1. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Ada Güçer

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1. BÖLÜM

Bugün okulun ilk günü.
Evde sabah kaosu var. Erkekler iki saattir hazır, biz kızlar odama gelmiş hâlâ hazırlanıyoruz.
Aşağıdan sesler geliyor:
“Adaaaaaa hadi!” dedi Görkem rimel sürerken sabır çektim.
“Kumsalll hadi!"dedi Kuzey abim Kumsal ruj sürerken sabır çekti.
"Belinayyyy hadi!” Belinay saçlarımı düzleştirirken sabır çekti.
“Ayşeeee!”
“Zelihaaaaaaa!”
“Hadii be kızım!”
Yine. Yeni. Yeniden. Ve artık Zeliha ve ben patladık.
“Bir susun artık, vallaha yeter yaaa! Aşağı iner inmez sizi dövecez!”
Evet, hepsi bizden 1 yaşta olsa büyük.
Evet, hepsi kaslı.
Evet, teke tekte bizi kucaklayıp dikkatlice yere seriyorlar.
Ve evet, saçımızı (en çokta benim) dağıtıyorlar.
Ama tehdit etmek aşırı hoşumuza gidiyor.
Canlarım.
Saçımı iki saat uğraşıp dümdüz yapmışım. Bugün ilk gün sonuçta. Çikolata kahverengi saçlarım omuzlarımda pürüzsüz duruyor. Aynaya son kez bakıp kapıyı açıyorum.
Merdivenlerden inerken bağırıyorum:
“Ne var yine? Ne oldu? Ada ada ada diye bağırıp duruyorsunuz!”
Bir anda sessizlik.
Yazık. Hepsi suspus.
Sofradalar.
Hepsi orada.
Görkem hariç.
“Kesin meşhur sucuklu yumurtasını yapmaya gitti,” diye geçiriyorum içimden.
Tam o sırada mutfaktan çıktı.
Elinde tava.
Yüzünde o kendinden emin gülümseme.
Yerine oturuyor ama oturmadan önce—
Elini saçlarıma attı ve saçlarımı dağıttı.
“Görkeeeeemmm! Abiii yaaa saçımı dağıttı! Ben bu saçı düzleştirmek için iki saat uğraştım! Şuna bir şey deee!”
Kuzey abim yumurtadan ekmekle bir dilim alırken "Görkem bir şey," dedi Görkem önce kahkaha attı ardından Gökmen'e -ikizine- bir şey söyledi—tam duymuyorum ama kesin saçımla alakalı. Kahkaha atıyorlar demekki Yiğit abim duymuş kii kafasına hafifçe vurdu.
“Karışma lan kardeşime.”
Yiğit abime havadan öpücük attım.
Görkem sırıtıyor. Kızlar aşağıya inerken Belinay "Kızlar hayret ediyorum erkekler 15 dakikadır hiçbirimize seslenmiyor," dedi sese gerçekten hayret etmiş gibiydi.
"Ada aşağıda ya kesin onunla uğraşıyorlardır," dedi Ayşe bu kız çok haklıı kesinlikle dinlenmesi lazımmmm!!! Kızlar gelip yerlerine oturuyor. Ben Görkem'in karşısındayım Ayşe yanımda Gökmen'in karşısında,Zeliha Yiğit abimin karşısına, Belinay Ateş'in karşısına, Kumsal Kuzey abimin karşısında yerini alıyor.
Tam o sırada aklıma geliyor.
“Annemle babam nerede abi? Biz hazırlanmaya başlamadan önce evdelerdi."
“Erken çıktılar,” dedi gayet normal bir sesle. “Görev çıktı.”
Çok sıradan bir cümle bizim için çünkü askerler bizim olmak istediğimiz gibi.
Zeliha “Biz varken anne baba mı arıyorsun ya?” deyip omzuma yaslandı.
Ateş hemen atladı:
“Aynen. Bu evin gerçek kaosu biziz.”
“Gerçek yükü de biziz,” dedi Ayşe bardaktan bir yudum alırken.
“Yük mü?” dedim. “Siz olmasanız bu ev huzur dolu olurdu.”
"Ve," dedi Zeliha direkt. “Beş dakikaya sıkılıp ağlardın.”
"Doğru, yaşanırdı bu," dedi Kuzey abim. Şaşırmadım çünkü yastık fırlatsam halı fırlatır ama saçımın teline zarar gelse dünyayı yıkar. Ortaokuldayken yıkmasada sırf bana bir çocuk karıştı diye kavga edip tutanak yemişti, hatta sadece o değil diğer erkeklerde yemişti.
Herkes güldü.
Görkem tabağı önüme koydu.
Sıcacık. Tam kıvamında. Sucuk. Diğerlerine sucuklu yumurta bana sadece sucuk çünkü ben sucuk ve yumurtayı ayrı ayrı severim ama birleşince sevmem bunu bilir Görkem.
“Saçın dağılınca daha güzel,” diyor sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi.
Kaşlarımı çatıyorum.
“Dağılınca güzelim yani?”
“Yani uğraşmamış gibi duruyorsun. Daha sen.”
Bu çocuk.
Bir şey diyemiyorum. Sadece gözlerimi deviriyorum. Ama kalbim saçma bir şekilde hızlanıyor.
“Okula geç kalacağız,” diyor abim.
Ama kimse acele etmedi.
Ben çatalımı elime aldım.
“Bu sene farklı olacak,” dedim bir anda.
“Nasıl?” dedi Ateş.
Omuz silktim.
“Bilmiyorum. İçime öyle doğdu.”
Yiğit abimin eli bir an durdu.
Görkem bana baktı.
Abim gözlerini kaçırdı.
Ve ben hiçbir şey bilmeden gülümsedim.
Kahvaltımız bol kahkahalarla bitti.
Görkem omzuma eğilip.
“Yan sıran benim.”dedi
Kalbim hop.
“Kim karar verdi?”
“Ben.”
“Saçmalama.”
“Ciddiyim.”
“Yok.”
“Var.”
Kumsal aramıza girdi. “Ben cam kenarı istiyorum!”
“Ben istemiyorum,” dedim.
“Sen istemiyorsan kesin cam kenarı senindir,” dedi Zeliha.
Güldük. NE GÖRÜYORÜM BEN GÖKMEN AYŞE'YLE YEMEĞİNİ Mİ PAYLAŞIYOR HEMDE YEMEĞİNİ İKİZİYLE BİLE PAYLAŞMAZKEN.
Kahvaltı sofrasını topladıktan sonra hemen okula gittik o okula giderkenki 15 dakika ayrı bir komedi şuan liste elimde listeye baktım.
Listeye tekrar baktım.
Gözlerimi kısıyorum.
Sonra tekrar baktım.
“Yok artık.”
“Ne oldu?” diyor Kumsal.
Parmağımla ismi gösteriyorum.
Ada Şimşek
Görkem Keskin
Kumsal Kedi
Ayşe Baysal
Zeliha Kara
Ateş Uysal
Gökmen Keskin
Kuzey Şimşek
Yiğit Duman
Belinay Yıldız
Hepsi.
Aynı.
Sınıf.
“Bu mümkün değil,” dedim.
“Bu kader,” dedi Ateş dramatik bir sesle.
“Bu kaos,” dedi Ayşe.
“Bu gürültü,” dedi Zeliha.
Ben yavaşça başımı kaldırdım
Abim kaşlarını çatmış listeye baktı
Yiğit abim hiçbir şey demedi ama düz durmasından anlaşılan şu ki sorun yok onun için.
Görkem ise…
Sırıttı.
“Güzel,” dedi sadece.
“Güzel mi?” dedim. “Hoca bir haftada bizi okuldan attırır.”
“En azından birlikte atılırız,” dedi Gökmen.
Sınıfa doğru yürümeye başladık. Koridor kalabalık. Kapının önüne geldiğimizde içimde garip bir heyecan var.
Yeni sıra.
Yeni yıl.
Ama aynı insanlar.
Kapıyı açıyoruz.
Sınıfın içi henüz yarı dolu. Cam kenarları boş.
“Koş!” diye bağırdıKumsal.
Gerçekten koştular erkeklerden sadece iki kişi koştu;biri Ateş diğeri Görkem.
Ateş iki sırayı birden tutup. “Burası bizim!” dedi.
“Sen tapulu arazi mi aldın?” dedi Zeliha.
Ben cam kenarına yönelirken biri sandalyeyi çekti.
Görkem.
“Buyur,” diyor.
“Ben istemiyorum dedim.”
“Biliyorum.”
“E?”
“Sen istemiyorum dediğinde genelde istiyorsun.”
Şu çocuk.
Gözlerimi deviriyorum ama oturdum.
Yanıma da o oturdu.
Tabii ki.
Önümde Belinay ve Ateş.
Onların önünde Yiğit abim ve Zeliha.
Yan tarafta Gökmen ve Ayşe.
En önde Kuzey abim ve Kumsal.
Öğretmen içeri giriyor.
Sınıf anında susuyor.
“Yeni döneminiz hayırlı olsun,” diyor.
Ben kafamı sıradan kaldırmadan hissediyorum.
Yiğit abimin bakışları üzerimde.
Abimin de.
Ama başka bir şey daha var.
Görkem’in dizinin benim dizime değmesi.
Çekmedi.
Ben de çekmedim.
Öğretmen isim yoklaması yaptı.
“Yiğit Duman.”
“Burada.”
Sesi sakin.
“Ada Şimşek.”
“Elim burada ama aklım tatilde hocam,” dedim.
Sınıf güldü.
“İyi başladık,” diyor öğretmen.
“Ben başlamadım hocam, sistem başlattı,” dedim.
Yiğit abim.
“Düzgün otur,” dedi alçak sesle.
Gülümsedim.
Ders başladı ama kimse gerçekten dersi dinlemiyor.
Kumsal defterin kenarına saçma çizimler yapıyor.
Ateş öğretmenin mimiklerini taklit ediyor.
Ayşe camdan dışarı bakıyor ama her şeyi duyuyor.
Zeliha sessizce gözlemliyor.
Görkem ise…
Defterime bir şey yazdı.
Defteri çevirdim.
“Saçın yine kabardı.”
Gözlerimi büyüttüm.
Altına yazdım:
“Sen yüzünden.”
O yazdı:
“Değer.”
Kalbim.
Saçma.
Hızlı.
Ve tam o anda öğretmen sınıfı susturdu.
“Bu sene bir proje çalışması yapacağız. Grupları ben belirleyeceğim.”
Sınıfta homurdanmalar.
“Gruplar açıklanana kadar herkes yerinde.”
Öğretmen listeye baktı.
Ben içimde bir şeyin değiştiğini hissettim.
Gerçekten.
Bu sene farklı olacak.
Ama sadece okul yüzünden değil.
Bir şey…
Yaklaştı.
Öğretmen projeleri okuduktan sonra sınıfta uğultu başladı.
“Zeliha Kara – Miraç Fazla"
"Yiğit Duman- Melis Sis.”
Zeliha kalemini masaya vurdu. “Tamam, çalışırız.”
Yiğit abim başını hafif eğdi. Sakin.
“Ayşe Baysal – Gökmen Keskin.”
Ayşe omzunu Gökmen'e çarptırdı. “Kaçış yok.”
“Kader,” diyor Gökmen
“Kumsal Kedi – Kuzey Şimşek.”
Kumsal yanına dönüp abime sırıttı. “Bu sefer slaytı ben hazırlamıyorum.”
Abim kaş kaldırdı. “Hazırlayacaksın.”
“Ateş Uysal– Belinay Yıldız.”
Ateş ayağa kalkıp eğildı. “Sanat başlıyor.”
Sınıf güldü.
Sonra…
“Ada Şimşek – Ali Demir.”
Bir anlık sessizlik.
Ali yavaşça arkasına yaslandı. Gözleri direkt bende.
Hiç çekinmeden.
“Şanslı günüm,” dedi.
Kaşlarımı çattım. “Proje sadece.”
“Şimdilik,” dedi rahat bir sesle.
Yanımdaki Görkem kalemini çevirdi. Yüzü ifadesiz.
“Görkem Keskin – Tuba Çevik.”
Tuba saçını omzunun üzerinden atıp ayağa kalktı. Yürüyüşü fazla özgüvenli.
Görkem’in sırasına kadar geliyor. Masaya hafif yaslandı.
“Partnerim sen misin?” diyor yumuşak bir sesle.
“Öyle,” diyor Görkem kısa.
“Güzel. Çalışkan birine benziyorsun.”
“Değilim,” diyor düz bir sesle.
Tuba gülüyor. “O zaman ben motive ederim.”
Ben gözlerimi defterime indiriyorum.
Ali sandalyeyi bana biraz daha yaklaştırıyor.
“Okul çıkışı boş musun?”
“Bilmiyorum.”
“Bil,” diyor. “Kütüphaneye gidelim. İkimiz çalışırsak daha verimli olur.”
“Grup çalışması bu.”
“İkimiz de grup sayılırız.”
Çok net.
Arkamdan sandalye sesi geliyor.
Yiğit abim ayağa kalkıyor.
Yavaşça bizim sıraya doğru yürüyor.
Ali konuşmaya devam ediyor.
“Bu arada saçların düz hali daha iyi.”
Gözlerim büyüyor.
Tam o anda Yiğit abimin eli sıranın kenarına dayanıyor.
“Ali.”
Ali başını kaldırıyor. “Evet?”
“Proje için fazla heyecanlısın.”
Ali sırıtıyor. “Çalışmayı severim.”
“Ders için çalış,” diyor Yiğit abim sakin ama sert bir tonla. “Başka şeye değil.”
Sınıf bir an sessizleşiyor.
Ben “Yiğit abim…” diye mırıldanıyorum.
Ali geri çekilmiyor. “Rahatsız mı oldun?”
Yiğit abimin çenesi geriliyor. “Sadece hatırlattım.”
Tuba araya giriyor. “Aaa ne kadar korumacı.”
Görkem hâlâ oturuyor.
Hiçbir şey demiyor.
Ama eli kalemin etrafında beyazlaşmış.
Tuba eğilip Görkem’in kulağına yakın bir mesafede konuşuyor.
“Senin böyle sert abilerin var mı?”
“Yok,” diyor Görkem.
“İyi. O zaman daha rahat çalışırız.”
Cümle bilerek kuruldu.
Ali tekrar bana döndü. “Numaranı alayım. İletişim kopmasın.”
Bir an tereddüt ettim.
Yiğit abim hâlâ yanımda.
“Ver,” diyor Ali sabırsızca.
Numaramı söyledim.
Ali kaydetti. “Ada,” diye tekrar ediyor ismimi. “Güzel isim.”
"Eyvallah," dedim.
Görkem o anda ayağa kalktı.
Sırasını geriye itti.
Tuba gülerek geri çekildi. “Akşam mesaj atarım,” dedi
“Proje için,” diye ekledi.
Görkem sadece başını salladı.
Göz göze geldik.
Bu sefer gülmedi.
İçine attı.
Biliyorum.
Çünkü Görkem bağırmaz.
Sadece susar.
Ama o susunca… bir şey eksilir.
Yiğit abim bana bakıyor.
“Yanımdan çok ayrılma,” dedi yine.
“Yiğit abim abartıyorsun,” dedim.
“Belki,” dedi.
Ama gözleri Ali’de.
Ve sınıfta artık sadece proje yok.
Bir rekabet var.
Bir kıskançlık var.
Bir de…
henüz patlamamış bir şey.
Derken zil çaldı.
Teneffüs.
Sınıf yarı boş.
Ali birileriyle dışarı çıkmış.
Yiğit abim koridorda Kuzey’le konuştu.
Ben çantamdan defter çıkarırken Tuba’nın sesi geldi.
“Görkem, buraya gelsene.”
Sanki kendi malı.
Görkem ağır ağır yanına gitti.
Ben bakmıyormuş gibi yaptım. Ama duydum.
Tuba sıraya oturdu. Görkem ayakta.
“Bu konu başlığını anlamadım,” dedi defteri göstererek.
Görkem eğildi.
Tam o an Tuba eliyle onun kolunu tuttu.
“Dur, yaklaş biraz. Göremiyorum.”
Yaklaşmak zorunda kaldı.
Ben kalemi biraz fazla bastırdım.
Tuba parmağını Görkem’in bileğine kaydırdı.
“Kalemin çok güzelmiş.”
“Normal kalem,” dedi Görkem.
“Sen tutunca güzel durmuş.”
Bilerek.
Ben gözlerimi kaldırdım.
Tuba bunu fark etti.
Ve gülümsedi.
Sonra Görkem’in omzuna hafifçe vurdu.
“Ya sen çok sessizsin. Açıl biraz.”
“Gerek yok,” dedi Görkem kısaca.
Ama geri çekilmedi.
İçine attı.
Tuba saçını geriye atıp iyice yaklaştı.
“Akşam kafede çalışalım mı? Sessiz yer biliyorum.”
Görkem bir an sustu.
Ben nefesimi tutmuşum farkında olmadan.
“Bakarız,” dedi.
Tuba eliyle gömleğinin yakasını düzeltti.
“Ben bakmam. Gelirsin.”
Bu sefer ben dayanamadım
Ayağa kalktım.
“Görkem,” diyorum düz bir sesle, “projenin giriş kısmını ben yazacaktım. Dosyayı atayım mı?”
Tuba bana döndü.
“Proje ortağım o.”
“Biliyorum,” dedim. “Bilgi paylaşıyorum.”
Görkem ilk defa direkt bana baktı
O bakış…
Karmaşık.
Kıskanç.
Kızgın.
Ama bana değil.
Tuba ayağa kalkıyor.
Bir adım daha yaklaşıp Görkem’in koluna giriyor.
“Gidelim mi kantine?”
Koluna.
Net.
Sınıfın ortasında.
Görkem donuyor bir saniye.
Çekebilir.
Çekmiyor.
Yavaşça kolunu çıkarıyor ama sert değil.
“Su alacağım,” diyor.
Tuba gülüyor. “Ben de.”
Beraber çıkıyorlar.
Ben yerimde kalıyorum.
O an kapıdan biri giriyor.
Ali.
“Ne oldu?” diyor yanıma gelip. “Yüzün düştü.”
“Bir şey yok.”
Ali bakışlarını kapıya çeviriyor. Görkem ve Tuba koridorda.
“Anladım,” diyor.
Sonra sandalyeyi çekip tam yanıma oturuyor.
Bu sefer fazla yakın.
“İstersen biz de kahve içelim.”
“İstemiyorum.”
“Niye?” diyor. “Kıskandırma mı taktiği?”
“Ali.”
“Tamam tamam,” diyor ama gülüyor. “Ama şunu bil… sen üzülünce hiç hoşuma gitmiyor.”
Tam o sırada kapıda Yiğit abim beliriyor.
Bir bakışta tabloyu görüyor.
Ali bana fazla yakın.
Görkem yok.
Ben sessiz.
Yiğit abim içeri giriyor.
“Ali,” diyor yine o sakin ama tehlikeli tonla, “yerin orası değil.”
Ali arkasına yaslanıyor. “Boştu.”
“Şimdi dolu,” diyor abim.
Ali gözlerini devirmiyor bile.
Ama kalkıyor.
“Tamam abi.”
Abi demesi özellikle.
Yiğit abim bana dönüyor.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Ama değilim.
Çünkü ilk defa…
Görkem bir şey demedi.
Hiçbir şey.
Ve bazen en çok o susuş can yakıyor.
Öğle arası.
Koridor kalabalık.
Ben kızlarla dolapların önündeyim. Ama aklım başka yerde.
Tuba kahkaha atıyor.
O kahkahayı tanıyorum artık.
Dönüp bakıyorum.
Tuba yine Görkem’in yanında.
Bu sefer koluna değil… gömleğinin düğmesiyle oynuyor.
“Ya cidden bu sana çok yakışmış,” diyor.
Görkem hafif geri çekiliyor.
Ama yine de sert değil.
İçine atıyor.
Tam o sırada Yiğit abim arkadan geliyor.
Yavaş yürüyor.
Elini cebine atmış.
Önce Görkem’e bakıyor.
Sonra Tuba’ya.
“Bir dakika,” diyor sakin bir sesle.
Tuba dönüyor.
“Efendim?”
Yiğit abim hafif gülümsüyor.
Ama o gülümseme… bildiğimiz gülümseme değil.
“Bir konuşalım mı?”
Tuba kaş kaldırıyor. “Burada konuşabiliriz.”
“Yok,” diyor abim. “İki adım.”
Koridorun kenarına geçiyorlar.
Ben istemsizce yaklaşıyorum.
Kızlar susmuş.
Yiğit abim Tuba’ya bakıyor.
“Görkem’le proje ortağısın. Tamam.”
Tuba omuz silkiyor. “Evet.”
“Dokunman gerekmiyor.”
Tuba’nın yüzü düşmüyor.
Ama ciddileşiyor.
“Ne alaka?”
“Şu alaka,” diyor abim. “Birine yürümek istiyorsan yürü. Ama bilerek birini rahatsız edecek şekilde yapma.”
Tuba gülüyor.
“Rahatsız olan kim?”
Yiğit abim başını hafif yana eğiyor.
“Ben.”
Sessizlik.
Tuba ilk defa laf bulamıyor.
Abim devam ediyor.
“Görkem bir şey demiyor olabilir. Ama ben diyorum.”
O an Görkem’in çenesi sıkılıyor.
Tuba gözlerini kısıyor.
“Ne yani? Kıskançlık mı bu?”
Yiğit abim bir adım yaklaşıyor.
“Bu koruma.”
Net.
Tehdit değil.
Ama daha ağır.
“Bir daha kardeşimin yanında şov yapma.”
Kardeşimin.
O kelime içime oturuyor.
Tuba dudaklarını büzüyor.
“Tamam,” diyor ama o tamam sinirli.
Dönüp uzaklaşıyor.
Yiğit abim yerinde kalıyor.
Sonra Görkem’e dönüyor.
“Sen de.”
Görkem kaş kaldırıyor. “Ben ne?”
“Çizgini koy.”
Görkem ilk defa karşılık veriyor.
“Seni ilgilendirmez.”
Koridor bir anda buz kesiyor.
Yiğit abim gözlerini kısıyor.
“İlgilendiriyor.”
“Niye?” diyor Görkem.
“Çünkü o üzülürse,” diyor abim başıyla beni işaret ederek, “ben üzülmem. Ben daha çok üzerim.”
Görkem bana bakıyor.
Uzun uzun.
O bakışta ilk defa net bir şey var.
Karar.
“Anladım,” diyor.
Ben nefesimi ancak o zaman veriyorum.
Yiğit abim yanıma geliyor.
Saçımı karıştırıyor.
“Gereksiz dramaya gerek yok.”
“Abi…” diyorum.
“Ne?” dedi çok kibar değil mi? Gülerek göz devirdim.
“Sağ ol.”
Gülüyor. “Her zaman.”
Ama içimde başka bir şey var.
Çünkü mesele Tuba değil.
Mesele…
Görkem’in neden susmayı seçtiği.
Son ders bitmişti. Sınıf dağılmaya başlamıştı ama içimde garip bir sıkışma vardı. Ali bütün ders boyunca gereğinden fazla yakındı. Tuba ise Görkem’e resmen yapışmıştı.
Ama ben bağırmam.
Ben sahne çıkarmam.
Ben izlerim.
Ders bitince çantamı sakince topladım. Kalemimi fermuara koyarken elim titremedi bile. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Ali kapının yanında bekliyordu.
“Ada.”
Durmadım önce. Sonra yavaşça döndüm.
“Ne var?”
“Yanlış anlaşıldım.”
Gözlerinin içine baktım. Kaçmadım.
“Yooo,” dedim. “Gayet doğru anlaşıldın.”
Bir an sustu. Sonra sırıttı.
“İlgimi belli ettim sadece.”
“Ben de ilgimin olmadığını.”
Sesim ne yükseldi ne düştü. Düz. Net. Kapalı kapı.
Tam o sırada yanımdan bir gölge geçti. Görkem.
Hiçbir şey demedi. Sadece aramızda durdu. Fiziksel olarak. Duvar gibi.
Ali ona baktı.
“Korumacılık mı oynuyorsun?”
Görkem cevap vermedi. Sadece baktı.
O bakış… sakin ama sert.
Ali iç çekti. “Tamam ya. Bu daha bitmez ama.”
“Biter,” dedim.
Ali bana döndü.
“Ben istemezsem hiçbir şey başlamaz.”
Bu sefer sustu.
Gerçekten sustu.
Gitti.
Bahçeye doğru yürürken kalbim hızlı atıyordu ama yüzüm sakindi. Kızlar yanımdaydı. Yiğit abim biraz ilerideydi.
Tam merdivenlerden inerken Tuba yanımıza geldi.
“Görkem, çıkışta konuşalım mı?” dedi rahat rahat.
Ben durmadım. Ama o an dönüp baktım.
“Proje hakkında mı?” dedim.
Bir an afalladı.
“Evet… yani…”
“O zaman grupça konuşuruz. Hepimiz aynı notu alıyoruz sonuçta.”
Gülümsedim. Nazikçe.
Ama geri adım yoktu.
Tuba bana baktı. O bakışta ilk defa hafif bir rahatsızlık vardı.
“Tamam,” dedi ve uzaklaştı.
Bahçeye çıktığımızda Yiğit abim yanıma geldi.
“Aferin,” dedi.
“Ne için?”
“Bağırmadığın için.”
Gülümsedim.
“Gerek yoktu.”
O sırada Görkem yanıma yaklaştı. Bir süre konuşmadı. Sadece yürüdük.
Sonra çok kısık bir sesle:
“Az önce…”
“Ne?”
“İyi yaptın.”
Kalbim saçma bir şekilde yumuşadı ama belli etmedim.
“Ben hep iyi yaparım.”
Hafifçe güldü.
“Biliyorum.”
Bir an göz göze geldik.
Bu sefer susmadı.
“Bir daha rahatsız olursan… susmam.”
O an içimde iki şey oldu.
Birincisi: Gurur.
İkincisi: Güven.
Ben zayıf değilim.
Ama yanımda biri dimdik durduğunda… onu itmem.
Yürümeye devam ettik.
Ama biliyorum.
Bu konu kapanmadı.
Ali susmayacak.
Tuba geri çekilmeyecek.
Ve ben…
Ben artık izlemeyeceğim sadece. Eve gittikten sonra biraz Ateş ile uğraştım teke teke çağırdım kucağına alıp dikkatlice yere serdi beni. Ardından Zeliha ve Yiğit abimin didişmelerini izledim, Kumsal ve Kuzey abimin flörtleşmelerini,Gökmen'in akşam yemeğinde kimseyle paylaşmazken Ayşe ile yemek paylaşmasını izledim. Ateş ve Belinay'ın beraber proje yapmalarını izledim ve Görkem'in saçımı dağıttıktan sonra onunla tartışıp teke teke çağırdım oda beni dikkatlice yere serdi ve uyudum.
Ertesi gün.
Sınıfa tekrar girdiğim an havada bir şey vardı. O ince, görünmeyen gerilim. Hani herkes normalmiş gibi yapar ama değildir ya… öyle.
Yerime oturdum. Kızlar yanımda. Görkem iki sıra önümde. Ali kapıdan girerken özellikle yüksek sesle konuşuyordu.
“Bazıları sahiplenilmeyi seviyor galiba.”
Sınıfın yarısı dönüp baktı.
Ben kalemimi çıkardım. Tepki vermedim.
Ali yürüyüp sırama dayandı.
“Değil mi Ada?”
Başımı kaldırdım.
“Ne?”
“Yani… bir şey demene gerek kalmadan birileri atlıyor ya hemen.”
Gülüşmeler oldu arkada.
“Ali,” dedim sakince, “konun neyse açık konuş.”
“Tamam,” dedi. “Erkek arkadaşın mı o?”
Sınıf resmen sessizleşti.
Erkek arkadaşın.
O kelime sınıfın ortasına bırakıldı.
Ben arkamı yasladım.
“Hayır.”
Ali sırıtı.
“E o zaman niye bu kadar geriliyor?”
Tam o sırada sandalyenin sürtünme sesi.
Görkem.
Yavaşça döndü.
“Ben gerilmiyorum.”
Ali kaş kaldırdı.
“Öyle mi?”
“Sen gereksiz konuşuyorsun.”
Net.
Ali bir adım yaklaştı.
“Yoksa kıskandın mı?”
Görkem ayağa kalktı.
Sınıfta hava ağırlaştı.
“Ali,” dedim.
İkisi de bana baktı.
Ayağa kalkmadım. Bağırmadım.
“Sorunun benimle. Onunla değil.”
Ali gözünü benden ayırmadan konuştu.
“Tamam. O zaman net sorayım. Ben sana yürüyorum. Problem var mı?”
Kalbim hızlı atıyordu ama yüzüm sabitti.
“Var.”
“Ne?”
“Ben istemiyorum.”
Bu kadar.
Sınıf yine uğuldadı.
Ali dudaklarını sıktı. Geri çekildi.
“Tamam.”
Ama bakışları Görkem’de kaldı.
Bu bitmedi bakışı.
Teneffüste işler daha da netleşti.
Dolapların önündeydik. Tuba yanıma geldi.
Direkt.
“Konuşabilir miyiz?”
“Burada konuş.”
Gülümsedi.
“Özgüvenli.”
“Alışkınım.”
Bir an sustu. Sonra sesini biraz alçalttı.
“Görkem’le aranızda bir şey yoksa… niye bu kadar üstüne düşüyorsun?”
“Ben üstüne düşmüyorum.”
“Düşüyorsun,” dedi. “Dün bana bakışını gördüm.”
“Bakış atmak suç mu?”
Gözlerini kıstı.
“Hoşuna gidiyor değil mi? İki erkeğin arasında kalmak.”
O cümle.
Tam oradan vurmak istedi.
Bir adım yaklaştım.
“Hayır,” dedim sakin sakin. “Ama birinin beni rahatsız etmesine izin vermemek hoşuma gidiyor.”
Tuba güldü.
“Ben rahatsız etmiyorum. Görkem rahatsız olmuyor zaten.”
“Emin misin?”
Bir saniye sustu.
Çünkü o da görmüştü. Görkem’in omuzlarının gerildiğini. Çenesinin sıkıldığını.
“Bak,” dedi, “ben ne istediğimi söylerim. Saklanmam.”
“Güzel,” dedim. “O zaman net ol. Onu istiyor musun?”
Gözlerimin içine baktı.
“Evet.”
İçimde küçücük bir şey sızladı.
Ama yüzüm değişmedi.
“O zaman onunla konuş,” dedim. “Benimle değil.”
Tam o anda arkamdan bir ses:
“Konuşuyorum zaten.”
Görkem.
Ne zamandır oradaydı bilmiyorum.
Tuba ona döndü.
“Evet? O zaman cevap ver.”
Görkem gözünü benden ayırmadı.
Sonra Tuba’ya döndü.
“Yanlış kapı.”
Sınıf koridorunda küçük bir sessizlik oluştu.
Tuba’nın yüzü ilk defa düştü.
“Ne demek o?”
“Şu demek,” dedi Görkem, “ben kimi görmek istiyorsam zaten görüyorum.”
O an…
Nefes almayı unuttum.
Tuba bir şey diyecek oldu ama diyemedi.
Döndü. Gitti.
Ben kıpırdamadım.
Görkem bana baktı.
Uzun uzun.
“Problem var mı?” dedi.
“Yok,” dedim.
Ama kalbim…
Hiç yok gibi atmıyordu.
O gün her şey fazla yoğundu.
Ali’nin bakışları.
Tuba’nın cümleleri.
Görkem’in “yanlış kapı” demesi.
Ama asıl değişen şey o değildi.
Son ders boştu. Öğretmen gelmemişti. Sınıf yarı dağılmıştı. Kızlarla kantine inelim dedik ama ben defterimi unutmuşum. “Siz gidin,” dedim. “Geliyorum.”
Sınıfa geri döndüm.
Kapı tam kapanmamıştı.
İçeriden ses geliyordu.
Durmadım aslında. Ama bir kelime beni durdurdu.
“…söylemeyecek misin?”
Yiğit abimin sesi.
Refleks gibi kapının yanında kaldım.
Kuzey abim konuşuyordu.
“Ne zaman söyleyelim? Daha zamanı değil.”
Söylemek?
Neyi?
Kalbim bir anda yavaşladı sanki.
“Zamanı değil diye diye 17 oldu,” dedi Yiğit abim.
17...
Ben.
Boğazım kurudu.
Kuzey abim iç çekti.
“Koruyoruz.”
“Gerçekten mi?” dedi Yiğit abim. “Yoksa kendimizi mi koruyoruz?”
Ayak sesleri duydum. Bir adım geri çekildim ama gitmedim.
Gitmem gerekirdi.
Ama bedenim kıpırdamadı.
Yiğit abim tekrar konuştu.
“Her ‘abi’ dediğinde içim gidiyor.”
Dünya durdu.
Abi.
Ben.
Kuzey abimin sesi daha düşüktü şimdi.
“Alıştın sanmıştım.”
“Alışılmıyor,” dedi Yiğit abim.
Neye?
Neye alışılmıyor?
Nefesim hızlandı.
“Bir gün başka birinden öğrenirse ne yapacağız?” dedi Yiğit abim.
Kuzey abim sertleşti.
“Öğrenmeyecek.”
“Emin misin?”
Sessizlik.
O sessizlik her şeyden daha kötüydü.
Sonra Kuzey abimin cümlesi geldi.
“Biz kardeşiz. Bu yeter.”
Biz.
Kardeş.
O an kalbim göğsüme sığmadı.
Ne demekti bu?
Ben zaten…?
Adım atacakken sandalyenin ayağı sürtüldü.
Yakalanacağımı sandım.
Ama o sırada biri merdivenden seslendi.
“Adaaa neredesin?”
Ateş.
Refleksle geri çekildim.
Koridor boştu.
Kapı kapandı içeriden.
Ben yürüdüm.
Yavaş yavaş.
Aklım uğulduyordu.
Yiğit abim…
“Her abi dediğinde içim gidiyor.”
Ne demekti bu?
Saçma.
Muhtemelen başka bir şeyden bahsediyorlardı.
Mantıklı açıklaması vardır.
Olmak zorunda.
Merdivenden inerken yüzüm normale dönmüştü.
Kızların yanına vardım.
“Neredeydin?” dedi Kumsal.
“Defter,” dedim.
Sesim normal çıktı.
Ama içim…
Normal değildi.
Bahçeye çıktığımızda Yiğit abim ve Kuzey abim yan yana duruyordu.
Bana baktılar.
Bir saniye fazla baktılar.
Ben gülümsedim.
“Ne bakıyorsunuz?”
Yiğit abim yaklaşıp saçımı karıştırdı.
“Hiç.”
O dokunuş.
Her zamanki gibi.
Ama artık içimde küçük bir soru vardı.
Ben neyi bilmiyorum?
Ve neden bilmiyorum?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

114okunma 28beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18