Bir garip Yakup kitap kapağı

1. bölüm / 1

Bir garip Yakup

-Adam gibi-

Yazar: Nonah Dila

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: -Adam gibi-
  1. 1 -Adam gibi-2.133 kelime · Okuduğun bölüm

Yıl 1950

Gecenin kuytu sessizliği çökmüştü şehre, şehir ışıklarını kapatmış uykuya geçmişti. Genç adam kapalı ışıklar ardında oturuyordu. Odaya vuran tek ışık, perdesi çekilmemiş camdan gelen ay ışığıydı. Elinde alkol bardağı düşüncelere dalmıştı adam. Önündeki sehpanın üstünde boş alkol şişeleri pencereden gelen ay ışığının odaya yayılmasını sağlıyordu.

Sessizliği dinledi adam uzun uzun çokça dile getirdiği sessizliğe ermişti işte mutlu olsundu, artık alkolü de rahatça alabiliyordu başında dırdır eden yoktu şimdi, neden mutlu değildi oysa bunlara ulaşmak için yaşamıştı bunca olayı. Yeni bir sigara yaktı kendine az önce üç kutu bitirmemiş gibi, derince içine çekmek istedi zehrini ancak neden huzurlu değildi o değil miydi sırf sigarasına laf edildiği için yeri göğü yıkan o değil miydi bir sigara için kalp kıran şimdi içsindi rahat rahat ne de olsa muradına ermiş olması gerekiyordu neden acı çekiyordu o zaman.

O değil miydi ses çıkarıyor diye karısını azarlayan şimdi ne diye batıyordu o çok istediği sessizlik, o değil miydi onu kovan ona git diyen şimdi ne diye kızıyordu arkasından ne diye üzülüyordu. Muradına ermişti işte iki yıldır hayalini kurduğu hayatı yaşamaya başlamıştı niyeydi içindeki bu acı.

Karı dırdırından kurtulmuştu işte sorumlulukları da yoktu parasını istediği gibi yesindi şimdi.
"Ulan.."
dedi içinden
"Ulan kırk takla attın gitsin diye etmediğini bırakmadın şimdi geri mi istiyorsun şerefsiz. Adamlığa sığar mı lan? Adam mıyım ben? Kafa ütülüyorsun dediğim kadının sesini nasil özlerim. Fazla süründü diye kokusundan rahatsız olduğum kadının kokusunu nasıl özlerim.... Ulan ayak seslerini bile yav ayak seslerini bile oysa ben değil miydim ses çıkarmasın diye terlik bile giymesine kızan, bu nasıl çelişkidir oysa ben değil miyim söylediklerinin arkasında duvar gibi durmasına ünlü olan, nedir bu yaptığım?..."

Dayanamadı kafasındaki düşüncelere daha fazla vurdu masaya, kırdı bardakalrı şişeleri, eline ne geldiyse paraçaladı, bağırdı çağırdı öfke nöbetleri geçirdi sesi ta evvelki evlerden duyulmuş gelen bi düzine insan zor zaptetmişti adamı ama ne fayda iş işten geçmiş giden gitmiş olan olmuştu zamansa geri gelmezdi.

Hakmış hukukmuş pek bilmezdi Yakup kendi bildigi doğrular vardı adaleti kendince sağlardı. Büyük bir kasabada yaşıyordu en bilindik kahvehanenin sahibiydi bunun yanı sıra kasabanın sahibiydi bir nevi, bir olay oldu mu ilk ona gelirdi haber, birine bir şey oldu mu ilk o sağlardı adaleti. Saygı duyulan herkesçe korkulan bir adamdı Yakup, her yerde eli kulağı vardı adı geçti mi içlere korku girerdi, sertti metti adaletliydi ama yeri gelince ne merhameti ne acıması kalırdı.

Bedeni de şanı kadar heybetliydi, iki metreye yakın boyu geniş göğüslü iri vücudu vardı ağır işlerlede uğraştığından kaslıydıda, adımları bastığı yeri titretirdi. Bakışlarıyla hizaya getirirdi adamı, keskin yüz hatları vardı sert duruşuyla uyumlu. Karaydı gözleri Karaydı saçları hafif yanık yeni vardı. Orda yaşayan herkes gibi devlet meselelerini sevmezdi polisti karakoldu haktı hukuktu pek işlemezdi Yakup'a.

Lise terkti onu bile zor okumuştu sevmezdi birinden emir almayı tahammülü yoktu insana, çok konuşmaz konuşanı sevmezdi. Sessizliği isterdi huzuru sessizlikte bulurdu. Cahil düşünceli biri değildi ancak kendince belli başlı kalıplaşmış düşünceleri vardı.

Anası babası yoktu küçükken ölmüşlerdi bi amcası vardı bir süre onlarda yaşamıştı taki yengesiyle bozuşana kadar, sevmezdi o kadını çok konuşur boş konuşurdu zaten kadında onu sevmezdi her fırsatta gitmesini söylerdi öyle de olduydu liseye giderken kendi başına yaşamaya başlamıştı. Tabi amcası yinede elini üstünden çekmemişti ama pekte işe yaramamıştı memur adamdı sonuçta evine zar zor bakıyordu.

Yaşı ilerleyince yengesi üstüne vazifeymiş gibi onu evlendirmeye çalışmıştı. Kasabaca metedilen bir adam saygı duyulan bir adamdı ancak korkutucuydu da bunun yanı sıra genç kızlar ona baksa da bundan ileriye gitme cesaretini gösteremiyorlardı, hoş Yakup'un da baktığı yoktu kızlara düşünmezdi öyle şeyleri, aklida fikride işinde gücündeydi.

Ne zaman 28 yaşına gelmişti o sırada yengesi yine bir kız bulmuş ona söylemeye çalışıyordu eninde sonunda bıkmış tamam demişti kızın rızası varsa evlenirim. Yakup'a göre evlilik sorumluluktu yani öyle görmüştü önünde tek örnek amcasına yengesiydi ve gördüğü kadarıyla iyi bir şey değildi bu evlilik. Yine de olması gerekiyordu sonuçta.

Kasabada hangi kızla ayarlamaya çalışsalar olmuyordu çünkü uzaktan ona hayran olan kızlar yanında korkudan konuşamıyordar üstüne titriyorlardı buda adamın sinirine gidiyordu tamam kadının korkması iyiydi de her dakika titreyen birine tahammül edemezdi kendini canavar gibi hissediyordu böyle zamanlarda. Eğer önümde titremeden duran kız varsa evlenirim diye söz geçiriyordu.

Oldu ya işte bir gün yine yengesinin ayarladiğı kızla görüşmeye gittiği zaman onu gördü. ince Zarif bir bedeni uzun kıvırcık kızıl saçları Yemyeşil kocaman gözleri olan bir kız karşısında durabildi. Yengesinin ayarladığı kız değildi korkudan gelememiş arkadaşını yollamıştı. Önce olmaz dedi çünkü Yaşı küçüktü daha on dokuzuna yeni girmiş gencecik kızdı o, ama Yakup yirmi sekiz yaşındaydı zorlasa otuz olacaktı ama nasip bu ya rıza verdi kızında gönlü olunca evlendi.

Hazeldi karısının ismi, oda Yakup gibi kimsesizdi. Sessizdi çoğu zaman gerektiğinde konuşurdu, başlarda iyi geçindiler. Hazel sesi soluğu çıkmayan fazla isteği olmayan tamda Yakup'a göre biriydi ayrıca kocasından korkmuyordu saygılıydı ama korkusu yoktu.

Sadece fazla güleryüzlüydü fazla Neşe doluydu fazla ilgi gösteriyor istiyordu Yakup gibi düz bir adam için fazlaydı bunlar ama küçüklüğüne veriyordu kızın.

Bir buçuk, iki yıl sonra sakin evlilikleri Yakup'un alkol ve sigaraya başlamasıyla gerilmeye başladı. Genç kız ilk başlarda ses etmesede Yakup'un alkole fazla para yatırması eve geç ve sarhoş gelmesiyle konuşmaya başlamıştı. Önce ufak tartışmalar sonra kavgalar olmaya başlamıştı.

Zaman ilerledikçe kavgalar büyümeye devam ediyordu hatta o kadar şiddetli ve sesli oluyordu ki mahalleyi inletiyotdu sesleri müdahale etmek isteyenler olsada kimse Yakup'la karşı karşıya gelmek istemiyordu. Kasabada belkide ondan çekinmeyen tek kişi vardı oda karısı Hazeldi.

O gün yine büyük kavgalardan birindeydiler. Yakup hafif sarhoş olsada sesi camları sallandırmak kadar ayıktı.
"Bıktım ulan bıktım senin bu dırdırlarından , rahat bırak be kadın ne yapıyorum sanki içip içip dövüyormuyum? Kendi halimde içiyorum çokmu batar ne karışırsın."
"Olay bana batmasımı Yakup he! Derdim evin rızkını bu illete yatırmandır."
"Ne rızıkmış arkadaş, iki kuruş zevkinize veriyoruz diye rızkımız azalacak. O senin verdiğim parada gözün olduğundan olmasın?"
"Ne diyorsun Yakup sen? Ne parası ne gözü bahsettiğim bu değil!"
"Sesini yükseltme bana karşı!"
"Asıl sen yükseltme!"
"Bak hala karşılık veriyo, de git odaya."
"Hah ciddisin sen karşılık verirsem ne olur Yakup çok sessiz buldun galiba beni ezmeye-"
"Hay sana! Yeter be dır dır dır sabahtan beri bi rahat komadın evlendik de karı mı aldık eziyet mi belli değil, Ulan elin karıları kocalarının korkusuna ses çıkaramıyor benimki bana kafa tutuyor, ben sana çok yüz verdim ondan oldu bunlar."
"Yakup-"
"Bana bak kadın! Bundan sonra böyle beğenmiyorsan kapı orada defolur gidersin."
"Ne?!.."
"Ne dediysem o başımda dırdır yapacaksan gidersin yok öyle karşılık vermek."
"Sen ne dediğinin farkında mısın?"
"Farkındayım!! Ya defolup gidersin ya da kırıp dizini oturursun aşağıya"
İyice sinirden gözü dönen adam ceketini giyip kapıya ilerledi.
"Giderim... yemin olsun bu kapıdan çıktığın an bir daha beni göremezsin hiç varolmamışım gibi giderim hayatından.."
Karısının titreyen sesle dediklerinden sonra biraz duraksadı Yakup ancak fazla umursamadan çıktı gitti kapıdan nasıl olsa gidemez diye düşündü o an cesaret edemez dedi, oysa bilmiyor muydu karısı az konuşurdu ama konuştuğu zaman boş konuşmazdı yapmayacağı şeyi söylemezdi.

Sabaha kadar eve dönmedi Yakup gece kahvede kaldı kah içti kah sigara yaktı en sonunda sızdı. Sabah güneş doğduğunda arabasına atladı evine gitti. Günlerden pazardı dükkan açmayacaktı.

Arabasını bahçeye bıraktı yavaşça eve yaklaştı ev birden gözüne kasvet gelmeye başlamıştı umursamadı zile bastı. Açan olmadı, karısının ona gönül koyduğunu bu yüzden açmadığını düşündü ve kapının yanındaki saksıdan yedek anahtarı aldı ve içeri girdi.

Ev sessizdi önce salona geçti dün kırılan dökülen eşyalar yoktu tertemiz yapılmıştı camlar açılmış içeri temiz hava kokuyordu etraf birşey olmamış gibiydi hafif gülümsedi iyi yapmış diye geçirdi içinden sonra hedefi yatak odası oldu kapıyı açtı. Burnu almayı beklediği kokuyu almadı çünkü buranın da camları açıktı.

Gözleri de aradığını bulamadı yatakları boştu hiç bozulmamış gibi temiz çarşaflarla duruyordu. İçine bir sıkıntı oturdu Yakup'un bir umut banyoya girdi ama burasıda boştu. Kendince beni korkutmaya çalışıyor herhalde diye düşündü ve yüzünü yıkamak için musluğun yanına gitti. Yüzünü yıkadıktan sonra fark etti ki diş fırçasının yanı boştu içindeki sıkıntı giderek büyüdü. Hızla evi aramaya başladı, tüm odalara baktı ama karısı yoktu üstelik karısına ait hiç bir şey ortalıkta yoktu en son giysi dolabını açtı ve en büyük yıkımı orda yaşadı. Kıyafetlerinin yanı boştu. Tüm gömlekleri yıkanmış ütülenmiş yerli yerine konmuştu ancak tek bir tane Hazelin kıyafetlerinden yoktu. Emin olmak için her yere baktı ancak kirli sepeti dahi boştu. Ev temizlenmiş süpürülmüş tertemiz şekilde duruyordu ancak karısına ait tek bir eşya yoktu. Sanki gerçekten daha önce burada bulunmamış gibi sanki hiç varolmamış gibi...

Aradan bir hafta geçmişti. Yakup sormuş soruşturmuştu karısı gerçekten de gitmişti gece otobüsüne binip gitmişti. Aramayı düşünmedi hiç yada bulmayı giden gitmiştir gittiği gün bitmiştir demiş hayatına devam etmişti, alkolü arttırmış rahat rahat içmişti.

Geceleri uyuyamamış sızmıştı evde yiyecek kalmamış sigara içmişti. Bir insanın çökebileceği en dibe çökmüştü. Zaman ilerliyor Yakup'un ahvali giderek kötüleşiyordu. Amcası ona bir el atması gerektiğini düşünmüş aklına şehre göndermek gelmişti zamanında Ankarada olan şimdilerde de duran eski kahvehaneyi söylemiş kendine gelmesi için biraz söz etmişti. Yakup da dayanamamış artık ona dar gelen evi, kahveyi bırakmış Ankara gitmişti, şehirdeki dükkanı açmaydı düzenlemeydi derken kendine de çekidüzen vermiş günlerini böyle geçirmişti. Tabi hal böyle olsa da hep eksikti diğer yanı, boştu sol tarafı, ses yoktu hayatında. Bir ara dayanamayıp gururunu ezip karısının köyüne gitti alıp getirmek için hatta af dilemeye bile hazırdı lakin köyde olmadığını onu gönderdiklerini duyunca kahroldu. Nereye gider ne yapardı ufacık birşeydi zaten, zorda olsa öğrenmişti yerini Ankaradaydı karısıda çalışmaya göndermişlerdi onu, öğrendi ki karısı Hazel hemşireymiş, hatırladı ilk zamanlar karısı okuldan son seneden bahsederdi ama Yakup çok dinlemeyip he der geçerdi meğersem son senesiymiş evlendiğinde uzaktan vermiş dersleri öyle mezun olmuş iki sene de erken yazdığında okula hemencecik mezun olmuş. Karısını adam gibi dinlemediğine yanmıştı bu sefer ne fos adamım diye düşünmüştü Yakup adımın yanına koydukları lakaplar ne içi boş şeylermiş diye kendini iyice ezmişti içinde ancak duramadı böyle karısını istiyordu yanında olsun o varlığı tekrar hissetmek istiyordu. Bizim Yakup'un yüreği sevdaya düşmüştü de yeni yeni anlıyordu ya hep böyle değil miydi zaten hep kaybedince anlardık değeri.

Bir kayıptır ki heybetiyle anılan Yakup'un heybetini çekip alan, zayıflatan, çökerten öyle ki otuzlarının daha başında olan Yakup karısından sonra otuzlarının sonunda göstermeye başlamıştı oysa onun yaşı hep daha genç gösterirdi. Gelmeyelim Yakup da Ankarada hastane hastane karısını aramaya başladı koskoca şehir bir sürü hastane sağlık kuruluşları arada iş güç amma yılmadı adam biliyordu çünkü bunlar ona hep haktı ne şikayet etmeye ne söylenmeye ne de yılmaya hakkı yoktu.

Haftalar geçti belki aylar belkide yıllar geceleri iş gündüzleri ise karısını aramaktan vücudu iflas etti Yakup'un fazla kilo kaybetmiş zaten alkol va sigaradan mahvettiği bedeni uykusuzluktan ve yorgunluktan son raddeye gelmişti bi gün yine hüsranla hastaneden çıkmıştı yürürken artık takati kalmayan Yakup kaldırıma düşüp bilincini kaybetmişti işte mucize o zaman olacaktı ya aylardır karış karış aradığı karısının ayaklarının dibinde yığılıvermişti adam.

Hazel çalıştığı hastaneye yürürken özlediği ama gururundan gidip görmediği kocasını yıkık vaziyette yürürken görmüş ona doğru ilerlemiş ama tam önüne geldiği vakit kocası bayılmıştı, telaşlanan Genç kız etraftakilerden yardım istemiş ve kısa süre içinde kocasını hastaneye götürmüştü.

Yakup kolunda serum sedyede yatarken Hazel elinde kocasının kan tahlilleri üzgünce oturuyordu. Kocasının vaziyeti iyi değildi zaten en son bıraktığı Yakup değildi fazlaca Kilo vermiş her daim dik omuzları çökmüş gözlerinin altları morarmış, on yaş daha fazla gösteren biri olmuştu ve bunlar sadece alkolle sigarayla olan şeyler gibi durmuyordu tahlillere göre uzun zamandır uykusuz ve aç kalmıştı. Biten serumu yeniledikten sonra uzun zaman uyuyacağını anladığı kocasının ayakkabılarını ve çoraplarını çıkardı ki gözleri dolmaya başladı Yakup'un ayaklarının her bir tarafı kan ve su toplamıştı topukları nasırlaşmış acı verici görünüyordu ama bıraktığında böyle değildi ki kocası, ah be adam dedi kendi kendine hiç bakmadın mı ayaklarına. Söylense de kıyamayıp ayaklarına pansuman yaptı güzelce sardı, sonra ceketini çıkardı rahat etmesi için.

Yakup gözlerini açtığında hava kararmış gece olmuştu uyandığında yanında Hazeli görünce önce hayal sanmış sonra gerçek olduğunu anlayınca belkide ergenliğinden bu yana ilk defa ağlamaya başlamıştı, hıçkıra hıçkıra ağlıyor bir yandan konuşmaya çalışıp af diliyordu.

Hazel bi anda kocasını bilmediği yüzünü görünce şaşırmış haline üzülüp teselli etmeye çalışmıştı oysa kırgındı çok sevdiği adama ama kıyamıyordu da. Adamın mazlum bakışlarına dayanamayıp sarılmıştı sımsıkı. Sabaha kadar karısına sarılıp hem hasret giderip hem özür dileyen pişmanlıklarını anlatan Yakup diğer yandan da edip şükrediyordu Hazeli bulduğu için.

İlk başta geri dönmeye ikna olmayan Hazel bir kaç ay sonra gururunu kırıp kocasına ikinci bir şans vermekte karar kıldı tabi bunda Yakup'un Ankarada yaşamaya başlaması ve işten çıkmayacak olmasıda etkili olmuştu. Yakup o günden sonra kendine verilen şansa hep dua etmiş ve karısının üzerine titremişti ilgiyse ilgi demiş nazsa naz demiş mutlu olsun kırgınlığını unutturmasa da hüzünü geçsin diye elinden geleni yapmış gerçekten adam gibi sevmeyi öğrenmişti. Karısını ne kadar severse o kadar evi içi yuvası huzur doluyordu adamın. Bir kaç yıl sonra iki oğlu olmuş sonra da bir kızı olunca huzurun her yönünü tatmıştı Yakup. Önce sevmeyi sonra aile olmayı öğrenmiş yıllar geçtikçe zor yoldan da olsa öğrendiği şeyleri çocuklarına aktarmıştı.

Yakup şanslıydı da ikinci şans verilmişti yanlışından sonra ama bazen verilmez kırılan gider bir daha da dönmez. Ardını düşünülmeden edilen sözler çok büyük kayıplara yol açar ve her zaman kaybını geri alamazsın.

●●●●

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…