÖLÜM 1: YANLIŞ ZAMANDA, YANLIŞ İNSAN

Arel Koleji'nin demir kapısından içeri adım attığımda, buranın benim için ne kadar büyük bir hata olabileceğini henüz bilmiyordum. Herkes birbirini tanıyor gibiydi. Pahalı çantalar, kusursuz üniformalar, koridorlarda yankılanan kahkahalar… Ben ise elimdeki ders programına bakarak doğru sınıfı bulmaya çalışıyordum. Harika. Daha ilk günden kaybolmuştum.

Merdivenleri çıkarken biri omzuma çarptı. Kitaplarım yere saçıldı. "Önüne baksana!" dedim sinirle. Karşımdaki çocuk eğilip kitaplarımdan birini aldı. Sarı saçları alnına düşmüş, yüzünde umursamaz bir ifade vardı. Kitabın kapağına baktı. "Lina. Yeni öğrenci?" "Dedektif misin?" Dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Değilim. Ama buraya ait olmadığın çok belli." Elimdeki kitabı ondan çektim. "Sen de fazla konuşuyorsun." Tam yanından geçecekken kolumdan tuttu. "Bir dakika." Kaşlarımı çattım. "Ne var?" Bakışları yüzümde durdu. Özellikle yanağımdaki kırmızı doğum lekesinde. Bir anlığına ifadesi değişti. Sanki gördüğü şey onu şaşırtmıştı. Sonra hemen kendini toparladı. "Adın neydi?" "Lina. Az önce söyledim." "Efe." "Tanıştığıma hiç memnun olmadım." Gülümseyerek yolumdan çekildi. "Bu konuda hemfikiriz."

İlk dersin ortasında sınıf kapısı açıldı. Öğretmen içeri giren kişiye baktı. "Efe, yine mi geç kaldın?" Efe omuz silkti. "Bir daha olmaz hocam." Arka sıradan birkaç kişi güldü. Öğretmen başını salladı. "Yerine geç." Efe sınıfta boş yer ararken gözleri benimkilerle buluştu. Sonra gelip tam arkamdaki sıraya oturdu. Harika. Bütün okulda oturacak yer bulamamış gibi.

Ders boyunca kaleminin arkasına vurup durdu. Sonunda dönerek fısıldadım: "Kes şunu." "Ne yaptım?" "Sinir bozuyorsun." "Bu benim yeteneğim." Gözlerimi devirdim. Tam önüme dönecekken arkamdan gelen sesi duydum. "Lina." Bu kez sesi farklıydı. Döndüm. Efe'nin elinde küçük, eski bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta genç bir kadın duruyordu. Yüzünü tam seçemiyordum. Ama kadının yanağında benimkiyle aynı yerde kırmızı bir doğum lekesi vardı.

Nefesim kesildi. "Bu nereden çıktı?" Efe fotoğrafı hemen kapattı. "Hiçbir yerden." "Yalan söylüyorsun." Gözlerini gözlerime dikti. "Sen de bilmediğin şeyleri kurcalamayı bırak." Zil çaldı. Efe ayağa kalktı ve sınıftan çıktı. Ben ise olduğum yerde kaldım. Çünkü fotoğraftaki kadını tanımıyordum. Ama onun yüzündeki doğum lekesi benimkine tıpatıp benziyordu. Ve Efe bunu benden önce fark etmişti.

Fotoğrafı cebime koyarken ellerimin titrediğini fark ettim. Babamın yıllardır sakladığı o fotoğraf… Lina'nın yüzündeki iz… Bunların birbiriyle bağlantılı olabileceğini düşünmek bile istemiyordum. Telefonum titredi. Babamdan mesaj gelmişti: "Yeni öğrenci Lina mı?" Kaşlarımı çattım. Babam onun adını nereden biliyordu? İkinci mesaj geldi: "O kızdan uzak dur."

Koridorun sonunda Lina'yı gördüm. Bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Ve ben ilk kez babamın benden sakladığı bir sırrın peşine düşmek istiyordum. Çünkü artık emindim. Lina, Arel Koleji'ne tesadüfen gelmemişti
Ertesi teneffüs sınıftan çıkarken arkamdan bir ses duydum. "Lina, bekle." Efe'ydi. "Ne istiyorsun?" "Bir şey soracağım." "Bugünlük yeterince soru sordun." Yanıma gelip ellerini cebine koydu. "Dün yüzündeki doğum lekesine baktığımı fark ettin, değil mi?" "Fark etmemek mümkün değildi." "Çocukluğundan beri var mı?" Kaşlarımı çattım. "Seni neden ilgilendiriyor?" "Merak ettim." "Senin merakın beni ilgilendirmiyor." Yürümeye devam ettim ama Efe peşimden geldi. "Her şeye böyle mi tepki veriyorsun?" "Yalnızca sinir bozucu insanlara." "Demek benden hoşlanmıyorsun." Durup ona baktım. "Sonunda doğru bir şey söyledin." Efe hafifçe güldü. "Güzel. Çünkü ben de senden pek hoşlanmadım." "Harika. O zaman birbirimizden uzak duralım." "Anlaştık." Elimi uzattım. O da elimi sıktı. Ama ikimiz de biliyorduk ki bu anlaşma uzun sürmeyecekti.

Öğle arasında okulun bahçesine çıktım. Yeni sınıfımdan birkaç kız yanıma geldi. İçlerinden biri kendini tanıttı. "Ben Sude. Sen Lina'sın, değil mi?" "Evet." "Bugün Efe'yle konuşuyordun. Onunla arkadaş mı oldunuz?" Gülmemek için kendimi tuttum. "Arkadaş mı? Asla." Sude başını salladı. "İyi. Çünkü Efe biraz tuhaf." "Biraz mı?" İkimiz de güldük. Tam o sırada bahçenin diğer ucunda Efe'yi gördüm. Yanında birkaç arkadaşı vardı. Bana baktığını fark edince gözlerimi kaçırdım. Sude bunu fark etmişti. "Bir şey mi oldu?" "Hayır." Ama içimde tuhaf bir his vardı. Efe'nin bakışları sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyordu.

Son ders çıkışında dolabımı açtığımda içinden küçük, katlanmış bir kâğıt düştü. Etrafıma baktım. Kimse yoktu. Kâğıdı açtım. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu: "Yüzündeki izin hikâyesini öğrenmek istiyorsan eski kütüphaneye gel." Altında isim yoktu. Kalbim hızlandı. Bu bir şaka mıydı? Yoksa biri gerçekten doğum lekemin sırrını biliyor muydu? Kâğıdı çantama koydum. Eski kütüphane okulun kullanılmayan bölümündeydi. Öğrenciler oraya pek gitmezdi. Gitmemem gerektiğini biliyordum ama merakım korkumdan daha büyüktü. Ve ben henüz bilmiyordum… O kütüphanede beni bekleyen kişinin Efe olduğunu biliyordum.

Okulun koridorları yavaş yavaş boşalıyordu. Çantamı omzuma takıp dolabımdaki gizemli notu bir kez daha çıkardım. "Yüzündeki izin hikâyesini öğrenmek istiyorsan eski kütüphaneye gel." Bu cümle aklımı kurcalayıp duruyordu. Kim yazmıştı? Doğum lekem hakkında ne biliyordu? Ve neden benim öğrenmemi istiyordu?

Eski kütüphaneye giden koridor okulun diğer tarafındaydı. Duvarlardaki tabloların üzeri tozlanmış, pencerelerden içeri solgun bir ışık süzülüyordu. Kapının önüne geldiğimde bir an duraksadım. İçeriden hafif bir ses geliyordu.

"Kim var?" diye seslendim.

Cevap gelmedi.

Kapıyı yavaşça açtım. Rafların arasında bir gölge hareket etti. Sonra tanıdık bir ses duydum.

"Geç kaldın."

Efe.

Gözlerimi devirdim. "Sen mi yazdın o notu?"

Efe elindeki kitabı masaya bıraktı. "Evet."

"Ne istiyorsun benden?"

"Önce şunu söyle: Annenin eski fotoğraflarında gördüğün kadın kim?"

"Adını bilmiyorum. Annem hiç anlatmadı."

Efe bir süre sessiz kaldı. Sonra cebinden eski fotoğrafı çıkardı. "Bu fotoğraf babamın çalışma odasında yıllardır duruyor. Dün ilk kez dikkatlice baktım."

Fotoğrafı elime aldım. Kadının arkasında eski bir okul binası vardı. Binanın girişindeki tabelada birkaç harf seçiliyordu: A... Koleji.

"Bu okul mu?" diye sordum.

Efe başını salladı. "Babamın anlattığına göre yıllar önce burada çalışan biriymiş."

"Kim?"

"Bilmiyorum. Babam fotoğrafı gördüğümü öğrenince çok sinirlendi."

Fotoğrafı ona geri uzattım. "Peki neden beni çağırdın?"

Efe gözlerini kaçırdı. "Çünkü senin doğum lekene baktığımda… fotoğraftaki kadını hatırladım."

İçimde bir ürperti hissettim.

"Yani benimle ilgili bir şey biliyorsun?"

"Hayır. Ama öğrenmek istiyorum."

Bir süre birbirimize baktık. İlk kez Efe'nin yüzündeki o umursamaz ifade yoktu.

Tam konuşacakken kütüphanenin kapısı gıcırdadı.

İkimiz de döndük.

Kapının önünde yaşlı bir görevli duruyordu. Elindeki anahtarları sıkıca tutuyordu.

"Burada ne yapıyorsunuz?"

Efe hemen fotoğrafı cebine koydu. "Bir kitap arıyorduk."

Görevli gözlerini bana çevirdi. Yüzümdeki doğum lekesini görünce bir an donakaldı.

Sonra elindeki anahtarlar yere düştü.

"Lina…" diye fısıldadı.

Şaşkınlıkla ona baktım. "Beni tanıyor musunuz?"

Görevli cevap vermedi. Yalnızca başını iki yana salladı ve hızla uzaklaştı.

Efe bana döndü.

"Sanırım artık yalnızca ikimiz merak etmiyoruz."

Kütüphaneden çıktığımızda koridor karanlığa gömülmüştü. Efe çantasını omzuna taktı.

"Seni eve bırakayım."

"Hayır, teşekkürler."

"Bu kez tartışma. Hava karardı."

"Sen hep böyle emir mi veriyorsun?"

"Sen de hep böyle inat mı ediyorsun?"

"Çoğunlukla."

Efe hafifçe gülümsedi. "Güzel. En azından bir konuda dürüstsün."

Okul kapısına doğru yürürken telefonum titredi. Annemden mesaj gelmişti.

"Lina, okuldan hemen eve gel. Sana anlatmam gereken bir şey var."

Mesajın altında ikinci bir cümle vardı.

"Efe'nin ailesinden uzak dur."

Telefonu elimde tutup olduğum yerde kaldım.

Efe mesajı fark etti. "Ne oldu?"

Ekranı ona gösterdim.

Gülümsemesi silindi.

"Babam da bana aynı şeyi söyledi."

Birbirimize baktık.

Ve ilk kez aynı şeyi düşündüğümüzü anladım.

Ailelerimiz bizden bir şey saklıyordu.Efe'nin sözleri aklımda dönüp duruyordu. Babası da ona aynı şeyi söylemişti. Benden uzak durmasını istemişti. Peki neden?

"Bu işte bir tuhaflık var," dedim.

Efe başını salladı. "Bence de."

"Yarın okulda buluşup araştırma yapalım."

Efe kaşlarını kaldırdı. "Sen benimle araştırma mı yapacaksın?"

"Yanlış anlama. Senden hoşlandığım için değil."

"Merak etme, aynı şeyi düşünüyordum."

Gözlerimi devirdim. "Yarın eski kütüphanede."

"Tamam, ortak."

"Ortak mı?"

"Ne diyeyim? Gizem ortağım."

İstemeden gülümsedim. "Sakın bunu herkese anlatma."

---

Eve vardığımda annem mutfakta oturuyordu. Önünde soğumuş bir çay vardı. Beni görünce hemen ayağa kalktı.

"Lina, nerede kaldın?"

"Okuldaydım. Anne, sana bir şey soracağım."

Annemin yüzü gerildi. "Ne oldu?"

"Eski bir fotoğraf var. İçinde bir kadın. Yanağında benimkiyle aynı doğum lekesi var."

Annemin elindeki fincan hafifçe titredi.

"Kim gösterdi sana o fotoğrafı?"

"Efe."

Annem gözlerini kapattı. Bir süre konuşmadı.

"Onun ailesiyle görüşmeni istemiyorum."

"Neden?"

"Çünkü bazı insanlar geçmişte yaptıkları hataları unutmuş olabilir. Ama o hataların sonuçları hâlâ bizimle."

"Anne, ne demek istiyorsun?"

Annem başını kaldırdı. Gözleri dolmuştu.

"Şimdi anlatamam."

"Ne zaman anlatacaksın?"

"Doğru zaman geldiğinde."

Odasına gitmek için arkasını döndü.

Ama ben artık beklemek istemiyordum.

---

Ertesi gün okulda Efe beni bahçede bekliyordu. Elinde eski bir defter vardı.

"Ne buldun?" diye sordum.

"Babamın çalışma odasında bunu gördüm. Eski okul kayıtları."

Defteri açtı. Sayfaların arasında sararmış bir gazete kupürü vardı.

Başlığını okudum:

"Arel Koleji'nde yıllar önce yaşanan gizemli olay."

Altında bir fotoğraf bulunuyordu.

Fotoğraftaki kadın, kütüphanede gördüğümüz kadındı.

Ama bu kez yanında başka biri daha vardı.

Efe'nin babası.

Genç hâliyle.

Fotoğrafın arkasında el yazısıyla bir tarih ve birkaç kelime yazıyordu:

"O gece her şey değişti."

Efe bana baktı.

"Sanırım bu olayın peşine düşmemiz gerekiyor."

Tam cevap verecekken okulun hoparlöründen müdürün sesi duyuldu.

"Lina ve Efe, lütfen müdür odasına gelin."

Birbirimize baktık.

Efe defteri kapattı.

"Başımız belada."

"Senin yüzünden."

"Benim mi?"

"Kesinlikle."

Ama içimde başka bir his daha vardı.

Müdür bizi neden çağırmıştı?

Ve o eski gazete kupürünü bulduğumuzu öğrenmek istiyorum.

Müdürün odasına doğru yürürken içimde tuhaf bir his vardı. Efe yanımda sessizce ilerliyordu. Normalde mutlaka sinir bozucu bir şey söylerdi ama bu kez tek kelime etmiyordu.

"Bir şey söylemeyecek misin?" diye sordum.

"Ne söyleyeyim?"

"Mesela başımızın belada olduğunu."

Efe bana baktı. "Zaten biliyorsun."

"İlk kez aynı fikirdeyiz."

Müdürün kapısının önünde durduk. Efe kapıyı çaldı.

"İçeri gelin."

Odaya girdiğimizde müdür masasında oturuyordu. Yanında Efe'nin babası vardı.

Onu görünce Efe'nin yüzü gerildi.

"Babamın burada ne işi var?"

Müdür gözlüğünü düzeltti. "Okulun eski kütüphanesine izinsiz girdiğiniz ve bazı belgeleri aldığınız söylendi."

Efe hemen konuştu. "Biz sadece araştırma yapıyorduk."

Babası sertçe baktı. "Sana o belgeleri karıştırmamanı söylemiştim."

Efe'nin sesi yükseldi. "Neden? İçinde ne var?"

Adam cevap vermedi.

Müdür araya girdi. "Bu konuyu burada kapatıyoruz. Belgeleri teslim edin ve bir daha eski kütüphaneye izinsiz girmeyin."

Efe defteri masaya bıraktı.

Tam çıkacakken babası bana döndü.

"Lina, seninle ayrıca konuşmamız gerekiyor."

Efe hemen araya girdi. "Hayır. Ne söyleyecekseniz burada söyleyin."

Babası oğluna uzun uzun baktı.

"Bu mesele seni aşar."

Efe'nin çenesi gerildi.

"Belki de artık aşmıyordur."

---

Müdürün odasından çıktığımızda Efe öfkeliydi. Koridorda hızlı hızlı yürüyordu.

"Efe, bekle!"

Durdu.

"Ne var?"

"Babana neden böyle davranıyorsun?"

"Çünkü bana hiçbir şey anlatmıyor."

"Belki seni korumaya çalışıyordur."

Efe acı acı güldü.

"İnsanları korumak için onlardan gerçeği saklamak zorunda değilsin."

Bir an sustum.

Bu sözler bana da tanıdık gelmişti.

Annem de benden gerçeği saklıyordu.

"Belki haklısın," dedim.

Efe şaşkınlıkla bana baktı.

"Az önce bana hak mı verdin?"

"Abartma."

İlk kez ikimiz de hafifçe gülümsedik.

---

Öğle arasında Sude yanıma geldi.

"Lina, müdür odasında ne oldu?"

"Uzun hikâye."

"Seninle Efe arasında bir şey mi var?"

"Neden herkes bunu soruyor?"

Sude gülümsedi.

"Çünkü Efe normalde kimseyle bu kadar ilgilenmez."

"Benimle de ilgilenmiyor."

Tam o sırada Efe yanımıza geldi.

"Lina, konuşmamız gerekiyor."

Sude kaşlarını kaldırdı.

"Ben gidiyorum. Siz konuşun."

"Evet, lütfen," dedim.

Efe kolunu kavuşturdu.

"Babamın çalışma odasında eski bir kutu buldum."

"İçinde ne var?"

"Fotoğraflar. Mektuplar. Ve senin annenin adı."

Kalbim hızlandı.

"Ne?"

"Bu akşam kutuyu inceleyeceğim. Yarın sana anlatırım."

"Ben de gelmek istiyorum."

Efe başını iki yana salladı.

"Bu kez olmaz. Babam evde olacak."

"Ben korkmuyorum."

"Biliyorum. Sorun da bu zaten."

Bir an göz göze geldik.

Sonra Efe çantasını omzuna taktı.

"Yarın görüşürüz, Lina."

---

Akşam annem odama geldiğinde yatağımda oturuyordum.

"Lina, bugün okulda ne oldu?"

"Anne, neden Efe'nin ailesinden uzak durmamı istiyorsun?"

Annem yatağımın kenarına oturdu.

"Çünkü onların ailesiyle bizim ailemiz arasında geçmişten gelen bir mesele var."

"Ne meselesi?"

Annem uzun süre sustu.

Sonra elimi tuttu.

"Bir gün sana her şeyi anlatacağım. Ama o gün geldiğinde hayatının eskisi gibi olmayacağını bilmelisin."

İçim ürperdi.

"Ben gerçeği öğrenmek istiyorum."

Annem gözlerime baktı.

"Gerçek bazen insanın en çok sevdiği şeyleri değiştirebilir."

O gece uyuyamadım.

Aklımda yalnızca Efe'nin bulduğu kutu vardı.

Fotoğraflar.

Mektuplar.

Annemin adı.

Ve yüzümdeki kırmızı doğum lekesinin ardındaki sır.

Ertesi gün her şeyin değişeceğini henüz bilmiyordum.

Sabah alarmım çaldığında gözlerimi açmak istemedim. Gece boyunca doğru düzgün uyuyamamıştım. Annemin söyledikleri, Efe'nin bulduğu kutu ve o eski fotoğraf aklımdan çıkmıyordu.

"Gerçek bazen insanın en çok sevdiği şeyleri değiştirebilir."

Annem neden böyle söylemişti? Efe'nin ailesiyle bizim ailemiz arasında ne yaşanmıştı? Ve en önemlisi, yüzümdeki kırmızı doğum lekesinin bütün bunlarla ne ilgisi vardı?

Yatağımdan kalkıp aynanın karşısına geçtim. Yanağımdaki doğum lekesine baktım. Küçüklüğümden beri benimleydi. Annem her zaman bunun sıradan bir doğum lekesi olduğunu söylerdi. Ama artık ona inanamıyordum.

Üniformamı giyip çantamı hazırladım. Mutfağa indiğimde annem kahvaltı hazırlıyordu.

"Günaydın," dedim.

"Günaydın kızım. Kahvaltını yap, geç kalacaksın."

Masaya oturdum. Annem önüme peynir ve ekmek koydu.

"Anne?"

"Efendim?"

"Efe'nin babasıyla eskiden tanışıyor muydun?"

Annemin eli havada kaldı.

"Lina, bu konuyu konuşmak istemiyorum."

"Ama ben istiyorum. Dün bana geçmişten gelen bir mesele olduğunu söyledin. Ne olduğunu bilmeye hakkım yok mu?"

Annem derin bir nefes aldı.

"Elbette hakkın var. Ama bazı şeyleri anlatmak için doğru zamanı bekliyorum."

"Ne zaman doğru zaman olacak?"

Annem cevap vermedi.

Sandalyemi geriye itip ayağa kalktım.

"Ben artık çocuk değilim."

"Lina!"

"Okula gidiyorum."

Kapıdan çıkarken annemin üzgün bakışlarını gördüm. Ama bu kez geri dönmedim.

---

Arel Koleji'nin kapısından içeri girdiğimde bahçede her zamanki kalabalık vardı. Öğrenciler gruplar hâlinde konuşuyor, bazıları kantine doğru koşuyordu.

Sude beni görünce el salladı.

"Lina! Buradayım!"

Yanına gittim.

"Ne oldu? Yüzün neden böyle?"

"Nasıl?"

"Sanki bütün gece uyumamışsın."

"Çünkü uyumadım."

Sude merakla yaklaştı.

"Efe yüzünden mi?"

Gözlerimi devirdim.

"Her şeyi Efe'ye bağlamayı bırak."

"Ben bir şey demedim ki."

"Bakışların söyledi."

Sude gülerek koluma girdi.

"Hadi sınıfa gidelim. Bu arada bugün edebiyat sunumları var."

Bir anda durdum.

"Ne sunumu?"

Sude şaşkınlıkla bana baktı.

"Öğretmen geçen hafta söylemişti ya! İkişerli gruplar hâlinde sunum yapacağız."

"Benim haberim yok."

"Yeni geldiğin için kaçırmış olabilirsin."

Tam sınıfa girecekken öğretmenimiz kapıda belirdi.

"Lina, günaydın. Senin için bir grup ayarladım."

"Kimle?"

Öğretmen gülümsedi.

"Efe ile."

Sude'nin ağzı açık kaldı.

Ben ise olduğum yerde donup kaldım.

"Öğretmenim, başka biriyle olabilir miyim?"

"Maalesef grupları belirledim. Efe de kabul etti."

Arkamdan bir ses geldi.

"Benim itirazım yok."

Efe yanımızda durmuş, gayet rahat bir şekilde gülümsüyordu.

Ona döndüm.

"Sen kabul mü ettin?"

"Ne yapayım? Öğretmen söyledi."

"Başka biriyle çalışabilirdin."

"Sen de."

Birbirimize baktık.

Sude araya girdi.

"Ben sizi yalnız bırakayım."

"Sude!"

Ama çoktan uzaklaşmıştı.

Efe çantasını sıraya bıraktı.

"Konumuz ne?"

"Henüz bilmiyorum."

"Harika. Çok iyi bir ekibiz."

"Seninle çalışmak zorunda olduğum için mutluyum sanma."

Efe sandalyesine oturdu.

"Ben de çiçekler açarak gelmedim."

---

İlk ders boyunca öğretmen konuyu anlattı. Sunumumuzun konusu, geçmişten günümüze aile hikâyeleri ve insanların hayatını değiştiren olaylardı.

Öğretmen sınıfa dönerek konuştu.

"Bu sunumda yalnızca bilgi vermenizi değil, bir hikâye anlatmanızı da istiyorum. Aile geçmişinizden veya araştırdığınız bir olaydan yararlanabilirsiniz."

Efe bana doğru eğildi.

"Bizim konumuz belli."

Kaşlarımı çattım.

"Ne?"

"Ailelerimizin geçmişi."

Hemen ona döndüm.

"Hayır. Bu konuda araştırma yapacağız ama sunumda anlatmayacağız."

"Neden?"

"Çünkü bu bizim ailelerimizi ilgilendiriyor."

Efe bir süre sustu.

"Belki de başkalarının da bilmesi gereken bir şeydir."

"Önce ne olduğunu öğrenelim."

Efe başını salladı.

"Tamam."

Ders bitince defterimi açtım.

"Bugün kütüphaneye gidip eski okul kayıtlarını inceleyebiliriz."

Efe çantasından kalemini çıkardı.

"Ben de babamın bulduğu kutuyu getireceğim."

"Okula mı?"

"Hayır. Fotoğraflarını çektim."

"Sen gerçekten her şeyi düşünmüşsün."

Efe hafifçe gülümsedi.

"Bazen."

---

Öğle arasında kantine gittik. Sude bizi aynı masada görünce şaşkınlıkla yanımıza geldi.

"Bir dakika. Siz birlikte mi oturuyorsunuz?"

Efe tepsisini masaya bıraktı.

"Hayır, masa tesadüfen burada."

Sude gülmeye başladı.

Ben de istemeden güldüm.

Efe bana baktı.

"Ne gülüyorsun?"

"Hiç. Çok komiksin."

"İltifat mı ettin?"

"Hayır."

Sude sandalyeye oturdu.

"Tamam, şimdi anlatın. Ne oluyor?"

"Hiçbir şey," dedim.

Efe aynı anda konuştu.

"Ailelerimizin geçmişini araştırıyoruz."

Sude'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Ne?"

Ona döndüm.

"Bir şey mi biliyorsun?"

Sude tereddüt etti.

"Ben sadece… Dün okulun eski fotoğraflarına bakarken bir şey gördüm."

"Neyi?"

"Eski mezuniyet fotoğraflarında Efe'nin babası var. Ama yanında bir kadın daha var."

Efe hemen doğruldu.

"Nasıl bir kadın?"

Sude telefonunu çıkardı.

"Fotoğrafı çektim. Bakın."

Ekrana baktığımızda eski, siyah beyaz bir fotoğraf gördük. Efe'nin babası genç hâliyle okul bahçesinde duruyordu. Yanındaki kadın kameraya gülümsüyordu.

Kadının yanağında kırmızı bir doğum lekesi vardı.

Benimkiyle aynı yerde.

Efe'nin yüzü ciddileşti.

"Bu fotoğrafı nereden buldun?"

"Okulun internet sitesindeki eski mezunlar bölümünden."

Fotoğrafın altında bir isim yazıyordu.

Meral Yılmaz.

İsmi okuduğumda içimde bir şeyler kıpırdadı.

Sanki bu ismi daha önce duymuştum.

Ama nerede?

---

Dersler bittikten sonra Efe ile okul kütüphanesine gittik. Bu kez eski kütüphaneye değil, öğrencilerin kullandığı bölüme.

Sude de bizimle geldi.

"Ben de yardım edeceğim," dedi.

Efe kaşlarını kaldırdı.

"Senin başka işin yok mu?"

"Var. Ama bu daha ilginç."

Raflardan eski okul yıllıklarını çıkardık. Bir süre sayfaları karıştırdık. Sonunda Efe bir kitabı masaya bıraktı.

"Burada."

Kitabın içinde eski bir mezuniyet fotoğrafı vardı. Aynı kadın. Aynı doğum lekesi.

Altında yine aynı isim yazıyordu.

Meral Yılmaz.

Sude sayfayı çevirdi.

"Burada bir şey daha var."

Fotoğrafın arkasına iliştirilmiş küçük bir not vardı.

"Arel Koleji, 2009. Her şeyin başladığı yıl."

Efe bana baktı.

"Sen o yıl doğmuşsun, değil mi?"

Başımı salladım.

"2009."

Bir süre kimse konuşmadı.

Sude yavaşça kitabı kapattı.

"Bu gerçekten tesadüf mü?"

Cevap veremedim.

Çünkü artık ben de tesadüflere inanmıyordum.

---

Kütüphaneden çıkarken Efe telefonuna baktı.

"Babam arıyor."

Telefonu açtı.

"Efendim?"

Karşıdan gelen sesi duyamıyordum ama Efe'nin yüzü gittikçe değişiyordu.

"Ne? Neden?"

Bir süre sustu.

"Tamam. Geliyorum."

Telefonu kapattı.

"Ne oldu?" diye sordum.

Efe çantasını omzuna taktı.

"Babam okulda. Benimle konuşmak istiyor."

"Ben de geleyim."

Efe başını iki yana salladı.

"Bu kez tek başıma konuşacağım."

"Efe, belki—"

"Lina, lütfen."

İlk kez sesinde gerçekten ciddi bir şey vardı.

Başımı salladım.

"Tamam. Ama sonra bana anlatacaksın."

"Söz."

Efe uzaklaşırken Sude yanıma geldi.

"Onun için endişeleniyor musun?"

"Hayır."

Sude gülümsedi.

"Tabii."

"Gerçekten hayır."

"Tamam, Lina."

Ama içimde tuhaf bir his vardı.

Efe'nin başına bir şey gelmesinden korkmuyordum.

Sadece onun da benim gibi cevapları bulamadan kalmasını istemiyordum.

---

Okulun kapısına doğru yürürken telefonum titredi.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

Mesajı açtım.

"Meral Yılmaz'ı araştırmayı bırak."

Kalbim hızlandı.

İkinci mesaj geldi.

"Annenin sana anlatmadığı şeyleri öğrenmek istemezsin."

Ekrana bakakaldım.

Sude yanıma geldi.

"Lina? Ne oldu?"

Telefonu ona gösterdim.

Sude'nin yüzü ciddileşti.

"Bu kim?"

"Bilmiyorum."

Bir mesaj daha geldi.

"Efe'ye güvenme."

Telefonu kapattım.

O sırada okulun kapısında Efe'yi gördüm. Babasıyla konuşuyordu. Efe'nin yüzü öfkeliydi. Babası ise ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Bir süre sonra Efe arkasını dönüp bana baktı.

Bakışlarımız buluştu.

Telefonum elimdeydi.

Efe yanıma geldi.

"Ne oldu?"

"Bir mesaj aldım."

Telefonu ona uzattım.

Mesajları okuduğunda yüzü değişti.

"Bu numara kim?"

"Bilmiyorum."

Efe telefonu geri verdi.

"Artık bu işi bırakmamız gerekiyor."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Ne?"

"Bu insanlar bizi izliyor olabilir."

"Sen de mi korkuyorsun?"

Efe gözlerini kaçırdı.

"Hayır. Ama seni bu işin içinde tutmak istemiyorum."

"Ben zaten bu işin içindeyim!"

Sesim istemeden yükseldi.

"Bu benim ailemle ilgili. Benim doğum lekemle ilgili. Bana ne olduğunu söylemeden beni uzak tutamazsın."

Efe bir süre sessiz kaldı.

Sonra başını salladı.

"Haklısın."

Bu kez tartışmadı.

"Yarın devam edeceğiz," dedi.

"Birlikte mi?"

Efe bana baktı.

"Birlikte."

---

Eve döndüğümde annem salonda oturuyordu. Elinde eski bir fotoğraf vardı.

Beni görünce fotoğrafı hemen kapatmaya çalıştı.

Ama çoktan görmüştüm.

Fotoğraftaki kadın Meral Yılmaz'dı.

Annemin yanında duruyordu.

İkisi de gençti.

"Anne…"

Annem gözlerini kapattı.

"Lina, sana anlatmam gereken bir şey var."

Yanına oturdum.

"Meral Yılmaz kim?"

Annem uzun süre konuşmadı.

Sonra fotoğrafı bana uzattı.

"Benim en yakın arkadaşımdı."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Ne?"

Annemin gözleri doldu.

"Yıllar önce Arel Koleji'nde birlikte okuyorduk. Efe'nin babası da bizim sınıfımızdaydı."

"Sonra ne oldu?"

Annem fotoğrafın kenarını tuttu.

"Bir gün her şey değişti. Meral ortadan kayboldu. Ve o günden sonra hayatımız eskisi gibi olmadı."

"Doğum lekemle ilgisi ne?"

Annem bana baktı.

"Çünkü Meral'in de aynı doğum lekesi vardı."

Nefesim kesildi.

"Anne…"

Annem elimi tuttu.

"Sen doğduğunda, Meral'in yıllar önce bana söylediği bir şeyi hatırladım."

"Ne söyledi?"

Annem cevap vermek üzereydi ki kapı zili çaldı.

İkimiz de kapıya baktık.

Annem ayağa kalktı.

"Sen burada kal."

Kapıyı açtığında dışarıda kimse yoktu.

Yalnızca kapının önüne bırakılmış küçük bir zarf vardı.

Annem zarfı alıp açtı.

İçinden eski bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta annem, Meral ve Efe'nin babası okul bahçesinde duruyordu.

Arkasında el yazısıyla tek bir cümle vardı:

"Gerçekleri Lina'ya anlatmanın zamanı geldi."

Annemin elleri titremeye başladı.

Ben fotoğrafı elinden aldım.

Arkasındaki yazının altında bir isim daha vardı.

Meral.

Ve o an anladım.

Meral Yılmaz yalnızca geçmişte kalmış biri değildi.

Bir şekilde hâlâ bizim hayatımızın içindeydi.

Ama asıl soru şuydu: Meral neredeydi?Annemin elindeki fotoğrafı tekrar inceledim. Meral, annemin yanında gülümsüyordu. Efe'nin babası ise birkaç adım gerilerinde duruyordu. Üçü de çok gençti. Sanki hiçbir şey onları üzemezmiş gibi mutluydular.

"Anne, Meral'e ne oldu?" diye sordum.

Annem koltuğa oturdu. "Bir gün okuldan sonra ortadan kayboldu. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Ailesi onu aradı, polisler soruşturdu ama hiçbir sonuç çıkmadı."

"Sen onun en yakın arkadaşıydın. Sana hiç bir şey söylemedi mi?"

Annem gözlerini fotoğrafa dikti. "Kaybolmadan birkaç gün önce bana bir mektup vermişti. Ama o mektubu yıllardır saklıyorum."

"Anne, neden bana daha önce anlatmadın?"

"Çünkü mektupta seninle ilgili bir şey vardı."

Kalbim hızlandı. "Benimle mi?"

Annem başını salladı.

"Sen doğmadan önce yazılmıştı."

Bir an konuşamadım. Sonra yavaşça sordum:

"Mektup nerede?"

Annem ayağa kalktı ve odasına gitti. Birkaç dakika sonra elinde küçük, sararmış bir zarfla geri döndü. Zarfın üzerinde Meral'in el yazısı vardı.

Annem zarfı bana uzattı.

"Artık bunu bilmen gerektiğini düşünüyorum."

Zarfı açtım. İçinden katlanmış bir kâğıt çıktı. Yazılar solmuştu ama okunabiliyordu.

"Zeynep, eğer bir gün kızım bu mektubu okursa ona şunu söyle: Yüzündeki izden korkmasın. O iz, geçmişte yaşananların bir parçası. Ama gerçek ortaya çıkarsa bazı insanlar her şeyi kaybetmekten korkacak. Lina'nın kendini koruması gerekiyor. Ve ne olursa olsun, Arel Koleji'ne geri dönmemeli."

Mektubu okurken ellerim titredi.

"Anne… Meral benim doğum lekemi biliyor muydu?"

Annem başını salladı.

"Evet."

"Peki neden Arel Koleji'ne dönmemem gerektiğini yazmış?"

Annem cevap veremedi.

Çünkü o da bilmiyordu.

---

Ertesi sabah okula giderken Efe'yi kapının önünde gördüm. Yüzü her zamankinden daha ciddiydi.

"Lina, konuşmamız gerekiyor."

"Benim de sana anlatacaklarım var."

Efe etrafına baktı. "Önce ben."

Beni okulun arka bahçesine götürdü. Çantasından birkaç fotoğraf çıkardı.

"Babamın kutusunu dün gece tekrar inceledim."

Fotoğrafları bana uzattı.

Birinde annem ve Meral okul bahçesinde duruyordu. Diğerinde ise Efe'nin babası, yanında tanımadığım bir adamla konuşuyordu.

"Bu adam kim?" diye sordum.

Efe başını salladı.

"Bilmiyorum. Ama fotoğrafın arkasında bir isim var."

Fotoğrafı çevirdim.

"Kemal Arslan."

Efe devam etti.

"Babam bu ismi duyunca çok sinirlendi. Sonra bana kutuyu kapatmamı söyledi."

"Belki bu adam Meral'in kaybolmasıyla ilgilidir."

"Evet. Ama başka bir şey daha buldum."

Efe cebinden küçük bir anahtar çıkardı.

"Bu da kutunun içindeydi."

Anahtarı elime aldım.

Üzerinde küçük bir numara yazıyordu.

17.

"Bu neyin anahtarı?"

Efe bana baktı.

"Babamın eski okul dolabının."

Şaşkınlıkla ona döndüm.

"Okulda hâlâ duruyor mu?"

"Evet. Eski binada."

Bir süre düşündüm.

"Oraya gitmeliyiz."

Efe başını salladı.

"Bugün okul çıkışında."

---

Dersler boyunca aklım anahtardaydı. Öğretmen konuşuyor, sınıftakiler not alıyordu ama ben tek bir kelime bile duymuyordum.

Efe arada sırada bana dönüp bakıyordu.

Bir ara küçük bir kâğıt uzattı.

"Bugün okul çıkışında eski binada buluşalım. Anahtarı kimseye gösterme."

Kâğıdın altına bir de küçük bir çizim yapmıştı. Bir yıldız.

İstemeden gülümsedim.

Sonra hemen yüzümü toparladım.

Bu çocukla arkadaş olmadığımı kendime hatırlatmam gerekiyordu.

---

Okul çıkışında eski binaya doğru yürüdük. Burası yıllardır kullanılmıyordu. Pencerelerin bazıları kapatılmış, koridorların duvarları solmuştu.

Efe anahtarı çıkardı.

"17 numara."

Dolapların olduğu odaya girdik. Eski metal dolapların üzerinde numaralar vardı. Efe 17 numaralı dolabın önünde durdu.

Anahtarı kilide soktu.

Bir kez çevirdi.

Açılmadı.

"Bir daha dene," dedim.

Efe tekrar çevirdi.

Bu kez kilit açıldı.

Dolabın içinde eski bir defter, birkaç mektup ve küçük bir fotoğraf vardı.

Defteri çıkardım.

İlk sayfasında bir isim yazıyordu.

Meral Yılmaz.

Efe mektuplardan birini aldı.

"Lina…"

"Ne?"

Mektubun üzerinde annemin adı vardı.

Efe mektubu bana uzattı.

Tam açacakken koridordan ayak sesleri geldi.

Birisi eski binaya giriyordu.

Efe hemen mektubu çantasına koydu.

"Burada biri var."

Kapının önünde durduk.

Ayak sesleri yaklaşıyordu.

Sonra bir ses duyduk.

"Lina?"

Bu ses…

Annemindi.

Şaşkınlıkla Efe'ye baktım.

Annem eski binada ne arıyordu?

Ve bizi burada bulursa ne olacaktı
4. Bölüm: Saklanan Mektup

“Lina?”

Annemin sesi eski binanın sessizliğinde yankılandı. Elimde Meral’in defteri, yanımda Efe vardı. Annem kapının önünde durmuş, yüzündeki şaşkınlığı gizleyemiyordu. Önce bana, sonra Efe’ye baktı. Gözleri dolabın açık kapağına kayınca yüzü bir anda değişti.

“Bu dolabı kim açtı?” diye sordu.

“Biz,” dedim. “Ama anahtar Efe’nin babasının eşyalarının arasındaydı. İçinde Meral Yılmaz’ın defteri ve mektupları var.”

Annem birkaç adım yaklaştı. Defteri elimden almak ister gibi uzandı ama sonra vazgeçti. “Bunları burada okumamalısınız.”

“Anne, neden?” Sesim titredi. “Meral kimdi? Neden onun fotoğraflarında sen varsın? Neden benim doğum lekemle aynı lekeye sahipti?”

Annem cevap vermedi. Sanki yıllardır içinde tuttuğu bir sırrı yeniden hatırlamıştı. Efe araya girdi.

“Babam da bana Lina’dan uzak durmamı söyledi. Sizin de aynı şeyi söylemeniz tesadüf olamaz.”

Annem başını kaldırdı. “Efe, senin burada olman işleri daha da zorlaştırıyor.”

“Ben de gerçeği öğrenmek istiyorum,” dedi Efe. “Babam neden Meral’i tanıyordu?”

Annem gözlerini kapattı. Bir süre sonra yavaşça konuşmaya başladı.

“Meral benim en yakın arkadaşımdı. Bu okulda birlikte okuduk. Çok neşeli, cesur biriydi. İnsanların onu nasıl gördüğünü umursamazdı. Doğum lekesi yüzünden ona kötü davrananlar olduğunda bile başını eğmezdi. Sonra… bir gün ortadan kayboldu.”

“Nasıl kayboldu?” diye sordum.

“Bunu kimse tam olarak bilmiyordu. En azından bize öyle söylendi. Meral’in ailesi okuldan ayrıldığını söyledi. Ama ben bunun doğru olmadığını düşündüm.”

“Peki babam?” diye sordu Efe.

Annem ona baktı. “Baban o zamanlar okul yönetiminin yanında çalışıyordu. Meral’in kaybolduğu günlerde onunla çok konuşuyordu. Sonra birden herkes sustu. Fotoğraflar saklandı, kayıtlar değiştirildi. Ben de korktum.”

“Benden ne saklıyorsun?” dedim. “Meral benimle neden aynı doğum lekesine sahipti?”

Annemin gözleri bana döndü. “Çünkü Meral senin ailenden biriydi, Lina.”

Kalbim hızlandı. “Ne demek bu?”

“Şimdi her şeyi anlatamam. Önce bu mektubu okumalıyız.”

Dolabın içindeki mektubu annem dikkatlice aldı. Üzerinde kendi adı yazıyordu: Zeynep’e. Parmakları titriyordu. Zarfı açtı ve içindeki sararmış kâğıdı çıkardı.

Mektupta Meral’in el yazısı vardı:

Zeynep, eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki gerçeği saklamak zorunda kaldığım günler geride kalmadı. Lina büyüdüğünde ona her şeyi anlatmanı istiyorum. Onun doğum lekesi bir sır değil; geçmişimizin izidir. Arel’de saklanan dosyayı bulmadan kimseye güvenme. Özellikle de o gece orada olan kişiye…

Mektup burada bitiyordu.

“Kimdi o kişi?” diye sordum.

Annem kâğıdı buruşturacak gibi tuttu, sonra kendini durdurdu. “Meral’in kaybolduğu gece okulda olan biri.”

Efe’nin telefonu titredi. Ekrana baktığında yüzü bembeyaz oldu.

“Babamdan mesaj,” dedi.

Mesajı bize gösterdi:

“Eski binadan hemen çık. Dolabı açtığınızı biliyorum. Sakın dosyayı aramayın.”

“Dosya mı?” dedim. “Mektupta da dosyadan bahsediyor.”

Annem birden kapıya yöneldi. “Buradan gitmeliyiz. Şimdi.”

Tam o sırada koridorun diğer ucundan ayak sesleri geldi. Birisi eski binaya giriyordu. Annem bizi dolabın arkasındaki dar bölmeye çekti. Efe elindeki defteri göğsüne bastırdı. Hepimiz nefesimizi tuttuk.

Ayak sesleri yaklaştı. Sonra biri dolabın önünde durdu.

“Biliyorum, buradasınız,” dedi tanımadığımız bir erkek sesi.

Annemin eli kolumu sıkıca tuttu.

Adam dolabın kapağını açtı. İçerideki mektuplara baktı. Ardından yerdeki küçük anahtarı aldı ve alçak sesle konuştu:

“Demek Meral’in defteri yeniden ortaya çıktı…”

Efe bana baktı. Ben de ona.

Adamın sesi yeniden duyuldu:

“Bu kez gerçeği öğrenmelerine izin veremem.”
Düşmandan Aşka

“Bu kez gerçeği öğrenmelerine izin veremem.”

Adamın sesi eski binanın duvarlarında yankılanırken annemin eli kolumu daha sıkı kavradı. Efe yanımda sessizce duruyor, elindeki Meral’in defterini saklamaya çalışıyordu. Dolabın arkasındaki dar bölmede nefes almak bile zorlaşmıştı.

Adam birkaç saniye boyunca etrafı dinledi. Sonra dolabın kapağını kapattı.

“Defter burada değil,” diye mırıldandı. “Biri benden önce davranmış.”

Ayak sesleri uzaklaşmaya başladı. Annem hemen bizi dışarı çıkardı. Koridora ulaştığımızda adam çoktan merdivenlerden aşağı inmişti.

“Kimdi o?” diye fısıldadım.

Annem cevap vermedi. Yalnızca kapıya doğru ilerledi. Efe ise durdu.

“Ben bu sesi tanıyorum,” dedi.

Annem ona döndü. “Efe, sakın…”

“Babam değildi,” dedi Efe. “Ama babamın yanında çalışan biri. Okulun eski güvenlik görevlisi olabilir.”

“Adı ne?” diye sordum.

Efe bir süre düşündü. “Rauf. Babamın odasına sık sık girerdi. Ama neden burada olduğunu bilmiyorum.”

Annemin yüzü yeniden soldu. “Rauf mu?”

“Onu tanıyor musun?” diye sordum.

Annem başını salladı. “Meral’in kaybolduğu dönemde okulda çalışıyordu.”

İçimdeki korku büyüdü. Demek ki bu sır yalnızca ailelerimizle ilgili değildi. Okulun içinde hâlâ geçmişi saklayan insanlar vardı.

Efe telefonunu çıkardı. Babasından yeni bir mesaj gelmişti.

“Eve gel. Bu konuyu kapatıyoruz.”

Efe mesajı okudu, sonra telefonu cebine koydu.

“Ben eve gitmeyeceğim,” dedi.

“Efe,” diye uyardı annem.

“Babamın bana ne sakladığını öğrenmeden gitmeyeceğim.”

Annem gözlerini kapattı. “Siz ikiniz de anlamıyorsunuz. Bu mesele sadece eski bir fotoğraf ya da mektup değil. Birinin hayatı değişti. Birileri yıllarca korkuyla yaşadı.”

“Benim hayatım da değişti,” dedim. “Meral’in kim olduğunu bilmeden büyüdüm. Herkes doğum lekemi gördüğünde bana farklı davrandı. Şimdi gerçeği öğrenmek istiyorum.”

Annem bana baktı. Gözlerinde hem üzüntü hem de korku vardı.

“Peki,” dedi sonunda. “Ama bundan sonra hiçbir şeyi tek başınıza yapmayacaksınız.”

Efe başını salladı. “Anlaştık.”

Eski binadan çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı. Annem beni eve götürmek istedi ama aklım hâlâ mektuptaki cümledeydi: Arel’de saklanan dosyayı bulmadan kimseye güvenme.

Dosya nerede olabilirdi?

Efe okulun bahçesinde durdu. “Yarın kütüphaneye gidelim. Eski kayıtların tutulduğu bölüm var. Belki dosyanın nerede olduğunu bulabiliriz.”

“Annem izin vermez,” dedim.

“Ben de kendi başıma gitmeyeceğim. Sude’yi de yanımıza alırız. Her şeyi dikkatli yaparız.”

Bir an düşündüm. Efe’ye hâlâ tam olarak güvenmiyordum. Ama artık aynı soruların peşindeydik.

“Tamam,” dedim. “Yarın.”

Eve vardığımda annem mutfakta sessizce oturuyordu. Yanına gittim. Masanın üzerinde eski bir fotoğraf duruyordu. Fotoğrafta annem, Meral ve Efe’nin babası vardı. Üçü de okulun bahçesinde gülümsüyordu.

Fotoğrafın arkasında daha önce fark etmediğim bir tarih yazıyordu: 12 Ekim 2009.

“Anne, bu fotoğrafı neden sakladın?”

Annem fotoğrafı eline aldı. “Çünkü o gün, her şeyin değiştiği gündü.”

“Ne oldu o gün?”

Annem cevap vermeden fotoğrafın arkasını çevirdi. Altında küçük bir not vardı:

“Dosya 17. Eski arşiv. Anahtar Rauf’ta.”

Kalbim hızlandı.

“Dosya 17…” diye fısıldadım.

Annem başını kaldırdı. “Lina, bunu nereden biliyorsun?”

“Dolabın içindeki mektupta dosyadan bahsediyordu. Efe’nin babasının kutusundan çıkan anahtar da on yedinci dolabı açmıştı.”

Annem fotoğrafı masaya bıraktı. “O zaman Rauf’un neden geri döndüğünü anlıyorum.”

“Dosyayı almak için mi?”

“Evet. Çünkü o dosyada Meral’in kaybolduğu geceye dair gerçekler olabilir.”

O gece odama çıktığımda telefonum titredi. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

“Yarın eski arşive gitmeyin. Dosya 17’yi ararsanız, Meral’in başına gelenleri öğrenirsiniz. Ama öğrendikleriniz her şeyi değiştirecek.”

Mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta Meral’in yanında küçük bir kız çocuğu duruyordu. Kızın yüzünde, benim yüzümdekiyle aynı doğum lekesi vardı.

Fotoğrafın arkasında tek bir kelime yazıyordu:

“Lina.”

Ekrana bakakaldım. O küçük kız kimdi?

Ve neden fotoğrafta benim adım yazıyordu?Düşmandan Aşka

5. Bölüm: Gölgedeki Adam (Devamı)

Ekrana bakakaldım. O küçük kız kimdi?

Ve neden fotoğrafta benim adım yazıyordu?

Fotoğrafı tekrar açtım. Meral'in yüzüne, yanındaki küçük kıza ve fotoğrafın arkasındaki yazıya uzun uzun baktım. İçimde tarif edemediğim bir his vardı. Sanki bu fotoğraf bana yıllardır saklanan bir gerçeği anlatmaya çalışıyordu.

Telefonum yeniden titredi.

Bilinmeyen numaradan yeni bir mesaj gelmişti.

“Yarın eski arşive git. Dosya 17'yi bul. Ama yanında Karan olmasın.”

Mesajı okuduğumda kaşlarımı çattım.

Neden özellikle Karan?

Tam cevap yazacakken telefonum çaldı. Arayan Efe'ydi.

“Lina, uyuyor musun?”

“Hayır. Sana bir şey soracağım. Karan'ın babasıyla ilgili bir şey biliyor musun?”

Efe birkaç saniye sustu.

“Ne oldu?”

“Bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi. Yarın eski arşive gitmemi söylüyor ama Karan'ın yanımda olmamasını istiyor.”

“Bence Karan'a da söylemeliyiz.”

“Ya o da bir şey saklıyorsa?”

Efe derin bir nefes aldı.

“Lina, Karan'ın babası bu olayların içinde olabilir. Ama Karan'ın ne bildiğini bilmiyoruz.”

Telefonu kapattığımda bir mesaj daha geldi.

Bu kez Karan'dandı.

Karan: Yarın okulda konuşmamız gerekiyor.

Lina: Ne hakkında?

Karan: Dosya 17.

Kalbim hızlandı.

Lina: Sen nereden biliyorsun?

Karan: Çünkü babamın odasında senin adının yazdığı bir dosya gördüm.

Lina: Yarın bana her şeyi anlatacaksın.

Karan: Sen de bana fotoğrafı göstereceksin.

Telefonu kapattım. Artık bu işin içinde Karan'ın da olduğunu biliyordum.

---

Sabah okula geldiğimde Karan bahçede beni bekliyordu. Kollarını göğsünde birleştirmiş, her zamanki ciddi ifadesiyle bana bakıyordu.

“Geç kaldın,” dedi.

“Daha zil çalmadı.”

“Yine de geç kaldın.”

“Seninle uğraşacak hâlim yok, Karan.”

Yanından geçmeye çalıştım ama kolumu tuttu.

“Lina, dün gece sana gelen mesajları biliyorum.”

Kolumu hemen çektim.

“Telefonumu mu kontrol ediyorsun?”

“Hayır. Babamın telefonuna da aynı numaradan mesaj geldi.”

Bir an duraksadım.

“Ne yazıyordu?”

Karan cebinden telefonunu çıkardı ve mesajı gösterdi.

“Dosya 17 açılırsa herkes gerçeği öğrenecek.”

Ekrana baktım.

“Bunu neden daha önce söylemedin?”

“Çünkü sana güvenmiyorum.”

“Harika! Ben de sana güvenmiyorum.”

Tam o sırada Efe ve Sude yanımıza geldi.

Sude: Ne oluyor burada?

Karan: Eski arşive gidiyoruz.

Efe: Hep birlikte mi?

Karan: Evet. Çünkü bu dosyanın içinde benim ailemle ilgili de bir şeyler var.

Sude bana baktı.

“Bence dikkatli olmalıyız.”

“Olacağız,” dedim. “Ama artık geri dönmeyeceğim.”

---

Eski arşivin kapısına geldiğimizde Efe cebinden anahtarı çıkardı.

Kapı açılır açılmaz içeriden ağır bir toz kokusu geldi.

Karan telefonunun ışığını açtı.

“Dosya 17 burada olmalı.”

Rafları tek tek kontrol etmeye başladık.

Bir süre sonra Sude seslendi.

“Burada bir kutu var!”

Kutunun üzerinde büyük harflerle 17 yazıyordu.

Efe kutuyu açtı.

İçinde eski fotoğraflar, belgeler ve bir mektup vardı.

Mektubun üzerinde annemin adı yazıyordu.

Tam mektubu açacakken Karan elimden aldı.

“Bir dakika.”

“Ne yapıyorsun?”

Karan mektubun arkasını çevirdi.

Orada küçük bir yazı vardı:

“Bu mektup Lina'ya ulaşırsa, Karan'ın babasına güvenmemesi gerektiğini bilsin.”

Hepimiz donup kaldık.

Karan'ın yüzü değişti.

“Bu imkânsız,” diye fısıldadı.

Efe ona döndü.

“Ne demek imkânsız?”

Karan cevap vermedi.

“Karan!” diye seslendim. “Ne biliyorsun?”

Karan mektubu bana uzattı.

“Babamın bu olayla ilgisi olduğunu biliyordum. Ama senin adının dosyada olduğunu bilmiyordum.”

Mektubu açtım.

“Sevgili Lina,

Eğer bu mektubu okuyorsan, geçmişinle ilgili gerçekleri öğrenmeye başlamışsın demektir.

Meral'in kaybolduğu gece yalnız değildi.

Yanında iki çocuk vardı.

Biri Lina.

Diğeri…”

Mektubun devamı yırtılmıştı.

Sude: Diğeri kim?

Efe kutunun içindeki fotoğrafları karıştırmaya başladı.

Bir anda elindeki fotoğraf yere düştü.

Fotoğrafı aldım.

Meral'in yanında iki küçük çocuk vardı.

Birinin yüzünde benim doğum lekem vardı.

Diğer çocuk ise…

Karan'dı.

Karan fotoğrafı elimden aldı.

“Bu benim,” dedi sessizce.

O an hepimiz sustuk.

Lina: Sen de o gece orada mıydın?

Karan başını salladı.

“Hatırlamıyorum.”

Lina: Peki baban neden bunu sakladı?

Karan gözlerini fotoğraftan ayırmadı.

“Bilmiyorum.”

Tam o sırada arşivin kapısı sertçe kapandı.

Sude korkuyla kapıya koştu.

“Kapı kilitlendi!”

Efe kapıyı açmaya çalıştı.

“Kilitlenmiş!”

Karan telefonunu çıkardı.

“Şebeke yok.”

Arkamızdan bir ses duyuldu.

“Dosyayı bulduğunuzu biliyorum.”

Hepimiz aynı anda döndük.

Rauf karanlık koridorda duruyordu.

Elinde eski bir anahtar vardı.

“Dosyayı bana verin.”

Karan öne çıktı.

“Önce bize gerçeği anlat.”

Rauf başını salladı.

“Bunu yapamam.”

“Yapacaksın,” dedi Karan. “Çünkü bu fotoğrafta ben de varım.”

Rauf'un yüzü soldu.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.

“12 Ekim 2009 gecesi, Meral okuldan ayrılmadı.”

İçim ürperdi.

“Ne demek bu?”

Rauf gözlerini bana çevirdi.

“Meral o gece kaybolmadı. Birileri onu sakladı.”

Lina: Kim?

Rauf cevap vermeden önce kapının dışından başka bir ses duyuldu.

“Rauf! Orada mısın?”

Karan'ın yüzü bir anda değişti.

Bu, babasının sesiydi.

Rauf geri çekildi.

“Artık çok geç.”

Kapı açıldı.

Karan'ın babası içeri girdi.

Elindeki dosyayı görünce yüzü sertleşti.

“Bu dosyayı kim açtı?”

Kimse cevap vermedi.

Sonra gözleri Karan'a takıldı.

“Karan, buraya gel.”

Karan yerinden kıpırdamadı.

“Baba, o gece ne oldu?”

Babası bir süre ona baktı.

“Bu konuyu kapatıyoruz.”

Karan başını salladı.

“Hayır. Artık kapatmıyoruz.”

Babası dosyayı elimden almaya çalıştı ama Karan önüne geçti.

“Lina'nın geçmişini öğrenmeye hakkı var.”

O an Karan'a ilk kez farklı baktım.

Hâlâ sinir bozucuydu.

Hâlâ bana emir veriyordu.

Ama bu kez benim yanımda duruyordu.

Karan'ın babası sonunda başını eğdi.

“Peki,” dedi. “Gerçeği öğrenmek istiyorsanız, yarın benimle gelin.”

Lina: Nereye?

Babası cevap verdi.

“Meral'in son görüldüğü yere.”

O gece eve dönerken aklımda tek bir soru vardı.

Meral gerçekten kaybolmuş muydu?

Yoksa yıllardır hepimizden saklanan bir yerde miydi?

Karan yanımda yürüyordu.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.

“Lina.”

“Ne?”

“Yarın ne olursa olsun, babama hemen güvenme.”

Ona baktım.

“Sen de bana güvenmiyorsun.”

Karan kısa bir süre sustu.

“Belki de artık birbirimize güvenmeyi öğrenmeliyiz.”

Cevap vermedim.

Çünkü tam o sırada telefonuma yeni bir mesaj geldi.

“Yarın Meral'i bulacaksınız. Ama aranızdan biri gerçeği öğrendiğinde diğerini terk edecek.”

Mesajın altında tek bir isim vardı.

Karan.

Başımı kaldırdım.

Karan bana bakıyordu.

Ve ilk kez onun da benden bir şey sakladığından korktum.

5. Bölüm devam edecek…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…