7. bölüm · Bırakıp Gittiğinde...

7.BÖLÜM

oya K.

Hasan’ın sesi büyük koruda yankılandığında Volkan hiç düşünmeden o tarafa doğru atıldı. Nefes bile almadan koştuğunda Hasan’ın Zeynep’i yerden kucaklamaya çalıştığını gördü. Hasan’ın elleri Zeynep’in belini mi sarıyordu. O an Zeynep’e ne olduğuna değil Hasan’ın ellerine odaklandı saliseler asırlar gibi geçerken. Sert sesi duyuldu.

“DOKUNMA!”

Hasan gelen ürpertici sesle birden ellerini çekti. Volkan iki adımda yanlarında bitti hemen.

“Abi özür dilerim ama arkasından gelirken birden yığıldığını gördüm. Nefes alamıyor” dedi telaşla.

Volkan, Zeynep’in alnından kayan boncuk boncuk terlere baktı ve sıkışıklıkla kalkıp inen göğsüne.

“Çan…çantamda….i..i…ila…ilaç” diyebildi Zeynep son gücüyle. Gözleri kapalıydı. Ama tüm o nefessizliğinin içinde beline değen parmaklarla birlikte vücuduna bin volt elektrik verilmiş gibi ürperdi. Bir yandan nefesini kontrol etmeye çalışıyordu ancak kararan gözleri buna izin vermiyordu.

“ÇANTASINI BUL” diye kükredi Volkan, sakince Zeynep’i yatağa koyarken. Hasan etrafına bakınıp komodinde duran çantayı yatağın üzerine boşalttı. Astım ilacı orada duruyordu.

“Astım mı?” dedi Volkan kalbine binlerce bıçak saplanırken. İyi de Zeynep’in astımı yoktur ki…

Düşünceleri hızla geriye atıp ilacı ağzına koydu sıktı sevdiği kadının. Üç sıkıştan sonra Zeynep’in hızla kalkıp inen göğsü sakinleşmeye başlamıştı. Ama bedeni o kadar yorgun düşmüştü ki derin bir uykuya dalmış gibiydi.

“ÇIK!” diye emretti tekrar Hasan’a. Hasan sessizce çıktı odadan.

“Sevgilim… prensesim… okyanus gözlüm…” Volkan, gördüğü andan beri deli gibi dokunup koklamak istediği kızıl saçlarda parmaklarını gezdiriyordu belli belirsiz.

“Zeynep’im…” dediği sırada hızla açılan kapıya döndü telaşla.

Gördüğü adamla birlikte hızla kalktı yataktan. Yavuz Bey yandan bir bakış attı Volkan’a ve kızının yanına oturdu.

“Ne oldu?” dedi kızının başını okşarken.

“Bilmiyorum. Nefessiz kaldı. Çantamda ilaç var dedi. Ast…astım ilacıydı” dedi cümlenin sonunu zorlukla getirirken. Boğazında bir düğüm oluşmuştu…

“Astım demek…” dedi Yavuz Bey düşünceli bir şekilde.

“Tamam Volkan. Sen çıkabilirsin.” Dedi otoriter sesiyle Yavuz Bey.

Volkan odadan dışarı adım attığında güçlükle ayakta durabiliyordu. Saçının teli için dünyayı yakacağı kadın içeride yatarken doya doya O’na sarılamamak, kollarında iyileştirememek. Bu kadar ağır olacağını düşünmemişti. Hemen koridorun sonundaki banyoya gidip yüzüne soğuk su çarptı. Ama hiçbir işe yaramıyordu. Kalbinin ateşi sönmüyordu. Siyah tshirtünün yakasını esnetti.

Bahçeye çıktığında telefonu eline aldı. Neler olup bittiğini öğrenmeliydi. Telefon ilk çalışında açılmadı. Belli ki cevap vermeyecekti ama Volkan ısrarcı bir şekilde aramaya devam etti. En sonunda Savaş’ın buz gibi sesi geldi telefonun diğer ucundan.

“Evet?”

“Savaş!...” dedi Volkan ama cümleye nasıl başlayacağını bilemiyordu.

“Ne var? Açmıyorum ısrarla arıyorsun. Halbuki 3 yıl önce seni defalarca aramıştım. Günlerce… Asla bakmadın o telefona. Milyonlarca mesaj attım dönmedin. Şimdi ne istiyorsun?”
Uzun bir sessizliğin ardından gücünü topladı Volkan.

“Astım…astımı mı var?”

“NE OLDU? ABLAMA NE OLDU?” diye panikle konuştu Savaş. Volkan astımı öğrendiğine göre bir şey olmuş olmalıydı.

“DUR! Sakin ol. Şimdi iyi. Ama nefesi kesildi. Çantasından astım ilacı çıktı. Neler oluyor daha önce böyle bir şey yoktu”

“İYİ Mİ?”

“Evet iyi güven bana. Beyefendi yanında.”

“BEYEFENDİNE BAŞLATMA! ÇOK MU MERAK EDİYORSUN? ANLATAYIM! SEN HANİ AĞZINA SIÇTIN YA ABLAMIN. TÜM HAYATINI KARARTTIN YA VOLKAN EFENDİ! SAYENDE AYLARCA HASTANEDE YATTI YA ABLAM! 45 KİLO KALDI! ÖLÜMLERDEN DÖNDÜ! HANİ BİR KERE BİLE TEK BİR KEZ BİLE MERAK ETMEDİN YA! HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ SKTİĞİMİN HAYATINA DEVAM ETTİN YA HANİ! İŞTE BİZ O ZAMANLARDA O’NU YAŞATMAYA ÇALIŞIYORDUK! O GÜNLERDEN HATIRA KALDI O ASTIM. SAYENDE! ESERİNLE GURUR DUYABİLİRSİN! ALLAH BELANI VERSİN VOLKAN!” diyerek telefonu suratına kapattığında Volkan’ın halinden bir haberdi.

İlk cümlesiyle birlikte gözlerinden akan yaşları durdurmamıştı Volkan. 45 kilo mu? Hastane mi?... İyi de Yavuz Bey hep iyi olduğunu söylemişti. Hiçbir sorun yok demişti. Gününü gün ediyordu hani. İngiltere’deki adamlarından hep iyi haberler geliyordu. Hiç kimse söylememişti hastanede yattığını. Sanmıştı ki…………………

Bahçeye giren arabayla hızla göz yaşlarını sildi. Doktor Selim miydi O? Hızla yanına gitti.

“Hayırdır Selim?”

“Selam Volkan. Yavuz Bey aradı. Zeynep rahatsızmış”

Sevdiği kadının adını başkasından duyunca yine beynine üşüşen uyuşmayı derin nefesler alarak geçirmeye çalıştı.

Selim, hem aile doktorları hem de Zeynep’in eski arkadaşıydı. Yine de tahammül edemiyordu Volkan. Kadınının adını kendisi dilediği gibi zikredemezken başkasının dudaklarından duymaya tahammül edemiyordu.

“Yukarıda” dedi sertçe. Selim başını iki yana sallayıp onaylamaz bir tavırla köşke girdi. Volkan da ardı sıra adımladı hemen.

Zeynep gözünü açtığında babasını gördü. Yüzünde üzgün bir ifade mi vardı? Gülmek istedi Zeynep. Pokerface Yavuz Bey üzgün müydü gerçekten?

“Baba” dedi sessizce.

“Buradayım meleğim. İyisin merak etme. Neden söylemedin Zeynep?” dedi. Sitemkardı sesi.

“Ne fark ederdi ki? Yanıma gelip iyileştirecek miydin?” dedi alaycı ses tonuyla Zeynep. O sırada odanın kapısı açıldı.

“Ooo nazlı prenses uyanmış” diyerek odaya girdi Selim, ardındaki Volkan’ın sinirli nefeslerini duymazdan gelerek.

“Selim” diye gülümsedi Zeynep. Sonra Selim’in arkasındaki karartıyı gördü. Göz bebekleri büyürken burun delikleri genişledi. Üst dudağını dişledi sakin olmak istercesine.

Sonra güçlü sesi tüm odayı doldurdu

“SAKIN! O KAPIDAN İÇERİ TEK BİR ADIM BİLE ATMA! DEFOL!”

Volkan kalakaldı. Herkes içerideyken o bir adım bile atamadı. Demek böyle olacaktı. Demek O’na kalan hep uzaktan seyretmek olacaktı. Ne bekliyordum ki? Dedi kendi kendine… O sırada suratına çarpan kapının rüzgarıyla gözlerini kırptı.

Zeynep yataktan kalkıp tüm gücüyle kapıyı çarpmıştı. Öylece hareket edemeden dururken içeriden Zeynep’in yükselen sesini duydu.

“İSTEMİYORUM BABA! O’NU YANIMDA YÖREMDE YAKINIMDA İS TE Mİ YO RUM!” delirmiş gibi bağırıyordu.

“Sakinleş Zeynep! Neler oluyor sana?!” dedi Yavuz Bey otoriter ama sakin bir ses tonuyla.

“SAKİNLEŞ DEME BANA! OLANLARI BİLMİYOR GİBİ KONUŞMA! KOCA YAVUZ BEY! KENDİSİNDEN HABERSİZ KUŞ UÇMAYAN PATRONLAR PATRONU YAVUZ BEY! HABERİN OLMADIĞINA İNANMAMI MI BEKLİYORSUN! TÜM YAŞADIKLARIMDAN HABERİN VARDI HİÇBİR ŞEY YAPMADIN! YAPMADIĞIN GİBİ O ADİ ŞEREFSİZ PİSLİĞİ DİBİNDE TUTMAYA DEVAM ETTİN! ŞİMDİ KARŞIMA GEÇİP DE SAKİN OL DİYEMEZSİN! GELMEN GEREKİYOR DEDİN GELDİM. BENİMLE DERDİN NEYSE BİR AN ÖNCE SÖYLE SONRA DEFOLUP GİDECEĞİM!” derken çığlık çığlığaydı. Sonra birden tüm gücünü kaybetmiş gibi yatağa çöktü ve sessizce fısıldamaya başladı.

“Ölüyorum baba… Yapamam… O’nu görüp de hiçbir şey olmamış gibi yapamam…”

Gözyaşları sicim gibi iniyordu yanaklarından.

“…DEFOLUP GİDECEĞİM” Volkan’ın duyduğu son cümle bu olmuştu. Fısıltıyla söylediklerini duyamadı çünkü çoktan kendini dışarı atmıştı. Sinirle koruya doğru koşup silahını çıkartıp sağa sola sıktı. Gidecekti. Yine gidecekti ve Volkan’ın elinden hiçbir şey gelmiyordu. O güne gitti… O’nu son gördüğü güne…