1. bölüm · Dilzade
~1.bölüm~
Dilzade
2 yaşında
Bölümlerden haberdar olmak için beni takip edebilirsiniz şimdiden teşekkürler
TikTok elifhanerli_8
İnstagram elifhanerli_7
Emeğimin karşılığını almak istiyorum ve bunu yapacağınıza eminim
Keyifli okumalar dilerim
Satır arası yorumları unutmayalım lütfen ❤️❤️
🤍🐦
"Kırmızı Saçlı Mavi Gözlü Hazine"
Askerler, mağaranın etrafını sıkı bir çemberle kuşatmış, komutanlarından gelecek olan son emri bekliyorlardı.
Normalde böyle durumlarda doğrudan içeri dalarlardı ama içeride küçük çocuklar olduğu bilgisi, onları daha temkinli davranmaya zorluyordu.
Her birinin yüzünde, operasyonun hassasiyetinden kaynaklanan ciddi bir ifade vardı.
Telsizden gelen emirle gergin bekleyiş sona erdi; "Atmaca Timi, atış serbest!"
Anında harekete geçen Atmaca Timi, keskin nişancı atışlarıyla teröristleri tek tek avlarken, aynı anda mağaranın derinliklerine sızmaya başladılar bile.
Bir asker, duvara sırtını dayayarak temkinli adımlarla ilerlerken, az ileriden boğuk bir ses duydu. Adımlarını durdurup, parmağını dudağına götürerek arkasından gelen arkadaşlarına "Şşşt!" işareti yaptı.
"Şşhş şeşsij oy boncuk sonya kıjaylay bije..." Peltek bir bebek sesiydi bu. Askerin kaşları, bu beklenmedik sesle şaşkınlıkla çatıldı.
Elindeki silahı aralıklı duran demir kapının aralığından içeri sokup, tek bir hareketle kapıyı açtı.
Kapının gıcırtısını duyan Dilzade, aniden irkilerek Boncuk adını verdiği bebeğine daha sıkı sarıldı. Gözlerinde korkuyla karışık bir çaresizlik vardı.
Asker, küflü ve kesif bir koku yayan mağaranın içinde göz gezdirirken, küçük bir çift mavi gözle aniden göz göze geldi.
O gözler, öyle ürkek ve titrek bakıyordu ki... Askerin gözleri şaşkınlıkla aralandı; esirler arasında bu kadar küçük bir bebek olacağını hiç düşünmemişti.
Sonra yüzünü çabucak düzeltti, "Neye şaşırıyorsam, bu itlerden her şey beklenir," diye mırıldandı kısık bir sesle, küçük kız duymasın diye.
Silahını indirip, elindeki oyuncağına sıkıca sarılmış, duvar dibine sinmiş bebeğe doğru ufak adımlarla yaklaştı, onu ürkütmemeye özen göstererek.
"Merhaba... Bak, benden korkma tamam mı? Seni buradan almaya geldik. Kucağıma alayım mı seni?" diye sordu, kendinden bile beklemediği bir naziklikle.
Dilzade, gözlerini iri iri açmış, askerin yüzündeki siyah maskeye bakıyordu. Minik elinin işaret parmağıyla maskeyi gösterdi. "Bu ne?" diye sordu merakla, peltek diliyle.
Asker, Dilzade'yi nazikçe kucağına alıp tek koluna sabitledi, diğer eliyle ise silahını tutuyordu. "Hiii!" diye şaşkınlıkla bir ses çıkardı Dilzade.
"Onun adı maske, meraklı bıdık. Ama şimdi sessiz olalım, tamam mı? Toplanın, çıkıyoruz!" dedi kulaklığına.
"Emredersiniz komutanım," dediler askerler. Dilzade, kucağında olduğu askerin omzuna başını yaslamış, arkalarından peşi sıra gelen askerlere meraklı gözlerle bakıyordu.
Askerlerden biri ona gülümseyince utandı, başını çevirdi ama yandan da askere bakmayı ihmal etmedi.
Mağaradan dışarı çıktıklarında, Dilzade gözlerine vuran keskin ışıkla yumruk yaptığı eliyle gözünü ovuşturdu.
Dudağını büzüp "Acıyoy," dedi, gözleri karanlığa alıştığı için ışık onu biraz rahatsız etmişti.
Atmaca Timi'nin komutanı hemen başındaki şapkayı çıkarıp Dilzade'nin başına taktı, ona gölge yapması için.
"Şerefsiz piçler, küçücük bebeğe ne yapmışlar! Allah belalarını versin!" diyen askerine sinirle baktı komutan.
Haklıydı, içindeki öfke dinmiyordu ama yanlarında bir bebek, bir de küçük çocuklar vardı. Lafına dikkat etmeliydi.
"Asker!" dedi sert sesiyle. Dilzade, komutanın ani ve sert sesinden irkilerek ona baktı, minicik bedeni titredi.
Komutan, Dilzade için sesini olağanca yumuşak tutarak devam etti;
"Özür dilerim küçük hanım. Toplanın, helikopterin olduğu yere gidiyoruz. Çocuklara dikkat edin, su ve ekmek vermeyi ihmal etmeyin. Hadi, gidiyoruz!"
Taşlık yolda, keskin kayaların arasından geçerken komutan, Dilzade'yi dikkatle tutuyor, kolu bacağı bir yere değmesin, yara bere olmasın diye büyük bir çaba harcıyordu.
"Komutanım, biraz duralım. Çocuklardan birkaçı iyi değil," dedi erlerden biri.
Komutan durup bembeyaz kesilmiş çocuklara baktı, başını salladı.
"Buraya kamp kuralım. Biriniz gidip tavşan avlasın, yanına da ikiniz gidin, siz de ateş yakın." Dilzade'yi kucağından indirip beti benzi atmış çocuğa eğildi.
"İyi misiniz çocuklar?" diye sordu.
"İyiyim sanırım asker abi. Allah sizden razı olsun. Kardeşim kurtulamadı ama ben sizin sayenizde anama kavuşacağım," dedi çocuk ağlayarak.
Çocuğun gözüken yaralarına pansuman yaparken, "Adın ne senin?" diye sordu komutan. Dilzade de yanına çökmüş, merakla ne yaptığını izliyordu.
"Asım adım asker abi," dedi Asım, titrek ve pürüzlü sesiyle.
"Bak şimdi Asım, 'sanırım' demekle iyi olunmuyor. Annene kavuşmak istiyorsan dirayetli olacaksın, güçlü olacaksın şimdi söyle bakalım, kaç gündür oradasınız?" diye sordu komutan, çocuğun bileğini sargıya alırken.
"Bir ay oldu abi beni kaçırıp buraya getireli," dedi Asım'ın sesi titrekçe. "Ama diğerlerini bilmiyorum, sadece bu küçük hanımı biliyorum. Doğduğundan beri o mağaradaymış." Asım'ın sözleriyle komutanın elleri durdu.
Kaşlarını çatarak bir Asım'a, bir de yanında onun ne yaptığını pür dikkat izleyen bebeğe baktı.
"Nasıl?" diye sordu, sesi istemeden sert ve öfkeli çıkmıştı.
"Bilmiyorum asker abi, onlar konuşurken duydum. 'Bu bebeği ne yapacağız, zaten başkan da bir şey demiyor bize.
Doğduğundan beri burada, ikide bir ağlıyor, şimdi yedi dayağını da oturdu,' dediğini duydum.
Başka bir şey bilmiyorum asker abi," dedi Asım kısık sesiyle, ardından ona gülümseyerek bakan Dilzade'ye baktı.
"Anladım. Şimdi dinlen. Üç saat sonra tekrar yola çıkacağız, o zamana kadar bu seni biraz idare eder. Askeriyeye döndüğümüzde hastaneye götürürüz sizi. Hadi dinlen şimdi," dedi ve doğruldu.
Bebeğe baktığında ise Asım'ın saçlarını minik elleriyle okşadığını gördü.
"Şen dinyen damam mı Aşim abi? Hıh, kapad göjyeyini uyu," dedi peltek diliyle.
Komutan başını eğip Dilzade'nin yüzüne daha dikkatli bakınca, ilk gözüne çarpan kızarık yanakları, küçük burnu, küçük ağzı, ışıldayan masmavi gözleri ve kızıl saçları oldu.
Dilzade, komutana yaklaşıp tam ayağının dibinde durdu. Kollarını kaldırıp minik ellerini açıp kapayarak, "Kucak," dedi gülümseyerek.
Komutan bu tatlı, akıllı bıdık karşısında ne yapacağını bilemedi ama isteğini geri çevirmeyip kucağına aldı.
Dilzade başını komutanın göğsüne yasladı, başparmağını ağzına alıp emerek gözlerini kapattı.
Komutan gözlerini ondan ayırmadı, bir süre yüzünü izledi. Uzun kirpiklerinin gölgesi tombul yanaklarına düşerken onları tek tek saymak istedi bir an.
Ama aklına takılan ise bu bebeğin doğduğundan beri o mağarada olmasıydı.
"Komutanım buyurun, aaa uyumuş tipe bak. Tabii buldu rahat yeri, kaçırır mı?" dedi askerlerden biri gülerek.
"Asker!" dedi komutan sert sesiyle. "Aman be komutanım, kıskanmayın hemen! Tamam tamam, bakmayın öyle, gidiyorum ben," diyip minik bebeğin kızıl saçlarını okşayıp gitti.
Komutan derin bir nefes alıp başını eğerek gözlerini minik bebeğe dikti. Önce kollarına baktı, onu rahatsız etmeden.
Gördüğü morluklarla kanı çekildi sanki, çünkü yer yer kesik izleri de vardı minik kollarında. Daha fazla bakamadı.
Onu göğsüne biraz daha çekti. Tuhaf bir şekilde kendini ona çekilirken buluyordu. Sanki uzun zamandır beklediği, bulmak için zaman harcadığı değerli bir hazineyi bulmuş gibi...
🐦🤍
Bir süre sonra Atmaca Timi, helikopterin bulunduğu konuma geldi. Dilzade, şaşkınlıkla irileşmiş masmavi gözleriyle helikopterin dönen pervanelerine bakıyordu.
"Bu ne?" diye sordu merakla.
"Onun adı pervane küçük hanım" dedi komutan yumuşak sesiyle.
"Beyvane" diye tekrarladı Dilzade peltek diliyle.
Komutan helikopterin içine bindiğinde Dilzade daha da şaşırdı.
"Hiii! Çok yükşek! İnmek iştiyoyum," diyip dudağını büzdü. Gözleri korkudan dolayı titriyordu.
Komutan, Dilzade'nin başını göğsüne yaslayıp kemerini bağladı, ardından da kulağına kulaklığı taktı. "Gidelim," dedi askere hitaben.
"Korkma küçük hanım. Ben sana hiç adını sormadım, senin adın ne bakalım?" diye sordu yumuşak sesiyle. Aslında kendisi de şaşırıyordu sesinin bu kadar yumuşak çıkmasına.
Yoksa o, annesi ve babası şehit düştüğünden beri sert, acımasız ve kendinden sert sesinden asla taviz vermez birisiydi.
"Diyjade adım, Diyjade," dedi peltek diliyle komutanın koluyla oynarken.
Komutan gülümsedi.
"Yani sen hediyesin Dilzade, bize gönderilmiş bir hediye," dedi kendi kendine mırıldanarak.
Gözleri tekrar Dilzade'yi bulduğunda, sanki yeni bir keşif yapmış gibi, göğsünde bulunan ismi ve rütbesi yazılı armayla oynuyordu.
"Komutanım," dedi askerlerden biri endişeli gözlerle Dilzade'ye bakarak. Neden endişelendiğini o da bilmiyordu, belki duyacaklarından ötürüydü.
"Ben bir şey merak ediyorum, bu bebek ne zamandır orada ki acaba bir sorsak mı?"
"Asker abi, Dilzade doğduğundan beri o mağarada," dedi genç kızlardan biri. Sesi o kadar soğuk ve ruhsuz çıkmıştı ki askerler şaşırmıştı.
Diğer yandan da anlıyorlardı , neredeyse birkaç ay boyunca orada kalmışlardı, ne işkencelere maruz kaldıklarını tahmin edebiliyorlardı sadece.
"Biz buraya getirildiğimizde öğrendik. Doğar doğmaz getirmişler buraya, onlar konuşurken duyduk. Bir de sanırım anne ve babası şehit olmuş."
Tim üyeleri, dolan gözlerini saklamak için dudaklarını ısırıp bakışlarını kaçırdılar. O anın ağırlığı, herkesi derinden etkilemişti.
"Aşim abi iyi mişin?" diye sordu Dilzade, endişeyle genç çocuğa bakarken.
"İyiyim Dilzade, sen nasılsın?" diye sordu Asım, elindeki ekmekten bir parça koparıp ona uzatırken gülümsedi.
"Ben koykuyoyum ve acıktım," dedi Dilzade dudağını büzerek. Tim üyeleri ikilinin bu masum konuşmasını yüzlerinde bir gülümsemeyle izlediler.
"Neden korkuyorsun?" diye sordu Asım.
Dilzade, uzatılan ekmeği minik elleriyle kavrayıp küçük ısırıklarla yemeye başladı.
"Bilmiyoyum," dedi, minik omuzlarını silkerek. Onu hayran gözlerle izleyen komutanın farkına varmamıştı tabii ki. Şu an o kadar tatlı duruyordu ki...
Ağzındaki küçük lokma bile tombul yanaklarını şişirmeye yetmişti.
"Allah'ım, çok tatlı," dedi kızlardan biri.
Dilzade şaşkınca ona bakarken helikopter de inişe geçmişti.
Komutan, Dilzade'nin belini sıkı sıkı tutup kucağında daha bir sabitledi.
"Geydik mi?" diye sordu Dilzade, merakla mavi gözleri komutanın yüzündeydi.
"Geldik," dedi komutan sadece, kızıl saçlarını okşayıp içinden gelerek alnından öptü. Dilzade şaşkınlıkla ona baktı. Daha önce hiç kimse ne saçını okşamış ne de öpmüştü.
Tim tek tek helikopterden inerken beraberinde çocuklarıda indirmişlerdi.
Çocuklar hemen gelen acil tıpçılarla birlikte ambulansa taşınıp hastaneye götürülmüştü.
Geriye sadece Dilzade kalmıştı o da korktuğu için komutanın yakasına yapışıp "gitmek istemiyoyum onyay öcü" dediği gibi ağladığı için komutanla birlikte gidicekti hastaneye.
Komutan az ilerden tüm heybetiyle gelen abisinin görünce yerinde dikleşti.
Abisi polis özel harekattan dı.
İri heybetli kaslı vücudu, açık kahve gözleri, kumral kısa saçları,esmer teni, kirli sakalları, kemerli burnu, uzun boyu, etli kalın dudakları dik duruşu, sert mizacı ile tüm genç kızların ilgi odağı oluyordu kendisinin aksine.
Komutan ise ; uzun boylu, ela gözlü, siyah saçlı, kemerli burnu, hafif kirli sakallı, iri kaslı vücudu ,esmer teni ile bir görenin bir daha bakacağı tipten bir adamdı lakin hiç bir zaman abisini geçmemişti.
Dilzade mavi gözleri hayranlıkla onlara yaklaşan adama kayarken yüzünde utangaç bir gülümseme oluşmuştu.
"Hoşgeldin kardeşim hayırdır" diyip kaş göz işareti ile Dilzadeyi gösterdi.
"Hoşbuldum abi, bu Dilzade minik bir hayranım" diyip böbürlendi lakin Dilzadenin mavi irisleri sadece karşısında gördüğü yakışıklı adamdaydı.
Tombul yanakları al al olmuş halde göz süzerek onu izliyordu.
"Öyle mi ben pek öyle olduğunu sanmıyorum da hadi neyse,merhaba küçük hanım ben Arslan memnun oldum" diyip elini uzattı.
Dilzade hayran hayran ışıldayan gözlerle baktı sadece sesini bile çıkarmadı sanki konuşmayı unutmuş gibiydi.
Ama nereden bilebilirdi ki karşısında duran adama bir gün baba , kucağında olduğu adama abi ve ayriyetten 3 tane daha abisi olacağını...
Devam edecek 😄
İlk bölüm nasıldı yorumlarınızı bekliyorum?
