1. bölüm / 3
BİR MARDİN RÜYASI1. BÖLÜM "KAPANMAYAN YARA"
Bölümler 3Şu an: 1. BÖLÜM "KAPANMAYAN YARA"
- 1 1. BÖLÜM "KAPANMAYAN YARA"991 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.BÖLÜM "GERÇEKLER"485 kelime
- 3 3.Bölüm ”YIKIM”570 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Bu roman, tamamen kurmaca bir dünyanın ürünü olup, gerçek kişi ya da olaylara dayanmaz. Karakterler, mekanlar ve yaşananlar yalnızca hayal gücünün birer yansımasıdır."
Mardin sabahı yavaş doğar. Sanki her sabah, güneş yeniden karar verir gibi…
O sabah Demiran Konağı’na doğan güneşse başka bir karanlığı aydınlatıyordu.
Konağın bahçesinde kuşlar bile çekingen öterdi artık. Reyhan'ın mezarı hâlâ tazeydi. Toprağı kurumamış, dua okuyan kalmamıştı. Konaktaki herkes susuyordu, ama o suskunluğun adı vardı:
Renas Elbeyli.
Zühre Demiran, konak odasının büyük penceresinde, elinde Reyhan’ın ördüğü yün şalla oturuyordu. Lavanta kokusu hâlâ canlıydı.
Ama Reyhan yoktu.
Yoktu ve herkes susarken bir tek Zühre biliyordu:
“O gece orada yalnızdı. Renas’la birlikteydi. Sonra o kaçtı. Reyhan da öldü.”
İçinde kırılmış, lime lime olmuş bir parça vardı. Kardeşini toprağa koymuştu ama nefretini gömememişti.
Güneş ilk ışıklarını gösterirken avluda Hizmetçiler ayak ucuna basarak yürüyor, kimse kimseyle göz göze gelmiyordu.
Konağın içinden fısıltılar yükseliyordu.
Nadire, hizmetçi kızlardan biri, Zühre'nin odasına gelmeden önce aynada kendine bakmıştı. Çünkü o da korkuyordu bu sessizlikten.
“Hanımım… Canan Hanım sizi salona bekliyor. Misafirler geldiler…”
Zühre arkasını dönmeden konuştu:
“Kimi ağırlıyoruz bugün? Katillerimizi mi?”
Nadire başını eğdi. Hiçbir şey demedi. Ama ağlayacak gibiydi.
Zühre ağır ağır kalktı. Her adımı zorlamaydı. Çünkü gideceği yer, onun hayatının satıldığı yer olacaktı.
***
Misafirler geldiğinde Salon her zamanki gibi gösterişliydi ama içinde kan lekesi var gibiydi.
Koyu ceviz masa, kristal bardaklar, taş duvarlar arasında yankılanan kahkahalar yoktu. Sadece diplomatik bir sessizlik.
Elbeyli Ailesi konakta ağır bir şekilde oturuyordu. Renas yoktu. Ama annesi, amcası ve kuzeni Arda Elbeyli vardı.
Zühre girdiğinde salonda bir kıpırdanma oldu. Arda ona bakmaya çekinir gibi baktı, kısa bir gülümseme denedi.
Zühre gözlerini kaçırmadı. Ama onun gözleri bakmıyordu, deliyordu.
Öyle sertti ki Canan Hanım hafifçe boğazını temizledi.
“Evlatlarımızın geçmiş acılarından arınıp yeni bir sayfa açması, ailelerimiz için en doğrusu…”
Arda’nın annesi ekledi:
“Arda da razı. Sözümüz söz, düğün bir haftaya, nişan yarın.”
Zühre susuyordu. Çünkü o an konuşsa, herkesin maskesi düşecekti.
İçinden sadece bir cümle geçiyordu:
“Renas, kardeşimin katili... Sizse beni onun kardeşine satıyorsunuz.”
Misafirler gittiğinde büyük fırtına başladı.
Kapı kapanır kapanmaz Zühre birden ayağa kalktı.
Yanakları alev gibi yanıyordu.
“Ben bu evliliği istemiyorum.”
Salonda taş düşse duyulurdu.
Canan Hanım’ın rengi soldu.
“Zührecim, bak bu senin için en doğrusu…”
Zühre'nin sesi kılıç gibiydi:
“Ben sizin doğrularınızla yanmak istemiyorum. Ben… bu adamı istemiyorum!”
Emir sertçe döndü, sesi tok ve tehditkârdı.
“Sus! Ağzından çıkanı kulağın duysun!”
Zühre gözlerini ona dikti. Karşısında babası değil, bir cellat vardı artık.
“Siz beni onun kardeşine vererek neyi affettirmeye çalışıyorsunuz? Reyhan’ı mı?!”
Canan Hanım araya girmeye çalıştı. Titreyerek:
“Evladım… yapma böyle. Herkesin hataları var...”
“Ben hata değil, cinayetten bahsediyorum! Renas’tan! Reyhan’ın gözyaşlarından!”
Emir öne doğru bir adım attı. Yüzü kıpkırmızıydı.
“Yeter!”
“Ben susarak korudum bu evi, ama artık susmayacağım!” dedi Zühre, gözyaşlarını tutamadan. “Reyhan ölmeden önce bana bir şey söylemişti…”
Tokat o anda geldi.
Bir yıldırım gibi.
Bir infaz gibi.
Sanki Reyhan’ın mezarından bir çığlık duyulmuş gibi.
Zühre’nin başı yana savruldu. Gözleri karardı. Ama diz çökmedi.
Yavaşça yüzünü geri çevirdi. Yanağı alev içindeydi.
Canan Hanım elleriyle ağzını kapattı.
“Emir! Mazhar yaşasaydı kızına böyle mi davranırdın?!”
Emir elini çekti ama içindeki öfke hâlâ cam kırıkları gibi nefes alıyordu.
“Ben… onurumuzu koruyorum.”
Zühre gözlerinin yaşını silmeden döndü.
“Hayır. Siz sadece mezar kazıyorsunuz. Beni canlı canlı gömüyorsunuz.”
Ve ardından yürüdü.
Arkasında bir genç kız değil, susturulmuş bir kadın kaldı.
Hizmetçiler mutfak kapısında dondu kaldı. Nadire ağlıyordu.
***
Gece yarısı. Mardin rüzgârı biraz daha sert esiyordu.
Arda, konağın arka tarafındaki avluda Leyla’yla buluştu.
Leyla Elbeyli konağının hizmetçisiydi.
Yüzü solgundu. Gözlerinde korku kadar karar vardı.
“Leyla… bu evliliği ben de istemiyorum. Seni seviyorum. Ama her şey bizim dışımızda kararlaştırıldı.”
Leyla’nın sesi çatallandı. “Kaçalım mı?”
Arda başını eğdi, sonra doğruldu.
“Kaçalım. Bu cehennemden çıkalım. Düğün günü. Herkesin ortasında.”
Leyla başını yavaşça salladı.
O gece iki kalp, bir kaderden kaçmak için plan yaptı.
Ama kaçtıkları yalnızca düğün değildi.
Bir cinayetin gölgesiydi.
***
Düğün gününde avluda hummalı bir hazırlık vardı. Düğün çiçekleri taş zemine seriliyor, halılar silkeleniyor, hizmetçiler gölgede koşturuyordu.
Zühre’nin gelinliği beyazdı, ama gözleri siyah. Göz kapaklarında uykusuz gecelerin tortusu. Dudaklarında konuşulmamış kelimeler.
Canan Hanım odaya girip aynadaki yansımasına baktı.
“Hazırsın, kızım.”
Zühre aynadaki kendine baktı. O aynada bir gelin yoktu. Bir kurban vardı.
***
Salon, kadife koltuklar, pirinç şamdanlar ve taş duvarların ortasında ağır ağır doluyordu. Elbeyli Ailesi de gelmişti.
Misafirler gülümsüyor, çaylar içiliyor, ama kimsenin yüzünde gerçek yoktu.
Her şey suskun bir oyundu.
Zühre salona indiğinde gözler üstüne çevrildi. Kristal avize titredi sanki.
Ama ne Emir ne Canan Hanım onun gözlerine baktı. Çünkü onlar da biliyordu: Bu evlilik bir seçim değil, bir zorunluluktu.
Zühre usulca oturdu. Sanki dizlerinin bağı çözülmek üzereydi. Ama sustu. Hep sustu.
Dakikalar Geçti... Ama Arda Yoktu.
Nikâh memuru gelmişti. Misafirler yerini almıştı. Zühre, gelinlik içinde bekliyordu.
Ama herkesin gözleri bir kişiyi arıyordu.
Arda yoktu.
Emir ayağa kalktı. Sesi yüksek çıkmasa da öfkesini taşıyordu:
“Arda nerede?!”
Canan Hanım fısıltıyla bir hizmetçiye işaret etti.
“Bakın, hemen bulun. Gecikmesi iyi değil…”
Dakikalar geçti. Fısıltılar arttı. Fincanlar elde unutuldu. Çocuk ağlamaları bile kesildi.
Sonunda gelen hizmetçi, soluk soluğa kulağa eğildi:
“Efendim… Arda yok. Odası boş. Atlar da yerinde değil.
Daha fazlasını söyleyemedi.
Salonda buz gibi bir sessizlik oluştu. Tüm başlar birbirine döndü.
Emir bir şey demedi. Canan Hanım’ın elleri titredi.
Bir kadın bayıldı.
Arda kaçmıştı.
Üstelik Leyla ile.
Tam düğün günü.
Tam herkesin ortasındayken.
Zühre, olduğu yerde kıpırdamadan oturdu. Gelinlik üstünde ağırlaştı, ruhu öylece taş gibi kaldı.
Ama onun kalbinde bir başka şey kıpırdamaya başlamıştı.
Çünkü o anda bir uğultu duyuldu.
Konağın dış kapısı açıldı.
Bir cip yanaştı, kapısı sessizce açıldı.
Avlunun taşlarına yavaş ve derin adımlarla bir adam indi.
Üzerinde siyah bir ceket. Saçları dağılmış, gözleri gölgeli.
Renas Elbeyli geri dönmüştü.
Yıllar sonra.
Reyhan’ın ölümünden, Zühre’nin suskunluğundan, ailenin barış tiyatrosundan sonra…
O geri dönmüştü.
Zühre gözlerini kaldırdı.
Renas’la göz göze geldiler.
Ve hiçbir kelime etmeden,
Sadece içlerinden geçeni duydular:
“Hesap vakti.”
1.BÖLÜM SONU
Acaba yeni bölümde neler yaşanacak?
Zühre'nin hayatı nasıl şekillenecek?
Arda geri gelecek mi?
Arkadaşlar yeni kitabın "BİR MARDİN RÜYASI" ilk bölümü ile karşınızda.
Umarım çok beğenirsiniz.
Yorum yapmaya hep bölümü beğenmeyi unutmayalım🥰
Diğer bölümlerde görüşmek üzere
ERENOVELA♥️
Bölüm etkileşimi
