1. bölüm / 1
Bir Kitaplık MesafeBir Adım Öne
Bölümler 1Şu an: Bir Adım Öne
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gün, şehir biraz daha sessizdi sanki. Sokaklardan gelen adımların sesi uzak, insanlar daha da hızlı geçiyordu. Ben ise kendi kafamın içinde dolaşıyordum; kalabalığın ortasında yalnız olduğumu bir kez daha hissettim.
Elimde hiç planlamadığım bir liste vardı: "Yeni bir kitapçı bul." Ama içten içe gitmek istemiyordum. Bilirdim; sadece raflara bakacak, sonra eve dönecektim çünkü evde bir ton okumadığım kitap vardı ve ben almaya doyamıyordum bu yüzden bir süre kitap almama konusunda kendimi ikna etmiştim. Yine de ayaklarım beni götürdü.
Dışarıdan bakınca sıradan bir dükkândı. Küçük, eski bir tabelası vardı; boyası solmuş, ışıkları hafif titriyordu. Ama içeri adımımı attığımda, kitap kokusu ve sessizlik kendi dünyama çekti beni. Burada, kimsenin dikkat etmediği köşelerde kaybolabilecektim.
Rafların arasında dolaşırken, rastgele bir kitabın üzerine elimi koydum. Tozlu rafların arasında sıkışmış, kenarları hafifçe kıvrılmış sıradan bir romandı. Kapağının rengi solmuştu; belli ki uzun zamandır kimse eline almamıştı. Ama yine de elim ona gitmişti. Sayfalarını gezerken arasından düşen bir kâğıt dikkatimi çekti. İlk başta ayraç niyetine kullanılan bir kağıttır diye düşündüm ve elime aldım.
Ama değildi.
Kâğıdın üzerinde düzgün ama biraz aceleyle yazılmış bir cümle vardı. "Eğer bunu okuyorsan, demek ki sonunda beni buldun." Kalbim saçma bir şekilde hızlandı.
Altında bir tarih vardı.
Ve tarih... beş yıl öncesine aitti.
O an bunun basit bir not olmadığını hissettim. Notu arkasına çevirdiğimde "73. sayfa" yazıyordu. Merakla sayfa 73'ü açtım.
Bu sefer sayfaya katlanmış ve bantla bantlanmış bir kâğıt vardı. Sanırım düşmemesi içindi. Kitaptan söküp hemen kâğıdı açtım. Kâğıdın en üst köşesinde "Gülhane Parkı" yazıyordu ve altında o parkın krokisi vardı. Krokiyi incelerken kırmızı kalemle işaretlenmiş bir nokta olduğunu fark ettim. Evime yakın olduğundan ve daraldığım zamanlar o parka gittiğimden az çok gözümde canlanıyordu. İşaretli yer, bir ağacı gösteriyordu. Büyük bir merakla kitabı satın alıp hızla dükkânı terk ettim.
Parka gelmiştim, hava karardığı için pek fazla insan yoktu. Elimdeki krokiyi açtım ve kırmızı kalemle işaretlenmiş yere doğru yürüdüm. Ağacın yanına geldiğimde bu ağacın diğerlerinden farklı olduğunu fark ettim. Diğer ağaçlardan daha büyüktü ve etrafında ne bir çiçek ne de bir çalı yoktu. Hiçbir şey yoktu, bu yüzden ne aradığımı da bilmiyordum. Etrafını mı kazmalıyım acaba diye içimden geçirdiğim anda ağacın üzerinde kırmızı bir yazı olduğunu gördüm. "KAZ" yazıyordu büyük harflerle. O an içim ürperdi, sanki ağaç ne dediğimi duyar gibi cevap vermişti. Elimde kazacak hiçbir şey olmadığından etrafta bir dal aramaya başladım. Biraz etrafta bakındıktan sonra bulduğum ilk sağlam dalı kapıp hemen ağacın yanına gittim. Ağacın hemen altındaki yağmur yüzünden ıslanmış olan nemli toprağı bulduğum dal ile kazmaya başladım. Ne kadar ümitsiz olsam da kazmaya devam ettim. Yakından geçen insanların "Ne yapıyor bu deli." bakışlarını umursamadım.
Ben deli değildim, canım sıkıldığı için muhtemelen şaka yapan birinin şakasına ortak oluyordum. Ya şaka değilse diye geçirdim içimden. Hiçbir düşünceye aldırış etmeden sabırla kazmaya devam ettim. Neredeyse on beş dakikadır kazıyordum. Elim acımaya başlamıştı muhtemelen kanıyordu ama aldırmadım.
Tam ümidimi yitireceğim anda kalın ve kırılması zor olan dal sert bir cisme çarptı. Çabamın boşa olmaması beni mutlu etmişti. Görünen şey küçük bir sandıktı. Biraz daha kazıp küçük sandığı tutabileceğim bir konuma getirdim ve iki elimle tutup tüm gücümle çıkarmaya çalıştım. Ama çıkmadı. Kağıtta yazan tarihe göre eğer beş yıldır buradaysa, çıkmaması normaldi. Etrafta bir iki kişi dışında kimse yoktu ve karanlıktan pek bir şey görememeye başladım. Telefonumun fenerini açtım. Sandık epey eski bir şeye benziyordu ve toprakla kaplıydı. Sandığın altında bir boşluk açabilmiştim ve o boşluğa bulduğum ağaç dalını yerleştirdim. Tüm gücümle sandığı kaldırmaya çalıştım, bunun için ayağa kalkmıştım. Çamur olan kıyafetlerim ve yara olan ellerimi umursamadan sonunda sandığı çıkarabilmiştim.
Çok yorulduğum için sandığı açmadan çamurlu olmasına rağmen çantama atıp eve doğru yürümeye başladım. İçimde büyük bir merak vardı adımlarımı hızlandırdım.
Eve geldiğimde ayakkabılarımı hızla çıkarıp salona koştum ve çok sevdiğim L koltuğa oturup çantamı çıkardım. Çantamı açıp sandığı çıkardım, her yer toprak olmuştu ama meraktan umursamadım bile. Sandığı incelediğimde alt tarafına bantlanmış bir anahtar olduğunu fark ettim. Bu bant, sanki bir zamanlar bir sırrı saklamak için kullanılmış gibiydi. Düşündüm. Bu kadar basit bir bant neden bu kadar gizemli bir işaretin sembolü olmuştu.
Anahtarı bantlı olduğu yerden kurtarıp bantlarını söktüm. Sanırım topraktan zarar görmemesi için her tarafı bantlanmıştı. Kilit yerini elimle hafif çırparak toprağı temizledim ve anahtarı küçük deliğe soktum. Kalp ritmim yükselmişti ve heyecandan elim titriyordu. Anahtarı çevirip kilidi açtım. Sandığın içinde bir anahtar ve bir not görünüyordu. Gözlerimi sandığın içindeki diğer detaylara gezdirdim; Anahtar ve notla ilgili başka bir ipucu arıyordum. Ama hiçbir şey yoktu. Sadece bu adres, anahtar ve üzerimde bıraktığı gizemli his.
Gitmeli miyim? Yoksa bu bir şaka mı? diye düşündüm.
Ama merak, korkumu bastırıyordu. Kağıdı dikkatlice katlayıp cebime koydum. O an, maceranın gerçekten başladığını fark ettim: "Artık geri dönmek yok."
Bölüm etkileşimi
