12. bölüm · ÇEVRİMDIŞI 2
12. Bölüm (FİNAL)
Gecenin koynunda bir iz,
Kalbimde senden kalan.
Bir yanım hâlâ sessiz,
Bir yanım sana yanan.
Belki yollar ayrı düşer,
Kalp sevdiğini yine seçer.
Bazı hayaller, mahşere kalır derler. Bazıları ise sonsuza kadar mutlu ve huzurlu süren masallardır. Bazı vedalar ise sessizce yapılır. Geceleri çocuklarını örtüp başlarını öpen, onları son kez görüp sessizce veda eden bir baba...Veya aynı anda ölümü kabullenen bir çiftin vedası...Kendi canından olan, bebeği vefat eden bir annenin sesli ve acılı vedası...Hepsi aslında mahşere kalmış hayallerdir. Hiçbiri yarım kalmaz, kalpler birbirini sevdikçe her şekilde birbirlerini bulurlar. Gerçekten seven kalpler, birbirlerini bulunca nerede olursa olsun ömürlerinin sonuna kadar mutlu mesut yaşarlardı. Bu kalpler, Ege ve Helen'ide temsil ediyordu.
Heyecanla geçen 2 günün ardından sonunda evlilik teklifi edeceği güne ulaşabilmişti, Ege. Bugün, Helen'iyle ilk tanıştıkları, onunla kurduğu ilk hayallerin bölgesi, onunla ilgili tüm hayallerinden vazgeçmenin eşiğine gelmiş ilk bölge...Eski liselerinin bahçesi. 2 gün boyunca herşeyi ayarlamış, kusursuz bir düzen içinde planlamıştı. Okullarından izin alıp, liselerinin bulunduğu yere, memleketlerine dönmüşlerdi. Helen sadece kafa dinleyip tatil yapmak için geldiklerini sanıyordu. Ege için geriye kalan tek şey sadece hazırlanıp Helen'i evinden alıp çaktırmadan oraya gitmeleriydi.
Helen'in, ona en çok yakıştırdığı beyaz gömleğini ve krem rengi kumaş pantolonunu giyinmişti, Ege. Saçlarını düzeltip hoş kokulu bir parfüm sıkmıştı. Hazırdı. Tek eksiği hayatının neşesi, rengiydi. Ondan alacağı telefonla onu evinden almaya gidecekti. Beklediği arama geldiğinde ise bir saniye beklemeden evden çıkıp, Helen'inin evine doğru ilerledi. Ona, şık bir akşam yemeğine gideceklerini söylemişti. Helen'lerin evinin önüne geldiğinde, bahçede annesine sarılan Helen görüş alanına girmişti önce. Hemen arkalarında kocaman cüssesi ile Ege'yi aratmayacak bir şekilde, onları minik bir tebessümle izleyen Gökay'ı gördü. İyi çocuktu vesselam. Arabadan inme gereksinimi duymadan, sıkılmadan bekledi Ege. Sevdiceği sonunda ailesiyle sarılma sefasını bitirip arabaya bindiğinde, sanki etrafında renk renk Yasemin'ler açmış gibi hissetti. Helen üzerine, bedenini saran, oldukça iddialı sırt dekolteli, açık sarı, mini bir elbise, altınada beyaz, ayak bileğinin üzerine kadar dolanan ipleri olan topuklu ayakkabılarını giyinmişti. Uzanıp Helen'in yanağına minik bir buse kondurdu. Dudaklarını yüzünden çekmeden kulaklarına yaklaştı.
"Çok güzel olmuşsun, güzelim." diye fısıldadı kulaklarına doğru.
Minik bir kıkırtıyla cevapladı Helen.
"Romantik tarafınızdan uyanmışsınız, doktor bey."
Ege bu sefer Helen'in boynundan derin bir nefes çekip minik bir öpücük bıraktı.
"Hep dedim, yine derim. Sadece sana iyi laf söyler bu doktor bey,"
Gülüşmeler eşliğinde yola devam ettiler. Herşeyden habersizce şarkı açmak istedi Helen. Her zaman dinledikleri, artık onlar için sembolik hâle gelen şarkıları, Bal Böceği'ni tekrardan açtı. Şarkı içeriyi doldururken, Ege ve Helen aynı anda şarkıya mırıltı şeklinde eşlik etmeye başladılar.
Seyyah oldum dolaştım şu alemi
Ah güzelim, senin gibi bir vefasız görmedim ben
Hayırsızı kitapsızı zalimi
Bal böceğim, senin gibi bir insafsız görmedim ben
Şu dağlarda çiçek oldum, aşkından sarardım soldum
Bakmadın bana bal böceğim
Yollarında toprak oldum, sen bastıkça ben kavruldum
Görmedin beni bal böceğim...
Helen ve Ege, bu şarkının sanki yalnızca onlar için yazıldığına inanıyordu. Nakarat başladığında ikisi de aynı anda eşlik etti. Kahkahaları, müziğin ritmine karışıp arabanın içini sıcacık bir ana dönüştürdü.
Ege göz ucuyla Helen'e baktı.
Helen gülümsedi.
Tam o sırada...
Farların aydınlattığı yolun ortasına, gece kadar kara tüylere sahip bir kedi fırladı.
"Ege!"
Ege refleksle direksiyonu kırdı.Lastikler asfalt üzerinde çığlık attı.
Araba savruldu. Direksiyon yeniden toparlanmaya çalışsa da artık çok geçti.
Karşı şeritte ilerleyen tırın farları bir anda üzerlerine doğdu. Ve hemen ardından kulakları sağır eden bir çarpışma...
Metal büküldü. Camlar etrafa savruldu.
Ve her şey karanlığa gömüldü.
---
Ambulans sirenleri gecenin sessizliğini böldü. Sağlık ekipleri büyük bir hızla olay yerine ulaştı. İkisi de araçtan dikkatlice çıkarılıp sedyelere alındı.
"İkisini de hemen hastaneye!"
Ambulanslar peş peşe acil servise ulaştı.
"Travma ekibini çağırın!"
"Ameliyathaneler hazırlansın!"
Helen ve Ege farklı odalara alındı. Doktorlar zamanla yarışıyordu.
Dakikalar sonra...
Helen'in odasındaki cihazın sesi uzun ve kesintisiz bir tona dönüştü.
Doktor son kez monitöre baktı.
"Ölüm saati...23.07."
Odanın içini ağır bir sessizlik kapladı.
Koridorun diğer ucunda ise Ege hâlâ yaşam mücadelesi veriyordu.
Doktorlar durmadan müdahale ediyor, kalbini yeniden çalıştırmaya uğraşıyordu.
Bir dakika geçti.
Sonra bir dakika daha...
Dakikalar birbirini kovaladı.
Tam yedi dakika sonra, Ege'nin odasındaki monitör de aynı acı sesi verdi.
Doktorlar son kez müdahaleyi denedi.
Sonuç değişmedi.
"Ölüm saati...23.14."
Helen'in ardından yalnızca yedi dakika dayanabilmişti Ege'nin kalbi.
Sanki kalbi, onsuz atmayı reddetmişti.
O gece aynı şarkıyı söyleyerek, evlilikleri için ilk adımı atmaya çıktıkları yol, onları yalnızca yedi dakikalık bir ayrılıkla aynı sonsuzluğa uğurlamıştı... Ege'nin, Helen'in uğurlu sayısı olduğunu bildiği için 7 Temmuz'da evlilikleri için atmak istediği ilk adım, mahşerlerine attıkları ilk adım olmuştu.
Ege Demiray, verdiği sözü tutmuştu. Sevdiğinin arkasından yalnızca 7 dakika dayanmıştı...
O gece iki kalp sustu. Biri son nefesini verdi, diğeri ise yalnızca yedi dakika sonra onu takip etti. İnsanlar bunu bir trafik kazası sandı. Oysa kimse, bazı hikâyelerin ölümle bitmediğini bilmiyordu.
Şimdi aynı toprağın altında, yan yana mezarların içerisinde birbirlerine bir adım kadar yakın ama tek bir kelime bile söyleyemeyecek kadar uzaklar. Ne seslerini duyabiliyorlar ne de birbirlerinin elini tutabiliyorlar. Aralarında ne duvar var ne de mesafe... Sadece ölümün koyduğu sessizlik.
Ve belki de en korkuncu buydu.
Çünkü onların hikâyesi yarım kalmadı.
Sadece son sayfası kapatıldı ve üzerine tek bir cümle yazıldı:
"Mahşer gününe kadar açılmayacak."
Ve onların hikâyesi, bu cümleyle son buldu. Hayallerini, gökyüzünde gerçekleştiren iki melek oldular ve bu dünyadan göçüp gittiler...
-SON-
...
