1. bölüm / 1
🍂Bir Kadının Yaprak Dökümü🍂Bölüm 1 — Eve Dönüş
Bölümler 1Şu an: Bölüm 1 — Eve Dönüş
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben Lale. Yirmiyedi yaşındayım.
Yüksek lisansımı yapmak için Amerika'ya gitmiş, bir süre orada yaşamıştım. Resim yapmayı ve fotoğraf çekmeyi çok seviyordum. Zamanla bu tutkum yalnızca bir hobi olmaktan çıkmış, hayatımın önemli bir parçası hâline gelmişti. Hatta yaptığım çalışmalar sayesinde bu alanda kendime bir meslek bile edinmiştim.
Fakat artık Türkiye'ye, ailemin yanına dönme zamanım gelmişti.
Onları çok özlemiştim. Annemi, babamı, evimi, odamı ve çocukluğumdan beri hayatımda olan insanları… İnsan uzaklarda yaşarken bazı şeylerin kıymetini daha iyi anlıyordu. Ben de bunu fazlasıyla öğrenmiştim.
Türkiye'ye döneceğim günü iple çekiyordum.
Ve benim yaprak dökümüm, henüz hiçbir şeyden habersiz olduğum o günlerde başladı.
---
Türkiye'ye ayak basar basmaz ilk işim babama sürpriz yapmak oldu.
Babamın bir reklam şirketi vardı ve yıllardır bütün hayatını işine adamıştı. Şirkete habersizce gitmeye karar verdim. Onu karşısında beni görünce şaşırtmak, yüzündeki ifadeyi görmek istiyordum.
Şirkete vardığımda babam her zamanki gibi yoğun bir şekilde çalışıyordu. Masasının üzeri dosyalarla doluydu ve önündeki evrakları dikkatle inceliyordu. Geldiğimin farkında bile değildi.
Tam o sırada sekreterinin elinde bir fincan kahveyle odasına doğru ilerlediğini gördüm. Aklıma küçük bir şaka yapmak geldi.
— Kahveyi ben götüreyim, dedim gülümseyerek.
Sekreteri şaşkınlıkla bana baktı ama bir şey söylemeden kahveyi uzattı.
Fincanı alıp sessizce babamın odasına girdim.
— Buyurun kahveniz, babacığım, dedim.
Babam başını kaldırmadan cevap verdi.
— Teşekkür ederim.
Ardından fincana uzanmak üzereyken bir anda durdu. Başını kaldırdı ve beni karşısında görünce gözleri kocaman açıldı.
— Lale?!
Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
— Efendim, babacığım?
Babam şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışarak ayağa kalktı.
— Kızım, sen ne zaman geldin? Neden haber vermedin? Hani iki hafta sonra gelecektin?
— İşlerim ve okulum biraz erken bitti. Ben de sizi özleyince daha fazla beklemek istemedim.
Babamın yüzündeki şaşkınlık yerini sıcacık bir gülümsemeye bıraktı. Bana sarıldı, saçlarımı okşadı.
— Ah, benim güzel kızım! Annen seni görünce havalara uçacak.
— Hem de nasıl! Evimi, odamı, annemi o kadar özledim ki anlatamam.
—Baba eve gidelim mi?
Babam masasına dönüp evraklarına baktı. Birkaç saniye düşündükten sonra elini salladı.
— Aslında halletmem gereken işler vardı ama hepsi bekleyebilir. Benim kızım Amerika'dan dönmüş! Hadi, gidiyoruz.
Babamın bu hâline gülerek koluna girdim.
Birlikte şirketten çıktık ve eve doğru yola koyulduk.
---
Eve vardığımızda babam, anahtarını unutmuş gibi yaparak zile bastı.
Kapıyı annem açtı.
— Sürpriiiz!
Annem karşısında beni görünce bir an donup kaldı.
— Laleee! Canım kızım, sen ne zaman geldin?
Hiç beklemeden boynuma sarıldı. Öyle sıkı sarılmıştı ki ikimiz de birbirimizi ne kadar özlediğimizi o anda bir kez daha hissettik.
Annem şaşkınlıktan beni kapının önünde tutmuş, içeri girmemi bile unutmuştu.
Bir süre sonra gülerek ona seslendim.
— Anneciğim, beni içeri almayacak mısın?
Annem kendine gelir gelmez yeniden boynuma sarıldı.
— Ay, kızım! Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Görüyor musun, Volkan? Kızımız gelmiş!
İçeri girdiğimde gözlerim evin içinde dolaştı. Her şey bıraktığım gibiydi. Eşyalar, mobilyalar, duvarlardaki fotoğraflar… Hepsi bana geçmişimi hatırlatıyordu.
Bir de Makbuş'um vardı.
Makbule teyze, bizim evin yardımcısıydı ama benim için hiçbir zaman yalnızca bir yardımcı olmamıştı. Çocukluğumdan beri yanımdaydı. Beni büyütmüş, üzerimde büyük emeği olmuştu. Onu da annemle babam kadar özlemiştim.
Hemen anneme döndüm.
— Anne, Makbuş nerede? Onu da çok özledim.
— Markete gitti kızım, birazdan gelir.
Tam o sırada kapı açıldı.
Gelen Makbuş'umdu.
— Makbuşşş!
Beni görünce elindeki poşetleri bir kenara bıraktı.
— Ah benim Lalem! Sen nerden çıktın güzel kuzum, gel de bir sarılayım sana!
Koşup birbirimize sarıldık. İkimiz de gülüyor, bir yandan da gözlerimizin dolmasına engel olamıyorduk.
— Sen ne ara geldin, kuzum?
— Çok olmadı, Makbuş. Seni o kadar özlemişim ki!
Makbuş iki eliyle yüzümü tuttu, beni baştan aşağı süzdü.
— Ben de seni çok özledim, güzel kızım. Dur bakalım, sen yoldan geldin. Açsındır şimdi. Hadi, geç içeri. Güzelce bir duş al, rahatla. Sen çıkana kadar her şey hazır olur.
Ardından anneme dönerek heyecanla seslendi.
— Nihal Hanım, Lalemiz gelmiş! Gözümüz aydın!
O an içimi tarif edemediğim bir huzur kapladı.
Benim için ev, yalnızca dört duvardan ibaret değildi. Sevdiğim insanların seslerinin birbirine karıştığı, kendimi güvende hissettiğim yerdi.
Ve ben yeniden evimdeydim.
---
Odama çıktığımda her şey bıraktığım gibiydi. Kitaplarım, fotoğraflarım, eşyalarım… Sanki hiç gitmemişim gibi.
Güzel bir duş aldım, üzerimi değiştirdim ve aşağı indim. Makbuş'umla annem en sevdiğim yemekleri hazırlamışlardı.
Masaya oturduğumda kendimi tutamadım. Her şeyden bol bol yedim. İnsan bazen bir yemeği değil, o yemeğin etrafında bir araya gelen insanları özlüyordu.
Yemekten sonra salona geçtik. Annemle babam Amerika'daki hayatımı, okulumun nasıl geçtiğini, neler yaptığımı ve orada yaşadığım anıları merak ediyorlardı.
Ben de her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattım.
Sohbetimiz uzadıkça uzadı. Ancak yolculuğun yorgunluğu ve gün boyunca yaşadığım heyecan sonunda kendini hissettirdi.
Aileme iyi geceler dileyip odama çıktım.
Başımı yastığa koyduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.
Uzun zamandır ilk kez kendimi bu kadar huzurlu hissediyordum.
---
Aradan birkaç gün geçti.
Ailemle vakit geçiriyor, arkadaşlarımla yeniden görüşüyor ve uzun zamandır özlediğim hayatıma alışmaya çalışıyordum.
Türkiye'ye döndüğümü duyan arkadaşlarım benim için küçük bir kutlama düzenlemişlerdi. Onları yeniden bir arada görmek beni çok mutlu etmişti.
Bol bol sohbet ettik, güldük, eski günleri hatırladık. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile.
Gece herkes evine dağıldığında ben de eve döndüm. O kadar yorulmuştum ki yatağa uzanır uzanmaz uykuya daldım.
Önümde yeni bir hayat vardı. Henüz bu hayatın beni nereye götüreceğini bilmiyordum.
---
Birkaç gün sonra, kahvaltı masasında otururken babam bana döndü.
— Lale, kızım. Şirketle ilgili ne düşünüyorsun?
Elimdeki çatalı bırakıp ona baktım.
— Nasıl yani, babacığım?
Babam kahvesinden bir yudum aldıktan sonra anlatmaya başladı.
— Artık biraz yoruldum kızım. Yıllardır bu işin içindeyim. Biraz kendime zaman ayırmak, işlerin yoğunluğundan uzaklaşmak istiyorum. Ama şirketi bir anda bırakacak değilim. Senin de işlerin başına geçmeni istiyorum.
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Ama babacığım, ben daha yeni döndüm. Biraz dinlenirim, belki küçük bir tatil yaparım diye düşünüyordum.
Babam gülümsedi.
— Biliyorum kızım. Senden yarın gelip bütün şirketi yönetmeni beklemiyorum. Önce benimle çalışırsın. Toplantılara katılırsın, çalışanları tanırsın, işleyişi öğrenirsin. Zamanla sorumluluklarını artırırız. Ben de yanında olurum.
Söylediklerini düşündüm.
Amerika'da yüksek lisansımı tamamlamış, kendi alanımda deneyim kazanmıştım. Ancak bir reklam şirketinin yönetimi bambaşka bir sorumluluktu. Bu işin yalnızca yaratıcı tarafını değil, ekonomik ve idari yönünü de öğrenmem gerekiyordu.
— Peki, dedim sonunda. Ama bana biraz zaman vermelisin. Her şeyi hemen öğrenemem.
Babamın yüzü aydınlandı.
— Zaten istediğim de bu, kızım. Sana güveniyorum. Zamanla öğreneceksin.
Babamın bana güvenmesi beni mutlu etmişti ama üzerimde bir baskı da hissetmiyor değildim.
Onun yıllarını verdiği şirketi hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum.
Bu yüzden kendime bir söz verdim.
Elimden gelenin en iyisini yapacaktım.
---
İşe başladığım ilk gün, düşündüğümden daha heyecanlıydım.
Babam beni çalışanlarla tanıştırdı. Şirketin farklı birimlerini gezdirdi, devam eden projeleri anlattı ve hangi işlerin nasıl yürütüldüğünü gösterdi.
Masa başında oturup birkaç evrak incelemekten ibaret bir iş olmayacağını anlamam uzun sürmedi.
Toplantılar, müşteri görüşmeleri, bütçeler, sunumlar, reklam kampanyaları…
Her şeyin birbirine bağlı olduğu büyük bir düzen vardı.
Babam ilk günlerde beni mümkün olduğunca işin içine dâhil ediyordu. Bir toplantıya giriyor, ardından onunla toplantıda konuşulanları değerlendiriyordum. Bazen anlamadığım konuları soruyor, bazen de kendi fikirlerimi paylaşıyordum.
İlk haftalar kolay geçmedi.
Özellikle bütçe hesaplamaları ve sözleşmelerin ayrıntıları konusunda kendimi geliştirmem gerektiğini fark ettim. Yaratıcı fikirler üretmekte kendime güveniyordum ama şirket yönetiminin her ayrıntısına hâkim değildim.
Bazen bir dosyanın başında uzun süre oturduğum oluyordu. Bazen de toplantıdan çıktığımda kafamda cevaplanmamış bir sürü soru kalıyordu.
Yine de pes etmedim.
Babamdan yardım istedim, notlar tuttum ve öğrendiklerimi tekrar tekrar gözden geçirdim.
Babam da beni sabırla yönlendiriyordu.
— Lale, bu işler zamanla oturur. Önemli olan bilmediğini kabul etmek ve öğrenmekten kaçmamak, derdi.
Bu sözleri aklımın bir köşesine yazmıştım.
Günler geçtikçe şirkete alışmaya başladım. Çalışanlarla daha rahat iletişim kuruyor, toplantılarda kendimi daha iyi ifade ediyor ve projeler hakkında daha bilinçli yorumlar yapıyordum.
Üstelik resim ve fotoğrafçılık alanındaki deneyimim de işime yarıyordu. Görsel tasarımları değerlendirirken farklı fikirler sunuyor, reklam kampanyalarının yaratıcı yönleriyle ilgileniyordum.
Bazı çalışanlar başlangıçta beni yalnızca patronun kızı olarak görüyordu. Bunu hissetmemek mümkün değildi.
Ama kimseye bir şey kanıtlamak için tartışmaya girmedim.
Çalıştım.
Öğrendim.
Kendimi geliştirdim.
Zamanla fikirlerimin dikkate alınmaya başladığını gördüm. Bir projeye katkı sunduğumda bunun yalnızca babamın kızı olduğum için değil, gerçekten emek verdiğim için kabul görmesini istiyordum.
Ve yavaş yavaş bunu başarmaya başladım.
---
Türkiye'ye dönmemin üstünden çoktan altı ay geçmişti bile zaman ne çok hızlı geçmişti.
Artık şirketin işleyişini daha iyi kavrıyor, babamın yanında toplantılara katılıyor ve bazı projelerin sorumluluğunu üstleniyordum.
Bir sabah babam odama geldiğinde elimde devam eden bir reklam kampanyasının dosyası vardı.
— Lale, seninle konuşmam gereken bir konu var, dedi.
Sandalyemde doğruldum.
— Dinliyorum, babacığım.
— Bir inşaat firmasıyla yeni bir reklam anlaşması yapmayı düşünüyoruz. Oldukça büyük bir proje. Karşı taraf da işini ciddiye alan, güçlü bir firma. Bu görüşmeyi iyi değerlendirmemiz gerekiyor.
Dosyayı önüme bıraktı.
— İstiyorum ki bu projede sen de aktif olarak yer al. Hazırlıkları birlikte yapalım. Toplantıya da benimle katılırsın.
Dosyayı açıp incelemeye başladım.
Bu, şimdiye kadar üzerinde çalıştığım işlerden daha kapsamlı bir projeydi. Aynı zamanda kendimi göstermek için önemli bir fırsattı.
— Tamam, babacığım. Elimden geleni yapacağım.
Babam gülümsedi.
— Bundan şüphem yok, kızım.
O günün geri kalanını proje dosyalarını inceleyerek geçirdim. Hedef kitleyi, reklam stratejisini ve görsel tasarım seçeneklerini değerlendirdim. Kendi fikirlerimi not aldım, eksik gördüğüm noktalar üzerinde çalıştım.
Önümüzdeki günler oldukça yoğun geçecekti.
Ama artık bu yoğunluğun beni eskisi kadar korkutmadığını fark ediyordum.
Yavaş yavaş kendi yolumu çiziyordum.
---
İnşaat firmasıyla yapılacak toplantı için hazırlıklarımızı tamamlamak üzere günlerce çalıştık.
Projenin her ayrıntısını gözden geçirdim. Sunumumuzu hazırladık, olası sorulara karşı kendimizi geliştirdik ve toplantı öncesinde babamla son değerlendirmeleri yaptık.
Toplantı günü geldiğinde erkenden şirkete gittim.
Heyecanlıydım ama bu kez kendime daha çok güveniyordum.
Babamla birlikte toplantı salonuna geçtiğimizde karşı tarafın temsilcileri de gelmişti. Kısa bir selamlaşmanın ardından herkes masadaki yerini aldı.
Babam beni karşı tarafa tanıttı.
— Kızım Lale. Bir süredir bizimle birlikte çalışıyor. Bu projede de kendisi aktif olarak yer alacak.
Gülümsedim.
— Memnun oldum. Sizinle çalışmayı umuyorum.
Karşı taraftan gelen temsilcilerden biri başını hafifçe salladı.
Toplantı başladı.
Hazırladığımız sunumu sırayla anlattık. Ben özellikle reklam kampanyasının yaratıcı yönünü, görsel konsepti ve hedef kitleye nasıl ulaşacağımızı açıkladım.
İlk başlarda biraz heyecanlansam da konuşmaya devam ettikçe rahatladım. Karşı taraftan gelen soruları yanıtladım, önerilerimi sundum ve projemizin neden etkili olacağını anlattım.
Toplantının sonunda olumlu tepkiler aldık.
Projemizi beğenmişlerdi.
Anlaşmanın son ayrıntılarını değerlendirmek üzere yeniden görüşmeye karar verdik.
Toplantı sona erdiğinde derin bir nefes aldım.
Babam bana dönüp gülümsedi.
— Güzel iş çıkardın, kızım.
Bu sözleri duymak beni fazlasıyla mutlu etmişti.
Çünkü bu kez yalnızca babamın desteğine sahip değildim. Kendi emeğimin karşılığını da almıştım.
---
Sonraki günlerde görüşmeler devam etti. Projenin ayrıntıları netleştirildi ve nihayet anlaşmanın imzalanması için tarih belirlendi.
İmza günü geldiğinde her şey planladığımız gibi ilerledi.
Belgeler imzalandı, taraflar birbirini tebrik etti. Uzun süren hazırlıklarımızın karşılığını almıştık.
Anlaşmanın ardından karşı şirketin temsilcileriyle kısa bir sohbet ettik. Projenin başarılı olacağına dair umutluyduk.
İşte o gün, karşı şirketin sahibi Kaan'la tanıştım.
Kaan yirmi dokuz yaşındaydı. Uzun boylu, esmer tenli ve mavi gözlüydü. Üzerindeki takım elbise ona oldukça yakışıyordu. İlk bakışta kendinden emin ve ciddi biri olduğu anlaşılıyordu.
Babam bizi tanıştırdı.
— Kaan Bey, kızım Lale. Son zamanlarda projelerimizde aktif olarak yer alıyor.
Kaan bana dönerek elini uzattı.
— Memnun oldum, Lale Hanım. Sunumunuzu dinleme fırsatım oldu. Özellikle görsel konseptle ilgili fikirlerinizi başarılı buldum.
Beklemediğim bu iltifat karşısında gülümsedim.
— Çok teşekkür ederim. Projenin güzel sonuçlar vermesini umuyorum.
— Ben de öyle. Görünüşe göre birlikte iyi işler yapacağız.
El sıkıştık.
İlk karşılaşmamız bundan ibaretti.
Ne uzun bakışmalar olmuştu ne de kalbimin yerinden çıkacakmış gibi attığı bir an…
Yalnızca iki şirketin ortak bir proje üzerinde anlaşmaya varmasıyla gerçekleşen sıradan bir tanışmaydı.
En azından o gün benim için öyleydi.
---
Anlaşmanın tamamlanmasının ardından iki gün sonra şirketler arasında tanışma ve kaynaşma amacıyla bir kutlama düzenleneceğini öğrendik.
Kaan ve ailesi bu organizasyona ev sahipliği yapacaktı. Bizim şirketten de yöneticilerin ve çalışanların katılması bekleniyordu.
Babam bu davete katılacağımızı söylediğinde başımı salladım.
— Tabii, babacığım. Ben de gelirim.
Açıkçası bu tür organizasyonlara artık alışmaya başlamıştım. İş hayatında yalnızca toplantılara katılmak yeterli değildi; insanlarla iletişim kurmak, yeni bağlantılar edinmek ve iş ilişkilerini güçlendirmek de önemliydi.
Kutlamanın yapılacağı gün geldiğinde hazırlanmak için odama çıktım.
O gece kırmızı, kalın askılı, derin göğüs ve bacak dekolteli, hareketli bir elbise giymeye karar vermiştim. Saçlarımı ve makyajımı tamamladıktan sonra aynanın karşısına geçip son kez kendime baktım.
Hazırdım.
Çantamı alıp aşağı indim. Kapıya çıktığımda beni bekleyen arabaya doğru ilerledim ancak birkaç adım sonra duraksadım.
Bu, benim arabam değildi.
Kapının önünde karşı şirketin şoförü bekliyordu.
Şaşkınlıkla yanına yaklaştım.
— Affedersiniz, burada ne yapıyorsunuz? Benim arabamı bekliyordum.
Şoför nazikçe cevap verdi.
— İyi akşamlar, hanımefendi. Kaan Bey sizi arabada bekliyor.
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
— Kaan Bey mi?
Tam o sırada arabanın kapısı açıldı.
Ve Kaan'ı gördüm.
Üzerindeki takım elbiseyle oldukça şık görünüyordu. Beni görünce gülümsedi.
— İyi akşamlar, Lale Hanım. Sizi bekliyordum.
— İyi akşamlar, Kaan Bey ama beni neden kendiniz almaya geldiniz? Açıkçası şaşırtınız beni teşekkür ederim.
— Aynı yere gidiyoruz. Hem yol boyunca sohbet ederiz diye düşündüm. Umarım sakıncası yoktur.
Bir an düşündükten sonra gülümsedim.
— Hayır, elbette yok.
Arabaya bindim.
Yol boyunca projeden, şirketlerimiz arasındaki iş birliğinden ve kutlamanın hazırlıklarından konuştuk. Sohbetimiz oldukça rahattı. Kaan'ın yalnızca ciddi bir iş insanı olmadığını, konuşmayı bilen ve karşısındaki insanı dinleyen biri olduğunu da fark ettim.
Organizasyon alanına vardığımızda birlikte arabadan indik.
Açık havada düzenlenmiş şık bir kokteyl alanıydı. Canlı müzik çalıyor, konuklar kendi aralarında sohbet ediyor, bazıları dans ediyordu.
İçeri girdiğimizde bizi karşılayan birkaç kişiyle selamlaştık. Ardından diğer şirket sahipleri ve çalışanlarla bir araya geldik.
Gece boyunca farklı insanlarla sohbet ettim. Kaan da zaman zaman yanıma geliyordu. Bir ara birlikte projenin nasıl ilerleyeceğini konuştuk, başka bir ara da iş dışındaki konulardan bahsettik.
Onunla konuşmak düşündüğümden daha kolaydı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde müzik değişti. Kaan bana dönüp elini uzattı.
— Benimle dans eder misiniz, Lale Hanım?
Bir an şaşırdım.
Sonra gülümseyerek elini tuttum.
— Memnuniyetle.
Birlikte dans etmeye başladık.
İlk başta biraz çekinsem de kısa sürede rahatladım. Müzik eşliğinde sohbet ettik, güldük. Bir ara göz göze geldiğimizde Kaan'ın mavi gözlerinin ne kadar dikkat çekici olduğunu fark ettim.
Ama o gece hissettiğim şeyin adını koymak için henüz erkendi.
Kaan benim için yeni tanıştığım, birlikte çalışacağım bir iş insanıydı.
Onu tanımak için daha çok zamanım vardı.
Ve belki de en güzel şey buydu.
Çünkü bazı hikâyeler bir anda başlamaz.
Önce küçük bir tanışmayla, birkaç cümleyle, paylaşılan bir gülümsemeyle başlar.
Sonra insan farkına bile varmadan, hayatında bir zamanlar yalnızca yabancı olan biri için özel bir yer açar.
Benim hikâyem de öyle başladı.
Henüz bilmiyordum ama o gece tanıştığım adam, bir gün hayatımın en büyük aşkı olacaktı.
Ve bir gün, yine onun yüzünden en büyük acılarımdan bazılarını yaşayacaktım.
Ama o zamanlar bunların hiçbirini bilmiyordum.
Ben yalnızca hayatımın güzel bir dönemine girdiğimi sanıyordum.
Bölüm etkileşimi
