1. bölüm / 1
DokunulmazSuikast
Bölümler 1Şu an: Suikast
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yıllarca bunun için hazırlanmış,bin bir türlü acıyla boğuşmuş bir yandan yasımı tutarken bir yandan da hayatta kalmak için çırpınmıştım. Şimdi yaptıklarım,çabalamalırım, debelenmelerim meyvesini vericekti. Amacıma ulaşıcak intikamımı alacaktım.
Ama hala içimde bir yerlerde birşeyler eksikti kalbimin tam ortasında bir boşluk vardı ve ben onu nasıl dolduracağımı bilmiyordum.
Toprak yolda at arabasının tekerlerinin çıkardığı sesi duyunca boynumda duran kumaşı ağzımı ve burnumu örtecek kadar çektim sadece gözlerimi açıkta bıraktım. Oturduğum ağaç dalından yere atladım ve beklerken dalına oturduğum ağacın arkasına gizlendim.Sırtımdaki yayımı elime aldım diğer elimlede sırtıma taktığım deri çantadan bir ok aldım. Araç görüş alanıma girdiğimde oku yerine taktım ve yayı gerdim. At arabasını süren adamı hedef aldım.Gerdiğim oku serbest bıraktım ve havayı delerek adamın kalbine hisabet etti.Adam inleyerek oturduğu yerden düştü ve okun ucundaki zehirle çabucak ve acısız öldü ama düşmanlarım bu kadar çabuk ve acısız ölmiyecekti.
Atlar olanları anlamış gibi huzursuzlandı ve kişneyerek şaha kalktılar toynaklarını her yere vuruşlarında yerdeki toprak toz olarak havaya karışıyordu.
Araçtan iki iri adam indi ve durumu konturol etmek için etrafı incelemeye başladılar.Cesedi gördümlerinde kınlarındaki kılıcı çektiler ve ani bir saldırıya karşı hazırda beklediler.Etrafı incelemeye devam ettiler ve yolun iki yanındaki sonsuz gibi duran ormanı sanki birini görmek için çabalıyormuş gibi göz gezdirdiler.
Bu iri adamlar Basarab krallığına ait muhafızlardı.Üstlerindeki deri korumaya Basarab krallığının ve kralın harfleri işlenmişti.BA.
Dikkatlerini dağıtmak için yavaş ve sessizce aracın arkasında kalan bir ağacın arkasına geçtim.Yerden işe yarar boyutta bir taş aldım ve yolun karşısında ki ormana fırlattım ağaçla çarpışan taş yere düştü.Bu zayıf ses bile muhafızların dikkatini çekmeyi başarmıştı.Kaş göz hareketiyle anlaştılar biri ormanın derinliklerine doğru ilerledi.
Yanlız başına kalan adama arkadan yaklaşmadan önce etrafı son bir defa kolaçan ettim ve yavaş adımlarla yaklaştım. Kınından çıkardığım kılıcı havaya kaldırdığım anda saniyelik hareketlerle adamda kılıcıyla bana karşılık verdi.Uzun bir süre kılıçla direndikten sonra geri çekilip eline tekme attım kılıcı kenera savrulduğunda kasıklarına bir tekme attım.Acıyla inleyip yere düştü.
Elimi hızlı tutmaya çalışıyordum ki diğer adam sesleri duyup geldiğinde uğraşacak iki kişi olmasın.
Kılıcımı havaya kaldırmış adamın işini bitirecektim ki kafamın arkasındaki acıyla yolun kenarındaki bir ağaca çarptım.
Olmayan birini aramak için ormana giden muhafız geri dönmüş ve kılıcının arkasıyla kafama vurmuştu. Bir anda odağımı kaybetmiş başımın acısına odaklanmıştım.Elimdeki kılıcı başımdaki acı yüzünden konturol edemedim ve yere düşürdüm.Kafama vuran muhafız hızla üstüme yürüdü.
Ağaca çarptığım sırada dövüşürken gevşeyen peçem yüzümden düştü.Yüzüm açıkta kaldı.Çabucak kendime geldim ve yüzümü hızlıca kapadım.
Kafama vuran muhafız hızla üstüme doğru koşuyordu,yeterince yaklaştığında yana çekilip çelme taktım ve kafasının arkasından itleyerek yüzünü ağaca çarpmasını sağladım.Kemik kırılması ve ardından muhafızın acı çığlıkları yankılandı.Burnu kırılmış olmalıydı. Ağacın dibine diz çöktü ve burnunu tuttu.
O sırada toprak yolda sesler duydum.Bu bir atın sesiydi kafamı çevirdiğimde at arabasından ipi çözülmüş atla kaçan Basarab prensini gördüm.Hızlıca gözden kaybolmuştu.
Ben burda muhafızlarla dövüşürken o kaçmıştı.
Zafere bu kadar yaklaşmışken kaybetmiştim.Yıllarca eğitimi kaybetmek için almamıştım.Şeytanın bana bunu yapmamı söylemesinde bir sebep olmalıydı.Başka bir planı olmalıydı.Şeytanın planına uydum ve peşinden gitmedim.Prensi öldürmememi sadece saldırmamı istemişti ve bende öyle yapmıştım.Ama yüz yüze gelsek ve kılıcımı boynuna dayamış olsaydım kendimi durdurabilirmiydim emin olamıyordum.
Araca bağlı bir diğer atında iplerini ben çözdüm.
Peçem düştüğü için yüzümü görme ihtimaline karşı iki muhafızında işini bitirip ipini çözdüğüm ata bindim.
Halk arasında büyülü olduğuna inanıldığı ormandaki kulübeme sürdüm.
Büyülü olduğuna inandıkları için hiçbir oduncu veya köylü beni rahatsız etmiyordu ve sık ağaçların olmasından dolayı korunaklı bir yerdi. Kulübeye sadece bir patikadan ulaşılabilirdi.
Kulübeye ulaştığımda ilk işim yeni atı ahıra koymak oldu.
"Merheba Ay"
Siyah atım sanki dediğimi anlamışçasına kişnedi.
"Bak sana yeni bir arkadaş getirdim umarım iyi anlaşırsınız."
Ay siyah bir attı sadece üstünde hilal şeklinde aya benzer bir beyazlık vardı.Bu yani atım ise tam aksine gündüz güneşi gibi sarıydı.
"Öyleyse senin adında Güneş olsun."
İkisininde önüne samanlarını ve suyunu koydum.
Eve girdim ve ayaklarımdaki çizmeleri çıkardım.
Mutfaktaki tezgahta bir yığın bulaşıkla bakışınca gözlerimi devirdim ve iç çektim.
Üstümdeki tüm silahları mutfak masasına bıraktım ve merdivenlerden yukarı çıktım.
Dinlenmek ve üstüme sinen kanı temizlemek için üst kattaki bonyoyu hazırladım.
Üst katta yatak odam ve banyo vardı.Alt katı mutfak ve çalışma odası olarak kullanıyordum ama asıl çalışma odam bodrum kattı.
Burda benden önce kimler yaşamıştı emin değilim ama çocukluğumun çoğu nerdeyse burda geçmişti.Ve burda benden önce birilerinin yaşadığı belliydi.Giriş kattaki tahta zeminlerde kurumuş kan lekeleri,bodrum kattaki gizli bölmeler ve duvardaki izler bunun kanıtıydı.
Küvetteki suyun yeterince dolmasıyla suyu kapadım ve kıyafetlerimi kıyafet yığınının biriktiği bir kenera atarak küvete girdim.Sıcak su kaslarımı gevşetti ve rahatlamamı sağladı.Uzun süre küvette kaldıktan sonra yeterince vakit geçirdiğime kanât getirerek sudan çıktım.
Üstüme beyaz ince bir gömle altımada siyah tayt giyerek yatağa uzanacağım sırada kapı çaldı.
Yerimden kıpırdayamadım bir an.Kim olabilirdi bu burayı sadece o ve ben biliyorduk.Ama onu buraya getirecek kadar önemli olan neydi.Bu başka biri olmalıydı.
Yavaşça merdivenlerden indim ve mutfak masasının üzerinde duran hançerlerden birini alıp hazırda beklettim.
Boşta kalan elimle kapı koluna uzandım ve birazcık araladım.
Kapının önünde kafası önüne eğik,elinde bana doğru uzatılmış rulo halinde bir parşömen tutan tanımadığım bir adam duruyordu.
"Kimsiniz?"
Sesimde soğuk ama meraklı bir tını vardı.
Adam gür sesiyle konuşmaya başladı.
"Beni kralımız gönderdi bunu Akira Valatin'e iletmemi emrettiler."
"Tamam, teşekkürler."
Adamın elindeki kağıdı hemen aldım.
Kapının arkasına gizlediğim elimdeki hançeri daha çok sıktım.Elim terlemeye başlamıştı.
"Sizden başka kimse var mı?"
"Hayır,kralım sadece beni gönderdi."
Daha fazla konuşmadan hançeri adamın baynuna geçirdim.
Adam öylece yeri yığılırken ben içeri geçtim ve hançeri tekrar masaya bıraktım.
Kanlı elimi bir havluya silerek temizledim.
Parşömenin üstünde EB harfleri vardı.
Bu onun,
Kötü kralın,
Şeytanın,
Elyon Brown'un
İşaretiydi.
Ve bu onun lanetli mesajıydı.
Bölüm etkileşimi
