3. bölüm / 1
DÜŞ İBLİSİ` Billie Eillish`!~'KÜL~`-KRALI'`~
Bölümler 1Şu an: ~'KÜL~`-KRALI'`~
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
### KARANLIK BİR GÜNDEYDİM
- Karanlık bir gündeydim. Karanlık günler oldukça geride kalmıştı. Ama bu serüven hâlâ devam ediyordu. |●ņ●‽|'un yazarlık serüveni devam ediyordu. |●ņ●‽|'un söylemek istediği birçok şey vardı ama nereden başlayacağını tam kestiremiyordu, emin değildi. Artık kaybolmuş durumdayken bir çirkinliğin etrafında dönüyordu. |●ņ●‽| oldukça gizemli konuşuyordu. |●ņ●‽|'un sadece konuşması lazımdı. |●ņ●‽| konuşarak bir şey var edebilirdi. Evet, bir şey var edecekti. Ama |●ņ●‽| konuştuktan sonra neler değişecekti, bunu kimse bilmiyordu.
- Artık geçmişe bakmak ve geleceği şekillendirmek değildi amacı. Her ikisinden de ayırmıştı kendini. Artık bir kelime yetmiyordu kendini anlatmaya. Ve bir gerçeklik vardı karanlığın içinde. Karanlığın ötesinde bir nitelik vardı kendine ve yolunda ilerlemeye devam etti. Yolunda ilerlerken bir oraya bir buraya gidenleri gördü. Yolunda kaybolan insanları tanıdı. Yolunda soruşturan, sorgulayan insanları tanıdı. |●ņ●‽| birçok kez birilerini tanıdı ve bir kazanç elde etmeden yolunda yürüdü. Sadece yürüdü, düşündü ve hayal etti.
- |●ņ●‽| sadece düşünüp hayal ediyor, hayaller kuruyor ve bir şeyler üretmeye, kendini elinden geldiğince anlamaya çalışıyordu. Çünkü |●ņ●‽| büyük bir insan nasıl olunur diye hayaller kuruyordu. Büyük bir insan sadece hayal kurarak olunur diye düşündü sonra |●ņ●‽| ve bunun peşinden gitti. Hayal kurmanın da ötesine geçti. Artık hayal kurmak dahi yetmiyordu bu sinsiliğin etrafında.
- |●ņ●‽|'un etrafında sinsilik ve yalanlar vardı. |●ņ●‽| senelerce yalanın kokusunu aldı. Yalanın kokusunu tanıdı ve artık her türlü yalanı uzaktan anlar oldu. Çünkü |●ņ●‽| profesyonel bir insandı ve kendini geliştirmeyi çok iyi biliyordu. |●ņ●‽| birçok kere tehlikeli süreçlerden geçti. Tehlikeli kararlar verdi ve hayatını şekillendirdi.
- Tehlikeli kararlar vermesinin en büyük sebeplerinden biri âşık olmaktı. |●ņ●‽| oldukça basit insanlara âşık oldu. Oldukça iğrenç insanlara âşık oldu. Oldukça güvensiz, tehlikeli olmayan ama tehlikeli gibi gözüken insanlara âşık oldu. Âşık olduğu insanlardan biri de başlıkta gördüğünüz gibi ♡|ɓîllîē| |ēîlîşĥ|'tı. |●ņ●‽| ona birçok kere âşık oldu.
- Fakat ♡|ɓîllîē| de |●ņ●‽|'u istemese de onu rüyalarında ve uzaktan sezgisel olarak, içinde, duygusunda izledi ve bir karar verdi. ♡|ɓîllîē| de birçok karar vermişti hayatında. En başta gelen kararlarından biri zihnindeki bu kötü düşüncelerden kurtulmaktı. |●ņ●‽| da bunu istiyordu. ♡|ɓîllîē|'nin, yani |●ņ●‽|'un zihninde var olan kötü düşünceler ♡|ɓîllîē|'de de var oluyordu. Bu nasıl oluyordu derseniz, oldukça tekinsiz bir süreçtir diyebilirim size.
- Fakat konuşmak gerekirse size anlatmam gereken daha önemli bir şey var. Bu ise |●ņ●‽|'un ve kaynağının içinde var olan gizemselliğin içinden geliyor ve dürtüsellik ancak bu nedenle açığa çıkabilir.
- Çünkü kaynağın en güzel kraliçesi bir bodrum katında saklanıyor. Bir bodrum katında saklanan kraliçe ve kraliçeden daha fazlası olan bu karanlık komedi bir ölümle sonuçlanacak. Çünkü ölüm geldiğinde herkes bir şeyin farkına varacak ve kendine gelecek. Çünkü kendine gelen bir gerçeklik varsa o da zekânın ve aklın uydurması değildir asla. Bir kalbin var etmesidir. Bir hayal gücünün ötesinde var olan kırıntılardır sadece.
- Anlayacağınız o ki |●ņ●‽| kendinden nefret ediyordu. Hatta |●ņ●‽| bu isminden de nefret ediyordu. |●ņ●‽| ismiyle anılmak istemiyordu. Kendisine ♡|ƙülƙŕąľı| denmesini istiyordu. Çünkü |●ņ●‽| bir ♡|ƙülƙŕąľı|'ydı ve artık kendisinin ♡|ƙülƙŕąľı| olarak anılmasını istiyordu. ♡|ƙülƙŕąľı| dediğimizde |●ņ●‽|'dan bahsettiğimizi anlayın.
- Çünkü ejderhasını bulutlara süren ♡|ƙülƙŕąľı|, bir gün herkesi anlamlandıracak ve beyaz kâğıdın üzerinde en güzel parlaklık, en güzel ışıltı, en güzel renklerle herkesi onurlandıracak ve artık bu ismi terk edecekti.
- "Ben artık bu evrenden ve kaynaktan gidiyorum!" diye herkese seslenecekti.
- Herkes bir yüzüne kapılacak ve kaynak yarılacak. ♡|ƙülƙŕąľı| bu kaynaktan ve evrenden sonsuza dek gidecekti.
- Ama sonsuzluk da yeterli denilen anda görülür aslında. Sonsuzluğu anlarsanız siz de yeterli denilen anı keşfedebilirsiniz ve bu kaynaktan çıkıp gidebilirsiniz. Hatta bulunduğunuz bedeni dahi terk edebilirsiniz. Bulunduğunuz bedeni terk etmek için biraz çabalamanız ve hayal etmeniz gerekiyor gibi gözükebilir aslında. Bu bir süreç olduğu gibi itici de gelebilir bazı noktalarda.
- O yüzden ♡|ɓîllîē|'nin itici gelen taraflarını anlatmayacağım size. Çünkü ♡|ɓîllîē| karışık bir insan olsa da bir o kadar vicdansız hareket ediyor |●ņ●‽|'un zihninde. Bir o kadar vicdansız konuşuyor |●ņ●‽|'a. Bir o kadar canını acıtıyor |●ņ●‽|'un. Bir o kadar üzüyor |●ņ●‽|'u. Bir o kadar karaktersizce var oluyor bu evrende ♡|ɓîllîē|.
- |●ņ●‽|, ♡|ɓîllîē|'yi bir dünya olarak görüyordu. |●ņ●‽|'un kalbinde ♡|ɓîllîē| şöyle adlandırıyordu kendini.
- "Evet, |●ņ●‽|, artık değiş, lütfen!" dedi kendine.
- Ve ♡|ƙülƙŕąľı| devreye girdi. Artık ♡|ƙülƙŕąľı| konuşuyordu.
- "Evet, bileceğiniz gibi ben bir ♡|ƙülƙŕąľı|'yım. Gerçek bir ♡|ƙülƙŕąľı|. Gerçek bir ♡|ƙülƙŕąľı| karanlıkta parlayan ayın ışıltısı gibidir. Ama size gerçek kimliğimden bahsetmeyeceğim."
- "Çünkü benim tacımın üç uzun ucu var. Üç uzun ucu bulunan, ayın ışıltısını saklayan plastik tacım sivri ve oldukça uzun. Kafamda oldukça uzun bir taç bulunuyor."
- "Tacımla ilgili size bir şeyler anlatmak istiyorum. Çünkü uzun bir tacım var. Üç uzun ucu olan bir tacım var. Yukarı doğru sivrilen bir tacım var."
- "Tacımdan size ne, diyebilirsiniz. Tacımdan bana ne, diyebilirsiniz. Ama tacım benim en büyük gururum ve en büyük yüceliğimdir."
- "Ama siz beni asla bir taç ile göremeyeceksiniz. Çünkü bu taç artık takılmayacak. Çünkü bu taç artık kirletildi ve sizler bana yalvarsanız da bu tacı bir daha asla takmayacağım."
- "Bilmiyorum. Belki karar değiştiririm ve fikrim değişir. Tacımı takmaya başlarım."
- "Ama tacımı takmadığımda ise ne dünyanın bir anlamı kalıyor, ne ayın bir anlamı kalıyor, ne yıldızların bir anlamı kalıyor, ne karanlığın bir anlamı kalıyor, ne de yarılışın bir anlamı kalıyor."
- "Oldukça üzücü, değil mi?"
- ♡|ƙülƙŕąľı| tacını takmayınca işte her şey böyle bir son.
### KARANLIĞIN SESİ
- Oradan bir ses işitildi ve ♡|ɓîllîē| konuşmaya çalışıyordu. Sanki fısıltılar geliyordu uzaklardan ve oldukça karanlık bir taraftan bir ses duyuldu. Ama ♡|ƙülƙŕąľı|'nın içinde garip hisler vardı. Bu kızın konuşmasına tahammül edemiyordu. Ama ♡|ƙülƙŕąľı| onu dinlemek istedi.
- "Konuş bakalım," dedi.
- ♡|ƙülƙŕąľı| inatçı insanları hiç sevmezdi. Hele damarına basıldığında ise herkesten soğuyabiliyordu. Ama bu karanlık süreçlerde bir gerçek daha vardı ki o da ♡|ɓîllîē|'nin iblis hâliydi. İblis bir ♡|ɓîllîē| düşündüğümde oldukça sıra dışı bir iticilik zihnimde var oluyor. Çünkü bu kız iblis bedenine hüküm vererek kötü ve oldukça ölümcül iftiralar atıyor insanlara. Buna tanık olan bir insan var, o da |●ņ●‽|.
- |●ņ●‽| birçok şeye tanık olduğu için bunu spektrumu yüksek bir |pūƙ| diyarından anlatıyor. Ve bu |pūƙ| diyarı oldukça, |pūƙ| oldukça gridir ve ben de oldukça gri bir alandan size anlatıyorum. Bu yumuşak, zarif ve pürüzsüz hissin üzerinde bir ışık yansıyor sanki.
- Herkes bu koltuğa oturmak ister. Herkes bu koltuğu anlamak ister. Herkes bu koltuğu anlamak istediği için bir şeyler var edebilir ve bir şeyler var etmeye devam edecektir. Ama bir şeyler var etmesini istediğim bir karanlık daha var. O da iblis ♡|ɓîllîē|'nin karanlığı.
- İblis ♡|ɓîllîē|'nin karanlığı sizin göğsünüze bir makas dahi saplayabilir ve bu oldukça endişe verici bir hâle dönüşebilir ve bu oldukça ölümcül bir yara verebilir. Fakat siz canınızı yakmadan bunu anlamanız gerekiyor. Çünkü bu bir oyun gibi gözükse de herkes birbirine düşman olmak için can atıyor bu devirde.
- Mülayim bir komedi ve bizim en komik karakterimiz ise |●ņ●‽|'dur. ♡|ɓîllîē| de komik olmaya çalışıyor. İblis ♡|ɓîllîē| dahi komik olmaya çalışıyor. Fakat iblis ♡|ɓîllîē| komik olamayacak derecede ironik bir karanlık. Karanlığın içinde gömülmüş bir zerzedeniş ve bu zerzedeniş oldukça yırtılıp atılmış bir zerzedeniş.
- Bu karanlığın içinde onlarca bilinmeyen insan var ve ♡|ɓîllîē| bu karanlığı büyüttüğü gibi iblis bedenine de hükümler vererek bu karanlığı var edeni bulup onu da öldürmek istiyor. Ama bu karanlığı kimin yaptığını henüz bilmiyor. Kimin var ettiğini henüz bilmiyor.
- "Yani bu karanlık var oluyorsa bir sebebi vardır," diyor ♡|ƙülƙŕąľı|.
- İşte ♡|ƙülƙŕąľı| artık bu konuşmalara tahammül dahi edemese de ♡|ƙülƙŕąľı|'nın bir gerçekliği daha var. O da kelimelerin sessizleştiği, kelimelerin kifayetsizleştiği bir diyardan konuşuyor sanki. Tüm ölülerin yok edicisi olmuş gibi konuşuyor ♡|ƙülƙŕąľı|. Tüm ölülerin yok edicisi olmak ne demek? ♡|ƙülƙŕąľı| işte böyle bir gerçeklikti.
- Tüm ölülerin yok edicisi olmak ancak |●ņ●‽| denilen bir insanın ağzından var edilebilirdi. Çünkü |●ņ●‽|, ♡|ƙülƙŕąľı|'nı var ettiğinde bir kıyamet koptu.
- "Kıyametin habercisi geldi!" denildi.
- Ve |●ņ●‽| bir kapıya tekme attı ve kapı kırıldı. Bu kapıya ise ♡|ɓîllîē| âşık oldu ve kapıyı son albümüne koydu.
- Şimdi siz buna inanmayacaksınız ama o kapı da nereden çıktı diyebilirsiniz. Emin olun, o kapının |●ņ●‽|'la bir ilgisi var ve |●ņ●‽|, ♡|ɓîllîē|'nin zihninde artık ♡|ɓîllîē|'yi kovalamıyor. Çünkü |●ņ●‽| dahi artık ♡|ɓîllîē|'den nefret etmeye başladı ve artık ♡|ƙülƙŕąľı| dahi |●ņ●‽|'u hazmedemiyor.
- |●ņ●‽|'un var ettiği her şey bir hiçlik içinde var oluyor ve bu gidişat oldukça tekinsiz ilerliyor ve bu tekinsizlik herkesi korkutuyor ve yaralıyor. Bu süreç nereye gidecekti ve iblis ♡|ɓîllîē|, iblis ayrış, nerede kendini öldürecekti? Bunu herkes merak ediyordu. ♡|ɓîllîē|'nin sonunu herkes merak ediyordu. ♡|ɓîllîē|'nin ölümünü herkes merak ediyordu. Bu et yemeyen, domuz hayranı, sesi güzel kızı herkes merak ediyordu.
- Herkes kendi kültürüne kapılmış ilerliyordu. Fakat herkesin bir kültürü olsa da herkes her şeyden nefret ediyordu. |●ņ●‽| dahi herkes kelimesinden de nefret ederdi, her şey kelimesinden de nefret ederdi. Her şeyi aklınıza şıp diye anlatsaydım |●ņ●‽|'u da ♡|ƙülƙŕąľı|'nı da ♡|ɓîllîē|'yi de şıp diye severdiniz.
- "Ama ben şıp sevdi sakızlarından çıkan bir insan değilim. O yüzden beni şıp sevemeyeceksiniz ve bu kitabı okumak istiyorsanız beni anlamak zorundasınız."
- "Öncelikle beni anlamak isteyen tüm insanlara bir şans vereceğim ve krallığımı yeryüzünde kuracağım."
- "Ben |●ņ●‽|, yani ♡|ƙülƙŕąľı| |levî|, eceli altına bulutlara süren ♡|ƙülƙŕąľı| |levî|."
- "Beni dinliyorsan bundan sonrasında daha dikkatli dinle. Çünkü bu yazıları okuyorsan oldukça anlamlı bir süreçtesin ve okuyabileceğin en kıymetli eserle, yazıyla karşılaştığını anlamalısın."
- "Hatta ve hatta tüm kutsal kitaplardan daha anlamlı gelebilir sana bu yazılar ve seni derinden etkileyebilir. Bir kişinin karakterini, bir kişinin insani derinliğini, bir kişinin ağzından çıkan derinliği anlayabilmek ve onun ironik komedisine katılıp bu karanlık diyarı terk etmek, aldırışsız bir şekilde evrenin ve kâinatın son bulduğu yerden bir çıkış kapısı bulup orayı ışıklar içinde güzelleştirmek, kim istemezdi ki?"
- "İşte bu karanlığa gömülen kızı yok edebilecek bir ışık bu ve bu ışık herkesi iftiralara maruz bırakan sinsi bir iblis düşmanı. Tanıyorum. O da..."
### DÜŞLER DİYARI VE HAVHAV
- ♡|ƙülƙŕąľı| ejderhasını bulutlara sürerken ejderhasının üzerinden parıltılar saçıldı ve |đüşlēr đîyąrı|'na yolculuk yaptı. |đüş ģēzēğēņî|'ne gitti ve orada düş gezegeninin üzerinde biraz uçtu. Sonra bulutların altından geçerek nadide bir şatonun önüne kondu. Bulutlardan bir gözyaşı damladı ve kendini affetmeyecek, kendini affetmeyecek, kendini affetmeyecek bir tekrara girdi.
- Tüm güzellik ve tüm karanlık. Tüm karanlık ve güzellik ancak kendini bulduğunda başka bir anlam kazanabilirdi. Anlam kazanılacak çok şey vardı bu diyarlarda ve onlardan biri de ♡|ƙülƙŕąľı|'nın sürekli atan kalbiydi. Sanki kalbi yerinden çıkacakmış gibi bir oraya bir buraya gidiyordu. ♡|ƙülƙŕąľı| sağa sola giderek ellerini arkasında bağlamış, küçük adımlarla dönerek sağa, sola, sağa, sola yürüdü.
- "Buldum!" dedi.
- "İşte şimdi buldum!" dedi.
- ♡|ƙülƙŕąľı| düşünmeye başladı.
- "İşte şimdi düş iblisi aileyi bitirebilecek bir plan yapmam gerekiyor," diye düşündü.
- Fakat planını bozmaya çalışan şeylerden sıkılmıştı.
- "Ya hay, sikeceğim!" dedi ve tüm şeytanların ve tüm şeytanlıkların kapısını tıklattı.
- "Tık tık tık!"
- "Orada kim var acaba?" diye ekledi.
- Kapıyı araladı. Boşlukta karşısına bir kapı çıktı. Şaşkınlıkla baktı. Küçük bir kapıydı. ♡|ƙülƙŕąľı|'nın boyu da çok zarifti ve bu zariflik asla yalana tahammül edemiyordu. ♡|ƙülƙŕąľı| kendini bilircesine kapıyı tekrar tıklattı.
- "Açacak mısın kapıyı acaba?"
- "Sen kimsin?" diye bir ses geldi.
- "Ben ♡|ƙülƙŕąľı|."
- "♡|ƙülƙŕąľı|'nı burada istemiyoruz. Lütfen git!" diye ekledi ses.
- "Niçin ♡|ƙülƙŕąľı|'nı istemiyorsunuz?"
- "Çünkü biz ♡|ƙülƙŕąľı|'nı sevmiyoruz. Sevmek de istemiyoruz!" diye ekledi.
- "Sen kimsin peki?" diye sordu ♡|ƙülƙŕąľı|.
- "Benim kim olduğumu ne yapacaksın? Hem sen ♡|ƙülƙŕąľı|'ysan niye bizim kapımızı tıklattın?"
- "Çünkü ♡|ɓîllîē|'yle konuşmak istiyorum," dedi ♡|ƙülƙŕąľı|.
- "Demek ♡|ɓîllîē|'yle konuşmak istiyorsun."
- "Evet, ♡|ɓîllîē|'yle konuşmak istiyorum."
- "♡|ɓîllîē|'yle konuşamazsın. Artık buradan gitmen gerekiyor."
- "Fakat ♡|ɓîllîē| benimle konuşmak istiyormuş gibi hissediyorum. Hem sen ♡|ɓîllîē|'yi mi kıskanıyorsun?"
- "Evet, ben ♡|ɓîllîē|'yi kıskanıyorum. ♡|ɓîllîē|'yle konuşmana izin vermeyeceğim. ♡|ƙülƙŕąľı|'nı burada istemiyoruz. Lütfen git!"
- Oradan bir tıkırtı geldi. Ardından bir tıkırtı daha duyuldu.
- "Kim o, |ƙorsąņ|?" diye ekledi.
- ♡|ɓîllîē|'nin ölmüş köpeği, kapısını tıklattığı evin önünde geziniyordu ve ♡|ƙülƙŕąľı|'nın kokusunu almıştı. ♡|ƙülƙŕąľı|'yla konuşan bir korsan vardı. ♡|ƙülƙŕąľı| tekrar konuştu.
- "Senin adın |ƙorsąņ| mı?"
- "Hayır, benim adım |ĥąvĥąv|. Sen kimsin?"
- "Sen biraz aklını kaybetmiş gibisin."
- "Evet, çünkü ben ölüyüm. Ama yaşamanın bir yolunu buldum. Eğer sen de ölmek istiyorsan seni ♡|ɓîllîē|'yle tanıştırabilirim," dedi korsan |ĥąvĥąv|.
- "Sen |ĥąvĥąv| mısın, |ƙorsąņ| mısın?"
- "Ben |ĥąvĥąv|'ım. Korsanı tanımam, kim olduğunu bilmem. Bilmiyorum da, bilmek de istemiyorum da. Çünkü ben bir ucube değilim!" diye ekledi |ĥąvĥąv|.
- "Şimdi anladım. Seni anlamak biraz zor, |ĥąvĥąv|. O hâlde beni ♡|ɓîllîē|'yle tanıştır. Ben de ölmek istiyorum ve belki yeni bir yaşam var edebilirim ve belki yeni bir kaynak açığa çıkartabilirim," diye ekledi.
- "İyi, gel bakalım o zaman. Hadi ♡|ɓîllîē|'nin yanına gidelim," dedi |ĥąvĥąv|.
- İkisi de neşeli neşeli başka bir kapıdan geçtiler. Merdivenleri çıktılar, üst kata gittiler ve orada |ĥąvĥąv|'la biraz konuştu ♡|ƙülƙŕąľı|.
- "İşte geldik," dedi |ĥąvĥąv|.
- "Geldik demek. Burası ♡|ɓîllîē|'nin odası mı?"
- "Bak, yanlış konuşuyorsun. Burası kimin odası, diyecektin," dedi |ĥąvĥąv|.
- "|ım | ım, sen çok zeki bir köpeğe benziyorsun."
- "Hayır, ben köpek değilim. Ben bir |ĥąvĥąv|'ım."
- "|ĥąvĥąv| da ne oluyor? Bana bunu açıklar mısın?" dedi ♡|ƙülƙŕąľı|.
- "|ĥąvĥąv|, et yemeyen bir yılan demek."
- "İlginç, et yemeyen bir yılan. Peki şimdi ne olacak, |ĥąvĥąv|?"
- "Yılanlık yapacağız."
- "Kime yapacağız yılanlığı?" dedi ♡|ƙülƙŕąľı|.
- "Kime istersen yapacağız. Dilersen yılanlığı ilk başta ♡|ɓîllîē|'yle yapmalıyız," diye ekledi.
- "Bak, yanlış konuşuyorsun," dedi sonradan yılan olduğu anlaşılan |ĥąvĥąv|.
- "Ne demeliyim?" dedi ♡|ƙülƙŕąľı|.
- "Benim söylediklerimi söyle. Zihnine gelen düşünceyi anında yorumla ve biraz bekle."
- Yılan |ĥąvĥąv| konuşmaya devam etti.
- "Şimdi konuş bakalım, konuşabilecek misin?"
- ♡|ƙülƙŕąľı| bir sağa gitti, bir sola gitti. Ellerini arkasında bağladı.
- "|ım | ım," dedi ve düşünmeye başladı.
- Yere baktı, kafasını kaldırdı. Bir sağa baktı, bir sola baktı. Kafasını bir kere daha salladı.
- "|ım | ım," dedi.
- Pışkış yaptı. Elinden bir oyuncak silah çıkarttı.
- "Dışın dışın dışın!" diye ses çıkartarak oyuncak silahla |ĥąvĥąv|'ın kafasına vurdu ve yılanın suratına su fışkırttı. Sonra düş yaptı ♡|ƙülƙŕąľı|.
- Yılan |ĥąvĥąv| ise rol keserek konuşmaya başladı.
- "Yapma lütfen! Yapma lütfen! Beni öldürme! Lütfen beni öldürme! İblisiydi onun. İblis ♡|ɓîllîē|'nin bir yılana ihtiyacı var. Lütfen beni yılanlık yaparak öldürme!" diye yılanlık yaparak ajitasyona bağladı.
- ♡|ƙülƙŕąľı| konuştu.
- "Siz yılanlar da hep aynısınız. Hep ajitasyon yapıyorsunuz öleceğiniz zaman. Her öleceğiniz zaman, her ölüm döşeğinde, her ölüm kapınızı tıklattığımda duygusala bağlıyorsunuz ve kendinizi affettirmeye çalışıyorsunuz," dedi ♡|ƙülƙŕąľı|, yılan |ĥąvĥąv|'a.
- "Evet, doğru, haklısın. Çünkü biz birer yılanız. Bunu yapmak zorundayız. Halkımızı ve ülkemizi koruyabilmemiz için yılanlık yapmalıyız. Sense bir ♡|ƙülƙŕąľı|'sın ve senin tacın beni korkutuyor. Çünkü yılanları yok eden bir tacın efsanesini duydum ve o taç şu an senin kafanda değil."
- ♡|ƙülƙŕąľı| tacını eline aldı, sağa sola çevirdi.
- "Görebiliyor musun şu an tacımı?" dedi ♡|ƙülƙŕąľı|.
Bölüm etkileşimi
