1. bölüm / 1
DokuzTANITIM
Bölümler 1Şu an: TANITIM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba buraya başladığınız tarihi bırakır mısınız ?
15 YIL ÖNCE
Genç adam görevi için geldiği şehri tanımak amacıyla gezintiye çıkmıştı. Kafası doluydu buraya gelmeden önce gittiği doktor ona çocuk sahibi olamayacağını söylemişti. Oysa çok sevdiği karısıyla bir çocuk sahibi olmayı çok istiyorlardı. Karısının daha haberi bile yoktu bu durumdan. Karısı şuan mutlu mutlu yeni evlerini dekore ederken nasıl söyleyeceğini bile bilmiyordu. Belki mutlu bile değildi şuan kendini kandırıyordu sonuçta kim sürekli tahini çıkan bir binbaşının eşi olmak isterdi ki. Kafasındaki düşüncelerle ilerlerken önünden geçtiği ara sokaktan gelen iniltiye benzer sesler duyunca duraksadı. Hiçbir ses duyamayınca yanlış duyduğunu düşünerek ilerleyecekti ki yine aynı sesi duydu. Adımlarını ara sokağa yönlendirdiğinde bir çöp konteynırı gördü. Konteynırın içine bakmak için yaklaştığı sırada çöpün yan tarafında bir kız çocuğu gördü. Muhtemelen konteynırın arkasında kaldığı için kız ara sokağın başından görememişti. Küçük kız kendinde değildi yüzü kan revan içindeydi muhtemelen vücudunda da bir sürü kırık vardı. Genç adam hemen ambulansı aradı.
Küçük kızla beraber genç adam da hastaneye gitti. Küçük kız hemen ameliyata alınırken genç adam da kapıda beklemeye başladı. Muhtemelen küçük kız 10-11 yaşlarındaydı ve o yaştaki bir çocuğa kim neden o hale sokmak isterdi. 5 dakika sonra ameliyathanenin kapısından biri çıktı ve küçük kızın üzerinden çıkan eşyaları genç adama teslim etti. Poşetin içine baktığında üzerindeki kıyafetleri vardı. Genç adam kıyafetlerin cebini kurcalamaya başladı kızın kim olduğuyla ilgili bir ipucu bulabilme umuduyla ama cebinden bir not dışında başka bir şey çıkmamıştı. Genç adam notu açtığında içinde yazan cümle yutkunmasına sebep olmuştu. ‘SEN AİT OLDUĞUN YERDESİN.’ Çöplük müydü? Küçücük bir kızın ait olduğu yer çöplük müydü ? Genç adam öfkeli bir şekilde duvarı yumrukladı. Belli ki ailesinin istemediği bir çocuktu ve ailesi de ona çöplüğe atmıştı. Öfkeyle koltuğa oturdu ve küçük kızı beklemeye başladı. Bir süre sonra jandarmalar genç adamın ifadesini almak için gelmişlerdi.
“iyi akşamlar beyefendi. Sanırım küçük kızı siz bulmuşsunuz.”
“evet ben buldum.”
“Onu tanıyor musunuz ?”
“ Tanımıyorum yüzü gözü dağılmıştı tanıyan birinin bile tanıyacağını düşünmüyorum.”
“ara bir sokakmış sanırım. O ara sokakta ne işiniz vardı? “
“ Ben binbaşı Ertuğrul Erdem. Buraya yeni tayin oldum öyle bir gezintiye çıktım. Yürürken de ara sokağın önünden geçiyordum inilti seslerini duyunca gidip bir baktım. Kız çöpün kenarında yatıyordu.” Jandarma genç adamın yeni binbaşı olduğunu öğrenince toparlandı.
“affedersiniz komutanım ben sizi tanıyamadım yani ben yani…”
“kusurluk bir şey yok sen görevini yapıyorsun. Kızın üzerinden çıkanları bana verdiler sen al bunları incelet belki bir şey çıkar da kızın kimliği falan tespit edilir. Bir de kızın cebinde bir not çıktı onu da araştırılsın.”
“emredersiniz komutanım.” Genç jandarma eri gidecekken Ertuğrul bey aklına gelen şeyle jandarmayı durdurdu.
“bekle ! kamera kayıtları var mıydı ?”
“komutanım kayıt var gece 3-4 sularında iki kişi kızı bir arabadan indirip çöpün kenarına taşıyorlar ama adamların yüzü seçilmiyor. Zaten 2 kişiler birinin kameraya arkası dönük diğerinin de karanlıktan yüzü görünmüyor. Muhtemelen kameradan haberdarlardı ve önemsemediler.”
“ araba?”
“arabanın plakası sahte. Kendisi de yanmış halde bulundu. Zaten küçük kızın ihbarından önce arabanın yanındaydık hasarı büyük ne kadar ipucu bulunur bilemiyorum.” Jandarmanın elinde içerde yatan küçük kızdan başka ipucusu yoktu elinde mecbur küçük kızın uyanmasını bekleyeceklerdi tabi o ameliyattan sağ çıkabilirse.
“ tamam sen git dediklerimi yap ben buradayım.”
“emredersiniz komutanım.”
Genç jandarma gittikten sonra Ertuğrul bey ameliyathane kapısının önünde beklemeye devam etti. Saatler olmuştu ama hala kapıdan çıkan yoktu. İçerdeki kızı merak ediyordu . Aradan geçen 20 dakikadan sonra ameliyathanenin kapısı aralandı ve içeriden doktor çıktı. Ertuğrul bey hemen ayaklandı.
“ doktor bey durumu nasıl? “
“siz yakını mısınız?”
“ben binbaşı Ertuğrul Erdem. Kızı ben buldum. Ufaklığın durumu nasıl?” doktorun yüz ifadesi üzgün bir hal aldı. Doktorun yüz ifadesinden bir şeylerin ters gittiğini anlayan Ertuğrul beyin kalbi sıkıştı. Sanırım küçük kızın yaşadığı şeyi içselleştirmişti.
“ufaklık yaşıyor ama pek bir ümidimiz yok açıkçası. Kaburgaları , kafatası ve bacaklarında bir çok kemik var. Kafasına öyle darbeler almış ki o kadar saat yaşaması bile mucize. Şimdilik uyanmasını beklemekten başka çaremiz yok maalesef. Birazdan arkadaşlar onu yoğum bakıma götürecekler.”
“anladım doktor bey. Teşekkürler.”
“ne demek görevimi yaptım.”
Doktor uzaklaşırken Ertuğrul bey de küçük kızın yoğun bakıma götürülürken küçük kızın yanından ayrılmadı. Ertuğrul bey yoğun bakım odasına girdiğini gördükten sonra da burada beklemenin bir anlamı olmadığı için eve döndü. Eve girdiğinde karısının kanepede uyuyakaldığını gördü. Güzel karısı Ertuğrul’un gelmesini beklerken uyuyakalmıştı. Ertuğrul sessizce odalarına yürüdü oradan bir battaniye alıp tekrar karısının yanına döndü ve yavaşça karısının üzerini örttü. Karısı üzerine değen battaniyenin hissiyle gözlerini açtı. Karşısında kocasını görünce ne kadar kaşlarını çatsa da içinden döndüğü için şükür etmişti.
“neredeydin bu saate kadar Ertuğrul?”
“özür dilerim karıcığım sana haber vermeliydim. “
“artık kimin yanındaysan aklına bile gelmedim herhalde.”
“Derya yapma hayatım. Senden başka kimi görüyor benim gözüm?”
“biliyorum hayatım sadece şaka yaptım.” Diyerek sarıldı derya eşine. Elbette kocasının ondan başkasını görmediğini biliyordu.
Derya kocasının hala nerede olduğunu söylemediği kast ederek kocasına laf attı. “bu saate neredeydin sorum şaka değildi hayatım.” Ertuğrul, meraklı karısının bu cümlesini duyunca gülümsedi ve olanları anlatmaya başladı.
“ ben dolaşırken bir ara sokağın önünden geçiyordum. Tam o anda bir ses duydum.”
“ne sesi?”
“iniltiye benzer bir sesti. Ara sokağa girip baktım önce sadece çöp konteynırını gördüm daha sonra biraz daha ilerleyince baktım ki çöpün kenarında bir çocuk var.”
“çocuk mu?”
“evet çocuk hem de 10 yaşlarında bir kız çocuğu.”
“kız çocuğunun o saate ne işi var çöpün kenarında ?”
“sorun da o ya. Kızın kırılmadık kemiği kalmamış. Kızı öldüresiye dövüp bir çöp gibi çöpün kenarına atmışlar. İnanabiliyor musun bir de üzerine ‘ Sen ait olduğun yerdesin ‘ diye not bırakmışlar ya küçücük kızdan ne istediniz şerefsizler.” Derya kocasının sinirlendiğini anlayınca sakinleştirmek adına koluna dokundu. Derya da sinirlenmişti lakin kocasını sakinleştirmezse sonuçlarını o bile düşünmek istemiyordu. Ertuğrul biraz fazla sinirli bir adamdı.
“Ertuğrul sakin ol hayatım. “
“nasıl sakin olayım derya kızı çöp gibi atmışlar üzerine not bırakmışlar. Belli ki ailesi yaptı bunu. Madem böyle yapacaklardı o zaman …” Ertuğrul öfkeyle konuşurken karısıyla göz göze gelince sustu. Onların kanayan yarası çocuktu ve Ertuğrul bu yarayı deştiğini düşünmüştü. Derya kocasının ne için sustuğunu fark edince konuşmadı.
Ertesi sabah derya kahvaltı hazırlamak için erkenden kalkmıştı zaten bütün gece kızın şu an nerede ve ne halde olduğunu merak edip durmuştu. Kocasının öfkesi daha da artmasın diye de susmak zorunda kalmıştı. Kocası Ertuğrul da ondan farklı değildi. O da bütün gece uyuyamamıştı. Aklı sürekli o küçük kızdaydı. Mesleği gereği bir çok kötülük görmüştü lakin küçük bir çocuğu öldüresiye dövüp daha sonra bir çöpün kenarına bırakmak onun görmeyi beklediği bir şey değildi. Ertuğrul daha fazla yatakta duramadı zira o burada uzanırken küçük kızın can çekişmesi ağırına gitmişti. Üniformasını giyip mutfakta olan karısının yanına doğru ilerledi. Karısı mutfakta kahvaltı hazırlıyordu lakin Ertuğrul’un pek iştahı yoktu. Karısının da iştahı olduğu için kahvaltı hazırladığını düşünmüyordu.
“ işe gitmeden önce hastaneye uğrayacağım. Benimle gelmek ister misin?” derya elindeki tabağı yavaşça tezgahın üzerine bıraktı. Gitmek istiyordu lakin orada duyabileceği şeylerden de içten içe korkuyordu. Ertuğrul bu sessizliği hayır olarak algılamıştı oysaki karısının küçük kızı görmek istediğinden adı gibi emindi.
“madem gelmeyeceksin ben çıkıyorum.”
“bekle ben de geleceğim.” Dedi derya ani bir şekilde. Kalbinin sesi gidip o ufaklığı görmesi gerektiğini söylemişti ve o da bu sesi dinlemişti. Alelacele hazırlandı ve kocasıyla birlikte hastanenin yolunu tuttu.
Hastaneye geldiklerinde Ertuğrul’un içini kötü bir his kaplamıştı. bu his ona gördüğü kayıpları hatırlatmıştı. Küçük kızın yaşaması için bir kez daha dua etmişti. Karısıyla beraber ufaklığın kaldığı yoğun bakım odasına geldiğinde onun hala uyuduğunu görmüştü. Jandarmadan ses çıkmadığına göre ne kimliği ne de kimin yaptığı belliydi. Doktorla konuştuklarında ise dün gece kalbinin bir süre durduğunu fakat doktorların müdahalesiyle tekrar atmaya başladığını öğrenmişlerdi. Ertuğrul bu duyduklarından sonra bu kadar pes etmediğine göre küçük kızın kendi küçük ama inadını büyüktü anlaşılan diye düşünmüştü. Haklıydı küçük kızın yaşam mücadelesi inadı uğrunaydı. Arkadaşlarının ona ihtiyacı vardı. Eğer pes ederse arkadaşları o kötülerle nasıl başa çıkarlardı? Sırf arkadaşları için pes etmemesi gerekiyordu.
1 ay sonra
Aradan 1 ay geçmişti. Bu süreçte Ertuğrul fırsat bulduğu her an soluğu hastanede almıştı. Derya da her gün küçük kızı ziyarete gelmişti. İlk bir hafta kimsenin ümidi yokken küçük kızın durumu bir anda iyiye gitmeye başlamıştı. Hatta doktorlar onu bu gün uyandırmaya çalışacaklarını söylemişlerdi. Derya ve Ertuğrul bu gün ayrı bir sevinçle gelmişlerdi hastaneye. Hatta Ertuğrul dağıtmak için tatlı bile almıştı. Doktorlar, yoğun bakımdaki ufaklığın başındayken derya ve Ertuğrul camdan onları izliyorlardı. Ardan geçen birkaç dakikanın ardından ufaklık gözlerini açmıştı. Doktor, ufaklığa korkmaması için hastanede olduğunu durumunun iyi olduğunu söylemişti. Küçük kız başını sallarken doktor adının ne olduğunu sormuştu fakat ufaklık cevap vermemişti. Aslında ismini hatırlıyordu hatta Davut’un emriyle o adamların onu dövmeye başladığını bir süre sonra canı çok acıdığı için bayıldığını hatırlıyordu sonrası yoktu. Doktor bunu başına aldığı sert darbelerden ötürü geçirdiği hafıza kaybı olarak yorumladı ve üstelemek yerine onu başka odaya alacaklarını söyledi. Birkaç kontrolden sonra da dışarı çıktı. Dışarıda bekleyen Ertuğrul ve derya hemen doktorun yanına gittiler.
“doktor bey iyi değil mi ?”
“ fiziksel olarak bir sorunu yok. Sadece kafasına aldığı darbelerden ötürü hafıza kaybı yaşıyor. Bunun geçici olduğuna eminim ama şuanda adını bile bilmiyor. Arkadaşlar onu normal odaya alacaklar isterseniz orada ziyaret edebilirsiniz.”
“teşekkürler doktor bey.”
“ne demek görevimi yaptım Ertuğrul bey.” Doktor uzaklaşırken Ertuğrul ve derya ufaklığı götürdükleri odaya doğru gittiler.
Normal odaya geldiğinde ufaklık bir kaçış yolu ümidiyle etrafı inceliyordu. Arkadaşları ne halde nerede bilmiyordu onlar için endişeleniyordu. Onlar babalarından korktukları için babaları onlara ne yapsa seslerini çıkartamazlarken bir tek o onlar için Davut’a karşı gelebiliyordu. İlk başta Davut’u iyi biri sanmıştı. Hatta arkadaşları vücutlarındaki her morluğun sebebinin Davut olduğunu söylediklerinde bile onları yalancılıkla suçlamıştı. Çünkü Davut ona karşı çok iyiydi aklının ucuna gelmemişti kendi çocuklarına böyle şeyler yapabileceği. Sonradan Davut’un ne kadar pislik bir insan olduğunu öğrenince o arkadaşları gibi susmayı seçmemişti hep Davut’a diklenmişti. Küçük kız gelen kapı tıklanma sesiyle kapıya döndü. Ses çıkartmadı. Kapının önünde bekleyen Ertuğrul ve derya içeriden ses gelmeyince telaşla içeri girdiler. İçeri girdiklerinde küçük kızın bir anda yatağın yanında bulunan komodinin üzerindeki cam bardağı aldı ve bir anda komodine vurup kırdı. Kırık parçayı da derya ve Ertuğrul’a doğrulttu. Ertuğrul deryayı arkasına aldı ve konuşmaya başladı.
“korkma ufaklık ben seni bulan askerim adım Ertuğrul. Bu da eşim derya. Biz sadece seni ziyaret geldik.” Ufaklık Ertuğrul’un üzerindeki üniformayı fark edince elindeki bardağı komodinin üzerine bırakmıştı. madem askerdi güvenebilirdi. Ertuğrul bu kızın ne yaşayıp da bu hale geldiğini daha da çok merak etmişti. Zira yaptığı hareket onun yaşında bir çocuğun akıl edip yapmaya cesaret edebileceği bir şey değildi. Derya Ertuğrul’un arkasında çıktı ve yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
“merhaba. Benim adım derya. Bu abinin eşiyim.” Ufaklık deryanın uzattığı eli tutup tutmamak arasında kararsız kalmıştı. İçinden bir ses eğer o eli tutarsa ölene kadar bırakamayacağını söylüyordu. Nitekim de öyle olmuştu.
“kendini iyi hissediyor musun? Bir yerin falan ağrıyor mu?”
“çok değil.”
“inat ettiğin için böyle söylüyormuş gibisin.”
“inatçılar inat eder ben inatçı değilim.”
“inatçısın.”
“değilim.” Derya çocukla böyle konuştuğu için inatçı kocasına sert bakışlar atmaya başlamıştı. Çocuğa inatçı olduğunu söylüyordu ama o da çocukla inatlaşıyordu. Üstelik hasta bir çocukla.
“doktorlar sen uyurken. Yaşamak için inat ettiğini söylemişlerdi. Ertuğrul amcan o yüzden öyle söylüyor sen ona aldırma”
“amca mı? “ küçük kız Ertuğrul’un bu tepkisine kıkırdamaya başlamıştı. Onun kıkırtısını duyan derya ve Ertuğrul da gülmeye başlamıştı. Bu huzurlu ortamı boza Ertuğrul’un merağı olmuştu
“ doktorlar kafana aldığın darbelerden dolayı hafızanı kaybettiğini söylediler adını bile söyleyememişsin ama merak etme geçiciymiş bu durum.”
“ ne zaman eve gideceğim?”
“evinin yerini biliyor musun?” küçük kız kırdığı bu pot karşısında doğruyu söyleyip söylememek arasında kaldı. İyi insanlar oldukları belliydi. Hatta belki bu asker abi arkadaşlarına da yardım ederdi. Bu zamana kadar polislerden yardım isteyememe nedenleri Davut’un saygıdeğer bir iş insanı profili yüzünden kimsenin ona inanmamasıydı hatta bir kere onu şikayet ettiklerinde polisler onu yalan söylemekle suçlamışlardı. Belki bu abi de inanmazdı.
“ufaklık? Evinin yerini biliyor musun?” ufaklık doğru söylememeyi seçti. En son polise gittiğinde olanlar aklına gelmişti. Davut’u sinirlendirip arkadaşlarının daha fazla zarar görmesine gerek yoktu.
“ailem gelmiş olmalı onlar biliyordur evin yerini.” Küçük kız o ana kadar ailesini görmediğini hatırladı oysaki babası çoktan içeri gelmesi lazımdı. Derya ve Ertuğrul’un birbirlerine attığı bakışları yakaladı ufaklık. Belli ki bir şey saklıyorlar diye düşündü. Ertuğrul boğazını temizleyerek lafa başladı.
“ufaklık ailen kapıda değil. Biz senin ismini bile bilmediğimiz için dolayısıyla ailenin de kim olduğunu bilmiyoruz. Buralarda senin eşgalinde çocuk kaybı ihbarı da yapılmadı.” Küçük kız yutkundu. Acaba Davut ailesinin başına bir şey mi getirmişti. Derya, ağlamaklı olan ufaklığın elini tuttu.
“ üzülme Taşova ufacık bir yer bulur Ertuğrul abin aileni.” Küçük kız ilk defa duyduğu bu şehir karşısında kaşlarını çatmıştı. Samsunun böyle bir ilçesi olmadığına adı kadar emindi. Demek ki Davut öldüğünü düşünüp başı derde girmesin diye de onu bilmediği bir yere gönderdi diye düşündü küçük kız. Yani ailesi kayıp olduğunun farkındaydı ve onu arıyorlardı. Küçük kız dolan gözlerini sildi ve kafa salladı. Derya havaya çöken hüznü dağıtmak için Ertuğrul’a takıldı.
“sen bu ufaklığın uyanma şerefine tatlı aldın ama ne ufaklığa ne bana verdin. Çok kırıldık hayatım. Öyle değil mi ufaklık?” küçük kız ne kadar ona ufaklık demelerine sinir olsa da tatlı onun kırmızı çizgisi olduğu için kafa salladı. Ertuğrul telefonunu çıkarttı ve tatlı dağıtanlardan birini arayıp odaya tatlı getirmesini istedi.
“ufaklık tatlıya zaafımız var galiba he?” küçük kız gerçekten ona ufaklık demelerine aşırı sinirlenmeye başlamıştı. O 13 yaşında bir kızdı 3 yaşında bir bebek değil.
“bana artık ufaklık demeseniz olur mu?”
“sen nasıl istersen öyle olsun ama bizim sana bir isimle hitap etmemiz gerekir yoksa sana nasıl sesleneceğiz?” deryanın bu cümlesinden sonra ufaklık düşünmeye başladı. Derya haklıydı ona bir isim lazımdı kendi ismini söylerse bu sefer her şeyi hatırladığı ortaya çıkar gerçekleri anlatmak zorunda kalırdı. Ufaklığın bu düşünceli halini görünce Ertuğrul olaya el attı.
“sana aramızda bir isim bulalım mı? Senin hafızan gelene kadar biz sana o isimle hitap ederiz. “ küçük kızın da istediği şey buydu ama eğer ismi o söylerse anlaşılacağından korkuyordu.
“olur ama birlikte bulalım.” Bunu duyan deryanın aklına sadece 3 isim gelmişti. Onlar da çocuğu olursa koymak istediği isimlerdi. Ertuğrulla beraber hep 3 tane kız çocuklarının olmasını istemişlerdi ama kız çocuğunu bırak bir çocuk sahibi bile olamamışlardı.
“ Defne, İrem, Leyla. Benim aklıma sadece bu üç isim geldi. Ertuğrul karısının saydığı isimleri duyunca kafasını eğmişti hala gerçeği karısına söyleyememişti. Küçük kız ise bu isimlerin ertuğrulu üzdüğünü görünce bu isimlerden birini istememişti. Madem bana öyle sesleneceklerdi bu isim onları üzmek yerine mutlu etmeliydi diye düşündü. Kafasını bu isimleri beğenmediğine dair sağa sola sallarken masanın üstünde duran takvim gözüne çarpmıştı. Bu gün martın dokuzuydu. İsminde kendine ait bir şey olmasını istemişti ve sanırım bulmuştu. Aklına gelen fikirle hemen konuşmaya başladı.
“Dokuz” diyerek takvimi gösterdi. Derya ve ertuğrulun anlamayan bakışlarına maruz kalınca açıklamaya başladı.
“bu gün ayın dokuzu. Madem yeni bir isim arıyorum kendime o zaman bu günün tarihi olsun.” Ertuğrul ve derya birbirlerine bakmaya başlamışlardı. U durumu ne kadar garipsese de ertuğrulun aklına yatmıştı sonuçta bu geçici bir isimdi elbet bir gün hafızası yerine gelecekti ve kendi ismiyle yaşayacaktı düşüncesiyle kafa salladı. Derya da ufaklığın düşüncesine saygı duymak için kafa sallamıştı.
“ anlaştığımıza göre biz artık gidelim dokuz. Malum hasta zirayetinin kısası makbuldür.” Dedi Ertuğrul işleri olduğu için gitmesi gerekiyordu yoksa aslında ufaklığın yanından hiç ayrılmak istemiyordu konuştukça onu daha da benimsemişti.
“sen git Ertuğrul ben biraz daha kalacağım burada ama seni geçireyim.” Diyerek ayaklanmıştı derya. En az Ertuğrul kadar o da sevmişti ufaklığı. Ertuğrul kafasını salladı ve karısıyla birlikte kapıya yöneldi. Derya dışarı çıkmadan önce dokuza hemen geri geleceğini korkmaması gerektiğini tembihliyordu.
Koridorda yürürken deryanın bir şey söylemek istiyormuş da söyleyemiyormuş gibi olan halleri ertuğrulun dikkatini çekmişti. Kapıya geldiklerinde karısının söyleyemediği şeyleri merak ederek sordu.
“hayatım? Bir şey söylemek istiyor gibisin?”
“Ertuğrul hastaneden çıktıktan sonra biz gelse olur mu? Kimsesi yok zaten nereye gidecek biz bakalım ona. En azından hafızası gelene kadar.” Ertuğrulun aklındaydı fakat karısına bir türlü soramamıştı ama karısı ondan önce davranmıştı. Gerekli birkaç prosedür vardı ama onları halletmek de Ertuğrul için çok kolaydı. Ertuğrul karısına sarıldı ve saçlarına bir buse kondurdu.
“benim merhametli güzel karım benim de aklımdaydı ama sana fırsatını bulup soramamıştım. Benim için bir sorun yok sadece birkaç prosedür var onları hallettik mi ufaklık bizimle kalabilir.” Ertuğrulun bu cümlesiyle dünyalar deryanın olmuştu sanki. Etrafı kolaçan ettikten sonra kocasının yanağına bir buse kondurup geri çekildi.
“benim ufaklığın yanına dönmem lazım yalnız kalmasın” diyerek arkasında ama bu böyle olmaz ki diyerek hayıflanan kocasını bırakarak uzaklaştı ve ufaklığın odasına doğru yürüdü.
2 gün sonra
Aradan geçen iki gün içinde küçük kız toparlanmıştı hatta bu gün doktorlar onun taburcu olabileceğini bile söylemişlerdi. Derya iki gündür dokuz için hazırlık yaparken Ertuğrul da sürekli dokuzu ziyaret etmişti.
Dokuz taburcu olduğunda onu almaya gelen ertuğruldu. Derya evde dokuz için bir sürü yemekler yapmıştı. Ertuğrul dokuzla beraber eve girdiğinde dokuz deryanın yaptığı hazırlıkları görünce donakalmıştı. İki tane yabancının onun için yaptıkları şeyden ötürü gözleri dolmuştu. İsteselerdi onu hastaneye bıraktıktan sonra bir daha görmeye bile gelmeyebilirlerdi fakat onlar ona yuva olmayı seçmişlerdi. Dokuz onlara yalan söylediği için vicdan azabı çekiyordu. Ertuğrul, dokuzun omuzlarından hafifçe itip masaya doğru yaklaştırdı. Dokuzun yemeğe çekindiğini düşünmüştü ama beklenmedik bir şekilde dokuz ağlamaya başlamıştı. Derya eğilip ne olduğunu sormak istemişti fakat dokuz hemen deryanın boynuna sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
