Dört yüzlü kader kitap kapağı

2. bölüm / 4

Bölüm-1 Almea Thaloriel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bölüm-1 Almea Thaloriel

(DÜZENLENECEKTİR)

Bölüm şarkısı = AURORA - Runaway

Bölüm - 1 Kaderin İlk Yüzü

"Bir prenses tahtını kaybeder, bir suikastçı sessizliğini... Ama avcı uyandığında, oyun yeniden şekillenir.”

Koridorun sonundaki o devasa kapı, hayatım boyunca üzerime kapatılmış bir hapishane parmaklığı gibi görünmüştü gözüme. Ama bu gece, kapının altından sızan o koyu, kıvamlı kırmızılığı gördüğümde, hapishanemin yıkıldığını ve enkazın altında ezildiğimi anladım.
Kandı.
İçeri daldım. Adımlarım, arkasından gizlice iş çevirdiğim suikastçıların bana öğrettiği o kusursuz, hayaletimsi sessizlikle değil, bir kurbanın çaresiz çırpınışlarıyla yankılandı taş zeminde. Annem... Alora’nın en soylu, en sert kadını; üzerinde hiç sevmediği o ağır saray elbisesiyle yerde, kanlar içinde yatıyordu. Elbisenin gümüş işlemeleri, göğsünden fışkıran o sıcak kızıllıkla boyanmıştı. Yanından hiç ayırmadığı o meşhur hançeri, şimdi kendi kanıyla kaplanmıştı. En sevdiği, en güvendiği silahla vurulmuştu.
Yanına çöktüğümde dizlerim kan gölüne battı. Umursamadım.
"Anne?" dedim. Sesim, boğazımda düğümlenen o yılların öfkesi, kırgınlığı ve çaresizliğiyle karışık bir hıçkırıktı. "Anne, bak bana! Kalkman lazım. 'Dik dur Almea!' diye bağırman lazım bana! 'Halkın önünde asla eğilme!' demen lazım!"
Zayıfça araladı gözlerini. Hayatımda ilk kez, o taştan farksız sert gözlerden bir damla yaşın süzüldüğünü gördüm. Her zaman acımasız emirler yağdıran dudakları şimdi sadece ölümün soğukluğuyla titriyordu. Elimi tutmaya çalıştı ama parmakları kendi kanıyla sırılsıklam olduğu için kayıp gitti.
"Almea..." diye fısıldadı. Bana ilk kez unvanımla değil, ismimle seslenmişti. Sesi boğuluyormuş gibi derinden, çok uzaktan geliyordu. "Zaman... kalmadı. Prenseslik... bitti. Şimdi sadece... av ve avcı var."
"Konuşma! Seni buradan çıkaracağım," dedim, onu göğsüme çekmeye çalışarak. Ama o kadar ağırdı ki... Ölümün gerçek ve amansız ağırlığını ilk kez o an, onun bedeninde hissettim.
"Bırak!" dedi aniden, eski otoritesinin son kırıntısını sesine üfleyerek. Sesi öyle tizleşmiş, öyle incelmişti ki tanıyamıyordum. Her nefes alışında göğsü hırıltıyla kalkıp iniyordu. "Bana bak! İçindeki o güç... Dört yüzün ilki… ne zaman uyanacak bilmiyorum ama benim kanım, senin anahtarın. Korkma... Alora seni bekliyor. Yanan Prens’i bul... O..."
Cümlesi yarım kaldı. Gözlerindeki o hırslı, sönmeyen ışık, yerini uçsuz bucaksız bir boşluğa bıraktı. Elimi sıkan parmakları aniden gevşedi ve cansız eli tok bir sesle soğuk zemine düştü.
"Anne? Anne hayır! Ayrılma benden!"
O an odadaki hava aniden ağırlaştı, soluk almak imkansızlaştı. Kulaklarımda amansız, sağır edici bir uğultu başladı. Kalbimden tüm vücuduma, parmak uçlarıma kadar yayılan o yakıcı, hırçın mor enerjiyi hissettim. Bu sadece bir yas dalgası değildi; bu, annemin ölümüyle zincirlerinden kurtulan, damarlarımdaki o yabancı, kadim gücün uyanışıydı. Avuçlarımın içindeki kan mor alevlerin sıcaklığıyla kurumaya başlarken, doğruldum. Artık sadece gizlice eğitilmiş bir suikastçı ya da tahtı çalınmış kırık bir prenses değildim.
Ben, kaderin ilk yüzüydüm.
Rüzgâr, şehrin üzerine ağır bir yas perdesi gibi çökmüştü. Gecenin karanlığına sinen o keskin soğuk, tenime değil, sanki kemiklerimin en derinindeki iliğe işliyordu. Yine de adımlarım yavaşlamadı; aksine, arkama bakmadan daha da hızlandım.
Annemi kaybettiğim o uğursuz geceden sonra kimseyle konuşamaz olmuş, tamamen kendi karanlığıma gömülmüştüm. İnsanlar dışarıdan bakınca beni hâlâ maskelerin arkasına saklanabilen sıradan bir kız sanıyordu ama içimde kopan fırtınalardan, yırtılan feryatlardan habersizlerdi. Annem hayatım boyunca beni hep yargılamış, acımasız eğitimlerden geçirmiş ve başkalarına kaptırmak istemediği o prenseslik unvanını omuzlarıma bir yük gibi bindirmişti. Ben hiçbir zaman o altın yaldızlı sarayda sahte bir prenses olmak istememiştim. Benim tek hayalim, tüm bu baskılardan, bu kanlı tahttan kaçıp, sadece gücü olan dört seçilmiş kişinin gidebildiği o gizemli 'Alora' dünyasına ulaşmak, kendimi gerçekten bulmaktı.
"Bugün de aynı," diye düşündüm dar sokakta ilerlerken. "Ben aynıyım, şehir aynı. Ama içimde bir şey... sanki tamamen kırıldı ve yeniden doğdu."
Elimi pelerinin kenarına götürüp hafifçe sıktım. Korktuğum için değil, bu dünyada hala var olduğumu kendime kanıtlayabilmek için. Kollarımı göğsümde birleştirdim. Şu an yas tutacak vaktim yoktu çünkü tehlikenin yaklaştığını, karanlığın nabzını tam şah damarımda hissediyordum.
Sokağın köşesinde aniden duraksadım. Derin bir nefes aldım. Göğsüm daralıyordu, içimdeki o çocuk hala korkuyordu.
Bir fısıltı duydum. Kime ait olduğunu bilmediğim ama doğrudan ruhuma seslenen bir ses gecenin içinde yankılandı:
"Hazır mısın? Kader çarkı dönüyor..."
Gittikçe yaklaşan o boğuk ses tüylerimi ürpertti. Derin bir iç çektim. "Ben hiçbir şeye hazır değilim," diye mırıldandım karanlığın kalbine doğru. "Zamanında... hiçbir zaman olamadım zaten."
Fakat o an, avuçlarımın içi tanıdık bir korla yeniden yandı. Sanki görünmeyen kadim bir el, kalbimyıldızına dokunmuş ve o eski sızıyı tetiklemişti. Göğsüm heyecanla körüklendi. Yıllardır içimde bastırdığım, annemin bile korktuğu o yoğun mor enerji, şimdi her bir hücreme dalga dalga geri dönüyordu. Sokak boyunca ani bir rüzgâr savruldu ama bu normal bir hava akımı değildi; sanki biri, başka bir boyuttan bu dünyaya ait olan alanı yırtarak adım atıyordu.
Başımı kaldırdım. Koyu yeşil gözlerimi karanlığın en koyu noktasına çevirdim. Orada bir siluet belirdi. Bir tanıdık değildi ama ruhuma tuhaf, tekinsiz bir şekilde aşina geliyordu.
Kaçmak için yavaşça geri adımlar attım ama nafileydi; ben uzaklaştıkça o da aramızdaki mesafeyi hiç bozmadan, adeta havada süzülerek benimle geliyordu. Gözlerim bir an için karardı. Kalbim deli gibi çarparken artık kaçamayacağımı, kaçacak bir sığınağımın kalmadığını anladım. Bu gece, kader bana ilk yüzünü gösterecekti.
Gölgeden yükselen ses bu kez çok daha net, çok daha buyurgandı: "Dört yüzün ilki uyandı, Almea."
Avuçlarımdaki o mor sıcaklık büyüdü. "Sen kimsin? Adımı nereden biliyorsun?" diye sesledim, sesimin titremesini suikastçı gururumla bastırmaya çalışarak.
"Ben Nera," dedi siluet. Diğer sorularımı cevapsız bırakarak gölgelerin arasından bir adım öne çıktı.
Genelde her şeye, her tehdide verecek keskin bir cevabım olurdu ama şu an dilim tamamen tutulmuştu. Geçmişin kırık dökük parçaları, bir ölüm anının zihinde yarattığı o son film şeridi gibi gözlerimin önünden akıyordu. Nera’nın yüzü tamamen aydınlığa çıktığında, yeşilin en koyu, en tekinsiz tonundaki gözleri gözlerimi buldu. O an içimden anlamlandıramadığım, devasa bir güç dalgası geçti.
"İlk yüz," dedi Nera, sesi hem çok uzak bir çağdan hem de hemen kulağımın dibinden geliyordu. "Ve sen... onu uyandırmaya çoktan hazırdın."
"İlk yüz mü?" dedim, sesim boğazımdaki kurulukla çatallandı. "Neden... neden ben?"
Nera bana doğru bir adım daha attı. Ellerini uzattı ama tenime dokunmadı. "Çünkü Alora’yı tanıyorsun. Çünkü annenin intikamını almak istiyorsun. Ve çünkü sen, Almea... sadece hayatta kalmak için doğdun."
Söyledikleri kalbimi bir mengene gibi sıkıştırdı. Alora'yı ve bu dünyaya ait sırları annemin odasından kulak misafiri olduğum gizli konuşmalardan biliyordum ama "İlk Yüz" kelimesi zihnimde henüz hiçbir kapıyı açmıyordu. Yine de içimdeki o bastırılmış öfke ve saf enerji, bu yabancı dünyanın çağrısına teslim olmak için can atıyordu.
"Hazırım," dedim, kendimi bile bu kelimelerin ağırlığına ikna etmeye çalışarak.
Nera başını hafifçe salladı, gözlerindeki o derin, asırlık yorgunlukla gülümsedi. "Hazır olmak... burada hiçbir zaman tam anlamıyla mümkün değildir. Ama artık seçim senin. Ve bu seçim, kaderini mühürleyecek."
O anda etrafımızdaki her şey gerçekliğini yitirerek eğrilip bükülmeye başladı. Sokaklar, taş binalar, gece... Hepsi yavaşça silindi, duman oldu. Zemin ayaklarımın altından kayıp giderken uzakta, boşluğun ortasında dört büyük kapı belirdi. Her birinin üzerinde farklı kadim semboller işlenmişti ve ışıkları birer kalp atışı gibi ritimle parlıyordu. Kapılardan biri, sanki doğrudan benim ruhuma, damarlarımdaki mor enerjiye sesleniyordu.
"Bunlar... ne?" dedim korkuyla karışık bir hayranlıkla.
"Yüzler," dedi Nera. "Her biri seni farklı bir yola, farklı bir kadere götürecek. Gücünle, geçmişinle ve en derindeki korkularınla yüzleşeceksin."
"Peki sen..." dedim, koyu yeşil gözlerimi onun gizemli bakışlarından ayıramayarak. "Sen hangi yüzü seçtin?"
"Yanlış olanı," dedi, sesi buz gibi keskindi. "Ama benim yanlışım, senin yolunu aydınlatacak bir fener olacak. Benimle gel."
İçimde, o yıkıntının arasından sarsılmaz bir kararlılık doğdu. Artık sadece kaçmak ve hayatta kalmak yetmezdi; bu ölümün bir anlamı olmalıydı. "Hazırım," dedim tekrar. "Önüme ne çıkarsa çıksın."
Kapılar şiddetle titredi, hava basından çatlayacak gibi oldu. Artık kararsızlığa yer yoktu. Hayatım boyunca bana tek başına şans getireceğine inandığım o rengi, yeşil renkli kapıyı seçtim. İnsanların şanslı sayıları olurdu, benim ise sığındığım şanslı bir rengim vardı.
Bir adım attım. Kapıdan taşan muazzam, kör edici bir ışık beni ani bir girdap gibi içine çekti. Dünya sarsıldı, zaman durma noktasına geldi. Gözlerimi yeniden açtığımda, bambaşka bir gökyüzünün altındaydım. Gök, yeşil ve mavi tonlarında parlıyor, ufuk sonsuz bir büyüyle uzanıyordu. Hava, sanki canlı, nefes alan bir varlıkmış gibi ciğerlerime doluyordu.
"Burası..." dedim fısıltıyla, göğsüm sıkışırken. "Alora mı?"
Nera yanımda belirdi, yüzünde hafif, hüzünlü bir gülümseme vardı. "Hayır, henüz değil. Bu sadece Alora’ya giden ara yol. Ama attığın her adım, seni ona daha da yaklaştırıyor."
Tam o sırada, uzaktan derin, bas bir uğultu yükseldi. İçimde tuhaf, ürpertici bir yankı bırakan cinsten bir sesti bu.
"Almea," dedi Nera, ciddiyetle gözlerimin içine bakarak. "Dört yüzün biri seninle konuşuyor. Dikkatli ol. Her yüz bir sınav, her yüz acımasız bir testtir. Ve sen... ilk sınavınla yüzleşmek üzeresin."
"İlk yüz," diye fısıldadı içimdeki o derin, yabancı ses, "Korkuya rağmen durmadan yürüyebilmektir."
Ayaklarımın altındaki kadim taşlar hafifçe titremeye başladı. Rüzgâr yanaklarımı bir bıçak gibi keserek yalarken, içimdeki korkuyu öfkeyle harmanlayıp büyük bir enerjiye dönüştürdüm. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım. Geçmişle yüzleşmeye, korkularımı kabul etmeye ve içimdeki o mor gücü tanımaya hazırdım.
Zaman tamamen yavaşladı. Etrafı ölümcül bir sessizlik kapladı. Artık sadece kendi kalbimin gümlemeleri ve avuçlarımdan taşan o hırçın mor enerjinin uğultusu vardı.
Ve işte o an... ilk sınav başladı.

Herkese merhaba
bu kitabı basmak için bir kitleye ihtiyacım var eğer kitabımı beğenirseniz tanıdıklarınızla paylaşıp destek olabilirsiniz
Bu kitabı beğenirseniz oylamanız benim için çok iyi olur bu benim ilk kitabım eğer bu kitabımı beğendiyseniz diğer kitabımıda okuyabilirsiniz. Eğer çok fazla beğeni (50 gibi) ve okunma gelirse kitabın ikinci bölümünü yazıcam. Satır arası yorumlarınızı bekliyorum. 🌷
Youtube hesabım = @MelekTeyfur-m6f

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

276okunma 62beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…