2. bölüm / 3
Brand prince'sAll brands
Bölümler 3Şu an: All brands
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Işıl ışıl avizeler, lüks mekanlar, göz kamaştıran binalar.
Bir birinden güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler.
Yarışa durmuş gibi dünyanın en lüks markaları.
Ve bu markaların göz kamaştıran prensleri.
Sahne ışıl ışıldı, her bir çalışan canla başla çalışmış, bu defile için ola bilecek en ihtişamlı organizasyonu hazırlamışlardı.
Tarihte görülmemiş bir ilkti, dünyaca ünlü on marka kendilerini anlatan parçalarını tanıtacaktı ve tabikide bu parçaları baş elçiler giyecekti.
Ancak ufak bir sorun vardı.
Kaosa sebep olacak kadar ufak.
Genel olarak markalar rekabet içinde olsalar bile baş elçileri bir grup oluşturacak kadar yakın arkadaşlardı. İki düşman grup olacak şekilde.
Yavaş yavaş tüm mekan dolmaya başlamıştı artık. Sahne arkasıda bir o kadar heyecan doluydu. Her markanın baş elçisi gelmiş, sandalyelerine yerleşmiş, saç ve makyajlarının bitmesini bekliyorlardı.
İkili gruplar halinde bölünmüş on model birbirleriyle konuşuyordu bir süredir. Hepsi deneyimli ve profesyonel modeller olsa bile, ilk defa bu kadar büyük bir etkinlikte podyuma çıkacak ve temsil ettikleri markaların imzalarını diğer tüm markaların arasında taşıyacaklardı.
İki grupta birbirlerine pek bulaşmamaya çalışıyorlardı bu günlük. Hem heyecan denen o illetin pençesindeydiler hem de bu etkinlik kesinlikle skandal kaldıracak bir etkinlik değildi. Üstelik marka sahiplerinin hepsi tek tek uyarmıştı gözde prenslerini.
"Ne olursa olsun, skandal yada kavga gürültü istemiyorum."
Diye bastırarak uyarmışlardı hepsini. Özelliklede Donetella Hyunjine ne olursa olsun Louis Vuitton prensine bulaşmamasını tembihlemişti. Çünkü nedendir bilinmez, Versace prensi Felixe bulaşmaktan tuhaf bir zevk duyuyor ve istisnasız her gördüğü yerde ona bulaşmaktan vaz geçmiyordu.
Baş elçilerin marka sahiplerinin sözüne uyduğu bir hazırlık sürecinden sonra artık sahne zamanı geldiğini duyurmuştu görevli. Podyum arkasına geçtiklerinde sunucunun bağırarak "o zaman gösteri başlasın." dediğini duya bilmişlerdi.
Sunucunun sesiyle birlikte müzik başlamış, markaların gözde prensleri teker teker sahneyi doldurmaya, varlıklarıyla gözlere ziyafet çektirmeye başlamışlardı.
İlk sahneye çıkan Fendiydi. Krem ve sarı renkleri üzerinde kusursuzca taşıyan Bang Chansa gözlere şenlikti adeta. Giydiği sarı atletin üzerine polo yaka gömlek geçirmiş, tek omzunu açıkta bırakmıştı. Krem rengi pantolonu ayrı bir hava katıyordu ona.
Fendinin ardından sahneye Balmain çıkmıştı. Kim Hongjoong kesinlikle üzerindekileri kusursuzca taşımayı beceriyordu ve görenlerin bir daha bakmasına sebep oluyordu. Üstelik onu özel yapan, diğer mankenler gibi podyumda ciddi değilde kendine özgü serseri bir tarzda yürümesiydi.
Sıra İsabel Maranttaydı. Gümüş yeleğin altına giydiği beyaz gömlek ve siyah kumaş pantolonun üzerine giydiği siyah ceket ve uzun saçlarıyla adeta görsel ziyafetti Park Seonghwa. Üstelik yıldızlar parlayan gözlerindeki ciddi bakış insanı kapılmaması imkansız bir kasırgaya sürüklüyordu.
Bordo deri bir ceket, deri pantolon ve geriye taranmış saçlarla birleşen gözlerdeki hafif çapkın bakış. Dudaklardaki zar zor hiss edilen alaycı sırıtmayla sahneye çıkan kesinlikle Guccinin Lee Minhosundan başkası olamazdı sahnede parıldayan.
Güçlü kol kasları, tatlı bir kişilik ancak ürkütücü bakışlarıyla Dolce&Gabbana baş elçisi sahneyi yerinden oynatıyordu. Üzerindeki uzun siyah deri ceket, tül body ve siyah deri pantolonuyla adeta tüm herkesin aklındaki o big boyu sergiliyordu. Seo Changbin kesinlikle Dolce&Gabbananın baş elçisi ola bilecek en mükemmel big boydu.
Versacenin uzun saçlı prensi, Donatellanın gözdesi ve her ne kadar kabul etmesede sektörün playboyu Hwang Hyunjin üzerindeki bordo, kadifeden takımla ayrı bir yürek hoplatıyordu. Dolgun dudakları ve çekik ejder gözleriyle sakinleşmeye çalışanlara yardımcı olduğu söylenemezdi doğrusu.
Sincap yanaklar, tatlı gözler ancak buna uymayacak derecede olmasa bile kesinlikle evlere şenlik görüntüsüyle Christian Diorun gözdesi Han Jisungundu şimdi sahne. Mavi jeans pantolon, beyaz gömlek ve siyah üzeri yıldız işlemeli kravatla oldukca sade görünse bile Dior Sauvagenin buram buram yayılan kokusu pekala dengeliyordu her şeyi.
Tatlı, çilli suratı ve melek gibi sarı saçlarına tezat derin sesiyle sahnede yürüme sırası Louis Vuittonun biricik prensi Lee Felixteydi sıra. Üzerindeki bebek mavisi takım onun zaten bir melek olduğunu vurgular cinsteydi.
Ancak kendi çapında bu melek bir şeytanla, Hwang Hyunjinle aynı podyumu paylaşıyordu.
Savage tavırlar, tatlı, köpeğe benzer suratıyla sahne Burberrynin biricik Kim Seungminindi. Beyaz sade tişörtü, üzerindeki logolarıyla ceketi ve krem kumaş pantolonuyla bakmaya doyulmayacak manzaraydı kesinlikle Kim Seungmin.
Bottega Venetanın minik bebek ekmeği, ancak baş elçis ve gözde prensi Yang Jeongin kapanışı yapacak olandı. Üzerindeki belini ve karnındaki kasları ortaya çıkaracak ceketi, altındaki kumaş pantolon ve arkasından etek görünümü veren kumaşıyla vay be dedirtiyordu.
Tüm marka prensleri şovunu yapmış, yerlerini almışlardı ve şimdi hepsi birlikte son kez olarak yürüyeceklerdi sahneden. Ondan sonra etkinlik son bulacaktı artık. Eh, bunu en çok bekleyende tabiki Versacenin gözdesinden başkası değildi. Burdan Lee Felixe sataşmadan ayrılması imkansızdı.
Her ne kadar arkadaşlarıda onun gibi diğer arkadaş grubundan pek hazetmesede, Hwang Hyunjininki bir başkaydı ve doğal olarak arkadaşları bunu olası bir hoşlantıya bağlıyordu.
Ancak ne Hyunjin nede Felix böyle düşünüyordu. Onlara göre biri çölde susuzluktan yansa diğeri bir bardak su uzatmazdı. Onlar bir birlerinden ölesiye nefret eden iki düşmandı.
Ancak kaderin ne getireceği bilinmezdi doğrusu. Nitekim akşam haberlerine yansıyan makale başlıklarıda bunu oldukça doğruluyordu.
"Louis Vuitton ve Versacenin gözde prensleri arasında neler oluyor? Yoksa bu alevli bir aşkın doğuşumu?"
Bölüm etkileşimi
