1. bölüm / 2
Canım HocamızCANIM HOCAM
Bölümler 2Şu an: CANIM HOCAM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 1: Merve Hoca'nın Duygularının İklim Üzerindeki Etkisi
"HOCAMIZIN BİR BAKIŞI BİLE İKLİMİ DEĞİŞTİRMEYE YETER!"
Merve Hoca benim en sevdiğim hocalarımdan biridir (özellikle ders haricindeki anlarda). Neden ders haricindeki anlarda? Çünkü normalde çok renkli, çok neşeli ve bir o kadar da esprili bir hocamız olsa da derste biraz katı olabiliyor; özellikle de ödevler ile ilgili. Bizim canımız hocamızın duygularına göre iklim bile değişir.
Dersimiz bedendi. Yani her hafta olan sıradan bir beden eğitimi dersiydi. Mehmet Hoca bize basketbol ile ilgili şeyler yaptırıyor ama bizim sıramız gelene kadar da serbest bırakıyordu. Sıddık ve Musa top oynuyor, kızlar voleybol oynuyor, Ahmet ise arada durup etrafı izlerken arada voleybol arada da futbol oynuyor ve ben de onları gözlemliyor, şu anda yazdığım satırlara taslak hazırlıyordum.
Mehmet Hoca her zamanki gibi bize basketbol ile ilgili ileri-geri "Oğlum! Kolları indirme!" falan derken herkesin sırası bitti, son iki kişi kalmıştı: Yasemin ve Sultan. Yasemin, hocanın söylediği tüm komutları doğru bir şekilde yerine getiriyordu. Yerden pas ve göğüs pası bittikten sonra sıra baş üstü pasa gelince; Yasemin turuncu, büyük ve siyah çizgileri olmasına rağmen kullanıla kullanıla renkleri solmuş olan basketbol topunu başının üstüne koydu ve topu Sultan'a doğru fırlattı. Sultan da tıpkı Yasemin gibi hocanın verdiği tüm komutları doğru bir şekilde yerine getirmişti. Ta ki Yasemin o koskocaman boyu ile topu Sultan'a fırlatana dek.
Top Sultan'ın kafasına çarptı. Sert gelen top tam kafasının yanına çarptığında, Sultan dengesini kaybederek dizlerinin üzerine çöktü. Elini şakağına koyup gözlerini sıkıca kapattı. "Ah... Dünya neden hâlâ dönüyor?" diye mırıldandı.
Yasemin ise, "Dünya dönmüyor Sultan, eksen eğikliğin kaydı! Ayrıca Sultan, senin iç kulaktaki yarım daire kanalların şu an LGS stresinden daha fazla çalkalanıyor!" dedi. Sonra Yasemin tam bunun bilimsel nedenini açıklamaya başlamışken:
Sultan, "Ya Yasemin, ben burada düşmüşüm, başım dönüyor, sen bana hâlâ diyorsun bilim, fen."
Yasemin, "Yani bak, normal şartlar altında haklısın ama şu anda Merve Hoca'nın kitabındayız ve başrolde Merve Hoca; bu yüzden araya böyle mecburen fen ve bilim şeyleri katmak zorundayız."
Sultan, Yasemin'in bu açıklamasından sonra hiçbir şey söylemedi; sadece o kızgın bakışlarını Yasemin'in üzerine çevirdi. Zaten illa kızmasına gerek yoktu, sadece o bakışları Yasemin'i korkutmaya yeterdi. Ama amaaan, nasıl olsa yazar benim; onu nasıl istersem o şekilde yazarım. Mesela: "Sultan, arkadaşının kendini nazikçe açıklaması üzerine hiç kızmadı; sadece güler yüzlü bakışlarını Yasemin'e çevirerek tebessüm etti." Neyse, daha fazla devam etmeyeyim yoksa bunları duyarken bana biraz kızabilir.
Ardından Yasemin, Sultan'ın başının neden döndüğünü bilimsel bir şekilde açıkladı: "Bak sakin ol, bana kızma; mecbur sadece anlatacağım o kadar." dedi ve anlatmaya başladı: "Sadece iç kulağındaki endolenf sıvısını çalkaladın. Kafana darbeyi yiyince o sıvı kontrolsüzce savruldu; şu an gözlerin durduğunu söylese de kulağındaki o sıvı beynine hâlâ hareket ettiğin mesajını gönderiyor. Beynin bu veri karmaşasını çözene kadar biraz yer çekimiyle kavga edeceksin, o kadar. Birkaç dakikaya sıvı durulur, sen de ayağa kalkarsın."
Ardından Rahime araya girdi ve "Sulti, başının etrafında kuşlar da uçuşuyor muuu?" diye asla gram komik olmayan ama kendisinin komik sandığı espriyi yaptı. Sultan yine hiçbir şey demedi, sadece kızgınlıkla baktı ve "Ya ben gidiyorum." deyip ayağa kalktı. Tam gidecekken tabii ki tam ekip bir şekilde; yani Emine Sultan, Nurgül, Yasemin ve Rahime, Sultan'ı durdurdu. Ve her zamanki gibi dairelerini oluşturup bize, yani daha doğrusu özellikle de 8/B'ye "ahır" falan derlerken kendilerinin aşırı bağırmalarını yaptılar. Sevinç bağırışı gibi bir şey ama farklı.
Her neyse, sonra zil çaldı yani teneffüs başladı. O klasik zil sesini duyar duymaz hemen merdivenlere yöneldim ve hızlıca yukarı doğru çıktım; 8/B'nin kapısının önüne geçerek beklemeye başladım. Veee onlar da çıktılar. O 40 kişilik sınıfta gözlerim tabii ki iki kişiyi arıyordu: Veysel ve Mavi. Onları görür görmez yanlarına gidecektim ki beraber dışarı çıktık. Ben, Ahmet, Mavi, Veysel ve Emir Azam kantinin önündeydik. Ahmet her zamanki gibi kantinden çilekli Sekizkek alıyor; Veysel ve Mavi bir şeyler konuşuyor, Emir Azam ise bana bir şeyler anlatıyordu. Ahmet aldığı keki bölerek bana uzattı. Ardından kekini yemeye koyuldu. Ahmet tam kekini bitirdiği sırada yine o klasik zil sesi duyuldu. Ben de kekimdeki kimyasal enerjiyi sindirip derse girmeye hazırdım.
Benle Ahmet sınıfa geçtik, dersimiz Fen Bilimleri idi. Merve Hoca sınıfa girdiğinde her zamanki gibi değildi. Kalemliğini masaya bırakırken bile sertçe vurdu ve neredeyse katı basıncı oluşturdu. Hoca defteri doldururken ben de kalemliğin masaya uyguladığı basıncı aklımda bir soru haline getirerek çözdüm. Cevap doğru mu bilmiyorum ama çözdüm işte. Normalde oldukça enerjik, gelir gelmez hemen espri yapan hocanın yerini bir başkası almıştı sanki.
İşte bölümün başında size bahsettiğim olay: "HOCANIN DUYGULARININ İKLİM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ." Hoca'nın üzgün olduğunu fark ettiğim anda gözlerim otomatik olarak pencereye çevrildi. Beden dersindeki o güzel, serin ve sade havanın yerini kasvetli ve durgun bir hava almıştı. Tıpkı hocanın o anki ruh hâli gibi. Üstelik yalnızca pencereye bakıldığında da değil, sınıfın içinde de hava değişimi rahatlıkla gözlemlenebiliyordu. Hocamızın üzgünlüğü sınıfta alçak basınç alanı oluşturdu; rüzgâr bizim sıralardan hocanın masasına doğru (yüksekten alçağa) esmeye başladı.
"Hocam bugün biraz üzgün müsünüz?" diye sordum. "Hayır, sadece biraz yorgunum." cevabını aldım. Ve hemen yapıştırdım espriyi: "Hocam o zaman ders işlemeyelim de daha fazla yorulmayın!" Tabii ki de her ne kadar şakanın komik olmadığını bilsem de yine de yaptım o espriyi. Çünkü bizim fen dersimiz hep böyle geçer. Bir yandan biz hocaya komik olmayan espriler yaparken diğer yandan hoca bize aynısını yapıyordu. Ama yine de yapıyorduk. Komik olmasa bile gülüyor ve eğleniyorduk.
Hoca'nın yüzünde oluşan tebessümle beraber gözlerim kamaştı. Hocayı mutlu etmeyi o denli başarmışız ki dışarıda güneş açmış; güneş ışıkları bize kadar geliyordu. Kısacası iklim bile Merve Hoca'ya göre değişir.
Hocaya Göre Çıkabilecek Sorular:
Hocamız derse 5 dakika geç kalsa sınıftaki kinetik enerji kaç joule artar?
Merve Hoca'nın esprileri sınıfı soğutur mu?
Merve Hoca sıkılınca bizimle beraber dersi kaç derecede kaynatır?
Bölüm etkileşimi
