9. bölüm · Dikenlerle Çevrili Aşk
9. Bölüm
Annemle evde ağlamaktan içimiz dışımıza çıkmıştı. Saatlerdir abimden bir haber beklerken ağlamaktan başka hiçbir şey yapamıyorduk. Bize umut ışığı olabilecek bir şey bile öğrenememiştik daha. Babam sadece askerlere emir vermiş, abimi bulmalarını söylemişti. Onun dışında bizi teselli etmek ve telefonun başında bekleyip bir umut abime dair haber gelmesini bekliyordu.
Bu uzun süren bekleyişte annem ve benim hıçkırıklarım, bir de hiç susmayan duvar saatinin tik taklarının sesi vardı. İçeride umutsuzluk ve çaresizlik, varlığını bir insan gibi bize hissettiriyordu.
Göğsüm artık o kadar sıkışmaya başlamıştı ki dayanamayıp gözyaşları içinde balkona adım atmaya başladım. Tam o sırada babamın telefonu çaldı. Gergin olan ortam daha fazla gerilmişti ama karanlık koridorun sonunda bir umut ışığı da belirmişti. Ben ise bu umut ışığına tutundum. Benim karanlığımı aydınlatan umut ışığına tutundum
.
Herkes birbirine gerginlikle baktı, daha sonra babam telefonu açtı.
Babam tedirginliğini ve korkmuş sesini gizlemeye çalışıyordu ama titreyen sesi onu ele veriyordu.
" Alparslan, Ataberk’i buldunuz mu ?"
Arayanın Alparslan olduğunu anlayınca umut ışığı benim için daha çok parladı çünkü Alparslan varsa umut vardı demekti, çaresizliklerin bitip umudun geldiği demekti. Ve bu sefer de yanılmamıştım.
Babam derin bir nefes vermişti ama telefonda Alparslan tekrar konuşmaya başlayınca o verdiği nefesi tekrar içine çekmek zorunda kaldı. Ama rahatlama ile verdiği nefes ona acıyla geri dönmüştü.
Babam artık tedirginliğini ve korkusunu saklayamıyordu çünkü daha çok artmıştı. Babam titreyen sesi ile
" Durumu çok mu kötü? "
Babamın bir süre sonra kaşları çatıldı. Yüzü sert dursa da omuzları çökmüştü. Her zaman herkesin arkasında dağ gibi duran, her zaman omuzları dik duran adam bir telefon ile yıkılmıştı. Babam telefonu kapattıktan sonra bize dönüp:
" Ataberk’i bulmuşlar. Durumu ağırmış ve Aybilge’yi de onun yanında bulmuşlar. Aybilge’nin durumu kötü değilmiş ama Ataberk’in durumunun çok ciddi olduğunu söyledi Alparslan. "
Ben olduğum yerde donup kaldım. O sırada babamın annemin oturduğu kanepeye doğru koştuğunu gördüm. Babamın neden anneme doğru koştuğunu o tarafa bakınca çok geçmeden anlamıştım. Annem bayılmıştı.
Babam annemi hafifçe sarsarak:
" Aysel hayatım, aç gözlerini. "
Annem hiçbir tepki vermiyordu. Ben hemen telaşla:
" Baba, annem vazovagal senkop yüzünden bayıldı, çabuk ayaklarını hafifçe kaldır ! "
Babam dediğimi yaparken:
" Vazovegan senkök ne kız ? "
" Vazovegan senkök değil baba, vazovagal senkop yani stres kaynaklı bayılma. "
Ben hemen annemin yanına gittim. İlk önce annemi düz bir şekilde yatırdıktan sonra sıkı olan yakasını biraz gevşettim. Babama bakıp annemin ayaklarını nasıl konumlandırdığına baktım. Allah katına kadar çıkarmış kadının ayaklarını.
" Baba, Allah’tan biraz dedim. "
Babam bana“ Ne var, düzgün yaptım işte ” der gibi bakıyordu.
" Baba, çekil ya. "
Babam kenara çekildi ve ben annemin ayaklarını olması gerektiği gibi konumlandırdım. Babam endişe ile anneme bakıyordu.
" 1 ya da 2 dakika içinde uyanır baba, merak etme. Bugün çok stres oldu, vücudu kaldıramadı normal olarak. "
Ben annemin nefes alışverişlerini kontrol ettim, normaldi. Annem 2 dakika sonra uyandı. Hemen ayağa kalkmaya çalıştı ama böyle bir durumdan sonra hemen ayağa kalkması iyi olmazdı. Ben annemi omuzlarından tutup oturtturdum.
" Anne, hemen kalkma, biraz dinlen ve lütfen uzan. "
Annem uzandıktan sonra ben daha sonra içmesi için mutfaktan su almaya gittim.
Su almaya gittim ama düşüncelerime hakim olamıyordum. Neden bu hayat benim tekrar tekrar sevdiklerimi tehlikeye atıp duruyordu? Ben neden her zaman ailemin kıymetini onlar tehlikedeyken anlıyordum? Ben ailemin kıymetini yanımdayken, onlarla bir arada mutlu iken anlamak istiyordum ama olmuyordu. Her gün sevdiğim birisini kaybetmekten korkuyordum. Bu korku beni her geçen gün ele geçiriyordu. Korkuyordum. Ben gerçekten sevdiklerimi kaybetmekten çok korkuyordum.
