1. bölüm / 1
Boşlukta Boşluk HissiBaşlangıç Galiba
Bölümler 1Şu an: Başlangıç Galiba
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben Zeynep... işte Zeynep.
Ben kötü değilim... ya da öyle olduğumu düşünmüyorum.
Ama iyi de değilim.
Hatta orta bile değilim.
Orta olmak bile bir yere ait olmak gibi geliyor bazen.
Bir çizginin üstünde durabilmek.
Ben o çizgiyi bile tutamıyorum.
Ben... kayıyorum.
Bir şeylere başlıyorum.
Hep başlıyorum aslında.
Defterlerim var.
Yarım cümlelerle dolu.
Silinmiş dosyalarım var.
İsim verilmiş ama içi boş klasörler.
Başlamakta sorun yok.
Sorun... devam etmekte.
Çünkü ne zaman biraz ilerlesem,
birine denk geliyorum.
Benden daha iyi birine.
Garip olan şu, o kişi kötü biri değil.
Hatta çoğu zaman onu seviyorum bile.
Onun başarısına kızmıyorum.
Sadece... kendimden eksiliyorum.
Onu gördüğüm an içimde bir şey oluyor.
Sanki biri gelip yaptığım şeyin üstüne
kocaman bir sıfır yazıyor.
"Bak," diyor,
"Bu sensin."
"Benden iyisi varsa, ben iyi değilimdir."
Bu cümleyi ne zaman kurduğumu hatırlamıyorum.
Ama o beni hiç bırakmadı.
Çünkü mantıklı geliyor.
Gerçek gibi geliyor.
Eğer biri benden daha iyiyse,
ben nasıl iyi olabilirim ki?
İyi olmak... en iyi olmak değil mi?
Değil mi?
Sonra bırakıyorum.
Sessizce.
Kimse fark etmeden.
Bir gün yapıyorum,
ertesi gün yapmıyorum.
Sonra bir daha hiç yapmıyorum.
Ve kimse sormuyor.
Ben de anlatmıyorum.
Çünkü anlatırsam...
gerçek olacak.
"Devam edemedim" demek,
"yapamadım" demek gibi geliyor.
Ama içimdeki gerçek cümle şu:
"Devam edersem, ne kadar yetersiz olduğumu daha uzun süre izlemek zorunda kalacağım."
Ve ben...
kendimi izlemeye dayanamıyorum.
Bitiremiyorum.
Bitirmek... sanki hakkım değilmiş gibi.
Sanki bitirenler başka insanlar.
Daha sağlam, daha sabırlı, daha "gerçek" insanlar.
Ben... yarım kalan şeyler için varım gibi.
İçimde bir ses var.
Hiç susmuyor.
Sessiz konuşuyor ama hep orada.
"Zaten geç başladın."
Evet.
Doğru.
"Herkes senden önce başladı."
Evet.
"Onlar yıllardır yapıyor."
Evet.
"Sen daha bir aydır deniyorsun."
Evet.
"Ne yapabilirsin ki?"
...
Hiçbir şey.
Ve ben de... ikna oluyorum.
Direnmiyorum bile.
Çünkü o ses...
benim sesim gibi geliyor.
Garip olan şu...
En sevdiğim şeyi bile yapamıyorum.
Sevdiğim şeyler daha zor.
Çünkü onlar benden bir şey istiyor.
Onlar...
benim iyi olmamı istiyor.
O yüzden kaçıyorum.
Eskiden kaçtığım şeylere.
Boş şeylere.
Anlamsız videolar.
Saçma oyunlar.
Saatlerce kaydırdığım ekranlar.
Onlar benden bir şey beklemiyor.
Onlarla kötü olamazsın.
Çünkü ortada "iyi" diye bir şey yok.
Ama sevdiğim şey...
Bekliyor.
Sessizce.
Sabırla.
Ve ben o sessizliği bile kaldıramıyorum.
Çünkü o sessizlikte bir beklenti var.
"Yapabilirsin" diyor sanki.
Ve ben...
O ihtimale bile tahammül edemiyorum.
Bazen düşünüyorum...
Sorun gerçekten yetersiz olmam mı?
Yoksa...
Yeterli olma ihtimaline bile tahammül edememem mi?
Kendimi bazen bir çöp adam gibi görüyorum.
Gerçekten.
Çok basit çizilmiş.
İki çizgi kol, iki çizgi bacak.
Bir yuvarlak kafa.
Detaysız.
Eksik.
Silinse kimsenin fark etmeyeceği kadar önemsiz.
Ama diğer insanlar öyle değil.
Onlar dolu.
Renkli.
Derin.
Hikâyeleri var.
Benim de var aslında...
Ama sanki kimse okumayacak gibi.
Ben bile.
Aynaya baktığımda kendimi görmüyorum bazen.
Sadece bir taslak.
Henüz tamamlanmamış biri.
Ama sorun şu ki...
Ben hiç tamamlanamayacak gibi hissediyorum.
Bir gün oturup gerçekten denesem diyorum.
Gerçekten.
Ciddiye alarak.
Sabrederek.
Başkalarına bakmadan.
Sadece kendim için.
Sonra düşünüyorum...
Ya denedikten sonra da olmazsa?
İşte o zaman...
Elimde hiçbir bahane kalmaz.
Şu an en azından şunu diyebiliyorum:
"Daha yeterince denemedim."
"Daha erken."
"Daha zamanım var."
Ama ya gerçekten denersem...
Ve yine de yeterli olmazsam?
İşte o zaman...
Gerçekten yetersiz olurum.
Belki de bu yüzden başlamıyorum.
Ya da başlasam bile bitirmiyorum.
Çünkü yarım bırakılan şeyler...
Tam bir başarısızlık değildir.
Değil mi?
Yarım kalmış bir şey için her zaman bir ihtimal vardır.
"Belki devam etseydim iyi olurdu."
Bu cümle...
Benim sığınağım.
Ama bitmiş bir şey...
Kaçamaz.
Yargılanır.
Netleşir.
Ve ben...
Netleşmekten korkuyorum.
O yüzden ben...
Yarım kalıyorum.
Ama içimde küçük bir şey var.
Çok küçük.
Neredeyse yok gibi.
Ama tamamen yok değil.
Bazen fısıldıyor:
"Ya sandığın kadar kötü değilsen?"
O sesi susturmak çok kolay.
Ama...
Tamamen yok etmek...
Bir türlü olmuyor.
Ve belki de...
Beni en çok rahatsız eden şey bu.
Güzel... ama ya doluysam ve ben boş hissediyorsam?
Ya doluluğu göremiyorsam?
Düşününce... hikâyesi benden daha güzel yüzlerce insan var.
Ben niye hâlâ kendi kendime konuşuyorum?
Artık kendimi bile dinlememem gerekiyordu.
Niye hâlâ yoruyorum kendimi?
Hiç değilse...
en azından kendimi yordum.
SON
Bölüm etkileşimi
