Bölümler 1Şu an: Bölüm 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı geceler vardır, insan hayatının geri kalanını değiştireceğini bilmeden uyanır.
Benim için de o gece sıradan bir konser gecesiydi.
En azından sabah uyandığımda öyle düşünüyordum.
Saat sabahın dokuzuydu. Telefonumun alarmı üçüncü kez çalarken yastığı kafama bastırmış, gözlerimi açmamak için direniyordum.
— Polat! Polat, kalk artık!
Odamın kapısının ardından menajerim Murat'ın sesi geliyordu.
— Öldüm de haberim mi yok Murat? Biraz rahat bırak!
— Saat dokuz!
— Eee?
— Akşam konserin var!
Yastığın altından telefonumu bulup saate baktım.
— Murat, saat daha dokuz. Konser akşam!
— Biliyorum! Ama bugün röportaj var, prova var, kıyafet seçimi var. Bir de senin bitmek bilmeyen kahvaltı sevdaların var.
Gülmeye başladım.
— Kahvaltıma laf etme. Sanatçı dediğin aç kalmaz.
Kapının arkasından bir iç çekme sesi geldi.
— On dakikaya aşağıda ol.
— Yarım saat.
— On dakika!
— Yirmi dakika, son teklifim.
— Polat!
— Tamam be, kalktık!
Yataktan doğruldum. Saçlarım birbirine girmişti. Aynaya baktığımda kendi hâlime güldüm.
Akşam binlerce insanın karşısına çıkacaktım. Sahneye çıktığımda herkesin gözünün üzerimde olacağını biliyordum. Ama şu an aynanın karşısında uykulu gözlerle duran adam, o kalabalığı pek umursamıyordu.
Ben sahnede olmayı seviyordum.
İnsanların benimle birlikte şarkı söylemesini, oyun havalarında yerlerinde duramamasını, slow parçalarda telefonlarının ışıklarını yakmasını seviyordum.
Bir insanın müziğiyle başkalarının hayatına dokunabilmesi güzel bir şeydi.
Yalnız bir konuda kendimi farklı görüyordum.
Aşk konusunda hiçbir zaman aceleci olmamıştım.
Etrafımda sürekli insanlar vardı. Konserler, davetler, tanışmalar, mesajlar...
Ama hiçbiri bende özel bir his uyandırmamıştı.
Belki de henüz doğru insanla karşılaşmamıştım.
O sabah bunu düşünürken başıma geleceklerden habersizdim.
Öğleden sonra konser alanına ulaştığımızda ekip çoktan çalışmaya başlamıştı.
Sahne kocamandı. Işıklar kurulmuş, hoparlörler yerleştirilmiş, dans ekibi prova yapıyordu.
Murat yanıma geldi.
— Hoş geldin yıldız!
— Hoş bulduk müdürüm.
— Bugün program biraz yoğun. Önce röportaj, sonra prova.
— Röportajda ne soracaklar?
— Klasik şeyler. Yeni şarkın, konserlerin, hayranların, özel hayatın...
Gözlerimi devirdim.
— Yine mi özel hayat?
— Evet, Polat. İnsanlar merak ediyor.
— Söyleyecek bir şey yok ki.
Murat kahkaha attı.
— Bir gün birine âşık olursan ne yapacaksın bakalım?
— Ben mi? Önce dünyayı durdurmaları lazım.
— Çok konuşma, hazırlan.
Röportaj için kameraların karşısına geçtim.
Sunucu gülümseyerek mikrofonunu uzattı.
— Polat Bayraktar'la birlikteyiz. Öncelikle hoş geldin!
— Hoş bulduk, nasılsınız?
— Çok iyiyiz. Bu akşam büyük bir konserin var. Heyecanlı mısın?
— Her konser öncesi heyecanlanıyorum. Sahneye çıkmak benim için hiçbir zaman sıradanlaşmıyor.
— Peki, bu akşam bizi neler bekliyor?
— Her şey var! Biraz pop, biraz slow, biraz türkü, biraz arabesk... Sonra gelsin oyun havaları! Kimse oturmasın istiyorum.
Sunucu güldü.
— Peki, aşk hayatın nasıl gidiyor?
Başımı hafifçe yana eğdim.
— Ne aşkı?
— Hiç mi yok?
— Şimdilik yok. Ben işime bakıyorum.
— Peki, bir gün âşık olursan sevdiğin kadın için şarkı yazar mısın?
Bir an düşündüm.
— Yazmaz mıyım? Hatta ilk ona dinletirim.
— Çok romantikmişsin.
— Benim dışarıdan göründüğüm gibi olmadığım çok konu var.
Röportaj bittiğinde gülerek oradan ayrıldım.
Kim bilir, belki de o gece söylediğim bu sözlerin gerçek olacağını bilmiyordum.
Konser alanı insanlarla dolmuştu.
Kulisten sahneyi izliyordum. Binlerce kişi vardı. Ön sıralarda pankartlar taşıyanlar, telefonlarını hazırlayanlar, benim şarkılarımı söyleyenler...
Bir görevli yanıma yaklaştı.
— Polat Bey, beş dakika.
Başımı salladım.
Siyah, hafif parlak sahne ceketimi giydim. Saçlarımı son kez düzelttim. Mikrofonumu elime aldım.
Murat yanıma geldi.
— Hazır mısın?
— Her zamanki gibi.
— Hadi bakalım, ortalığı yık.
Gülümsedim.
Sahneye çıkmadan hemen önce gözlerimi kapattım.
Sonra anons başladı.
— Hanımlar, beyler! Bu gece eğlenmeye hazır mısınız? Karşınızda Polat Bayraktar!
Işıklar bir anda yandı.
Sahneye çıktığımda çığlıklar yükseldi.
— Nasılsınız bakalım!
Kalabalıktan büyük bir ses yükseldi.
— İYİİİ!
— Bu gece kimse yerinde oturmayacak, anlaştık mı?
Müzik başladı.
İlk şarkım hareketli bir pop parçasıydı. Mikrofonu kaldırdım, seyirciler benimle birlikte söylemeye başladı.
Sahnenin bir ucundan diğer ucuna yürüyordum. Bazen dans ediyor, bazen seyircilerle şakalaşıyordum.
İlk birkaç şarkı su gibi geçti.
Ardından türküye geçtik.
Sazın sesi yükselirken kalabalık da eşlik etmeye başladı.
Bir ara mikrofonu seyircilere uzattım.
— Bu türküyü hep beraber söyleyelim!
Binlerce kişi aynı anda söylemeye başladı.
Gülümsedim.
İşte tam o sırada...
Onu gördüm.
Sahnenin sol tarafında, kalabalığın biraz gerisinde duruyordu.
Önce dikkatimi çeken şey yüzü olmadı.
Diğer herkes gibi zıplamıyor, bağırmıyor, telefonunu havaya kaldırmıyordu.
Sadece arkadaşlarının yanında duruyordu.
Üzerinde siyah bir pantolon ve açık renkli bir bluz vardı. Uzun saçları omuzlarına dökülüyordu. Elinde telefonu vardı ama sahneyi kaydetmekle pek ilgilenmiyor gibiydi.
Bir an göz göze geldik.
Ben şarkı söylüyordum.
O ise bana bakıyordu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
İşte o an şarkının bir kelimesini unuttum.
Gerçekten unuttum.
Mikrofonu ağzımdan biraz uzaklaştırdım.
Kendi kendime, Ne oluyor oğlum? diye sordum.
Müzik devam ediyordu. Kendimi toparlayıp şarkıyı bitirdim.
Ama gözlerim artık başka bir yerdeydi.
Onu yeniden bulmaya çalıştım.
Oradaydı.
Yanındaki kız arkadaşına bir şey söylüyor, gülüyordu.
Ben de istemsizce gülümsedim.
Murat kulisten beni izliyordu. Sahnenin kenarına yaklaştığımda el işareti yaptı.
— Ne oldu?
Mikrofonu biraz uzaklaştırıp ona doğru eğildim.
— Hiç.
— Ne hiç?
— Sonra anlatırım.
Murat şüpheli bir ifadeyle baktı.
— Sen bir şey gördün.
— İşine bak Murat!
Güldü.
Ben de sahneye döndüm.
Ama artık konserin en büyük sorunu vardı.
Ben şarkı söylerken gözlerim sürekli aynı kızı arıyordu.
Programın ortalarına gelmiştik.
Hareketli parçalarla herkesi coşturduktan sonra biraz yavaşlamak istedim.
— Şimdi biraz dinlenelim mi? Yoksa devam mı?
Kalabalık bağırdı.
— DEVAM!
Güldüm.
— Tamam, ama bu sıradaki şarkı biraz farklı. Belki içinizde birine söylemek istediğiniz ama söyleyemediğiniz şeyler vardır. Bu şarkı onlara gelsin.
Piyanonun sesi duyuldu.
Slow bir parçaya başladık.
Şarkıyı söylerken yine gözlerim onu buldu.
Bu kez beni dinliyordu.
Başını hafifçe kaldırmış, sahneye bakıyordu.
Şarkının nakaratına geldiğimde elimle kalbimi gösterdim.
Neden yaptığımı bilmiyordum.
Belki de ilk defa söylediğim bir şarkıyı bir kişiye söylüyormuşum gibi hissediyordum.
Şarkı bittiğinde alkışlar yükseldi.
Mikrofonu elime aldım.
— Çok güzelsiniz!
Kalabalık çığlık attı.
Sonra biraz cesaretimi toplayıp ekledim:
— Bu arada aranızda bugün ilk defa konsere gelenler var mı?
Birçok kişi elini kaldırdı.
Benim gözüm yine o taraftaydı.
Acaba o da ilk defa mı gelmişti?
Bunu öğrenmek istiyordum.
Hem de çok.
Konser yaklaşık iki buçuk saat sürdü.
Son şarkıyı söylediğimde herkes ayaktaydı.
Sahneye eğilip seyircilere teşekkür ettim.
— İyi ki geldiniz! Hepinizi çok seviyorum. Kendinize iyi bakın!
Sahne arkasına geçtiğimde Murat hemen yanıma geldi.
— Güzel konserdi.
— Eyvallah.
— Ama sen bugün biraz değişiktin.
— Nasıl?
— Bir ara şarkı sözlerini unutacaktın.
Güldüm.
— Olur öyle.
— Olur tabii. Özellikle sahnenin sol tarafındaki hanımefendi yüzünden.
Bir an durdum.
— Sen de mi gördün?
Murat kahkaha attı.
— Polat, sen sahneden başka yere bakmadın ki!
— Abartma.
— Kız kim?
Omuz silktim.
— Bilmiyorum.
— Tanıyor musun?
— Hayır.
— Konuşacak mısın?
Bir an düşündüm.
— Konuşabilirsem.
Murat kaşlarını kaldırdı.
— Vay be! Polat Bayraktar bir kızla tanışmak için heyecanlanıyor.
— Sus, duyan olacak.
— Ben seni böyle görmedim.
— Ben de kendimi böyle görmedim.
İkimiz de güldük.
Ama içimdeki merak geçmiyordu.
Kıyafetimi değiştirdim, yüzümü yıkadım ve kulisten çıktım.
Konser alanının arka tarafında hâlâ insanlar vardı. Bazıları fotoğraf çektirmek için bekliyordu.
Bir süre onlarla ilgilendim.
Sonra gözüm onu aramaya başladı.
Önce sahnenin sol tarafına baktım.
Yoktu.
Girişe baktım.
Yoktu.
Arkadaşlarıyla birlikte çıkmış olabilir miydi?
Tam umudumu kesecekken onu gördüm.
Biraz ileride, arkadaşlarıyla konuşuyordu.
Kalbim hızlandı.
Kendi kendime gülümsedim.
Tamam Polat, sakin ol. Alt tarafı bir kız.
Ama alt tarafı bir kız değildi işte.
En azından o an bana öyle gelmiyordu.
Yanına doğru yürüdüm.
— Merhaba.
Kız başını çevirdi.
Karşımdaydı.
Yakından çok daha güzeldi.
Ama bunu yüzüne söylemek yerine sadece gülümsedim.
— Merhaba, dedi.
Sesi sakindi.
— Konseri beğendiniz mi?
— Güzeldi, teşekkürler.
— Rica ederim. Eğlendiniz mi?
— Evet.
Kısa cevaplar veriyordu.
Biraz şaşırmıştım.
Normalde insanlar benimle konuşurken heyecanlanır, bir sürü soru sorardı.
O ise sanki karşısında herhangi bir insan varmış gibi davranıyordu.
— Ben Polat, dedim.
Bana baktı.
— Biliyorum.
Güldüm.
— O zaman tanışmamıza gerek kalmadı.
İlk defa hafifçe gülümsedi.
— Ben Defne.
İsmini duyduğumda içimden tekrar ettim.
Defne.
Güzel bir isimdi.
— Memnun oldum Defne.
— Ben de.
Yanındaki arkadaşı araya girdi.
— Polat Bey, konser gerçekten çok güzeldi. Biz sizi çok seviyoruz.
— Çok teşekkür ederim. Siz de iyi ki geldiniz.
Sonra yeniden Defne'ye döndüm.
— Sık sık konserlere gelir misin?
— Pek değil.
— Neden?
— Canım istemiyor genelde.
Güldüm.
— Bugün canın istemiş demek.
— Arkadaşlarım getirdi.
Yanındaki arkadaşına baktı.
— Evet, ben getirdim, dedi arkadaşı gülerek.
Ben de güldüm.
— O zaman arkadaşına teşekkür etmem lazım.
Defne saatine baktı.
— Biz artık gidelim.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
— Tabii. Geldiğiniz için teşekkür ederim.
— İyi geceler.
— İyi geceler Defne.
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Ben ise olduğum yerde kaldım.
Biraz sonra Murat yanıma geldi.
— Ne oldu?
— Adını öğrendim.
— Eee?
— Defne.
Murat yüzüme baktı.
— Sen bittin.
Güldüm.
— Galiba.
Gece eve geldiğimde saat ikiyi geçmişti.
Normalde konser sonrası yorgunluktan hemen uyurdum.
Ama o gece uyumak istemiyordum.
Üzerimi değiştirdim, mutfağa gidip bir bardak su aldım.
Sonra salona geçip koltuğa oturdum.
Telefonumu elime aldım.
Sosyal medyaya girdim.
Konserden paylaşımlar yapılmaya başlanmıştı.
Fotoğraflar, videolar, hikâyeler...
Bir tanesinde sahnede slow şarkı söylerken çekilmiş görüntüm vardı.
Videoyu izledim.
Sonra tekrar izledim.
Kendi kendime güldüm.
— Polat, sen ne yaşıyorsun?
Telefonu masaya bıraktım.
Ama aklım yine ona gitti.
Defne...
Acaba kaç yaşındaydı?
Ne iş yapıyordu?
Nelerden hoşlanırdı?
Benim şarkılarımı gerçekten sevmiş miydi, yoksa sadece arkadaşları istediği için mi gelmişti?
Bir sürü soru.
Ve hiçbirinin cevabı yoktu.
O gece ilk defa bir insanı tanımadan merak ettim.
Sonra çalışma odama geçtim.
Gitarımı elime aldım.
Bazen içimden bir şeyler geçtiğinde gitar çalardım. O gece de öyle yaptım.
Parmaklarım tellerin üzerinde dolaşırken aklımda tek bir şey vardı.
Bir kız...
Bir bakış...
Bir isim...
Kendi kendime mırıldanmaya başladım.
"Bir gece gördüm seni, Kalabalık sustu sanki. Binlerce kişi vardı ama, Gözüm yalnız seni seçti..."
Durup tekrar söyledim.
Gülümsedim.
— Hayda... Başladık bakalım.
Telefonumu alıp notlar bölümünü açtım.
Yazdım:
Şarkı adı: İlk Bakış
Altına birkaç cümle daha ekledim.
Belki bu şarkıyı bir gün ona dinletirdim.
Belki de hiç dinletemezdim.
Ama o an bunun bir önemi yoktu.
Çünkü ilk defa bir şarkı yazarken aklımda dinleyicilerim yoktu.
Sadece Defne vardı.
Sabah saat on birde uyandım.
Telefonumda bir sürü mesaj vardı.
Murat'tan üç cevapsız arama, ekibimden mesajlar ve konser videoları...
Murat'ı geri aradım.
— Alo müdürüm.
— Günaydın Romeo!
Gözlerimi kapattım.
— Başlama yine.
— Ne oldu? Dün gece uyuyabildin mi?
— Uyudum.
— Yalan söyleme.
— Nereden biliyorsun?
— Çünkü gece üçte çevrimiçiymişsin.
Gülmeye başladım.
— Sen benim çevrimiçi saatimi mi takip ediyorsun?
— Mecburum. Senin menajerinim.
— Peki, ne istiyorsun?
— Bugün stüdyoya gel. Yeni şarkıları dinleyeceğiz.
— Tamam, geliyorum.
Telefonu kapattım.
Kahvaltımı yaparken yine konser gecesini düşündüm.
Defne'nin yüzü gözümün önüne geldi.
Bir an sosyal medyada adını aramayı düşündüm.
Sonra vazgeçtim.
Daha yeni tanışmıştık.
Hem numarasını istememiştim hem de sosyal medya hesabını bilmiyordum.
Kendi kendime güldüm.
— Ne güzel iş yaptın Polat. Adını öğrendin, gerisini unuttun.
Kahvemi bitirdim ve stüdyoya gitmek için hazırlandım.
Stüdyoya girdiğimde Murat bilgisayarın başında oturuyordu.
— Hoş geldin âşık adam.
— Murat, yemin ederim kafana vuracağım.
— Tamam tamam. Gel, şarkıları dinleyelim.
Sandalyeye oturdum.
Yeni parçaları dinlemeye başladık. Bir pop şarkısı, ardından hareketli bir parça...
Ama aklımın bir köşesinde yine dün gece vardı.
Murat bunu fark etmiş olacak ki müziği durdurdu.
— Polat.
— Efendim?
— Bir şey soracağım.
— Sor.
— Kıza âşık mı oldun?
Bir süre sustum.
Sonra omuz silktim.
— Daha tanımıyorum bile.
— O zaman neden aklından çıkmıyor?
Gülümsedim.
— Bilmiyorum.
— Bak, şöhretini kullanıp kızın peşinden koşma. Önce insan gibi tanış. Ne istiyorsa ona saygı duy.
Başımı salladım.
— Merak etme. Ben kimseyi zorlamam.
Murat gülümsedi.
— Güzel. Çünkü senin başına ilk defa böyle bir şey geliyor.
Gitarımı elime aldım.
Dün gece yazdığım sözleri açtım.
— Bir şey dinleteceğim.
Murat şaşırdı.
— Yeni şarkı mı?
— Dün gece yazdım.
— Ne ara?
— Eve gidince.
Sözleri okumaya başladım.
Murat dikkatle dinledi.
Bitirdiğimde birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra bana baktı.
— Bu şarkı kime?
Gözlerimi kaçırdım.
— Birine.
— Adı ne?
Gülümsedim.
— Defne.
Murat başını geriye atıp kahkaha attı.
— Sen gerçekten bittin Polat!
Ben de güldüm.
Ama içimde başka bir his vardı.
Henüz adını koyamadığım, tarif edemediğim bir his...
O gün şunu bilmiyordum:
Defne beni daha kaç kez reddedecekti.
Kaç kez onun karşısında ne söyleyeceğimi unutacaktım.
Kaç şarkı yazacaktım.
Ve en önemlisi...
Bir gün onun yüzünden sahnede bile şarkı söylemekte zorlanacağımı.
Ama bunların hepsi daha sonra olacaktı.
Şimdilik elimde sadece bir isim vardı.
Defne.
Ve o ismi her düşündüğümde yüzümde istemsiz bir gülümseme beliriyordu.
Bazı hikâyeler bir merhabayla başlar.
Benimki ise bir konser gecesinde, binlerce insanın arasında gördüğüm bir çift gözle başlamıştı.
Henüz bilmiyordum ama o gece hayatımın en güzel şarkısının ilk notasını duymuştum.
Ve o şarkının adı Defne'ydi.
Bölüm etkileşimi
