6. bölüm · Byo Tapiya Şahlanma dönemi
Bölüm 5: Stabil ilişki
İByo Tapiya o gün sessiz değildi…Ama gürültülü de değildi.Şehir, uzun süredir ilk kez bekliyordu.Dursun’un uyandığı haberi sokaklara fısıltıyla yayılmıştı. Kimse sevinmeye cesaret edemiyordu. Çünkü umut, bu şehirde artık temkinli taşınan bir yüktü.
Irmak surların üstünde duruyordu. Yanında Rüzgâr vardı. Gözleri meydandaydı.“İyi gidiyoruz, değil mi?” dedi Rüzgâr, sanki yüksek sesle söylerse bozulacakmış gibi.Irmak başını salladı.“İyi gidiyor… ama uzun sürerse korkuyorum.”“Niye?”Irmak bir an durdu.“Çünkü bu şehirde hiçbir şey uzun süre sakin kalmaz.”Rüzgâr cevap vermedi. Sadece Irmak’ın elini sıktı. O an Irmak, Vegmo’nun karanlığını hissetmedi. Bu, onun için nadir bir şeydi.
Dursun yürüyordu.Her adımda bedenine biraz daha alışıyordu ama zihni hâlâ savaş alanıydı. Vegmo gitmişti… ama bıraktığı iz silinmemişti.Kalabalığı duyabiliyordu.Fısıltılar, nefesler, umut.Ama bir de başka ses vardı.“Onlara umut verme. Kırıldığında daha çok acır.”Dursun çenesini sıktı.“Sus,” dedi içinden.Meydana çıktığında herkes sustu.O an Dursun, eskisi gibi görünmüyordu. Daha zayıf değildi… daha ağırdı. Yaşadıkları omuzlarına çökmüştü.Şükrü kalabalığın kenarındaydı. Gözleri dikkatliydi.Akasya ise konuşamıyordu. Onu ayakta görmek bile yetmişti.
Dursun konuşmaya başlamadan önce uzun bir süre sessiz kaldı.Sonra derin bir nefes aldı.“Ben öldüm,” dedi.Meydanda bir dalga gibi sarsıntı geçti.“Ve geri döndüm.”Bakışlarını insanların üzerinde gezdirdi.“Bu bir zafer değil.”Bazıları başını eğdi.“İçimde hâlâ savaş var,” dedi. “Hâlâ karanlık var. Bunu sizden saklamayacağım.”Şükrü’nün gözleri hafifçe büyüdü.“Eğer bugün buradaysam,” diye devam etti Dursun,“bu sizin yüzünüzden. Direnenlerin, korkmasına rağmen kaçmayanların yüzünden.”Bir adım attı.“Ben artık kusursuz bir kral değilim,” dedi.“Belki hiç olmadım.”Sesini yükseltti.
“AMA BU ŞEHRİ YİNE YALNIZ BIRAKMAYACAĞIM.”
Meydan sessizdi.“Beni izleyin demiyorum,” dedi.“Bana inanın demiyorum.”Kılıcının kabzasına dokundu ama çekmedi.“Sadece şunu bilin:Byo Tapiya düşmeyecek.”Bir an durdu.“Çünkü ben düşsem bile…siz ayakta kalmayı öğrendiniz.”
Kalabalık yavaş yavaş dağılırken Irmak bir an irkildi.Gölgeler…Bir anlığına yanlış hareket etti.Dursun’un başı ağrıdı. Gözleri karardı.Vegmo’nun sesi çok uzaktan geldi:“Bu konuşma bitmedi.”Dursun dişlerini sıktı.Kimseye belli etmedi.Ama Akasya onu izliyordu.Ve ilk kez, Dursun’un gözlerinde korkudan çok hazırlık gördü.
Gece, Byo Tapiya’nın üzerine ağır ağır çöktü.Surların üzerindeki meşaleler birer birer söndü.Gündüz kahkahalarla dolan avlu sessizliğe büründü.Askerler zırhlarını çıkardı, nöbetçiler yerlerini aldı.Şükrü odasına çekildi.Masasında açık duran kitapları kapatmadı ama gözleri satırlara takılmıyordu.Dursun’un dönüşü… Vegmo’nun yok oluşu…Hepsi zihninde birbirine dolanmıştı.Irmak evine döndü.Ateşi söndürdü ama içinde yanan şey sönmemişti.Rüzgâr’ın vedadaki gülümsemesini düşündü, sonra bir anlık korku geçti içinden.Akasya odasına kapandı.Pencereyi açmadı.Dursun’un nefes aldığını bilmek yetmiyordu.Onu geri getiren şeyin ne olduğunu bilmiyordu.Meryem, şifa evindeki mumları tek tek söndürdü.Son mumu kapatırken durdu.Dursun’un kalbinin atışını hatırladı.Normaldi… ama fazla sessizdi.Burak ve Olcay silahlarını astı.Eğitim alanı boş kaldı.Sanki savaş hiç olmamış gibiydi.Ve Rüzgâr…Son devriyesini attı.Ormana baktı.Bu gece, rüzgâr bile esmek istemiyordu.Byo Tapiya uykuya daldı.Ama herkes aynı huzurla uyumadı.
Dursun gerçekten geri mi döndü,yoksa geri gelen şey onun gölgesi miydi?Vegmo yok olduysa,neden herkes onun varlığını hâlâ hissediyordu?Bir can karşılığında dönen bir ruh,aynı ruh olarak kalabilir miydi?Ve en önemlisi…Bu geceden sonrakim uyanınca eskisi gibi kalacaktı?
RÜYYA ALEMİ
AKASYA
Gece…Akasya uykusunda bir anda üşüdü.Rüyasında kendini eski sarayın avlusunda gördü.Her yer tanıdıktı ama eksikti.Renkler soluk, gökyüzü hareketsizdi.Arkasından bir ses geldi.“Beni mi arıyorsun?”Dursun’du.Ama… doğru Dursun değildi.Bakışları soğuktu.Yüzünde ne sevgi vardı ne özlem.Sanki karşısındaki Akasya değil de sıradan bir yabancıydı.Akasya adım attı.“Yaşıyorsun…” dedi, sesi titreyerek.Dursun hafifçe gülümsedi.“Yaşıyorum,” dedi.“Ama senin sandığın gibi değil.”Akasya’nın kalbi sıkıştı.“Ben seni bekledim. Her gün.”“Bunu yapmamalıydın.”Sözler bıçak gibiydi.“Ben seni hiçbir zaman sevmedim, Akasya,” dedi.“Sen sadece geçmişin bir yüküydün.”“Yalan söylüyorsun…”“Gerçek seni korkutuyor,” dedi.“Ben seni seçmedim. Sadece alıştım.”Bir an durdu.“Ve alışkanlıklar… öldüğünde ilk yok olan şeylerdir.”Akasya ağladı.“Peki ya sözlerin?”“Sözler, ölülere verilir.”Gölgesi uzadı.Arkasında Vegmo’nun silueti belirdi.“Beni beklemeyi bırak,” dedi.“Uyandığında… yalnız olacaksın.”Akasya çığlık atarak uyandı.
FARKLI KÂBUSLAR
IRMAK
Irmak kendini ateşin içinde gördü.Ateş yakmıyordu.Ona itaat ediyordu.Vegmo karşısındaydı.“Gücün geri döndü,” dedi.“Ama iraden zayıf.”Ateş şekil aldı.Dursun karanlıktı.Akasya yalnızdı.Rüzgâr yerdeydi.“Birini kurtaracaksın,” dedi Vegmo.“Diğerlerini yakarak.”Irmak korkuyla uyandı.Ellerinde hâlâ sıcaklık vardı.
ŞÜKRÜ
Şükrü rüyasında kütüphanedeydi.Kitaplar kanıyordu.Dursun’un günlüğünü açtı.Sayfalar boştu.Son sayfada tek bir cümle vardı:“Yanlış kişiyi geri getirdin.”Dursun arkasında belirdi.“Beni kurtarmak için bir can verdin,” dedi.“Şimdi sıra sende.”Şükrü ter içinde uyandı.İlk kez bunu düşündü:“Ben bir hata mı yaptım?”
MERYEM
Meryem rüyasında kendi yatağında kendini gördü.Başında Vegmo vardı.“Sen hayat veriyorsun,” dedi.“Artık dengeyi de sen alacaksın.”Eline karanlık bir ışık bıraktı.“İstemekle ilgili değil.”Uyandığında gözleri doluydu.Ve ilk kez,iyileştirmenin de bir bedeli olduğunu anladı.
Gece dağılırken Byo Tapiya’da ilk uyanan Akasya oldu.Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.Gördükleri rüya değilmiş gibi ağırdı.Dursun’un soğuk bakışları, söylediği sözler kulağından gitmiyordu.“Yalandı…” diye fısıldadı.“Öyle olmak zorunda.”Üzerine bir şey almadan dışarı çıktı.Avluda Irmak vardı.Yüzü solgundu, gözleri uykusuzdu.Birbirlerine baktıkları an, ikisi de anladı.Aynı gecede…aynı karanlığa dokunmuşlardı.Irmak sessizliği bozdu.“Sen de mi?” dedi.Akasya başını salladı.“Dursun…” diye başladı ama sesi titredi.“Beni sevmediğini söyledi. Gözlerinde hiç ışık yoktu.”Irmak derin bir nefes aldı.“Ben ateşin içindeydim,” dedi.“Vegmo konuşuyordu. Bizi birbirimize düşürüyordu.”O sırada Şükrü avluya çıktı.Gözlerinin altı çökmüştü.Onları birlikte görünce durdu.“Demek yalnız değilim,” dedi.Akasya hızla ona döndü.“Sen de mi rüya gördün?”Şükrü başını kaldırdı.“Rüya değil,” dedi.“Bir saldırı.”Meryem de yanlarına katıldı.Yüzü her zamanki gibi sakindi ama gözleri korkuyu gizleyemiyordu.“Vegmo bana dengeyi bozacağımı söyledi,” dedi.“Şifa bile karanlığa dönüşebilirmiş.”Şükrü birkaç adım attı.Sesi netti, kararlıydı.“Dinleyin,” dedi.“Vegmo fiziksel olarak yok olabilir. Ama zihni… hayır.”“Zihnimizle oynuyor.”“Hepimizin en zayıf noktasına dokunmuş.Akasya’ya sevgiyle,Irmak’a güçle,Meryem’e vicdanla,bana suçlulukla.”Akasya’nın gözleri doldu.“Yani…” dedi.“Dursun’un bana söyledikleri…”Şükrü ona baktı.Kesin bir sesle konuştu.“Gerçek değil.”“O, senin korkunla şekillendi.Vegmo’nun sesiyle konuştu.”Bir anlık sessizlik oldu.Sonra Akasya’nın omuzları gevşedi.Derin bir nefes aldı.Gözlerinden yaşlar aktı ama bu sefer acıyla değil.“Demek…” dedi.“Demek o sözler ona ait değildi.”Irmak gülümsedi.“Hayır,” dedi.“Dursun o kadar acımasız olamaz.”Meryem başını salladı.“Sevgi, karanlığın taklit edemediği tek şeydir.”Akasya gökyüzüne baktı.İlk defa o sabah güneş ona sıcak geldi.“Öyleyse,” dedi kararlı bir sesle,“Vegmo bizi bölmeye çalışıyorsa…”Şükrü sözünü tamamladı.“Birlikte duracağız.”Ve o an, Byo Tapiya’da ilk kez biri şunu fark etti:Vegmo korku yayıyordu.Ama korku…yalnızken güçlüydü.
Surlar sessizdi.Rüzgâr geceyi yararak geçiyor, taşlara çarpıp geri dönüyordu.Irmak ağır adımlarla yürüyordu.Her adımda içindeki ses biraz daha yükseliyordu.“Ben kimim?” diye fısıldadı.“Sadece bir ateş büyücüsü müyüm… yoksa başıma gelen her şeyin sebebi mi?”Durdu.Aşağıda Byo Tapiya uyuyordu.Herkes huzur bulmuş gibiydi ama onun içi yanıyordu.“Gücüm var,” dedi kendi kendine.“Ama gücün bedeli neden hep korku oluyor?Neden sevdiğim insanlar acı çekiyor?”Ellerine baktı.Ateş çıkmadı bu sefer.Sadece titreme vardı.“Ya bir gün kontrolümü kaybedersem?”“Ya ben de karanlığa dönüşürsem?”O anda arkasından tanıdık bir ses geldi.“Irmak.”Döndü.Rüzgâr sur merdivenlerinden çıkmıştı.Zırhsızdı.Sadece kendisi gibiydi.“Beni böyle görünce şaşırdın mı?” dedi Irmak buruk bir gülümsemeyle.Rüzgâr başını salladı.“Hayır,” dedi.“Seni hep böyle güçlü sanıyordum ama güçlü insanların da yorulduğunu biliyorum.”Birlikte sur duvarına yaslandılar.“Anlat,” dedi Rüzgâr.“Bu gece seni buraya getiren neyse, anlat.”Irmak gözlerini kapattı.Sonra her şeyi döktü.Vegmo’yu.Korkularını.Ateşten çekinmesini.Bir gün sevdiklerine zarar verme ihtimalini.“Ben senden bile korkuyorum bazen,” dedi.“Çünkü seni kaybetmekten korkuyorum.”Rüzgâr sessizce dinledi.Sonra yavaşça Irmak’ın ellerini tuttu.“Irmak,” dedi yumuşak ama sağlam bir sesle.“Rüzgâr yön değiştirir.Ateş yakar.Ama ikisi de doğanın parçasıdır.”“Sen karanlıktan korkuyorsun çünkü içinde ışık var.”“Ve şunu bil,” diye ekledi,“Ben seni gücün için sevmedim.Ateşin için hiç sevmedim.”Irmak ona baktı.Gözleri doluydu.“Peki ne için?” diye fısıldadı.Rüzgâr derin bir nefes aldı.Sonra bir adım geri çekildi.Ve konuşmaya başladı.Sesinde ne acele vardı ne de tereddüt.
Rüzgarın ırmak için yazdığı şiir “Rüzgârım ben, duramam bir yerdeAma seni gördüm, sustu fırtına içimdeAteşsin sen, yakmazsın canımıIşık oldun, buldum yolumu karanlıktaBir ömür savruldum, yönüm yokkenBir bakışınla durdum, ‘buradayım’ derkenEğer kader bir yolsa, ben adım atarımEğer sen varsa, her savaşı bırakırım”Son cümleyi söylerken diz çöktü.“Irmak,” dedi.“Hayatımda ilk kez rüzgâr olmak istemiyorum.”“Yanında durmak istiyorum.”“Benimle evlenir misin?”Irmak bir an nefes alamadı.Sonra gözlerinden yaşlar aktı ama bu sefer korkudan değil.Güldü.Titreyerek başını salladı.“Evet,” dedi.“Bin kez evet.”Rüzgâr ayağa kalktı.Onu kollarına aldı.Surların üzerinde ateş yanmadı.Rüzgâr da esmedi.Ama Byo Tapiya, o geceilk defa gerçekten ısındı.
Gece Byo Tapiya’nın üzerine ağır ağır çökmüştü.Meşaleler sönmüş, sokaklar sessizliğe teslim olmuştu.Halk evlerine çekilmiş, kalenin taş duvarları bile o gün yaşanan duyguların ağırlığını taşıyor gibiydi.Irmak ve Rüzgâr surların üzerinde yan yana yürüyordu.Konuşmuyorlardı.Ama sessizlikleri huzurluydu.Rüzgâr Irmak’ın elini tuttuğunda, Irmak ateş büyüsünü değil, kalbinin hızlandığını hissetti.Bu onu korkuttu.Çünkü ateş kontrol edilebilirdi…Ama hisler edilemezdi.Irmak başını gökyüzüne kaldırdı.Yıldızlar her zamanki yerindeydi ama sanki biri eksikti.Kendi kendine fısıldadı:“Bu kadar mutlu olmak bana yasak gibi…”Rüzgâr bunu duydu.Irmak’a döndü.“Byo Tapiya’da mutluluk da savaş kadar zor kazanılır,” dedi.“Ve sen bunu hak ettin.”Irmak cevap vermedi.Ama gözleri doldu.Rüzgâr bunu fark etti ve konuyu uzatmadı.Bazı anlar konuşulmazdı.Aynı saatlerde Akasya uykusuzdu.Evinin penceresinden dışarı bakıyor, sanki birinin gelmesini bekliyordu.Ama gelen olmadı.Dursun’un sesi yoktu.Hayali bile gelmemişti bu gece.Akasya ilk kez şunu düşündü:“Belki de bu sessizlik… iyileşmenin başlangıcıdır.”Ama kalbinin derininde bir sızı hâlâ vardı.Vegmo’nun karanlığı tamamen gitmemişti.Bunu hissediyordu.Şükrü ise kütüphanedeydi.Elinde eski bir kitap değil, Dursun’un kılıcı vardı.Kılıcı masaya bırakmış, karşısına oturmuştu.“Sen geri döndün,” dedi sessizce.“Ama eskisi gibi değilsin.Ben de değilim.”Kılıca dokunduğunda, içini kısa bir ürperti kapladı.Vegmo’nun adını anmadı ama varlığını hissetti.Bu savaş bitmemişti.Sadece şekil değiştirmişti.Şükrü ayağa kalktı.Kılıcı aldı ve yerine astı.“Bu krallık artık sadece ayakta kalmayacak,” dedi kendi kendine.“Şahlanacak.”Gecenin en karanlık anında, kimsenin fark etmediği bir şey oldu.Byo Tapiya’nın dışındaki ormanda, gölgeler kıpırdadı.Vegmo’nun laneti tam olarak yok olmamıştı.Sadece bekliyordu.Ve bu kez hedefi bir kral değildi.Bir krallığın kalbiydi.
