1.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1.BÖLÜM
  1. 1 1.BÖLÜM4.693 kelime · Okuduğun bölüm

Giriş

Hayat? Hayat nedir biliyor musunuz? hayat üzülmek demek sevinmek demek gülerken ağlamak ağlarken gülmek demektir.Hayat,Acı bir kahveye atılan şeker gibidir.Ama sonrasında çok tatli gelir... Hayat işte budur bir müziktir hayat,her melodiden oluşan bir şarkı,Bir tablodur hayat;bakan anlar,anlamayan bakar, Bir yemektir hayat, bazen biberi fazla olur bazen şekeri... Bazılarına hayat lacivert bir geceyken bazılarına turuncu bir sabahtır.Bazıları evin prensesidir bazıları ise evin sorumlusu her şeyin suçlusu.Bazılarının hayatı, babalarının aldığı hediyelere sevinmekken bazılarının da ondan nefret etmek istediği halde nefret edemeyip yaslandığı boş ve soğuk duvarlardır.Gamzesi eksik olmayanlara hayat öğlen birdir, Yalancı gamzesini bile tanımayanlara gece bir...

🍊

Eskişehir 2020

"Evet gençler yarın istediğiniz bir konuyla ilgili kompozisyon hazırlayın en az bir sayfa olsun normal konular istiyorum.İyi günler" dedi ve çıktı edebiyat hocası Emre Çetin,Bugün okulun ilk günüydü ve bitmişti.On ikinci sınıfın ikinci dönemi bu okula gelen Yağmur Kandemir,Turuncu uzun,dalgalı saçları ve yüzünü kaplayan çillerle çok güzeldi.Kahve ve büyük gözleri sıranın altında gezindi.İlk günden bir eşyasını kaybetmek istemiyordu."Bu sene eğlenceli geçecek desene?" dedi Ebru,koyu kahve saçları ve onlarla ayni renk gözleri olan onun dışında tamamen makyajlı bir kızdı.

Yağmur kendisine bakıp bu sözleri söyleyen kızı pek umursamadı.Böyle argo tiplerden nefret ediyordu. "İsmin her neyse, işine bak" dedi Yağmur.
"İsmim Ebru Aktaş,bu ismi aklına iyi kazı çünkü çok duyacaksın" dediğinde yagmur son kitabını çantasına koyarken yüzünü buruşturdu "İsmini 'çok' duymak istiyorum Ebru ama inşallah kulağım çınlamaz" Dedikten sonra sınıftan çıktı,daha çok bu ergenle uğraşmak istemedi.

Biraz parka gitmek istedi, parklardan nefret ederdi ama evden nefret ettiği kadar değil evler daraltırdi insanı.Hem de çok daraltırdı.

Çantasını atıp çimlere uzandı ıslak çimlere yüzünü buruşturdu sonra başına gelen minnak bi yaratık.Buda neydi? Yağmur kalkıp yanındaki küçük turuncu kediyi eline alıp yeşil gözlerine baktı.Kendisine çok benziyordu.Kedinin başından öptükten sonra sanki uzun günlerdir birliktelermiş gibi sıcaklıkla sevdi onu "hmm ismin ne olsun bakalım?" diye düşündü yağmur.Aklından bir kaç isim geçti ama vazgeçti, hiç birine içi ısınamamıştı.Sonra aklına bir şey gelmiş gibi yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi."Portakal olsun mu senin adın, Kaan bana hep öyle derdi.O çilli portakalım derdi ama o benim lakabım sende portakal ol" dedi sonra tekrar çimlere yatıp gökyüzünü izlemeye başladı.Aklına Kaan gelmişti...

Kaan, Yağmurun sahip olduğu tek kişiydi ama oda yoktu.

Küçük kediye yumuşakça sarıldı,O sarılma ona o kadar iyi gelmişti ki minik bir kedinin ona yaşattığı mutluluk tarif edilemezdi."Eve gidip portakal yiyelimmi? Ama çilli olanından" diyerek kediyle konuştu yağmur çantasını sırtına taktı ve kediyi alıp eve gitti... Evin kapısına gelince kapıda gezdi gözleri,pencerede... Hayal etti pencereden onu bekleyen annesini ona kapıyı açıp kocaman sarılan babasını aslında tam hayal edemedi.Hiç yaşamadı ki bunlari,hiç annesi olmadı...
Küçük kediye baktı eline sarılmış uyuyordu.Gözünden bir damla yaş süzülürken ona tebessüm etti."Uyu bakalım,portakalım." Dedi ve evin kapısına yaklaştı.Hiç açılmayacağını biliyordu ama imkansız bir umutla kapının zilini çaldı ve içinde tutunduğu küçük bir umutla beklemeye başladı "aç hadi anne.Lütfen aç" dedi Gözünden yaşlar akarken bir daha bastı zile "baba bak kızın geldi" dedi "açmayacak mısın?" açmadı... Tekrar çaldi yine açmadı... Tekrar ve tekrar çaldı ama hiç açılmadı o kapı,bekledi, kediyle birlikte bekledi belki açılır diye ama açılmadı... Ve içindeki o küçücük umut yok oldu.

"Yağmur kızım hoş geldin" diyen sesi tanıdı yan komşusu pelin teyzeydi.Her zaman yaptığı gibi gözyaşlarını gizledi.Saçlarını gözlerinin önüne atti hafifçe sildi gözyaşlarını ve güldü gerçek bir şekilde gülümsedi "Hoşbuldum pelin teyzem.Nasılsın?" dedi.Normal bir insan yağmurun şuan mutlu olduguna inanırdı çünkü rolünü iyi oynuyordu.İyi gizliyordu içinde ki yıkımı "İyiyim kızım iyiyim.O elinde ki ne?" dedi kediye garip garip bakarak "Portakal..." dedi yağmur ve güldü. Kadın tebessüm etti "iyi kızım.Ben eve gidiyorum bir istediğin var mı?" diyen teyzeye tebessüm etti Yağmur "Yok teşekkürler" dedi ama bir istediği vardi pelin teyze onu yerine getirebilir miydi? Ağzını açıp diyemediki "pelin teyze annemi istiyorum getirebilir misin?" diyebilse bile ne işe yarardı ki? Bir hiçten başka ne işe?

Kapıyı açıp içeri girdi.Yağmur, içi yansada hâlâ gülüyordu.Sadece bir kedi için çünkü oda bir canlıydı hissederdi mutsuzluğu ve mutsuz bir ortamda mutlu olamazdı.O yüzden küçük bir kediden de sakladı ruhunu.Odasına gidip kediyi yatağın üzerindeki yastığa bıraktı,uyuyordu.Kendiside dolabından siyah bir şort ve üzerine beyaz bol bir tişört alıp giyindi.Sonra aynadan kendisine baktı.Gözlerine... O ağlamaktan hafif kızarmış kahve gözlerine... Berbat haldeydi.Çok yıkıktı,çok yıkılmıştı.Kendini çok yıpratmıştı,artık bir şeyler yapmalıydı,biraz olumlu olmak zorundaydı önünde kocaman bir hayat onu bekliyordu.Büyük bir ömür... Artık karar vermişti şuandan itibaren artık bir şeylere pozitif bakıcaktı. Bakmalıydı...

Yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi "hadi be yağmur seninde içinde bir ruh var ve o artık çok yoruldu." diye söylendi kendi kendine,Ve makyaj masasına oturdu.Gülümsedi bunları kullanmayalı uzun süre olmuştu.Hatta neredeyse hiç kullanmamıştı bile.İlk başta güneş kremini sürdü.Sonra rimel,hafif bir eyeliner,Pembe dolgun dudaklarina hafif kahve bir gloss ve çillerinin yanina çok hafif bir allık.Sonra dolaşık birbirine girmis turuncu saçlarına baktı.Eskiden izlediği bir filmde kadın çiçeklerden çok güzel saç kokuları yapıyordu madem bugün pozitif olacaktı o yüzden onu mutlu eden her seyi yapmalıydı.Saçlarını açıp yavaş yavaş taradi.Daha sonra kediye bakti hala uyuyordu sanirim ilk kez bu kadar rahat bir yerdeydi.Beyaz uzun çantasını aldi ve spor ayakkabılarını giyip dışarı çıktı.Biraz uzağında bir çiçek bahçesi vardi.Oraya gitmek için yürüdü.Kafasını kaldırıp gökyüzüne şaşkın şaşkın gülümsedi "çok güzel" dedi ilk kez.Bulutlara,güneşe, sonra yola bakti evlerin bahçe duvarındaki o bitkilere... Hafif esen rüzgarin kokusuna.Sonra düşündü.Nefes alıyordu,bunu hic düşünmemisti hatta herkese bu çok basit gelmişti ama nefes alıyordu... O güzel hava ona bir can veriyordu.
Bir beden... Bir ruh... Bir nefes...
Sonra ayaklarına bakti yürüyebiliyordu,duyuyordu,Görüyordutadiyordu.Küçük bir bebek dünyaya geldiğinde büyüdüğünde büyürken öğrenirdi bunlari ama yagmur hiç büyümemisti hiç bebek olmamıştı o neydi? O kimdi? Bunu kendide bilmiyordu.Ama öğrenmeliydi.Aldığı her nefesin attığı her adımın hakkini vericekti,öğrenicekti.O güzel cennet bahçesine gelince, çekti burnuna o güzel narin çiçek kokularını papatya,gül,lale ve portakal çiçeği... Burayi biliyordu ama her yanından geçtiğinde bakmamıştı bile,Bakti bahçeye tek tek çiçeklere çok güzeldi... Bahçe kapısını açıp girdi içeriye, kapinin yaninda duran sepetlerden bir tane aldi.Sonra güllerin yanina gitti.Beyaz güllere bayılırdı.Bir kaç tane beyaz gül topladı sepetine sonra lalelerin yanına gitti.O kirmizi kan rengi lale... O lale yokmu çok güzeldi.Ondan da bir kaç tane aldi sonra papatyalar... Beyaz tenli,sarışın papatyalar.En sonda o ağaçlar,portakal çiçeği ağaçları.Agaclarin yanina gidince başını kaldırdı ağaç kendisinden çok uzundu... Yinede şansını denemek için parmak uçlarında yükseldi ve almaya çalıştı ama dala bile yaklaşamadı.Biraz daha uzandı.Ayaği takılıp düştü."Of ama..." diye söylenerek ayağa kalktığında bir el gördü ve içinde dört tane portakal çiçeği... Şaşkın şaşkın elin sahibine bakti esmer bir çocuktu.Ve uzundu çok uzundu.Ayrica koyu kahve gözleri vardi."İyi misin?" dedi düşünceli bir tavırla "Evet iyiyim" dedi yagmur üstünü çırparak kafasiyla çocuğun elindeki çiçekleri gösterdi "Alabilir miyim?" diye sordu kirpiklerinin arasında bakarken "Bilmem.Alabilir misin?" diyen çocuktan gözlerini çekti "Almayacağım" dedi ve sepetini alip arkasını döndü.Ama almak istiyordu.O çicekler en sevdiği çiçeklerdi."Bana bir tane siyah gül verirsen sana dört değil on dört tane portakal çiçeği veririm"dedi.Yağmur gözlerini kocaman açtı "siyah gülü nereden bulabilirim ki?" dedi.Çocuk sırıtarak omuz silkti "Orasını da sen düşün" Yağmur aklina gelen planla kocaman gülümsedi."Aslında benim evimde siyah gül var buralardan bir yerden satın almıştım onu getirebilirim" dedi.Çocuk "Seni burada bekliyorum" dedi.Yağmur gülerek seke seke giderken çocuk arkasindan duymayacağı bir sekilde seslendi "Eskişehir'in bu semtinde siyah gül satılmaz çilli portakalım..."

Yağmur hem yolun tadını çıkararak hem hızlı olmaya çalışarak gidiyordu.Önüne gelen ağaçtan bir parça yaprak koparıp yolda onla oynamaya başladı sonra saçına taktı... Eve geldiğinde kapıda onu küçük sevimli bir kedi karşıladı.Uyanmıştı."Günaydın.minnak" dedi yağmur kediyi eline alarak "Aç mısın? bakalım" dedi sonra "tabiki açsındır gel sana bir seyler yedireyim" Diyerek mutfağa girdi.Dolabı açıp süt kutusunu ve bir salam çıkardı.Üç kase çıkardı süt,su ve salam koyduktan sonra kedinin önüne koydu.Kedi hiç bir şey yemeden arkasını döndü sevmemiş miydi? Sonra yağmur gülümsedi "Doğru sana çilli portakal sözüm vardı" Dolaptan bir tane portakal çıkardı,tabii ki portakalın çili yoktu, ama küçüklüğünde yaptığı gibi ona çil yapıcaktı bu onun için bir bağımlılık olmuştu portakalı çilsiz yiyemiyordu... Odasına gidip çil kalemini aldı ve mutfağa geldi çıkardığı portakalı yıkadı ve üzerine dört tane çil yaptı normalde üçtü ama bugün bu kediyle dört olmuştu annesi,kaani,kedisi ve kendisi dört çil, dört hayat.Sonra portakalı dilimledi ve tabaga koydu kediye asitli şeyler zararlı olucağı için küçücük bir kare kesti ve salam tabağının yanına koydu.Kedi kuyruğunu sallaya sallaya gitti sütü içti sonra suyu en son salamı yedi.Yağmur ona şaşkın şaşkın bakıyordu.Az önce bunları yememek için küsen kedi sözü tutulduğu için hepsini bitirmiş ama portakala dokunmamıştı.Sonra portakala yaklaştı ve ağzına attı.Yağmur anlamıştı önce sevmediklerini yemişti çünkü en son en güzelinin tadi damağında kalsın... Sonra kendi portakalını yedi.Salona gidip kendini koltuğa attığında televizyondan bir dizi açmıştı.Bir kaç dakika sonra günün yorgunluğuyla uyuya kalmıştı.

Ard arda çalan zil sesiyle gözlerini araladığın da saate baktı. Pelin teyze beşten sonra gelmezdi saat çoktan altı olmuştu.Zaten Pelin teyzeden başka kimse gelmezdi ki.Kalkıp kapıya gitti kapının deliğinden bakınca sertçe yutkundu.Çiçekleri unutmuştu ve adam orada Allah bilir kaç saat beklemişti.Kapıyı açtığında Yağmura dik dik bakiyordu."Hoşgeldin.Neden öyle bakıyorsun?" dedi yağmur gözlerini onun gözlerinden devirerek,hiç sormadan içeriye giren adam öfkeliydi "Neden acaba?" dedi.Yağmur eve girmesine sinirlenmişti hemde ayakkabıyla girmesine... "Ne yani unutmuş olamaz mıyım?.Evime böyle giremezsin!" diye bağırınca adam ters tepip gülünce yağmur ne yaşadığını anlamıyordu.
"Nasil giriyomuşum evine?
"Ayakkabıyla.Burası benim evim!" Dedi.

Yağmur kapıyı gösterdi "Evimi böyle basmaya hakkın yok çıkar mısın? lütfen" dediğinde kollarını göğsünde birleştiren adam konuştu "Siyah gülümü verir misin?" dedi.Yağmur'un siyah gülü falan olmadığını iyi biliyordu.Yağmur bir kaç adim geriye atarak konuştu "Şey..." anksiyetesi tutmuştu yine ve siyah gülü yoktu.Aklındaki plan eve gelip beyaz gülü siyaha boyamaktı, olmazsa hiç gitmezdi.Tabii bunlari unutmuştu ama nereden bilsin ki evine kadar geleceğini? Evine kadar... Bir dakika? "Sen evimi nerden biliyorsun?" dedi yağmur.Nasil bulmuştu ki onu... "Uzatmada gülümü ver gideceğim" dedi.Yağmur bir kaç daha geriye adım atınca oda yağmurun üstüne yürümeye başladı "Gül falan yok demi? Beni kandırdın." Dediğinde yağmur korkmaya başlamıştı."Ben aslında vardı,onu almaya geldim ama bulamadim... Nerede bilmiyorum hatta bi odama bakıyım" diyerek yalan atıp odasina çıkıcaktı ki adam sertçe kolunu tuttunca yağmur korkuyla döndü.Kolunu baya sıkıyordu "Ne yapıyorsun" dedi yağmur korkuyla "Bana bak siyah gülün olmadığını biliyorum beni orada oyalamasaydın yada siyah gül getirseydin çiçeklerini vericektim.Neden yalan atıp beni oyalıyorsun? Ve hala bu yalani devam ettirmeye çalışıyorsun." dediğinde yağmur ona degil kızarmış koluna acıklı acıklı bakıyordu adam onu farkedince hemen kolunu sıkmayı bıraktı "Hassiktir! affedersin. İsteyerek olmadı!" dedi.Yağmur kolunu bırakınca adamın koyu kahve gözlerine baktı "Sorun değil şimdi evimden gider misin?" dediğinde adam ofladı "Kovuldum mu?" diyerek sırıtıyordu.Sonra başını üzgün gibi yere egdi "Kovuyor musun? Beni." Yağmur -Kaandan sonra- ilk kez birisinin onu güldürmeye çalıştığını anladı.Kolunu farkında olmadan sıktığı için onu güldürmeye çalışıyordu ama bilmiyordu ki Yağmuru Kaandan sonra güldürmeye çalışan tek kişinin kendisi olduğunu... Yağmur duygularına engel olamadı ki, zaten çok duygusal bir kızdı.Gözünden bir damla yaş akarken adama sarıldı... Adamın sırıtışı gitti yerine tatlı bir tebessüm geldi.Oda yağmura kollarını sardı."Affedersin ondan sonra ilk kez biri beni güldürmeye çalıştı" dedi."Biraz eskiye gittim..." Adam iç çekti "O kimdi Peki?" kim olduğunu çok iyi biliyordu "Kaan..." dedi yağmur ismini hep içinde yaşamıştı ama bir insanin yanında dudaklarından hiç dökülmemişti bu isim.Bu güzel isim... "Bugün biraz duygusalız ha? iki kahve,bir dert ortağı..." dedi ve onlara şaşkın şaşkın bakan kediyi gösterdi "Ve biraz portakal, ister misin?" dedi sonra yağmura göz kırptı.Yağmur anlamıyordu kimdi bu adam? Nereden gelmişti? Neden gelmişti? Ama tek istediği bir insandı, derdini anlatabileceği bir insan... Artık biraz içini dökmek istiyordu.Ama bir yabancıyla dertleşmek ne kadar dogruydu? Ama haklıydı ya herkesle yabancıydı."Peki.Gel" dedi Yağmur.

Yağmurun Anlatımıyla

Onu salona davet ettim.Gerçi ben eve davet etmemiştim kendisi dalmıştı eve ama olsun en azından salona davetle gelebilirdi."Ayakkabıyla mı geliyim?" dediğinde ona dik dik baktım "Bana sormadan evime ayakkabıyla daldın! Bide soruyor musun?" diye çıkıştım."Bu içeri geçebilirim anlamına mı geliyor?" Dedi sırıtarak, sinirim bozulunca bende gülmeye başladım."Ayakkabılarını çıkar bi zahmet" Dediğimde gülerek Ayakkabılarını çıkarıp içeriye geçti.O salonda beyaz koltuk takımında otururken bende "Bir şeyler hazırlayım mı?" Diye sordum.Ne kadar evime dalmış olsa da bir misafirdi."Yap bakıyım bir şeyler" Dediğinde mutfağa girdim.Dolapta dün sipariş ettiğim don pizza vardı.Pizzadan iki tane alıp mikrodalgaya attıktan sonra çekmecede granül kahveyi,şekeri ve Dolaptan süt ve buz alıp tezgahın üstüne koydum.Sonra iki tane şişko cam bardak çıkarıp içine iki kaşık granül kahve ve bir kaşık şeker koyup karıştırdıktan sonra buzları ve sütü ekledim.Mikrodalgadan gelen sesle pizzayı aldım ve tabaklara koydum."Kahveleride sen alır mısın?" Diye seslendim.Mutfağa gelince gözlerini kısarak bana baktı "Neden sen getir miyorsun?" Dediğinde elimde tuttuğum tabakları gösterdim "Dört elim yok" Dedim.Sırıtarak konuştu "Tamam tamam sen geç ben kahveleri alırım" Dediğinde içeri geçip pizzaları masaya bıraktım.Oda içecekleri bırakınca karşıma oturdu.

"Anlat bakalım"

"Neyi?" Diye sordum."Ne anlatayım?"

"Kimsin?" Dediğinde derin nefes alarak konuştum "Ben Yağmur Kandemir..." Dedim ve devam ettim "Babamın soy adını taşımıyorum çünkü bir babam yok.On beş yaşındayım dokuzuncu sınıfa gidiyorum.Doğum günüm 7 Aralık 2005.Burcum yay... En sevdiğim çiçek- Neyse bu kadar ayrıntıya gerek yok sen anlat" Dedim.Ne ara dalıp en sevdiğim çiçeğe kadar gelmiştim "Söyle" dediğinde kaşlarımı çattım "Neden?" Dediğimde gözlerini kısıp bana baktı "Birbirimizi tanımıyacak mıyız?" Diye soruma soruyla karşılık verince konuşmama devam ettim."En sevdiğim çiçek portakal çiçeği,En sevdiğim renk turuncu,Hayatta sevdiğim sadece iki kişi var,yeni kedim ve Kaan sevmediğim tek kişi ise babam ve maalesefki hâlâ yaşıyo-" Dediğimde sözümü kesti "Ne demek maalesef? Babanla aranda ne var? Onu sevmiyor musun?" Dediğinde yutkundum bu konu her açıldığında kalbimde ki sızıya ve etrafıma saçtığım öfkeye hakim olamiyordum."Sanane bundan" diye geçirdim ama o da kaşlarını çatmış bana bakıyordu "Kibar davranıyoruz diye üste çıkma" Diye biraz sesini yükselince babam aklıma gelince sinirim bozulmuştu ne yaptığımı bile bilmeden onu evden kovdum."Çık evimden seni istemiyorum" Dediğimde boğazında ki damarlar belirleşmişti "Demek beni kovuyorsun,güzel! Sana bu yaptığını ödettiğimde ayağıma gelip yalvarıcaksin.Ama affeder miyim? Bilemem" Dedi ve evden çıkınca duvarın dibine çöküp ağlamaya başladım bu adamın tehditleri umrumda değildi.Aklıma yine "o" adam gelmişti.Boğazıma kadar akan göz yaşlarımı silip kafamı duvarı yasladığım da en nefret ettiğim şarkının sözleri dudaklarımdan döküldü "Bana bir masal anlat baba..." Dedim."İçinde bütün oyunlarım kurtla... kuzu olsun... şekerle bal?" Gözümden akan yaşlar ve dudağımdan çıkan kelimeler benden bağımsızdı."Anlatırken tut elimi... uykuya dalıp gitsem bile..." Dedim ve canımı en çok acıtan yeri söyledim "Bırakıp gitme sakın beni..." Dediğimde bu söz kafamın içinde dönüp duruyordu."bırakıp gitme sakın beni" Bırakıp gitmişti beni.

"Bırakıp gitme sakın beni" gözlerimi kapatarak ağlamaya başladım "Bırakıp gitme sakın beni..." Sonra ağlamaktan bilinçsiz bir şekilde gözlerim kapanmıştı.

"Uyu Yağmur.Son rahat uykularını uyu"

🍊

Tam duymadığım bi sesle gözlerimi açtığımda rüya görmüş olduğumu düşündüm.Sonra lavaboya gidip yüzümü yıkamak istedim çok yorgun hissediyordum.Aynaya şok içinde baktım bu ben değildim bu küçük gözlerin benim iri gözlerimle alakası yoktu.En son ne olmuştu? Hayır! Yine hayatımı mahveden bir adam yüzünden yas tutmuştum.Olamaz adamı evden kovdum! Allahım ben ne yaptım! Of.Yüzümü yıkarken aynada ki gözlerime bakmıyordum.Kriz sonrası o mahvolmuş gözleri görmek istemiyordum.Bir an önce o adamı bulup özür dilemem gerekiyordu.

Odama çıktım hemen üstümü değiştirip dışarıya çıkıp onu bulacaktım.Ama nasıl? Nasıl bulacaktım tanımadığım birini... Belki instagramda bulabilirim diye telefonumu açtım saat gece 3.49'du Instagrama gireceğimde not uygulamasında bir bildirim olduğunu gördüm.Ne not etmiştim ki diyerek üstüne tıkladığımda bu notu benim yazmadığımı anladım."selam yağmur ben efe 0552 *** ** ** ara" yazdığında kaşlarımı çattım demek ismi efeydi.Peki telefonumu nasıl açmıştı ve ne ara bunu yapmıştı? Telefonumun parmak okuyucusu vardı.Yoksa onu kovduğumda gitmemişmiydi.Hemen numarasını kaydedip aradım.Bir kaç kez çaldıktan sonra telefon açılmıştı."Telefonumu nasıl açtın? Ben kovduktan sonra gitmedin mi? Seni arayacağımı nereden biliyordun? Ve seni kovan birinin telefonunu neden açıyors-" diye soruları arka arkaya sıraladığım da derin bir nefes alıp sözümü kesti.

"Biraz yavaş olur musun?"

"Farkinda değildim pardon"

"Telefonunu sen uyurken parmağına değdirerek açtım." Diyerek yavaş yavaş sorularımı cevapladı."Senin iyi olmadığını anladim ve gitmedim.Bir kriz yüzünden bunları yaptığını anladım ve pişman olup beni arayacağını düşündüm.O yüzden bu notu bırakıp evden çıktım.Başka soru var mı?" Dediğinde olayı anlayıp konuştum "Evet var.Beni affedicek misin?" Dediğimde nefesimi tutmuş vereceği cevabı bekliyordum.İlk kez biri benimle sohbet etmiş derdimi öğrenmek istemişti ve ben onu kırmıştım."Neden affedeyim ki?" Dediğinde yüzüm düştü "Haklısı-" Dediğimde yine sözümü kesti "Seni affetmem gereken bir şey yapmadın Yağmur.Asıl sen beni affet, abuk subuk tehditlerle korkuttum seni ve telefonunu izinsiz açtım" dediğinde hem rahat bir nefes verdim hem kaşlarımı çattım "Ne tehtidi?" Ben tehdit falan hatırlamıyordum ki, en son ne olmuştu Allah aşkına? "Hatırlamamana sevindim can sıkıcı bir şey boşver" dediğinde iyice merak etmiştim "Söyler misin?"

"Yağmur boşver Dedim" Diye sesini yükseltince kaşlarımı çattım.Merak ettim ama soramadım."peki" diyerek geçiştirdim."Yağmur benim bir kaç işim var kapatmam gerek" Bu saatte ne işi vardı ki "Tamam.Görüşürü-" Dediğimde ekrana boş boş bakıyordum.Yüzüme kapattı! Pis herif.

Yarına kompozisyon ödevim vardı! Neyse artık uyumam herhalde ödevimi yapsam iyi olur.Mutfağa inip kendime bir kahve aldım ve yukarıya çıktım çalışma masama oturup bir a4 kağıdı ve kalem aldım.Konusu ne olabilirdi? "Sanat" aklıma gelen ilk kelimeydi ve yazmaya başladım.

Sanat
Sanat,nesnel ve öznel yaklaşımlara göre farklı açıklanır.Nesnel yaklaşımda Sanat,toplumsal etkilerle,Öznel yaklaşımda ise salt bir bireysellikle yaratılır.Özet olarak Sanat,belli kapilar içine konulamayan ve estetik olan insan duygularının dışa vurumuda diyebiliriz.Sanat her şeydir.Bazen bir tablo,bazen spor,bazen yemek,bir eşya,insan,kilim,heykel,manzara somut ve soyut olan hersey bir sanat eseridir.Bir sanatçı içindekini dışa vurur bazende dıştakini dışarıya yansıtır.Sanat bir aynadır bazen karşısındakini yansıtır, bazen kendi yansımasını... Bizlerde bir sanatız yaptıklarımız da bir sanat.Fakat hersey sanatken her şey sanat değildir.Bir adam bir adamı öldürürse sanat olmaz.Bir insan bir insandan Bir şey çalarsa sanat eseri yapmaz.Sanat her şeydir.Ama bunlar her şeyin dışındadır.

Diye karaladım bir şeyler.Bunları biraz düşünerek yazdığım için vakit geçmişti saat 4.07yi gösteriyordu.Bir şeylere olumlu bakacağıma kendime söz vermiştim.Hmm en son güzel bir saç kremi yapıcaktım.Neden şimdi olmasın? Masadan kalkıp çiçek bahçesinden topladığım çiçekleri alırken gözlerimi kocaman açtım. İçlerinde on dört dal portakal çiçeği vardı.Yüzümdeki tebessüm genişledi.Portakal çiçeğini ve biraz beyaz gülü alıp masaya bıraktım.Daha sonra önceden bitmiş,yıkadığım hazır krem kaplarını aldım.Bir kase ve lazım olan bir kaç şey daha alıp kremi yapmaya başladım.

🍊

Saat 6:00 ve çok yorulmuşum.Ama değdi,iki kap beyaz kremim olmuştu ve kokuları çok hoştu.Okulum sekizde başladığı için duşa girdim.Duştan çıkınca beyaz polo yakalı formamı ve formanın devamı olan beyaz eteği giydim.Hala ıslak olan saçlarıma portakal çiçekli saç kremimden biraz sürüp kuruttum.Sonra saçlarımı makineyle biraz dalgalandırdım.Sonra uzun kirpiklerime biraz kahverengi maskara sürdüm.Hafif bir lipbalm ve güneş kremi.Sonra çantamı hazırlayıp telefonumu ve belki hava biraz eser diye ceketimi alıp aşağıya indim.Saat 7.30 olmuştu bile,aşağıda kendi kendine takla atan portakalı gördüm.Küçük kedi tamamen aklımdan çıkmıştı."Portakal" diye seslenince paytak paytak adımlarla yanıma geldi.Karşımda oturmuş, başını eğmiş bana bakıyordu.Dayanamayıp onu elime alıp canını acıtmadan sıktım. "Sen çok tatlısın! bak kaç yoksa yicem seni" Dediğimde "miyy" diyerek elimden atladı ve kaçtı.Büyük bir kahkaha atarak mutfağa girdim.Çok tatlıydı! Gidip kase alıp ona salam ve su kattım.Mama almaya vaktim olmamıştı.Kendime bir tane sandviç yaptım ve portakalı öpüp evden çıktım.

Yolda yürürken ceketi tutmaktan kolum ağrımıştı onu belime bağlayıp yürümeye devam ettim.Canım sıkıldığı için her zaman ki gibi instagramdan reels izleyerek gidiyordum.Sonra sert bir ağaca çarpıp düşünce bir küfür savurdum."Yolun ortasında ağaç mı olur!"

"Sence burası yolun ortası mı?"

Gelen sesle kaşlarımı çattım.Telefondan başımı kaldırıp ormanı görünce kalbimin atış hızına yetişemiyordum.Nasıl buraya gelmiştim? Bi dakika bana seslenen kişi kim? "Efe?" Şaşkın şaşkın ona bakarken dudaklarının kenarı kıvrıldı "Yağmur" diyerek aynı şeyleri tekrar etti."Ben yani sen ormanda biz neden?" Çok güzel konuşmamdan sonra gülmemek için dişlerini sıkıyordu.Bana bir kaç adım yaklaşınca olduğum yerde başımı kaldırıp ona baktım.Gözlerini gözlerimden ayırmadan telefonumu alıp geri çekildi "Efe ne yaptığını sanıyorsun?" Dedim uykulu gözlerle ona bakarken.Telefonu yukarı kaldırıp konuştu "Bu şeye bakmaktan okulu geçip ormana sapmışsın büyük ihtimalle küçükhanım" dediğinde gözlerimi kısarak ona bakıyordum "Senin ne işin var burada?" Dediğimde 'sanane' der diye düşündüm ama o bana nazikçe "Yürüyüşe çıkmıştım.Sadece tatlı bir tesadüf..." dedi işte bu tebessüm etmeme sebep olmuştu."Okula geç kaldım gitmeliyim.Telefonumu verir misin?" Dediğimde omuz silkti "Okul çıkışı,Ormana gel" dediğinde ne itiraz ettim ne telefonumu istedim.Bu adama karşı içimde küçük bir sevgi oluştu nedenini bilmediğim,bilemediğim bir sıcaklık ama bu sıcaklığı sevmiştim.Onu sevmeyi sevmiştim ama sevdiğimden emin değilim.Ne düşündüğümden emin değilim.Ne yapmam gerektiğinden emin değilim.Emin olduğum tek şey hayatımı akışına bırakmak... Akışına göre yaşamaktı.

Orman,okulun biraz arasındaydı ordan çıkıp okula doğru yürüdüm.Garip,hissettiğim duyguyu hissedememek çok garip. Tuhaf hislere dalmışken bana korna çalan araba aniden durmama sebep oldu."Önüne baksana kızım.Bide bunlarla uğraşacağız sabah sabah.İşimiz gücümüz var" Dalıp gittiğim için etrafa rahatsızlık verdiğimi farketmemiştim "Çok özür dilerim.İyi işler" Dedim.Yoldan hızlıca geçerken,Sonra duyduklarımla içimde büyük bir kırık oluştu "İyi işlermiş hayat size iyi orospular" Dedikten sonra giden arabanın arkasından bakıyordum.Ona bu kadar ne yapmış olabilirim? Bana bu kelimeyi kullanacak kadar ne yaptım? Doğru, düşüncelerimle biraz baş başa kaldım bu zaten en büyük suç.Sonra trafik lambasının yeni yeşil olduğunu görünce iç çektim...

***

Sınıfıma girdiğim de sıramda Ebruyu görmem yüzümü buruşturmama sebep oldu.Gerçekten onun gibi ergen argo tiplerden tiksiniyordum.O yüzden hiç uğraşmadan gidip boş bir sıraya oturup edebiyat kitabımla ödevimi açtıktan sonra sıraya kafamı koyarak hocayı beklemeye başladım.Sonra yanımda hissettiğim gölgeyle başımı kaldırıp gelen kişiye baktım.Uzun boylu,kumral tenli,badem rengi saça sahip bir erkekti.Okul forması giymemiş kahverengi bol bir tişört ve beyaz dizine gelen bol bir şort giymişti.Okula şortla gelmek ne kadar doğruydu?

Açık kahve gözleri sorgulayıcı bakıyordu."Neden sıramdasın?" Dediğinde "Affedersin." Deyip kalkıyordum ki beni nazikçe durdurdu."Yanım boş oturabilirsin" dediğinde oturup onun oturması için çantamı arkama çektim.Elini uzattı "Ben Berkay" dediğinde elini sıktım "Yağmur" içten bir şekilde gülümsedi "Ne güzel" Sonra eli çantasına gitti.Oda edebiyat kitabını çıkarmıştı ama ödevi çıkamadığını gördüm."Yapmadın mı?" Diye sorduğumda bana döndü "Neyi?" Kaşları yukarı kalkmış ne diceğimi merak ederken çok komik görünüyordu "Ödevi" Dediğimde yüzünü buruşturdu "Yapmadım"

"Neden?"

"Sen hep bu kadar soru sorar mısın?" Dediğimde omuz silkip önüme döndüm.Aramiz bozulsun istemedim,O yüzden soru sormadım.Bu okulda tanıştığım ilk ve -Şuanlik- tek kişiydi.Gülerek konuştu "Bak bakayım buraya ne trip atıyorsun?" Dediğinde ona döndüm "trip atmıyorum"

"Pekala trip atmıyorsun.Ödevlerle aram pek yok yani matematik dışında derslerle alakam yok" diye sorumu cevapladığın da "Matematikle aran iyi o zaman?" Dedim."Aynen öyle zoru severim" dediğinde hoca içeri girmişti.Hoca girdiğinde saygıdan ayağa kalmıştım ama kimsenin ayağa kalmadığını görünce kaşlarımı çattım.Sonra Berkayda ayağa kalkınca başımı kaldırıp ona baktim.Hoca oflayarak bize otur işareti yaptı "Oturun oturun." Oturduğumda garip hissetmiştim.Neden böyle olmuştu ki? Öğrenciler öğretmenleri geldiğinde kalkmazmiydı? "Diğerlerinin saygısızlığı varken hoca bize niye ofluyor anlamadım.Çok saçma!" diye söylendiğimde hoca kaşlarını çalarak yanıma gelince bunu sesli söylemenin pişmanlığını yaşıyordum.Yanıma gelip üzerime eğilen Emre hocanın kaşları çatılmıştı "Demek saçma öylemi" dediğinde başımı önüme eğdim.Çocuk gibi,konuşmasının bitmesini bekliyordum."İsmin ne senin" dediğinde başımı kaldırıp konuştum, "Yağmur" Dediğimde Kaşları daha çok çatıldı."Soy ismin" Dedikten sonra gözlerinde bir şey gördüm.Bir korku,Bu korkunun sebebi neydi anlayamıyorum? Neden korkuyordu?

"Kandemir" Dediğimde kaskatı kesildi.Yüzü bembeyaz olmuştu.Bir şeyler demek için ağzını açtı ama vazgeçti."Dersten sonra hemen odama geliyorsun!" Dediğinde oturduğum yerde sıçradıgım da Berkay derin bir nefes almıştı.Ona döndüğüm de hocaya dik dik bakıyordu."Hey.Sorun yok" Dedim sessizce,onunda benim yüzünden ceza almasını istemezdim.Bana dönüp sertçe nefesini verdi "Öyle olsun bakalım" dediğinde ona gülümseyip önüme döndüm.

Hoca akıllı tahtaya yaşlanmış bana bakıyordu.Hayalim psikoloji okumak ve bu yüzden bu konu hakkında bilgiye sahibim insanlarının mimik ve jestlerinde duygularını hissedebiliyordum.Ve şuan Emre hocanın gözlerinde bir şey vardı,birden çok şey... Öfke,özlem ve şaşkınlık bu üç duyguyu bir göze yerleştirmiş bana bakıyordu.Ben ona döndüğümde yüzünü cevirmemisti,ders işlemiyordu.Sadece ama sadece bana bu üç duyguyla bakıyordu.Gözleriyle değil hisleriyle bakıyordu.

Berkay bu durumdan baya rahatsız olduğu için konuştu "Ödev vardı." Dediğinde hoca ona döndü "Anlamadım?" Dediğinde kaşlarımı çattım.Berkay gayet net söylemişti.Ama Berkay anlamıştı hocanın ne demek istediğini "Hocam.Ödev vardı" dedi derin bir nefes vererek.Hoca gözlerini kısıp konuştuğunda hala hiç bir şey anlamıyordum.Taşındığımız için dokuzuncu sınıfın ikinci döneminde buraya gelmiştim ve bu ikinci günümdü."Komik." Diyen hocaya hala kaşlarımı çatiyordum.Hic bir şey anlamamıştım."Komik olan ne?" Dediğimde beni görünce bir anlık gözlerine o üç duygu gelmişti ama hemen yok olmuştu "Berkay? Sanırım ilk kez ödevini yaptın bu kadar heyecanlı olduguna göre" dediğinde şok geçirdim.Şimdiye kadar hiç bir ödevini yapmamismiydi.Ve bugünde yapmamasına rağmen hocanın bana olan tavrı yüzünden ödev konusu açmıştı.Başı beladaydı."Evet yaptım" Dediğinde çatık kaslarla ona döndüğümde fısıldadı "İtiraz edersen seni öldürürüm." Dedikten sonra benim ödevimi alıp kaldırdı "Ödevim burada" kaşlarımı kaldırıp şok içinde ona bakıyordum.Tam ağzımı açıp bir şey dicektim ki az önce bulunduğu tehtidi hatırlayıp sustum.

Hoca kınayıcı bakışlarıyla bize yaklaştığın da benim olduğum tarafa bakmıyordu.Hocaya gözlerimi kısarak baktığım da onu tanımaya çalışıyordum çünkü o beni tanımıştı.Ama olmuyordu,Taniyamiyordum.Kimdi bu adam? Gelip Berkayin elinde ki ödevi alıp incelemeye başladı."Demek bunu sen yaptın?" Dediğinde Berkayla konuşuyordu."Evet ben yaptım." Dediğinde Emre hoca kendini zorlayarak bana dönüp bana baktığında duygularını gizlemek için kaşlarını çatmıştı."Yağmur?" Dediğinde sesi titriyordu."Hocam?" Dedim."Ödev senin mi?" Berkay kaşlarını çatmış konusucakken hoca bana bakarken ona eliyle sus işareti yaptı."Yanıt bekliyorum.Yağmur" Gözlerimi hafif kaçırarak Berkaya baktığımda o oldukça rahattı.Ödevi onun yaptığını söyleyeceğimi biliyordu.Ama ben onu yaniltip gözlerimi Emre hocaya çevirdim.Normalde onu savunurdum ama sinirim bozulmuştu."Hayır ben yaptım.Yalan söylüyor." Bunlari söylerken biraz kendimden nefret etmiştim.Emre hocanın dudakları kıvrılırken Berkaya döndü "Tutanak yedin.Teneffüste müdürün odasına gidip imzalarsın" Keşke söylemeseydin Yağmur keşke!

Berkaya bakmiyordum ama kızgın bakışlarını üzerimde hissediyordum.Aklima tehtidi geldi ama beni bir Tutanak yüzünden öldüreceğini düşünmüyorum.Yani umarım.. Yok ya bir şey yapamaz.Ne alaka.Teneffüs zili çaldığında "Yağmur iki dakikaya odamda ol" dedi Emre hoca ve çıktı.Berkay bana doğru kaşları çatık bir şekilde gelince korkmuyordum (!) Ama kaçacak yer arıyordum.Tam karşıma gelince bana kaşları çatık bir nefretle bakıyordu."Bu ihanetinin bedelini ödeyeceksin Yağmur" dedi ve biraz daha yaklaştı "Hemde ağır bir şekilde" Dediğinde onu yakınımdan itekledim "Alt tarafı bir tutanak yedin abartma!" Dedim.Ne kadar onu söylediğime pişman olsam da bu tehditler çok saçmaydı."Konu tutanak yemem değil.Sen beni o orospu çocuğunun yanında küçük düşürdün ve bunun bedelini çok ağır ödeyeceksin" dediğinde asıl kinini anlamıştım.Ayrıca küfretmesi çok kabacaydı. "Berkay?" Dedim.

"Ne Var!"

"Çok ağır ödeyeceksin diyorsun.Bana ne yapıcaksın" gözlerini kısarak konuştu "Fikir önerin var mı?" Dediğinde gergin ortamı gevşetmek için sırıttım "Beni bırakırsan çok makbule geçer" Dediğimde yüzünü buruşturdu "Çok beklersin" dedi ve sınıftan çıktı.Büyük ihtimalle müdürün odasına gitmişti.Bende sınıftan çıkıp Emre hocanın odasına gittim."Derdi neymiş bir öğrenelim bakalım."

***

"Ya anlat hadii ne konuştunuz" Diyen kızı pek duymamistim.Kulaklarımın ve gözlerimin hedefi Berkaydı.Bahçedeydik ve o benim biraz uzağımdaki ağaca yaslanmış gözlerini hiç ayırmadan -kırpmadan- bana bakıyordu.Öğle arası başlayalı on iki dakika falan olmuştu ve on iki dakikadır gözlerini hiç benden ayırmadan kısık gözlerle benim kahvelerime
bakıyordu.Ne o konuşuyordu ne de ben konuşuyordum.Emre hocanın odasından geleli dört ders olmuştu.Göz temasını hiç kesmiyordum ancak bir el gözlerimin önünde sallanana kadar,"Yağmur.Hadi" diyen kıza döndüm.Büşra bizim sınıftan bir kızdı ve sınıfta Emre hocayla olan konuşmamıza şahit olmuştu.Dört teneffüstür benimle bahçeye çıkıyordu.Sanırım artık arkadaştık.Büşra,Orta boylu siyah saçlı, beyaz tenli,hafif çekik koyu kahve gözleri olan bir kızdı.Ve itiraf etmeliyim çok güzeldi.Kurt kesim bir saç tarzı vardı.Boynunda küçük bir köpekbalığı dövmesi vardı.Ona baktığımı görünce saçıyla dövmesini kapattı.Kaşlarımı çattım "Dövmen çok güzel! Neden saklıyorsun?" Dediğimde gözleri konuyu değiştirmek için bir şeyler aradığını gösteriyordu."Soruma cevap ver.Emre hocayla ne konuştunuz?" Dediğinde fırsat elime geçmişti."Sen anlatırsan bende anlatırım" Dediğimde ofladi.Buyuk ihtimalle bu dövmenin bir anısı vardı ama gözleri bunun iyi bir anı olmadığını gösteriyordu.Peki neden kötü bir anıyı boynunda yaşatıyordu? "Peki anlatma Yağmur.Sen bilirsin." Dedikten sonra yanımdan kalkıp gidecekken onu durdurdum."Otur şuraya"

"Neden?"

"Anlaticam Büşra otur" Dediğimde gülerek yanıma oturdu.Bana olan keskin bakışların farkındaydım ama onun olduğu tarafa hiç bakmıyordum.Büşraya dönerek konuşmaya başladım "Emre hocanın yanına gittim bana bakışları fazla derin ve duyguluydu.Bana kim olduğumu nerede yasadigimi falan sordu.Ama tam adres vermedim.Hocada olsada herkese güvenemem.Sonra "Annen ve baban? Ikiside yaşıyor mu?" Diye sorduğunda "Hayır tek yaşıyorum" Dedim.Ama hala bu konunun üstüne giderek "Hangisi öldü annen mi baban mı?" Dediğinde gözlerini kismis bana bakıyordu.Bende ikisi de öldü,artik bana ne olduğunu söyler misiniz?, Dediğimde beni ölen kızına benzettigini ve duygulandığını söyledi.Sonra da beni sınıfa gönderdi" Dediğimde bana bakıyordu "Külliyen yalan.Kızım sınıfta sana bakarken gözleri çok duyguluydu.Yani ne biliyim seni birine benzetmemiş aksine o olduğundan emindi." Dediğinde kaşlarımı cattim "Saçmalama Büşra.Adamin kızı ölmüş duygulanmıstir." Deyiverdim."Şu Berkayda takti sana hala sana bakıyor.Çok korkutucu" dediğinde güldüm."Korkutucu mu?"

"Kızım sabahtan beri gözlerini senden ayırmıyor ben bile ürktüm."

"Of daha fazla dayanamayacağım!" Diyip ona doğru hızla yürüyordum.Bu kadar yeter bana bu kadar bakmaya hakkı yoktu.Ona yaklaştıkça özgüvenim düşüyordu.Yaklasip karşısında durduğumda keskin bakışları hala üzerimdeyken ne yapacağımı bekliyordu."Berkay?" Dediğimde dediklerimi tekrar etti "Yağmur?" Alaycı bir şekilde bana bakarken cesaretimi kiriyordu "Bana bakıp durma" diyebildim sadece."Hayır bakacağım, sanane" Sinirim tepemde çıkmıştı "Bok bakarsın artık öğle arasını kızlar tuvaletinde geçirecem." Dedikten sonra yanından hızlıca geçip gidecekken beni yakamdan yakalayıp kendine çekti."Okuldan sonra yanıma geleceksin" dediğinde bu sefer ürkmüştüm "Nereye?" Dediğimde "Ormana" dedi.İçimden derin bir nefes versemde dışımdan ürkmüş bakıyordum.Ormanda Efe vardı o beni korurdu.Umarim... "Peki." Dedikten sonra yanından geçip sınıfa girdim.Tabii ki kızlar tuvaletinde geçirmeyecektim vaktimi.Hem orası çok kötü kokuyordu.Kimse beni bir yere zorla bir yere götüremezdi.Ama zaten ormana telefonumu almaya gidecektim.Ve Efe oradaydı.

***

Öğle arasından sonra derse girdiğimizde yanımda oturması beni çok tedirgin ediyordu.Ders coğrafyaydı ve gerçekten çok sıkıcı geçiyordu.Ayrica Berkay gözlerini benden hala ayırmamıştı!

İki derside bitirdikten sonra Berkay "Ben kantine gidicem geldiğimde ormanda ol" diyerek sınıftan çıkınca çantamı sırtıma taktım "Efe seni parçalayacak pislik herif" Sınıftan çıkıp ormana doğru gittim.Normalde asla yapmazdim ama Efenin orada olması bana bir güven veriyordu.Ormanin derinlerine inmiştim ama hala Efeyi görmemiştim.Korkmaya başlamıştım buraya gelme sebebim Efeydi ve o yoktu! "Efe!" Diye seslendigimde arkamda bir çıtırdama duydum.Efenin geldiğini düşünerek arkami döndüğümde benim dibimde duran Berkayin bakışları çok sertti "Başka birini mi bekliyordun?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18