1. bölüm · Buz ve Arzu

Gece’nin Hayatı:

Gece Karan

Annem yok, babam yok. Bu hayatta arkamı yaslayabildiğim tek dağ, abim. O, kendi gençliğini ve hayallerini bir kenara bırakıp beni o prestijli kolejde okutabilmek, bana temiz bir gelecek verebilmek için gecesini gündüzüne katıyor. Okulun o zengin, şımarık züppeleri arasında arkamda kimse olmadığını bilerek yaşıyorum; ama abimin benim için yaptıklarının altında ezilmemek, onun o yorgun ellerini boşa çıkarmamak için inatla dik duruyorum.

1.65 boyunda, 49 kilo olabilirdim; dışarıdan bakanlar ince yapılı, narin ve rüzgâr üflese yıkılacak bir kız sanabilirdi beni. Hatta o zengin züppeleri beni her gördüklerinde kırılgan bir oyuncak gibi ezebileceklerini zannederlerdi. Fakat o ince ve zayıf sandıkları bedenin altında, demirden bir irade taşıdığımı bilmiyorlardı.

Okuldada maleesef baş belası bir zorbam vardı.. Baran.

Şimdi size Baran’ı anlatayım... Okulda herkes onu bir tanrı gibi görür, ben ise sadece büyük bir sinir bozukluğu. Öyle her zengin züppesi gibi arkasını paraya yaslayıp gezenlerden de değil; adamda kelimenin tam anlamıyla tehlikeli bir aura var.1.95'e yakın boyu, koyu kumral saçları, üzerindeki o hep kusursuz duran koyu renk kıyafetleriyle koridorda yürürken herkes yolundan çekilir. Evet, tahmin ettiğiniz gibi benimle uğraşmayıda çok sever.
Abimin benim için nasıl parçalandığını, o kolejde okuyabilmem için ne fedakarlıklar yaptığını biliyor ve bunu hep parmağında oynatmak için kullanıyor. Sinirden deliye dönüyorum, gözlerimden ateş saçıyorum ona bakarken.Ama işin en sinir bozucu tarafı ne biliyor musunuz? Dışarıdan ona karşı dünyaları yıkacak kadar öfkeliyim, 'Benden uzak dur' diye bağırmak istiyorum ama içimdeki o ses... O ses bana yalan söylüyor. O pişkince sırıtıp bana bir adım yakınlaştığında, dizlerimin bağının çözüldüğünü, o buz gibi duvarlarımın nasıl çatırdadığını bir ben biliyorum.Beni sinirden kudurtuyor, canımı yakmaya çalışıyor sanıyorum ama aslında o bakışlarındaki saplantılı hayranlığı ve o deli gibi tutkuyu çok iyi görüyorum. Ona karşı duyduğum bu öfke var ya... Aslında kendime! Çünkü biliyorum ki o manyak herif bana her baktığında, kalbim ona karşı koyamayacağımı fısıldıyor ve ben bu yüzden daha da çok sinirleniyorum ona..."

Bir de Baran’ın arkasında kadrajı dolduran o boş, salak tipler var tabii... Hani neredeyse nefes bile Baran’dan izin alarak alacaklar.

Kaan Sönmez
Diğerleri gibi ortalıkta öylece bağırıp çağarmaz, laçka hareketler yapmaz. Kaan daha tehlikelidir; her zaman Baran'ın hemen sağ kolunda, sessiz ama olayları yönlendiren o sinsi güç gibi durur. Baran okulda birine laf sokacaksa, ilk kıkırdayan ya da o ortamı hazırlayan genelde Kaan'dır. Baran'ın o sert ve keskin bakışlarını bile tek anlayan, göz ucuyla anlaşabildiği tek kişi odur.İçten içe biliyorum ki Baran eğer herkese karşı bu kadar duvar örüyorsa, o duvarın arkasındaki gerçek yüzünü bilen tek kişi Kaan'dır. Belki de bu yüzden, o diğer salak tiplere olduğumdan çok daha dikkatli ve mesafeliyim Kaan'a karşı. Çünkü o, Baran'ın sadece arkadaşı değil; gölgesi gibi."

Burak Tunalı
Burak, o sapık bakışlarını etrafa saçarken bulduğu her fırsatta insanı taciz edercesine süzülür. Onu her gördüğümde midem kalkıyor; o pis gülüşünü gördüğüm an elime geçirdiğim ilk şeyi kafasına geçiresim geliyor. Baran’ın yanındaki o kadrajı dolduran tiplerin ne kadar çürük olduğunun yaşayan kanıtı resmen!

Emre Yalçın
Bu çocuğa üzülüyorum diğerleri yalaka maalesef
Sanki maskotlarıymış gibi... Baran okulda havalı görünsün, 'bakın ben kimleri yanımda taşıyorum' diyebilsin diye o zavallı kızıl çocuğu kendi elleriyle ezip büzerek peşlerinde sürüklüyorlar. Çocuk o kadar sin sin, ezik bir şekilde peşlerinden yürüyor ki, her gördüğümde içim acıyor ama bir yandan da o zorbalığı izlemek midemi bulandırıyor. Baran güç gösterisi yapmak için herkesle dalga geçer, ama o kızıl çocuğu kölesiymiş gibi yanında tutmaktan da bir saniye vazgeçmez. Tam bir zorba pisliği işte...
Şimdi size abimi anlatacağım, aslında bazen seviyorum, bazende sevmiyorum ama abi sonuçta

Demir Karan

Abimin beni ne kadar çok sevdiğini anlamak için büyük cümlelere gerek yok aslında; gözlerindeki o bakış, ellerindeki o nasırlar her şeyi anlatmaya yeter.Sabah ben uyanmadan kalkar, sessizce kahvaltıyı hazırlar. Üşümeyeyim diye okul üniformamı akşamdan ütüleyip astığını bilirim. Bazen gece ders çalışırken uyuya kalıyorum, uyandığımda omuzumda hep abimin kokusunun sinmiş olduğu o kalın hırkası olur. Yorgunluktan ayakta duramayacak halde eve gelse bile, 'Günün nasıl geçti güzel kardelim, sıkan var mı seni?' diye sormadan asla uyumaz

"Demir... Evet, adını hak eden o adam, benim bu hayattaki en büyük koruyucum, nefes aldığım alanın sınırlarını çizen tek kişi. Ama işin diğer yüzü de şu: Demir, katlanılabilecek en son raddeye kadar korumacı ve bir o kadar da kısıtlayıcı.Bazen öyle bir boğuyor ki beni, nefessiz kalıyorum. Okuldan sonra tek başıma sokakta yürümeme, kütüphanede kalmama, hatta arkadaşlarla şöyle anlık bir yere oturup kahve içmeme bile izin yok. 'Dışarısı tehlikeli, o zengin piçleri seni anlamaz, tek başına adım atamazsın' diyerek dünyamı o evle okul arasına sıkıştırıyor. Hayatımın her saniyesini, kiminle konuştuğumu, nereye gittiğimi bilmek zorunda.Telefonuma gelen her mesajı, kimin baktığını, kimin ne dediğini kontrol eder. Baran ve o çetesi bana okulda laf attığında içimdeki öfke sadece onlara değil, bazen bu kadar boğucu olduğu için Demir'e de patlıyor. Çünkü biliyorum ki o kısıtlamaların arkasındaki tek sebep beni koruma paronoyası, ama bazen o koruma kalkanı öyle bir sıkıyor ki zincirlenmiş gibi hissediyorum.Beni o kadar çok seviyor ki, sevgisi bile bazen kafama geçirilmiş demir bir kafes gibi. Ona karşı çıkamam, çünkü gözlerindeki o korkuyu, beni kaybetme ihtimalindeki o titremeyi görüyorum

Neyseee... Şimdilik gecenin pembe dizisi, sahte havalar, koridor savaşları buraya kadar. Gecenin hayatı bukadar; asıl hayat, sabah alarmıyla o okulun tozuna uyanan gerçek dünyada başlıyor..⏳