2. bölüm / 4
Bir Kalp Çarpıntısı1. Bölüm: YENİ BİR SAYFA
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm: YENİ BİR SAYFA
- 1 Karakter kartlarımız
- 2 1. Bölüm: YENİ BİR SAYFA1.740 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 2: Kalp Atışları1.734 kelime
- 4 3. Bölüm: Arkadaşlık Bağı1.879 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaşadıklarını kalbi kaldıramayıp sınıfta sessiz duran insanlara veya acısını gülümsemesiyle saklamaya çalışan neşeli insanlara
Başlama tarihlerini buraya bırakabiliriz.
Bölüm Şarkısı: Yakamoz Güzeli/Yaşlı Amca
05/02/2026 ----> İstanbul
Sabah erken saatte uyanmanın yorgunluğu hâlâ üzerimdeydi. Saat dokuz olmasına rağmen bu yorgunluğu atamamıştım.
Sabah yedi gibi alarmım yüzünden uyanmıştım. Yüzünden diyorum çünkü okula gitmek ızdırap gibi bir şeydi benim için. Kendini havalı sanan erkekler, pick me kızlar, nutuk çeken öğretmenlerle uğraşmak dışında bir şey değildi.
Geçen sene ortaokulda iken birkaç arkadaşım vardı. Fakat babamın vefat etmesi üzerine yeni bir hayat kurmak isteyen annem ile İstanbul'a taşınmıştık. Burada dayım ve ailesi oturuyordu. Dört kişilik bu ailenin yakınlarında bir ev kiralamıştık. Hâlâ da orada yaşıyoruz.
Yani şu an ne arkadaşlarım kaldı ne de yeni bir arkadaşım var.
Bu sebeple okula gitmenin çok da bir amacı yok diye düşünüyorum. Dersleri anlamıyorum, arkadaşlarım yok, yol uzun...
Başka böyle bir sürü sebep sayabilirim. Ne kadar gelmek istemesem de gene de mecburen okula gelmiştim.
Annem okumam üzerine çok ısrarcıydı. Hem ailenin tek çocuğu olduğum için hem de annemin çalıştığı işten aldığı gelir ileride biteceği için...
Annemi anlıyordum, geleceğimi kurtarmamı istiyordu. Fakat dersleri anlamıyordum. Ortaokulda her şey çok kolaydı. Ama şimdi okula sırf annem mutlu olsun diye geliyordum.
Ne zaman anneme "Dersler çok zor, yapamıyorum." desem her seferinde "Seneye düzeltirsin." diyordu. Bana inanan bir insanın bile olması kendimi iyi hissettirmişti.
Sınıf kapısının açılmasıyla birlikte herkes ayağa kalktı. Ben de önümdeki defteri kapatıp çantama attım. Sonra ayağa kalktım. Öğretmen sınıf kapısında biri ile konuşuyordu galiba. Çünkü kapı açılmasına rağmen içeri kimse girmemişti.
Ben böyle düşünürken kapıdan içeri önce matematik hocası girdi. Kısa boylu, şişman biriydi Mehtap Hoca. Her zaman yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Aynı gülümsemesi şu anda da dudaklarındaydı.
Elindeki kitaplarını ve kalem kutusunu masasına bıraktı. Sonra kapının dışındaki birine,
"Gelebilirsin tatlım" dedi bir bebekle konuşur gibi her kelimeyi yumuşatarak.
Öğretmen tahtanın önüne doğru yürürken sınıfa genç bir kız girdi. Sarı saçları karşısındaki pencereden gelen esinti tarafından okşanıyordu sanki. Upuzun saçları neredeyse beline kadardı. Hocanın yanına doğru ilerlerken elaya çalan yeşil gözleri etrafı meraklı ve heyecanlı bakışları ile inceliyordu.
Çok tatlı gözüküyordu. Ve ayrıca çok da güzeldi.
Kız öğretmene yaklaşınca öğretmen kolunu omzuna attı kızın. Gene o sevecen sesi ile bize döndü.
"Çocuklar bu yeni arkadaşınız Yağmur. Yağmur tatlım, biraz kendinden bahseder misin?"
Yağmur denilen kız bize doğru baktı. O sırada Mehtap Hoca da masasına doğru gerilemişti. Kız kendini tanıtmaya başladı.
"Adım Yağmur Arslan. 15 yaşındayım. Rusya'dan geliyorum. Yarı Rus'um."
Yağmur konuşmaya devam ederken cam tarafından adının Berk olduğunu hatırladığım çocuğun sesi yükseldi.
"Yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum."
Onunla beraber bütün sınıfı gülme sesleri doldurdu. Ben ve Yağmur hariç. Hoca duruma el attı ve,
"Tamam, yeter bu kadar."
Sonra Yağmur'a doğru kafasını çevirip "Sen onlara bakma tatlım."
dedi. Daha sonra gözleri sınıfta gezindi. Benim üzerimde durdu. Bunların hepsi saniyelik bir andı. Ve ekledi:
"Doruk'un yanı boşmuş. Oraya oturabilirsin."
Herkes tekrar gülmeye başladığında ben, şaşırmışken Yağmur çok güler yüzle bakıyordu. Mehtap Hoca'ya gülümseyip arka sıraya -benim yanıma- yaklaştı. Çantasını yavaşça yere bırakınca hafifçe sağa doğru oturduğum vaziyette ilerledim. Eteğini düzeltti ve yanıma oturdu. Elini uzattı.
"Tanışalım mı?"
Sesi çok güzeldi. Diğer herkesten çok farklı, çok tatlı, çok naifti.
Ben de elimi ona uzattım.
"Doruk Karahan."
"Yağmur Arslan. Yeni sıra arkadaşın."
Ekledim. "Aynı zamanda ilk sıra arkadaşım."
İkimiz de karşılıklı güldük.
Öğretmen kalemlerini alıp ders anlatmaya başlayınca çantamdan defterimi çıkardım. Masanın üstüne koyup kapağını açtım ve dirseğimi masaya yaslayarak dersi dinlemeye koyuldum.
Arada bir sırada Yağmur'a baktığımda, onunda arkasına yaslanmış, kollarını göğsünde bağlamış, dersi pür dikkat dinlediğini fark ettim.
Birkaç dakika sonra hoca tahtaya problemler yazmaya başladım. Elime kalemimi aldım ve aynen problemleri deftere geçirmeye başladım. Problemlerin yazımını hızlıca bitirip çözmeye başladığımda gözlerim bir anlığına Yağmur'a döndü. Yazıları hâlâ bitiremediğini gördüm. Tek tek renkli kalem seçiyor ve sonra onunla yazıyordu.
"Asıl rengi getirmeyi unutmuşsun ama olmaz böyle." dedim gayet ciddiyetle.
Kız o kadar odaklanmıştı ki dediğimi duymadı. Kafasını bana çevirdi.
"Bana mı dedin?"
Sana diyeceğim tabii, kime diyeceğim.
"Asıl rengi getirmeyi unutmuşsun diyorum. Olmaz böyle."
"Aaa gerçekten mi? Hangi rengi?" dedi. Bir taraftan masanın üzerindeki kalemleri sayıyordu.
Gülmeden edemedim.
"Siyah." dedim. "Okula gelmişsin, siyahtan başka her renk var."
Cevabıma ikimiz de güldük. Sonra ise ben çözmeye, o yazmaya devam etti.
***
Teneffüs olduğunda matematik defterimi çantama atıp resim yaptığım defterimi masanın üzerine çıkardım. Sıra arkadaşım ise çantasını toplayıp sınıftan çıktı. Kalemimi oynatarak defterde bir şeyler karalıyordum.
Bir çift göz çizdim. Sert, otoriter ve sinirli bakan bir çift erkek gözü. Yanına ise bir kedi çizdim. Kara kalem olduğu için bir rengi yoktu tabii ki. Çok tatlı bir kedi olmuştu. Bu kadar tatlı olmasını ben de beklemiyordum.
Ben yeni bir şeyler karalarken Yağmur yanıma doğru yaklaştı. Elinde iki adet sandviç ile sıraya oturdu. Sandviçlerden birini bana uzattı. Teklifi nazikçe geri çevirmek istedim.
"Teşekkür ederim ama istemiyorum. Sen ye."
Kız yemem için fazla ısrarcıydı.
"Ben de rica ederim ama ben yiyemem. Bu senin." dedi sandviçi daha da uzatarak.
Ne kadar istemiyorum desem de kabul etmedi. Ben de mecburen aldım. Sandviçin kenarından sarkan marulları görünce sandviçin içini açtım. Marulları alıp kenara koydum. Marula alerjim vardı ve yersem hastanelik olabilirdim.
Marulları alıp sıranın üstüne koydum. Yağmur bana döndü.
"Marul semiyor musun?"
"Hayır. Alerjim var. Yersem ölebilirim."
"Anladım." dedi Yağmur o tatlı sesiyle.
Bir elimde sandviç varken bir taraftan onu yiyor, bir taraftan da resim çiziyordum. Yağmur elindeki sandviçi bitirmişti. Çantasına doğru eğilip çantasını açtı. Pembe kapaklı bir defter ve kalem kutusunu çıkardı. Kalem kutusundan bir kalem alıp defterin kapağını açtı.
O da benim gibi uçlu kalem ile bir şeyler karalamaya başladı. Bir iki çizgi çizerken kolumu dürttü. Ona döndüm.
"Efendim?"
Başını defterden kaldırdı. O yeşil gözleri tam olarak gözlerimin içine bakıyordu. Gülüşü büyüdü. Gülünce gamzeleri çıktığını yeni fark etmiştim. Sadece sağ yanağındaydı. Sol tarafında yoktu.
"Beraber bir şey seçip çizelim mi?"
ve ardından ekledi. "Tabii, istersen."dedi soru sorarcasına.
Elimdeki sandviçin son parçasını ağzıma attım. Lokmamı yuttuktan sonra teklifini kabul ettim.
"Olur, ne çizelim? Sen seç."
"Bir tavşan mesela." dedi elleri ile kafasına tavşan kulağı yaparak.
Güldüm. Sonra elimle onayladım. İkimiz de en ciddi hâlimizle çizmeye başladık. O daha tatlı bir tavşan çizerken benim çizdiğim tavşan Deccal'e benziyordu. Gözleri kısıktı, kulaklarında kesikler vardı. Ayrıca çok da sinirliydi. Bir elinde tesbih olmadığı kalmıştı. Doğaçlama, öylesine gelişen bir çizim olmuştu.
Ders zili çaldığında ve Yağmur da çizimini bitirdiğinde birbirimize gösterdik. O benimkine güldü, ben ise onunkine güldüm. O tavşanımın sinirli olmasını garipserken ben ise onun tavşanının kafasında kurdele olmasına şaşırdım. Ama gene de onunki benden daha iyiydi. Onunki iyi olmasına rağmen kabullenmek istemedim ona karşı. Biz öyle tartışırken içeriye İngilizce hocası içeri girdi.
Sarışın, uzun boylu ve diğer öğretmenlere göre oldukça zayıftı. Hepimiz ayağa kalktık. Öğretmen izin verdiğinde oturduk.
Yağmur bana doğru eğildi.
"Şimdi ders ne? Ve bu hocanın ismi ne? Nasıl biri?"
Sorularını tek tek cevapladım.
"Ders İngilizce. Hocanın ismi Canan. Ve son olarak çok tatlı birisi. Dersi de güzel anlatıyor."
Anlayabildiğim iki ders vardı. Biri matematikti, ikincisi ise İngilizceydi. Ve dersleri anlamamın nedenin öğretmenler olduğuna kanaat getirmiştim.
Yağmur rica ettiğinde tekrar konuşmaya başladım.
"Başka soru?"
Yağmur güldü.
"Yok."
Ben de güldüm. Sonra ise hocayı dinlemeye başladık.
***
Son derse gelmiştik. Hatta son beş dakikamız kalmıştı dersin ve hâliyle okulun bitmesine. Son dersimiz fizikti ve aşırı sıkıcı geçmişti. Bütün gün dersi dikkatle dinleyen Yağmur bile bu dersin neredeyse her dakikası uyukluyordu.
Ona ders programını vermiştim ve yarın beden dersi vardı. Beden dersleri benim için çok normal geçerdi. Bahçenin en köşesindeki bir bankta oturur, çizim yapardım. Gene öyle yapacaktım. Ve sabahın köründe ilk iki ders bedendi.
Öğretmen dersi bitirdiğinde hepimiz toparlanmaya başladık. Defterimi ve kalem kutumu çantama sıkıştırınca askıdaki montumu almak için askıya uzandım.
"Pembe olan montu uzatır mısın?" diyen Yağmur'un sesi ile hem onunkini hem de kendi gri montumu askıdan aldım. Ona montunu uzattım. Kendi montumu da giydim ve çantamı tek koluma taktım. Zil çalınca kapıya yöneldim ve kapıdan çıktım.
Çantamın ön gözünden müzik çalarımı çıkardım. Kulaklıklarımı kulağıma taktım ve istediğim şarkıyı açtım. Kulağımda şarkının sesi ile okul bahçesinden çıktım.
Caddede yürürken arkamda bir el hissettim. Arkama döndüğümde Yağmur ile burun buruna geldik. Hemen geri bir adım attım.
"Beraber gidelim mi?" diye sordu.
Önce bir tereddüt ettim. Sonra müzik çaların kulaklıklarını çıkarıp cebime sıkıştırdım.
"Sen ne tarafta gidiyorsun ki?" dedim, bir taraftan karşıdan karşıya geçerken.
Gülümsedi. "Hasan Bakkal var ya, iki sokak uzakta. Onun hemen yanındaki bina."
Hasan Bakkal mı? Yanındaki ev mi?
Düşüncelerimi dışa vurdum.
"Hasan Bakkal'ın yanındaki evde mi oturuyorsun?"
"Evet de neden bu kadar şaşırdın ki?"
"Ben de o evin yanında oturuyorum da ondan."
Evlerimizin yan yana olması beni oldukça şaşırttı. O ise fazlasıyla mutlu olmuştu.
"O zaman beraber gidebiliriz."
"Olur."
Beraber yan yana yürümeye başladık. Konuşarak, eğlenerek gidiyorduk. Bir ara bana bir soru sordu.
"Sen neden bu kadar sessizsin?"
"Bilmem. Sessizlik her zaman daha iyidir." dedim düz bir sesle ve sorusunu ona çevirdim.
"Sen neden bu kadar neşelisin?"
Gülümsemesi yavaşça soldu.
"Doktorlar hayatımı neşeli geçirmemi, kendimi üzecek şeylerden kaçınmamı söyledi."
Dedikleri ile olduğum yere çivilendim. O da durdu.
"Doktora neden gittin ki?" diye sordum, cevabı tahmin ediyorken.
"Ben bir kalp hastasıyım, Doruk. Doktorlar 1,5 veya 2 yıl ömrüm kaldığını söyledi."
Sesinde kendini belli eden bir burukluk vardı.
"Bak, üzülüyorsun. Doktorun dediklerine uy, sen hep gül." dedim bu sefer daha sevgi dolu bir ses ile.
"Sen de hep böyle somurtup durma o zaman." dedi gülerek.
"He şöyle. Ben hep somurtuyor muyum ayrıca?"
"Evet, bak böyle." dedi ve yüzünü buruşturarak benim taklidimi yaptı.
Garip bir bakışla ona döndüm.
"Ben miyim o?"
Güldü, hem de kahkahayla. "Evet."
Gülmemek için kendimi zor tuttum. Sonunda dayanamayınca ben de güldüm.
Sohbet ederek yola devam ettik. Biraz ona okulu anlattım. Evlerimizin olduğu sokağa girince konuşmamız daha da yavaşladı.
Yavaşça ilerlerken sokağın başındaki bakkaldan içeri girdim. İki ekmek alarak dışarı çıktım. Çıktığımda Yağmur kapısının önünde duruyordu. Ben de kendi evime doğru yürüdüm.
"Yarın görüşürüz, Doruk." diyen Yağmur'un sesine karşılık verdim.
"Yarın görüşürüz, Yağmur."
Tam içeri girecekken tekrar Yağmur'un sesini duydum.
"Yarın sabah beraber gidelim mi?"
Onunlayken çok eğlenmiştim bugün. Bu yüzden "Olur, tabii ki." dedim ve içeri girip kapıyı kapattım.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Evet. İlk bölümümüzü nasıl buldunuz. Bölümleri olabildiğince kısa ve hızlı atmaya çalışacağım. Fakat aynı anda iki kurgu birden yazdığım için ve liseye yeni başlıyacağım için bu yaz benim için daha yoğun geçicek. Bölüm zaman aksatmaları olursa kusura bakmayın.
Normal şartlarda 2 veya 3 günde bir bölüm atmaya çalışacağım.
İlk bölüm ile ilgili sorularınızı,eleştirlerinizi ve aklınıza gelen sahneleri buraya bırakabilirsiniz. Hepsini uygulamaya ve ya cevap vermeye çalışacağım.
Bu arada bu kitabımız tamamen Doruk'un ağzından anlatılacak. Yani erkek bakış açısı ile. Arada bazı sahneler 3. Tekil şahıs olucaktır.
Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz. Görüşmek üzere. 🖤🖤🖤
Bölüm etkileşimi
