Bütün Melodiler Sensin kitap kapağı

1. bölüm / 2

1.BÖLÜM: YENİ HAYATIMIN İLK GÜNÜ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1.BÖLÜM: YENİ HAYATIMIN İLK GÜNÜ

Arabanın camından içeri izinsiz sızan güneş ışığı tam olarak yüzüme denk geliyordu. Güneş çok güzeldi. Sıcaktı ama kavurucu değildi. Minik minik ısıtıyordu içimi. Dışarıda hiç durmaksızın akan manzara neredeyse birbirine girmişti.
Ağaçlar, tabelalar, yollar, denizler.... Keşke şu an içine girsem de, boğulsam dediğim o denizler bir bir gözümün önünden akıp gidiyordu..

Durması için saniyelerle kovalamaca oynadığım zaman durmuyordu. Sanki bana inat olsun diye daha da hızlı gidiyordu. O an zihnimde şu cümlenin yankılandığını hissetmemle, cama yasladığım kafamı kaldırdım. 'Geri dönüş yok.'

Artık yepyeni bir hayatın başlangıcı için çoktan sayısız kilometreleri aşmıştım. Geri dönüş yoktu. Zihnim çoktan yepyeni bir şehirde milyonlarca hayal kurmuşken, kalbim bana hala eskisinde ait olduğumu hissettiriyordu.

Camdaki yansımama baktım. Deniz mavisi gözlerimde göz yaşları birikmişti. Ve de uykusuzdum. Ama asıl yorgunluk kalbimin tam ortasına saplanan zehirli okun ta kendisiydi. On saatlik yolcuğun kaçıncı saatindeydik bilmiyordum. Bildiğim iki şey var o da, geride bıraktığım onca anının, zihnimde anı olarak kalması ve her şeyin kalbimde ağır bir bavul gibi durmasıydı.

Arka koltuğa sessizlik çökmüştü. Babam direksiyon başında yola odaklanmıştı. Annem ise yanında oturmuş örgü örerek yola bakıyor arada babamla ve bizimle sohbet etmeye çalışıyordu. Diğer camın olduğu tarafta oturan ablam Parla ise utanç bir tavırla ellerini dizlerine birleştirmişti. Kulağına taktığı kulaklıktan gelen müzikle yolu seyrediyordu. Normalde hiç susmadan hatta nefes bile almadan konuşan ablam şimdi çok sessizdi. Yol boyunca tek kelime etmemişti. Bu kadar sessiz olması, belki de en büyük fırtınanın habercisi olabilirdi.

Dediğim gibi de oldu. Uzun bir sessizliğin ardından arabadaki ölüm sessizliğini ilk o bozdu.

"Kumsal," sesi titrekti. Gözlerimin doluşunu gizleyerek ona baktım. Gözleri benimki gibi dolmuştu. Ama ağlamamak için direniyordu. Çekingen bir tavırla gözlerimin içine bakıyordu. Onu öyle görünce kalbim parçalandı.

"Özür dilerim," diye fısıldadı. "Seni buraya getirdiğim için özür dilerim,"

Bi an durdum. Ne diyeceğimi bilemedim. Sanki bir güç benim boğazımı sıkıyor, konuşmama izin vermiyordu. Altüst... Evet, hayatım için en doğru kelime buydu. Ancak bu kelimeyi ona karşı söyleyecek gücüm yoktu.

"Abla," dedim yavaşça. Yutkunarak akmakta olan göz yaşını sildi. "Hıh,"
"Kendini suçlu hissetmeyi bırak lütfen,"
"Sen iyi misin? Benim yüzümden arkadaşlarından, okulundan ayrılıyorsun ve bu benim suç-"
"Hayır abla, bu senin suçun falan değil," dedim. Bu sırada narin eliyle elimi sıktı. Ve bana doğru yaklaşarak kafasına boynuma yatırdı. Elime kahve saçlarını sıyırarak ufacık bir buse bıraktım.

Ama göz yaşlarım akıyordu. Göz yaşlarım kafasına değimesin diye sürekli diğer elimle siliyor, sessizce ağlıyordum. Çok sessizce, en derinden..

Onun yüzünden on sekiz yıllık hayatım bir gece de çöp olmuştu. Ancak bunu ona söyleyemezdim.

Yoksa ben bilmiyor muyum yurtta falan kalmayı? Yurtta kalmak için ailemle ettiğim kavgalardan haberi yoktu. O odasında mışıl mışıl uyurken ben ailemle neredeyse savaş veriyordum.

"PİŞŞT!" dedi babam dikiz aynasından bize bakarken. Hızla gözlerimi silip kafamı dikiz aynasına çevirdim, ablamda aynısını yaptı.

"Hadiyin ama kızlar, üzülmenin hiç bir anlamı yok. Tamam, belki hayat düzenimizi bırakıyoruz ama çok daha güzeli geliyor şimdi." dedi teselli eder gibi.

Gülümseyrek babama baktım. Üzüldüğünü gizlemeye çalışan gözlerinin tam içine baktım. Annem yavaşça arkasını dönerek bize baktı. Kıvırcık koyu kahve saçları gözlerine yakındı. Ancak kahve gözlerinin güzelliğini örtmüyordu."Hepimiz orada çok mutlu olacağız inanın bana," dedi. Tekrar önüne dönerek yarım kaldığı örgüsüne devam etti.

'Babam ve annem haklıydı; korkmak bu kadar normalken her şeye rağmen yürümek cesaret sayılıyordu. Yeni bir şehir, yeni yüzler ve bilmediğim sokaklar beni ürkütse de belki de tam burada kendimi bulacaktım. Kendi benliğimi bulacaktım. Eğer kalbim hâlâ müzik için atıyorsa, bu hayat bana sandığımdan daha nazik davranacaktı. Ya da cümlelerim, kendimi avutmak için söylediğim bir yalandı...'

Gülümseyerek tekrar camdan dışarı baktım. O an gözüme çarpan tabelayla göz bebeklerim büyüdü.

'GÜNIŞIĞI KASABASI' yazıyordu.

"Geldik mi? diye sordum şaşkınlıkla.
"Evet benim bal peteğim," dedi babam sakince. "Ancak henüz gelmiş sayılmayız çünkü sana bir sürprizimiz var."

O an içimde bir sürü kelebek bir anda uçmaya başladı. Kalbim daha hızlı atıyordu.

Sürpriz mi?
Ne sürprizi?
Ne aldılar acaba?

Zihnim böyle saçma sapan sorularla boğuşurken arabamız yavaşça benzinliğe doğru ilerledi. O an bunun bir şaka olabileceğini düşündüm.

"Eğer sürpriziniz on saatlik yolculuğun sonunda bir çiş molası ise hiç komik değil," dedim çemkirir gibi. O an arabada kısa da olsa bir kahkaha koptu. Bende onlara katıldım.

"Hayır Kumsal, sürpriz bir çiş molası değil, sürprizin ilerde seni bekliyor," dedi annem camdan dışarıyı gösterirken. Araba bu esnada yavaşça durdu. Babam benzin için yavaşça inerken bizde onunla beraber indik. Herkes on saatin sonunda arabadan indiği için rahatlarken, ben sürprizimi bekliyordum.

"Nerede hani?" Dedim.
"Arkanda," dedi ablam kafasıyla arkamı işaret ederek.

Arkamı dönmeye kalmadan çok ama çok tanıdık bir ses kulaklarımı okşadı.

"Kumsal!"

Arkamı hızla dönüşümle çok tanıdık birini gördüm. Favori kuzenim Lara. Mavi fırfırlı etek ve beyaz tişört vardı üzerinde. Güneşte parlayan esmer teni, sağ tarafındaki saçından hiç eksik olmayan altı adet mor afrika örgüsüyle bana el sallıyordu. Yanında ise kocaman bir kırmızı valiz.

Bir dakika?
Kırmızı valiz...
Valiz...
NEĞ!"

Koşarak onun boynuna atladım. O da ellerini sımsıkı şekilde belime doladı. Sanki bir daha ayırmayacak gibi. Gözlerimden akan yaşlar artık mutluluk adınaydı.

'Belki de yeni hayat o kadar da kötü bir şey olmayabilirdi.'

"Burada olacağını bilmiyordum,"
"Tabii bilmiyordun salak, sürprizim ya ben," dedi dalga geçer gibi.

Ona sıcacık gülerek tekrar sarıldım. O da karşılık verdi. Amcamın işi sebebiyle ailecek Amerika'ya taşınmalarının ardından on yıl geçmişti. On yıldır sadece telefonda konuşuyor ya da sadece mesajlaşıyorduk. Onu görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Ancak şimdi kanlı canlı karşımdaydı. Bu, bu zamana kadar bana verilmiş en güzel sürprizdi.

"Süpriziniz için teşekkür ederim,"
"Dahası var kızım, bu sadece bir kısmı," dedi ablam.

Gözlerim daha da büyüdü.
"Nasıl yani?"
"AYY!" Dedi Lara elleri ile dudaklarını kapatırken. İçinde bir şey tuttuğu belliydi. Ve bu şey onu çok heyecanlandırıyordu. Yüzünden belliydi.

"Söyleyin artık," dedim cevap bekler gibi.

"Kusura bakmayın patlatacağım, ailen senin müzik okumana izin verdi! Ve seninle birlikte yaşayacağız!"

Kalbim durdu sandım.
Gerçek anlamda. Bir saniyeliğine etrafımdaki bütün sesler kesildi, dünya sustu. Sadece, kalbimde hala yaşamını sürdüren küçük Kumsal'ın sevinç haykırışları vardı.

“N-NE!?” diyebildim sadece. Sesim bana bile yabancı geldi.
“Duydun işte,” dedi babam arkadan, o kendine has sakinliğiyle. Ama gözleri… gözleri gülüyordu. “Müzik, Çocukluk hayalin. Artık kaçmadan, saklanmadan, kavga etmeden senindir kızım,”

Annem yanıma gelip omzuma elini koydu. O dokunuşla birlikte içimde bir şeyler çözüldü. Sanki kalbimin ortasındaki o ağır bavul bir anda yere bırakılmıştı. Dünyaya tekrar renkler gelmişti.

“Babam ve annem haklıydı,” diye geçti içimden, farkında olmadan. “Belki de bazı hayaller kaçmakla değil, kalmakla gerçekleşirdi.”

“Şaka yapıyorsunuz,” dedim fısıltıyla. Ağlayacaktım ama bu sefer gözyaşlarım korkudan değil, umuttandı. “Gerçekten mi?”
Parla kahkahayı patlattı. “Kızım on saattir bunun için susuyorum, haberin var mı? Dilimi ısırmaktan çenem ağrıdı.”
Lara kolumdan tuttu, heyecandan zıplıyordu. “Aynı evdeyiz, aynı kasabada, sen müzik okuyorsun… Kumsal, bu bildiğin film girişi gibi!"

Güldüm. İçtenlikle gülümsedim.
On saarin sonunda ilk kez, içimden gelerek.
Zorlanmadan güldüm.

Gökyüzüne baktım. Güneş yavaş yavaş eğiliyordu ama hâlâ sıcaktı. Kavurmuyordu. Tıpkı sabah camdan sızdığı gibiydi… Nazikçe ısı veriyordu...

Belki de hayat böyleydi.
Önce canını yakıyor, sonra “bekle” diyordu.
Ve tam vazgeçtiğini sandığın anda eline, kimi zaman hayalini, kimi zaman neşeni, kimi zamansa umudu tutuşturuyordu.

Güneşi içime çektim.
Günışığı Kasabası’nda…
Yeni hayatımın tam ortasında duruyordum.

"İyi ki varsınız" diyebildim sadece. Bana karşı gülerek baktılar. Onlara sımsıkı sarıldım. İçtenlikle sarılıyordum. Sevgiyle...

"Hadi arabaya gidelim," dedi Lara.

Ablam kafasını reddeder gibi salladı. "Siz taksiyle gidiyorsunuz," dedi.

"Güzel şaka ablacığım, hadi arabaya gidelim," dedim. Onu ciddiye almadığım tavrımdan belliydi.
"Şaka değil kızım?" Dedi babam.
"Nasıl niye ki amca?" Dedi Lara.

Bütün bakışlar babama çevrilmişken, babam beyaz sakalları arasına saklanmış dudaklarını ayırdı. "Dedik ya siz birlikte yaşayacaksınız, sizin eviniz başka. Yani şöyle, kafenin üstündeki ev sizin," diyerek cebinden çıkardığı anahtarı salladı. "Bu da anahtarınız," diyerek bana uzattı.

Şaşkınlıkla elimdeki anahtara baktım.
Küçük, sıradan bir anahtardı belki ama o an bana koca bir şehrin kapısını açıyormuş gibi geldi. Parmaklarımın arasında anahtarın soğukluğunu hissediyorum ama nedense içime garip bir sıcaklık yayılıyordu. İçi alev alev yanıyordu..

“Kafenin… üstü mü?” dedim yavaşça. Sanki kelimeleri biraz daha yüksek söylesem bütün büyü bozulacakmış gibiydi.

“Evet,” dedi babam gayet doğal bir şey söylüyormuş gibi. Bir ve ikinci kat kafe, üçüncü kat sizin. Sessiz değil, sakin hiç değil ama canlı. Size yakışır.”

Annem gülümsedi. "Kimse müziğinin sesine ‘sus’ demez orada,” dedi. “Tam tersine, belki de sana eşlik ederler.”

Lara çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. “KAFE ÜSTÜ EV!” dedi fısıltıyla ama sesi neredeyse bağırmak gibiydi. “Bu… bu çok iyi değil mi?”

Ablam gözlerini devirdi ama dudaklarının kenarı yukarı kıvrılmıştı. “İtiraf ediyorum,” dedi. “Ben bile heyecanlandım.”
Gülümseyerek anahtarı avucumda sıktım.

Kafe.
İnsan sesleri.
Kahve kokusu.

Ve belki… geceleri açık bir pencere, içeri dolan müzik.
Kalbim bu fikre alışmaya çalışıyordu ama her attığında biraz daha hızlanıyordu.

“Peki… biz?” dedim Lara’ya bakarak. “Gerçekten birlikte mi yaşayacağız?”

“Kaçış yok,” dedi sırıtıp. “On yılın acısını çıkaracağım. Hem sen müzik yapacaksın, ben dinleyeceğim. Gayette adil bir anlaşma, sevgili kuzenim,” diyerek koluma girdi ve bana göz kırptı.

Babam arabaya doğru yürürken arkasından seslendi. “Hadi bakalım, Günışığı Kasabası’ndaki ilk durağınız eviniz.”
Arabanın kapısını kapattığında içimde tuhaf bir his vardı.

Korku hâlâ oradaydı, içimdeydi, yanımdaydı.
Ama artık yalnız değildi.

Çevrede gördüğümüz en yakın taksiye bindikten sonra, yol boyu on yıldır görüşmememizin acısını ettiğimiz sohbetler ve attığımız kahkahalarla çıkardık. Yol benim için artık daha renkli akmaya başladığında fark ettim bazı şeyleri. Sokaklar daha dar, evler daha alçaktı. İnsanlar acele etmiyordu. Bir yerlerde kahve makinelerinin sesi, belki başka bir yerlerde denizin kokusu vardı.

Ve o an zihnim bana fısıldar gibi oldu..
Bu şehir beni tanımıyordu.
Geçmişimi bilmiyordu.
Kırıldığım yerleri, vazgeçtiğim anları, sustuğum hayalleri…
Belki de tam bu yüzden iyiydi.
Elimde sımsıkı tutuğum anahtarı tekrar cebime koydum.

Ciğerlerime kadar derin bir nefes aldım.
Günışığı Kasabası’nda,
kendi sesimi yeniden bulmaya hazırdım.

"Kim bilir belki de en güzel hayaller, benim kurduğum hayallerdir,"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…