15. bölüm · Bu Savaş Artık Bitmeli
Bölüm 14
26/03/2026
Sabah karın ağrısıyla uyandım. Regl olmuştum ama sınava o kadar çalışmıştım, daha sonra girmekle uğraşamazdım. Üstelik tarih öğretmenimiz Hakan hoca sınava daha sonra girenlere daha zor bir sınav yapıyordu. Ve ben bununla uğraşamayacak kadar tembeldim -özellikle ders çalışma konusunda.
Kahvaltı edip bir ağrı kesici aldığımda ağırım biraz azalmıştı. Annemin tüm ısrarlarına rağmen yine de okula gittim.
Karın ağrısıyla sıramda kolumun üzerine yatmış, ders notlarımı gözden geçiriyordum. Kızlar geldiklerinde, her ayki gibi yoğun karın ağrısı yaşadığımı anladılar.
"İyi misin canım?" diye sordu Bilge.
"Karnım ağrıyor."
"İlk günlerde gelmezdin normalde."
"Sınava sonradan girmeye uğraşamazdım."
"Karın ağrısıyla sınava girmeye uğraşıyorsun ama." diye çıkıştı Ceyda.
"Tamam, abartmayın. Şuan çok kötü değilim." dediğimde içeri nöbetçi öğrencinin girmesiyle konuşmamız bitti.
"Jale Öztürk burada mı?"
"Buradayım."
"Faruk hoca seni çağırıyor."
"Neden?" diye sorduğumda bir süre durdu.
"Gel işte." Daha fazla sorgulamadan kalktım.
"Gelelim mi?" diye sordu Ceyda.
"Gerek yok. Geç gelirsem beni yok yazdırmayın."
Faruk hocanın odasına geldiğimde kapının üzerindeki 'müdür yardımcısı' yazısıyla bakışıp kapıyı tıklattım. "Gel." sesini duyunca içeri girdim.
"Buyurun hocam. Beni çağırmışsınız."
"Bu çiçekler sana." diyerek masasının üzerindeki çiçekleri bana uzattı.
"Bunlar nereden çıktı hocam?"
"Onu da sen söyle. Hayranın kim?" diye sordu. Ben, bir not bırakmış mı diye buketi inceliyordum.
"Yine mi not bırakmamış ya?" diye söylendiğimde Hoca sordu,
"Yine mi?"
"Hocam, geçen hafta da göndermişti de... Kim olduğunu bilmiyorum. İsim falan yazmıyor."
"Hımm... Bilmiyorsun yani?"
"Evet hocam. Ama öğrenirsem ilk size söyleyeceğim. Söz." derken serçe parmağımı uzatacaktım ki karşımdakinin öğretmen olduğu aklıma gelince elimi geri çektim. Karnıma bir ağrı saplanınca belli etmemeye çalışarak kıvranmaya başladım.
"İyi misin?"
"Pek iyi değilim hocam. Başka bir şey yoksa çıkabilir miyim?"
"Revire git istersen."
"Ben ağrı kesici almıştım aslında hocam. Ama ihtiyacım olursa giderim."
"Tamam. Çıkabilirsin."
"Sağolun." diyerek kapıya yöneldiğimde ekledi, "Söylemeyi unutma."
"Unutmam hocam. Söz verdim." Gülümsedi. Ben kapıyı kapatırken arkamdan seslendi. "Revire git."
Koridorda yürürken ağrım daha da arttı. Her ay böyle ağrırdı ama bu sefer sınav haftasının verdiği stresle daha bir fazlaydı. Yürüyemeyecek durumdaydım. Ağrı kesici en fazla bir saat işe yaramıştı. Duvara tutunarak yürümeye çalışıyordum.
"İyi misin?" Bu soruyu bugün dördüncüye duymuştum. İyi değilim, diye bağırmak istiyordum.
"İyi değilim, Toprak!"
"Neyin var?"
"Toprak lütfen git başımdan."
"Ben ne yaptım şimdi ya?"
Yere çöktüm. Daha fazla yürümeye mecalim yoktu.
"Yine karnın ağrıyor galiba? Revire gidelim mi?"
"Şuan yürüyemem. Biraz beklemem lazım."
"Sırtıma alayım?"
"Ayağın..." Air walker botunu çıkarmıştı.
"Artık iyiyim." diyerek ayağını salladı.
"Botu çıkardın diye birini sırtlayamazsın. Yine kötü olur."
"Senden kötü olmaz. Şu hâline bak."
"Biraz sonra iyileşirim, diyorum."
"Kendi kendine nasıl iyileşebilir?"
Yanıma geldi. Beni kolumdan tutarak ayağa kaldırdı. Çantasını eline almış, bana arkasını dönüp eğilmişti.
"Toprak saçmalama."
"Hadi."
Çok ısrar edince kabul etmek zorunda kaldım çünkü bir şekilde revire gitmem gerekiyordu artık. O sırada koridordan geçen Zarife hoca bizi bu halde görünce şaşırdı.
"Ne oluyor? Yine mi kavga esiyorsunuz yoksa?"
"Yok hocam. Revire gidiyoruz." diye açıkladı durumu Toprak.
"Neden?"
"Jale pek iyi değil de."
"Neyi var?"
"Hocam bir durun da gidelim yahu." diyerek hızlandı Toprak.
"Tamam gidin hadi."
Sonunda revire ulaştığımızda beni sedyenin üzerine bıraktı Toprak.
"İyi misin?" diye sordu yatmama yardım ederken.
"Değilim, anlamıyor musun?"
"Tamam, pardon."
"Neyin var?" diye sordu hemşire, yanımıza doğru gelirken.
"Reglim, karnım ağrıyor."
"Neden okula geldin, canım?"
"Sınava girecektim."
"Daha sonra girerdin. Ağrı kesici aldın mı?"
"Sabah içtim ama etkisi geçti."
"Tamam, bekle." diyerek arkadaki dolaba yöneldi.
"İyi misin?" diye sordu Toprak, endişeli görünüyordu.
"Sence?" diye tersledim.
"Tamam, bir şey demedim. Üstüme gelme." diye malum kişinin taklidi yaptığında beni güldürmeyi başarmıştı.
"Ya güldürme. Daha da ağrıyor."
Hemşire alerjim olup olmadığını sorduktan sonra kuvvetli bir ağrı kesici verdi. Ders başlamak üzereydi ama bir süre daha yatıp kendime gelmem gerekiyordu. Toprak da başımdan ayrılmıyordu.
Toprak yüzüme gelen saçlarımı arkaya doğru iterken ne yaptığının farkına varıp elini çekti.
"Pardon."
"Önemli değil."
"Bu arada... saçların beyazlamış."
"Allah Allah! Kimin yüzünden acaba? Bir düşün bakalım."
"Her ay bu kadar ağrı çekersen beyazlar tabii."
"Aynen. Kesin o yüzdendir."
"Başka ne yüzden olacak? Benim yüzümden mi?"
"Evet!"
"Yok yav." dedi Halilişko'nun babası gibi.
"Ya sus." diye sitem ettim ama bir yandan gülüyordum. "Sana kızmama fırsat vermiyorsun. Bize ne oldu ya böyle?"
"Bu 'biz' daha iyi değil mi?"
"Yani güzel, evet. Ama yine de sana olan yedi yıllık öfkemi iki haftada yok edemezsin."
"Ya sana da yaranılmıyor arkadaş! Ne güzel mutluyuz, huzurluyuz, birbirimize kin gütmüyoruz, okulda olay çıkarmıyoruz. Daha ne olsun?"
"Tamam, bir şey demedim. Hadi sınıfa gidelim." diyerek doğruldum.
"İyi misin?"
"Bir daha aynı soruyu sorarsan bir tane yapıştıracağım ağızının ortasına."
"Ya bir şey mi dedim? Endişelendim işte."
"Benim için mi?"
"Tabii kızım. Ölecek gibi görünüyordun. Çok korktum."
"Tamam." dedim yüzümde salak bir gülümsemeyle.
Toprak'ın koluna tutunup doğruldum. Şimdi bakalım ben mi tarih sınavına gireceğim, o mu bana girecek.
