2. bölüm / 2
Bir Park Meselesi1- Park Meselesi
Bölümler 2Şu an: 1- Park Meselesi
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi Okumalar :)
“Sesin Değil, Kalbin Yükseldiğinde Kırılıyorum”
Hayat, plansızken güzel derler.Doğru mu diye sorgularken, kendimi yine odamın kapısına yaslanmış, avuçlarımın arasında yanan yüzümle buldum.
Her şey on dakikada oldu. Belki beş… Ama bazı cümlelerin ömrü saatle ölçülmez.Bazı sözler var ki, ömürlük suskunluklara gebedir.
O sabah hava kapalıydı ama yağmıyor. Baharın kalbine yaklaştıkça gri daha yumuşak bir tonda giyinmeye başlıyordu.
Ben de öyle.
O sabah hava kapalıydı ama yağmıyordu. Baharın kalbine yaklaştıkça, hava da insanlar gibi kararsız oluyordu. Ne soğuk tam anlamıyla üşütüyordu, ne güneş sıcaklığıyla sarılıyordu. Tıpkı benim gibiydi: Ortada, yarım, belirsiz.
Mutfakta kahvaltı masası hâlâ dağınıktı. Annem mutfağın köşesindeki küçük camı açmış, sigarasını içerken bulaşık makinesinin düğmelerine parmaklarıyla vuruyordu. Rahatsız edici bir sessizlik vardı; ama o sessizlikte gizli bir gerginlik daha baskındı.
Babam — Taner Bey — yine erkenden uyanmıştı. Siyah gömleğini her zamanki gibi pantolonunun içine sıkıştırmış, ince bir kemerle tamamlamıştı. Üstüne de deri ceketi. Sert bakışlarıyla bir kez mutfağa göz gezdirdi, sonra bana döndü. Ve o an başladı. Her şey.
“Okula bu kafayla gideceksen, hiç gitme,” dedi.Tonlaması, sözlerinden çok daha sertti.O an kafamın içinden geçen tek şey, “Bu yine nereden çıktı?” oldu.
Yüzüne bile bakmadım. Sadece sandalyeye oturup, önümdeki bayat poğaçaya baktım.Ama iç sesim susmadı:
Cevap vermezsen, daha çok üstüne gelir. Sessizlik onu kudurtur.
“Elimden geleni yapıyorum,” dedim nihayet, boğazıma oturan kırgınlıkla.Ama bu cümleyi söyleyen ben değilmişim gibi hissediyordum. O kadar yorgundum ki.
“Yaptığın tek şey telefonla oyalanmak. Ders desen yok. Disiplin sıfır. Ne olacak bu gidişin Duru?”Adımı söylerken bile sevgi yoktu içinde.Sadece bir yük gibi.
“Benim hayatım bu. En azından kendi istediğim şekilde yaşamaya çalışıyorum.”İşte, kıvılcım orada patladı.Gözlerindeki damarlar belirginleşti.
“İstediğin hayat bu mu yani? Gözümün önünde sürünen bir genç kız mısın sen? Giyimine bak! Duru, kendine çeki düzen ver artık!”Sesi yükseldi. Bu evde en son yükselen ses, annemin kahve makinesine sinmiş kırmızı ojeli tırnakları kadar eskiydi.
Ve sonra…Yüreğime saplanan o cümle geldi:
“Sen bizim yüz karamız olma bari.”
Zaman durdu.Koltuğun ucunda otururken bir an ayağa kalkmayı düşündüm. Sonra oturduğum yerin bile beni taşıyamadığını fark ettim.Sesim çıkmadı.Sadece kalktım, siyah hırkamı askıdan aldım ve ayakkabılarımı ayağıma geçirirken hâlâ titriyordum.
“Baba…” dedim kapıya yönelirken. “Senin kızın olmak istemekle başladı bütün suskunluklarım.”Kapıyı çekip çıktım.
⸻
Dışarı çıktığımda hava hâlâ griydi. Ama artık gri bile içimi ferahlatıyordu.Ayaklarım beni nereye götürüyordu bilmiyorum. Ama nefes alabildiğim tek yerin, o bizim apartmanın altındaki küçük park olduğunu biliyordum.
Orası benim kaçış yerimdi.Gözümdeki yaşı fark etmemek için gökyüzüne bakıyordum sürekli.Sözde ağlamıyordum. Ama gözlerim çoktan anlatmıştı her şeyi.
Salıncağa oturmadım.Yana, çimenlerin üstüne çöktüm.Telefonumu sessize aldım.Ve… sadece sustum.
Bilmiyorum ne kadar zaman geçti. Bir an ellerimi dizlerime sarmış, başımı eğmiş şekilde kalakalmışım.Tam o sırada, hafif bir ayak sesi duydum. Yanımda minik bir çift bot duruyordu. Kırmızı, hafif çamurlu.
Kafamı kaldırdım.
“Saçların çok güzel… Ablam gibi ama daha ateşli,” dedi küçük bir kız.Gülümsedim.İlk gülümsememdi o sabah.
“Sen kimsin bakalım?”“Beyza. Adın ne?”“Duru.”“Turuncu saçlı Duru,” dedi sevinçle. “Çok yakışmış. Bana da boyar mısın?”
Kahkaha attım. Bu kahkaha, içimdeki düğümleri çözdü biraz.
“Bakarız,” dedim.Arkasından gelen sesi duydum. Bir erkeğe ait. Hafif tok, net, tereddütlü ama karizmatik.
“Beyza, abla rahatsız olmasın,” dedi.“Rahatsız olmadım,” dedim göz ucuyla.
Kafamı çevirdim.İşte oradaydı.
Simsiyah kabanıyla, sert ama bir o kadar da yorgun bakan bir adam. Gözlerinin altı hafif çökmüş. Kirpikleri uzun.Ama gülümseyince…Dünya biraz daha yaşanır bir yer gibi geldi.
Gözlerimi kırpmadan baktım.Çünkü o an, tam karşımda duran adam sadece biri değildi.Yorgunluğumu görmüştü.Hem de bir kelime bile etmeden.
“Barlas ben,” dedi sonunda, eli cebindeyken.Boğazını temizlemişti önce. Sanki uzun zamandır kendini tanıtmak zorunda kalmamış gibi.“Beyza’nın abisiyim.”
“Ben de Duru,” dedim.Elimi uzatmadım. O da uzatmadı.Bazı tanışmalarda tokalaşmak fazla olur. Bu onlardan biriydi.
“Parkta sık görüyorum seni,” dedi sonra.Bana benden önce aşina olduğunu söyleyen o cümle, garip bir şekilde güven verdi.
“Sık geliyorum,” dedim.“Birini mi bekliyorsun, yoksa sadece…?”“Kaçıyorum,” dedim.Cümlem, düşündüğümden daha çıplak çıktı.
O an yüzüme biraz daha dikkatli baktı.Sanki gözlerimin içine değil, göz bebeklerimin içine bakıyordu.
“İyi misin?”Dünyada en çok kaçtığım soru, o anda en çok ihtiyacım olan cümleye dönüştü.
İyi değildim.Ama biri bunu sorduğunda ağlamamak için kendini zorlayan insanlardanım.Yine de gülümsedim.“İyiyim gibi davranıyorum.”
Barlas yere baktı.Bir taş parçasını ayağıyla ezdi.Sert, sakin, yorulmuş ama kontrolü elinde tutmaya çalışan bir hali vardı.
“Sorabilir miyim… Baban mı?”Gözlerimle onu doğruladım.“Yüksek sesle konuşmadı bile,” dedim. “Ama bazen sesin yüksekliği değil, kalbinin nasıl kırıldığı daha önemli.”
Bir anlık sessizlik oldu.Sonra yan taraftaki banka oturdu, bana birkaç adım mesafede.Beyza, ikimizin arasına çömeldi. Elinde bir yaprakla oynuyordu.
Barlas, kardeşinin saçlarını eliyle düzeltti.Kardeşine bakarken, gözleri başka bir insana dönüşüyordu.
“Ben de çok şey yaşadım babamla,” dedi birden.Bunu söylemesi gerekmedi. Ama söyledi.Ve bu, onun da kırık bir yanını gösterdiğini hissettirdi.
“Artık hayatta değil,” dedi.Sesinde ne acı vardı, ne özlem.Yalnızca bir kabulleniş.
Bir an toparlandım.“Üzgünüm…”“Geçti,” dedi. “Geçmek zorunda kaldı.”
Cümlesi boğazıma oturdu.Bazı insanlar yaşarken bile yoktur.Bazıları da gittikten sonra bile evin içinde dolaşır gibi yaşar.
⸻
O sırada Beyza ayağa kalktı.“Duru abla, benimle salıncağa gelir misin?”İçimde küçücük bir neşe kıpırdadı.“Gelirim,” dedim.
Barlas ayağa kalktı.“Korkma. Salıncakta çok yüksekten sallanmak istiyor ama hep başkasını bulur kendine,” dedi.
Ben de kalktım.Yan yana yürürken sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi sessizdik.Ama o sessizlik bile güven vericiydi.Yalnızca rüzgâr konuşuyordu.Bir de Beyza’nın neşesi.
Barlas bana yanaşmadan, bir adım geriden yürüyordu.O mesafeyi koruyarak bana alan tanıyordu.Bu detayı fark etmem, onu fark etmemle aynı anlama geldi.
Salıncağa oturdu Beyza.Ben de karşısına geçip iplerden tuttum, itmeye başladım.Gülüşü, o sabah duyduğum ilk temiz sesti.
Barlas, iki adım yanımda, çimenlere çömelmişti.Kolları dizlerinde birleşmiş, gözleri kardeşinde.
“Sen ne okuyorsun?” diye sordum birden.İlk kişisel soruydu belki de.Sanki daha fazlasını konuşmak için bahaneydi.
“İşletme. Mezun oldum ama kendi işimi yapıyorum şimdi,” dedi.“Ne işi?”“Galerimiz var. Babamdan kaldı. Arabalara ilgim var.”
Başımı eğdim.“Benim de… Arabaları severim. Ama babam sürmeme bile izin vermez.”Gülümsedi.
“Bir gün parkta turuncu saçlı bir kız göreceğim, yanında bir BMW olacak. O gün geldiğinde, ‘Demek ki kendi yolunu çizdi’ diyeceğim.”
Bakıştık ve o cümle…İçimi deldi geçti.Çünkü içinde umut vardı.Hem de çoktan umudunu yitirmiş bir kızın kalbine dokunacak kadar gerçek.
Parkta hafif bir esinti vardı.Beyza salıncakta neşeyle sallanırken, Barlas yanına biraz daha yaklaştı.Gözlerindeki o sıcak, ama biraz da çekingen ifadeyi fark ettim.
“Duru…” diye başladı.“Sana bir şey sorabilir miyim?”Nefesimi tuttum.Sanki dünyanın tüm kırgınlıkları, tüm umutları o soruda saklıydı.
“Numaranı alabilir miyim? Bazen kardeşimle parkta denk gelirsek haberleşelim diye.”Gözleri benden kaçmadı.
O an kalbim tuhaf bir hızla çarptı.Kafamı hafifçe öne eğdim.Tereddüt ettim.
“Tabii…” dedim sonunda, cebimden çıkarıp telefonu ona uzattım.“Ama sadece kardeşin için, tamam mı?”Gözlerimle onu uyardım.
Barlas gülümsedi.“Söz,” dedi.
Beyza salıncaktan indi ve elimi tuttu.“Artık arkadaşız, değil mi?”“Evet,” dedim, içtenlikle.
⸻
Eve dönerken, yolun kenarındaki ağaçların arasında sararan yapraklar hışırtıyla dans ediyordu.Adımlarım ağır, ama içimde bir umut vardı.Yine de o umut, korkuyla karışıktı.
“Bazen,” diye düşündüm, “bütün günün yükünü bir yabancı alır da sen bile fark etmezsin…”Ve belki, o yabancı senin hayatında yeni bir sayfa açar.
Parkta geçen o kısa ama ağır anların ardından, ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladım.Rüzgâr saçlarımı dağıtıyordu, ama içimde hala karmaşık bir sessizlik vardı.Ellerim cebimde, düşüncelerim uçuşuyordu.
Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım ve kapıyı açtım.Evim sessizdi. Anladım ki ailem evde değildi ya da sessiz kalmayı tercih etmişlerdi bugün.O an içimde yalnızlığın ağırlığını hissettim.
Telefonu cebimden çıkardım. Kız arkadaşlarımın mesajlarını gördüm.Onlara yazmak istedim, içimi dökmek, biraz hafiflemek…
⸻
Belki de o yabancı, hayatımda yeni bir başlangıcın kapısını aralamıştı.
⸻
WhatsApp Grup Sohbeti – “Kızlar”
Mine: Duru, n’aber? Bugün seni hiç duyamadık, ne yaptın?
Elçin: Evet ya, biz seni merak ettik, ne oldu?Seher: Neredesin? Anlat bi’ şeyler!
Duru: (yazıyor…) “Bugün okula gitmedim, biraz karışık geçti.”
Mine: Ne oldu? Anlat bize!
Elçin: Yoksa birileri mi vardı?
Duru: Parktayken biriyle tanıştım. Barlas. Kardeşi Beyza vesile oldu.
Seher: Ooo, heyecan var anlaşılan! Nasıl biri?Duru: Ağırbaşlı ama sıcak biri. Babasından kalan bir galerisi varmış. İşletme mezunuymuş.
Mine: İyi mi kötü mü?
Duru: İyi. Garip bir güven verdi bana.
Elçin: Aaa, parkta yalnız oturuyordun ya, iyi ki denk gelmiş.
Seher: Biz de isteriz böyle sürprizler!
Duru: İçim karışık. Babamla yine sorun yaşadım bugün. O yüzden okula gitmedim.
Mine: Üzülme, biz buradayız. Anlatmak istersen dinleriz.
Elçin: Evet, yalnız değilsin!
Seher: Bir kahve molasıyla her şey daha güzel olur.
Duru: Sağ olun, siz olmasanız ne yapardım bilmiyorum.
Mine: Her zaman buradayız, unutma!
⸻
Telefonu kapattım ve derin bir nefes aldım.Yatak odama geçerken, içimde karışık ama hafifleyen bir his vardı.“Bazen, bütün günün yükünü bir yabancı alır da sen bile fark etmezsin…” diye düşündüm.
Belki de o yabancı, hayatımda yeni bir başlangıcın kapısını aralamıştı.
Bölüm etkileşimi
