8. bölüm · Bir Cinayet Vakası
(8.) Toplantı
Pelin'e öylece bakakaldığımda kendisi zafer kazanmışçasına gülümsedi. Bu yaptığı beni daha çok sinirlendirmişti. Sinirle gözlerimi devirdiğimde bu sefer büyük bir kahkah attı. "Asya işte şimdi elime düştün" evet onun eline düşmüştüm. Nefret ediyorum herkesten! "Kes sesini komik değilsin. Ayrıca burada hâla burada ne arıyorsun yarın toplantı var. Şimdi kaldır o kıçını da git sana attığım sunuma kendininkileri ekle öyle gel" dediğimde beni sinirlendiği için gayet mutluydu.
Sırıtarak ayağa kalktı "Neyse sen artık bir çiçekle falan teşekkür edersin artık, aa bu arda bir mesaj falan yazmak istersen bana söyle ben yardım ederim sana" dedi ve göz kırptı. Sinirden kıpkırmızı olmuştum elimdeki kalemi ona doğru fırlattığımda kapıya doğru koşarak kalemden kurtulmuştu. Kapıyı açıp çıktığında arkasından bağrıyordum. "Gerizekalı aptal düzgün konuş! Ne mesajından bahsediyorsun!" dediğimde çoktan gitmişti.
Uzun süre kendime gelmeye çalıştım. Beni nasıl sinir edeceğini çok iyi biliyordu şerefsiz. Kendime geldiğimde önümdeki sunuma baktım. Yarın önemli bir toplantı yapacaktık ve şuana kadar bulduğumuz tüm delilleri bu toplantıda sunacaktık. Ahmet Bey ve birkaç kişi daha bana bu toplantıyı erteleyebiliriz demişti fakat ben istememiştim. Bir an önce bu toplantıda bitmeliydi.
Tüm delilleri ve olayları bir sunuma sığdırmak çok zordu. En son Pelin de kendi notlarını bana attığında onlarıda sunuma eklemiştim. Şimdi tek yapmam gereken yarını beklemekti. Derin bir nefes verip arkana yaslandığımda aklıma yine o konu gelmişti.
Ben Aral'a nasıl teşekkür edecektim, ne demeliydim? Asıl konu gururumu ayaklar altına alacak olmamdı. Bu yaşıma dek hiç sevgilim olamamıştı, kimseyle doğru dürüst arkadaş bile olamamıştım. Nasıl teşekkür etmem gerektiğini bilmiyorum. Şimdiye kadar hiçbir kişiye teşekkür etmek zorunda olmamıştım şimdide bir erkeğe teşekkür etmek zorundaydım. Bu konu beni aşırı geriyordu. Ne diye beni hastaneye götürmüştü ki! Ah tamam abartmamalıyım, kendine gel Asya! Yavaşça ayağa kalktım ve kendimi Aral'ın odasının önünde buldum.
Kapıyı yavaşça çaldım içeriden "gel" sesini duyduğumda aynı yavaşlıkla kapıyı açtım. Hızlıca içeriye girdiğimde Aral bana boş gözlerle bakıyordu. Yorgun görünüyordu, saçları dağılmıştı, masasıda dağınıktı.
"Merhaba" dediğimde kendime şaşırmıştım niye onu alttan alıyordum ki! "Neden geldin?" dediğinde şaşırmıştım sonuçta götümün keyfine gelmemiştim ya! Kendime o an küfürler savurmaya başladım. Onu yorgun görünce acımıştım ve iyi davranmaya karar vermiştim fakat bu odun bunu bile anlamamıştı.
Öküz aptal gerizalı! İçimden ona da sövmeye başlamıştım bile "Sadece teşekkür etmek için gelmiştim ama görüyorumki teşekkür kabul edecek halde değilsin bu yüzden hiç buraya gelmemişim gibi düşün" dedim ve arkamı dönüp kayıya yöneldim.
Tam kapıyı açacağım anda onun sesiyle durdum "Evet teşekkür kabul edecek durumda değilim ama bu senin teşekkürünse seve seve kabul ederim. " gözlerimi devirdim ve tekrar ona döndüm "Tamam," sinirle derin bir nefes aldım. "Beni hastaneye götürdüğün için teşekkür ederim ve bu anı ömrümüzün sonuna kadar unutalım" dedim ve daha fazla dayanamayıp odadan çıktım.
Daha fazla o odada dursaydım intahar etmek zorunda kalabilirdim. Mesaj yazmanın daha mantıklı bir seçenek olduğunu o an fark etmiştim fakat numarasını almamıştım ve almayıda düşünmüyordum. Hızlı adımlarla odama dönüp eşalarımı aldım, masamdaki bir kaç önemli dosyayı da yanıma alıp çıktım.
Arabama bindiğimde Melisa beni 22 kez aynı soruyu sormak için arıyordu. Bu safer telefonu sinirle açtım "Ne var!" dediğimde kıkırdamıştı. "Abla ne zaman geliyorsun" bu soruyu bugün tam 25 kere duymuştum ve bu 26 olmuştu. "Gelmiyorum Melisa sokakta yatacağım rahatladın mı?" dediğimde kahkaha atmıştı. "Oo tamam birşey demedim nolur canıma kıymayın!" dedi ve yine kahkaha attı. Daha çok sinirlenmiştim "Kes sesini geliyorum! Kapat şimdi telefonu bir daha da benle dalga geçme gebertirim seni." dediğimde "tamam özür dilerim." diyerek telefonu kapatmıştı.
Benim için endişelendiğini biliyordum ama ona iyi olduğumu ve çalıştığımı söylemiştim ve buna rağmen beni 22 kez aramıştı. Sinirlenmekten gayette haklıyım. Arabayı çalıştırıp hızlıca eve gitmeye başladım. Eve vardığımda korumaların kapının önünde olduğunu gördüm. Bir baş selamıyla yanlarından geçip içeri girdim.
Melisa beni görür görmez üzerime uçup sarılmıştı. Ona ne kadar sinirlensemde gülerek karşılık vermiştim. "Abla iyimisin? Çok korktum sana birşey olacak diye" dediğinde küçümseyici bir şekilde gülümsedim "Benden kolay kolay kurtulamazsın yer cücesi" dediğimde kıkırdadı. Benden ayrıldığında koşarak banyoya girdim çünkü onu tanıyordum şimdi kaçmazsam bir daha kaçamazdım o kollardan.
Bonyodan çıktığımda Melisa'nın koltukta oturmuş beni beklediğini gördüm. Hızlıca yanına gelip hemen yanına oturdum. Soran gözlerle ona baktığında derin bir nefes alıp bana döndü "Hastalanmadığını biliyorum hatta zehirlendiğini de biliyorum" dediğinde şoka girmiştim.
Bunu nereden biliyordu? Kim söylemişti?
Hızlıca konuşmaya devam etti "Bu görevden uzaklaşmanı istiyorum çünkü bu katilin tek hedefinin okuldakiler olduğunu düşümüyorum. Bu katil sanada taktı görmüyor musun? Bu işin sonunda sana birşey olacağından korkuyorum" dediğinde ilk defa onu bukadar ciddi görüyordum.
"Bunları nereden öğrendin, kim söyledi?" dediğimde bana daha farklı bakmaya başladı. Gözlerindeki ifadeyi çözemiyorum. "Sosyal medyada gündem oldu bilmiyor musun?" dediğinde şaşırmamıştım. Tabiki bir beyinsiz bunu görüp fotoğraf çekmiştir ve sonra da altına paragraf döşemiştir. Düşündüğüm şeylerle bir göz devirdim.
Melisa'ya dönüp derin bir nefes aldım "Bak Melisa sana yalan söylemeyeceğim evet zehirlendim ve bu işi artık bırakamam. Beni anlamıyorsun biliyorum ama inan ben bu işe başlarken herşeyi göze aldım bu yüzden bırakamam işte. O ölen kızlar seninle aynı yaşta ve artık onlar bu dünyada değil. Onları bir cani sebepsizce hayatlarını ellerinden çekip aldı ve buna kimse tepki göstermedi. O sosyal medyada hayatsızca dolaşan amip beyinliler öyle şeyler söylediler ki ben bile kaldıramadım. Bu yüzden o caniyi bulmak onlara borcum ve ben bu borcu ödeyeceğim. İster sonu mutlu bitsin ister mutsuz ama bu işin sonunda ben bu borcu ödeyeceğim. Senin gibi hayalleri olan tüm kızlar için bunu yapmak zorundayım." dediğimde ikimizinde gözleri dolmuştu.
Elimi uzatıp saçlarında gezdirdim ve ona baktım "Bu konuyu burada kapatalım artık. Ben iyiyim ve hep iyi olacağım. Merak etme seni asla yanlız bırakmayacağım." dedim ve gülümsedim. Bana dolu gözlerle bakıyordu. "Söz mü?" dedi dolu gözlerini gözlerime diktiğinde "Söz" dedim gözünden akan yaşa bakarken. Bana kocaman gülümsedi ve göz yaşını sildi "O zaman film izleyelim" dediğinde güldüm "izleyelim yer cücesi, izleyelim" dediğimde heycanla televizyonu açtı. İkimizde birbirimize sarılarak açtığı polisiye filmini izlemeye başladık.
Üç filmin ardından hava kararmıştı yarına yetiştirmem gereken bir sunum olduğundan odama geçmiştim. Melisa üç film yetmemiş gibi birde dizi izlemeye başlamıştı.
Odama geldiğimde üzerindeki yorgunluğu fark etmiştim. Şuan tek istediğim güzel, sıcak yatağıma yatmak ve günlerce uyumaktı. Bir kez daha sıcak yatağıma bakıp hızlıca çalışma masama yerleştim. Bilgisayarım, dosyalar ve bir çok şeyi hazırlamıştım tek bir eksik vardı. Günlük. Onuda alıp masaya yerleştim ve günlüğü okumaya başladım. Önemli gördüğüm yerleri not alıyordum.
20/10/2019
Merhaba günlük,
Boğluyorum. Bazı şeyler artık çok ağır gelmeye başladı. Bana söyledikleri şeyler çok ağır kaldıramıyorum. Neden hep sevilmeyen ben oluyorum? Nerede yanlış yapıyorum? Aklımda binlerce soru var cevapları olamayan. Oysaki herşey değişir sanmıştım ama hep olduğu gibi yanılmışım...
Bana bugün fahişe dediler. Ben fahişe değilim. Bana neden böyle diyorlar ki?
Eylül beni bir çocukla aynı yere kapattı. İyi birşey yaptığını düşünüyordu fakat benim en kötü günüm oldu. Çocuk beni taciz etti. Beni odanın bir köşesine atıp dışarıdakilere bir fahişe olduğumu söyledi. Çok kötüydü... Çok korkunçtu... Bağırdım ama herkes dışarıda gülüyordu. Kimse yardım etmedi...
Çok utanıyorum
Yaşamak istemiyorum
Çocuğu ittim fazla bir şey yapmadan ama koruyamadım kendimi... Artık herkes bana bakarken bir fahişe görüyor. Herkes neler yaşadığımı, bir fahişe olamadığımı biliyor ama hala bana fahişe diyorlar. Hocalar bile bana tiksinerek bakıyor. Ben kötü birşey yapmadım ki...
Onların yanında ağlamadım ama eve gelince çok ağladım.
Ben sadece konuşacağız sanmıştım.
Çocuğun adı Demir'miş. Bana Açelya söyledi. Bu olaydan sonra tek yanımda olan o oldu. Birde arkadaşı var adı Lina. O da çok iyi biri ama benle konuşmuyor.
Demir 12. sınıflardan, hep partilerde falan takılyor, okulun bad boyu işte. Ondan nefret ediyorum! Tüm erkeklerden nefret ediyorum! Herkesten nefret ediyorum! Neden bunu yapıyorlar ki? Çok utanıyorum...
~
Okuduğum satırlar bana bile ağır gelmişti. Nasıl bu kadar kötü olabiliyorlar cidden anlamıyorum. Bir insan bunu arkadaşına nasıl yapar? Asel bunların hepsini 9. sınıfta yaşamış ve kimse ona yardım bile etmemiş. Şimdi ise o kız artık yaşamıyor...
İşte hayat bukadar acımasız. Asel sadece arkadaş olamak istemiş, bunun için susmuş. Yanlız kalmak istememiş, yanında iyi kötü birileri olsun istemiş fakat kimse yanında olmamış.
Yanlızlık nekadar kötü bir duygu öyle değilmi? İnsan yanlız kalmamak için kendini değiştiriyor, bambaşka biri oluyor. Oysa buna asla değmiyor, değmedi, değmeyecek...
Bazen yanlız kalmak gerekiyor kendimiz olabilmek için... Bazen de yanlızlığı sevmemiz gerekiyor kendimizi bulabilmemiz için...
Satırların ağırlığı yetmemiş gibi diğer sayfaya geçtim.
05/12/2019
Merhaba günlük,
Sana yazacak bile yüzüm yoktu. Kendimi toparlayabildiğim kadar toparladım. Bu aralar daha iyiyim, dedikodularda azaldı. Eylül'le daha iyiyim, sanki bana o olaydan sonra acıdı. Hep yanında gezdiriyor beni, sanki onun yüzünden olmamış gibi... Ondan da nefret ediyorum! Pişman olmuş öyle dedi, benden özür diledi.
Artık ona güvenmiyorum.
Sadece yanında dolaşacağım ve yeri geldiğinde arkasından vuracağım onu. Bana yaşattıkları gibi bir şey yaşatmam çünkü ben onun kadar aşağlık bir insan değilim. Ama zamanı gelince, o bana güvenince alacağım intikam.
~
Bu satırlardan sonra ne diyeceğimi bilemedim. İntikam almaktan söz ediyordu. Bu nasıl bir intikamdı? Bu satırlardan sonra aklıma kızların bedenlerine yazılmış "Bu bir oyun değil, intikam" yazısı geldi. Bu olayla ilgili olabilir miydi? Ozaman Asel niye ölmüştü? Bu seneçek bir yerde dursun, bir işime illaki yarardı.
Bir kaç sayfa daha okuduktan sonra notlarımı sunuma ekledim. Yarın buyük bir toplantı yapacaktık ve her bilgi bize lazımdı. Birkaç dakika sonra işim bitmişti. Herşeyi toplayıp yatağıma girdim. Uyku ilacı içip kafamı yastığa koyduğum an uyudum.
•~•
Sabah uyanmam gereken saatten daha erken uyanmıştım. Banyodaki işlerimi bitirip dolabımın karşısına geçmiştim. Şu hayatta nefret ettiğim en temel şey ne giyeceğimi seçmek. Gerçekten nefret ediyorum, tam bir işkence. Yine çok klasik bir kombin olan t-shirt ve kot pantolon kombini yapmıştım. Saçlarımı topuz yapmış ve uzun, siyah botlarımı giymiştim. Üzerime ise dizlerime kadar olan bir kaban almıştım. Yüzümde hafif bir makyaj vardı. Birde uzun uzun makyaj yapmakla uğraşamazdım. Çantamı alıp kapıda dikilmiş Melisa ya uyarılarda bulunuyordum.
"Bana bak yer cücesi, bugün biliyorsun ki çok önemli bir toplantı var. Sakın beni arama, eğer ararsan seni geldiğin yere geri yollarım haberin olsun" dediğimde sert olduğumun farkındaydım ama onu bu şekilde uyarmadığımda 22 kez aramıştı bu yüzden böyle uyarmak zorundaydım. Beni başıyla onaylayıp sarıldı. Başını okşayıp ondan ayrıldım.
Hızlıca arabama yerleştim ve ofise doğru hızla sürmeye başladım. Şarkı listemden bir şarkı arıyordum ruh halimi anlatacak. Elerim bir şarkıda durduğunda burukça gülümsemiştim. "Bir Derdim Var" çalmaya başlamıştı. Şarkının sözleri geçmişimin ve geleceğimin bir yansıması gibiydi. Şarkı "Gitsem nereye kadar, kalsam neye yarar" diye devam etti. Bende eşlik etmeye başladım.
"Hiç anlatamadım" dediğinde gülümsedim.
"Hiç anlamadılar" bu söz kalbime belkide yüzüncü kez ağır geliyordu.
"Herkes neden düşman? Herkes neden düşman?"
"Unuttuk hepsini, Nuh'un nefesini"
Şarkı devam ettikçe ruhumun derinliklerine gömdüğüm o ezik, güçsüz kız bana buruk bir gülümsemeyle bakıyordu. Bu sefer o tekrarladı şarkının sözlerini "Hiç anlatamadım" dedi gözlerinden yaş akarken. "Hiç anlamadılar" diye devam etti bu kez ağlarken.
Bu şarkının ruhumdaki yeri çok ayrıydı. Şarkı sona yaklaşırken o kız çocuğu bu sefer "Toparlan, sen güçlü bir kadın oldun" diye fısıldadı kulaklarıma. O kız çocuğu tekrar ruhumun derinliklerine gömülürken ben de sağ gözümden akan yaşı silinmiş kendime gelmeye çalışıyordum. Arabayı ofise çok yakın bir yerde durdurdum ve arkama yaslnıp gözlerimi kapattım.
Asel'i kendime benzetmiştim ve bu yüzden en ufacık sözde dağılıyordum. O da benim gibi eziklenmiş, dışlanmış ve yanlızlığa mahkum edilmişti. Bu günlüğü okumak bana iyi gelmiyordu. Hızlıca toparlandım yine o güçlü kadın oldum. Aynı o küçük kızın hayellerindeki gibi...
Araban hızlıca inip ofise girdim. Odama uğrayıp bir kaç dosya aldım ve toplantı odasına gittim. Odanın bir tarafı tamamen camla kaplıydı. Uzun dikdörtgen bir masa tam ortada duruyordu. Bir duvarda kocaman bir tahta vardı. Msanın en başına yerleştim ben bilgisayarı ayarlarken ekip tamamlanmıştı.
Ben en başta oturuyondum. Tam karşımda masanın diğer ucunda Ahmet bey oturuyordu. Sağımda Pelin solumda ise Aral yerini almıştı. Pelin'in yanında Mert ve Poyraz oturuyordu. Aral'ın yanında ise Özde ve Melike oturuyordu. Poyraz beyaz yakalı bir hacker, Melike ise özel dövüşçüydü. Onlarda bizimleydi ve bu toplantı biraz da onlar içindi.
Hızlıca ayağa kalkıp projeksiyonu ayarladım. Tahtada "Akgün Lisesi Özel Vaka" yazısı çıktı. Hızlıca konuşmaya başlamadan önce Ahmet Bey araya girdi "Öncelikle aramıza yeni katılan arkadaşlarımıza hoşgeldiniz demek istiyorum. Bu toplantıyı ofisimizin en iyisi olan Asya Öztürk yapacaktır. Ekiple tanışma faslını toplantıdan sonra yapacağız. Tekrardan hoşgeldiniz çocuklar." dediğinde Poyraz ve Melike teşekkür etmişti.
Bu boş konuşmanın bitmesiyle bir nefes alıp konuşmaya başladım. Görüntüyü değiştirdiğinde ekranda ölen beş kızın fotoğrafları çıkmıştı. Hızlıca konuşmaya başladım "Akgün Lisesi'nde bu yılından başlayarak ardarda ölümler başladı. Gizem, Elif, Eylül, Asel ve Açelya bu yıl içerisinde öldürüldüler." dedim ve bir sonraki görüntüye geçtim.
Bu fotoğrafta Elif vardı "Bu Elif Akçay ilk ölen kız. Okulun yüzme havuzunda ölü bulunmuş. Otopsi raporuna göre üzerinde çok fazla darp izi var. Tecavüze uğramış ve boynundan aldığı bıçak darbesiyle ölmüş. Kamera kayıtları sadece sınıftan çıktığı an kayda almış geri kalan sürenin kayıtlarına ulaşılamadı Elif öldükten hemen sonra vücuduna 'Bu bir oyun değil, intikam' yazılmış." burada Elif'in göğüs kafesinin oraya bıçakla yazılmış "Bu bir oyun değil, intikam" yazısının fotoğrafı belirmişti.
"Bu yazı kızların hepsinin farklı yerlerine yapılmış. Elif'in göğüs kafesine, Gizem'in sağ koluna, Eylül'ün avucuna, Açelya'nın karnına ve Asel'in kalbinin üzerine yzılmış. Katilin bu yazıyı farklı yerlere yazmasının başka bir açıklaması varmı bunu araştırıyoruz." Poyraz sözümü kesti "Bu konuda bende arştırmaya katılacağım" dediğinde içimden küfür ediyordum. Benim sözümü kesmişti! Sinirle boğazımı temizledim ve devam ettim.
"Eylül Demir, okulun kızlar tuvaletinde ölü bulunmuş. Eylül'ün ölümü Sosyal Medya ya ve televizyon kanallarına kadar ulaşmış. Demir ailesi kızlarının ölümünü arştımasını için bir dedektif tutmuş. Fakat dedektif göreve başladıktan 1 ay sonra garip bir trafik kazasıyla öldü. Bu medyada çok konuşulurken Elif'in bir sır gibi saklanan ölümüde kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından sızdırılmış. Medya bu sefer öksüz ve yetim olan Elif'i nedense çok konuşmamış ve hakkında yayınlanan makaleler silinmiş." bir resimden diğerine geçiyordum.
Elif'in ölümünü kimsenin umursamaması tamamen insanlık dışıydı.
Öksüz ve yetim olduğu için onu kimse umursamamıştı.
Elif'in ailesi yoktu. Onu seven koruyan kimse yoktu. O belki de çok yanlızdı ama umursanmalıydı çünkü o da bir insandı. İşte geldiğimiz nokta bu...
İnsanlar eğer korumasızsanız acımıyorlar bir darbe de onlar indiriyorlar. Bazılarımızın anlamadığı şey bu hayatı ve böyle olmayı bizim seçmediğimiz. Kimse yaşadığı hayatı ve ailesini seçemiyor. İnsanlarında en aciz oldukları nokta burası. Sizin seçemediğiniz belki de istemediğiniz şeylerden dolayı aşağılamak. İnsanoğlunun acizliği buradan geliyor işte, kendisinde olan başkasında olmayan bir şey gördüğünde aşağlaması buna en güzel örnek. Elif'te ölümünden sonra ailesi olmadığı için aşağılanmış ve umursanmamıştı...
Bir sonraki fotoğrafa geçtim. Bu sefer fotoğrafta Asel vardı. "Asel Alagöz, okulun kulanılmayan müzik odasında ölü bulunmuş. Asel'in vücudunda yanık izlerine rastlanmış. Asel ölmeden önce yapıldığı biliniyor. Üzerindeki kıyafetler yakılmaya çalışılmış. Bunun nedeni hala bilinmiyor ama araştırıyoruz. Asel'in ölümünden sonra okulun prestiji düşmüş ve bir çok öğrenci okulu bırakmış. Yazılan makale ve yapılan dedikodular sebebiyle okul kapanma noktasına gelmiş ama bu devirde herşeyi çözen para bu olayıda çözmüş. Okul yaptığı 3 sayfalık açıklama ve rüşvetle yaptırdığı haberlerle prestijini kazanmış. Asel'in ailesini tutuğu dedektif sadece 2 hafta sonra evinde ölü bulunmuş fakat nasıl öldüğü savcının kararı ile gizli tutuluyor." savcının bu kararı neden verdiğini bilmiyorum ama yakında öğreniriz.
Bir sonraki fotoğrafa geçtim. "Açelya Kora, okulun arka bahçesinde ölü bulumuş. Kafasının 3 defa duvara vurulmuş ve bilekleri kesilmiş ardından diğerleri gibi boynuna 3 kesik atılmış. Diğerlerinden farklı bir şekilde ölmüş. Bilekleri kesildiğinde kan kaybından öldüğü tespit edildi fakat boynuna atılan kesiklerin nedeni bilinmiyor. Açelya'nın ölümünden sonra okulda arama yapılmış ve birçok öğrenci sorguya alımış ama birşey çıkmamış. Medya bu ölümü konuşurken Kora ailesi okulu ve müdürü dava etmiş fakat dava sonuçlanmamış." davanın sonuçlanmaması beni şaşırtmamıştı. O orospu çocuğu müdür ve okulun kurucusu Aydın Akgün yine parayla bu işi halletmişlerdi. Bu seferde hızlıca Gizem'e geçtim.
"Bu Gizem Şahin, okulun spor salonunda ölü bulunmuş. Tecavüze uğradıktan sonra boynundan kesilerek ölmüş. İşaret parmağında ve sol kolunda kırık var. Gizem'in ölümü medyada ki sın bomba oldu. Elif'e ağzını açmayan halk Gizem için herşeyi yapıyor. Birçok kişi artık yürüyüşler düzenliyor. Bir işe yarıyormu orası tartışılır ama bence yaramıyor" diyerek kendi düşüncemi ortaya atmıştım. Herkes beni dinliyordu ve kimse sözümü kesmemişti. İşte bu hoşuma gitti. "Bulduğumuz delillere geçebiliriz" dedim. Bu saatten sonrasına Aral'da dahil olacaktı.
Günler öncesinde yaşananlarla başladım. "Bu dosya ilk önüme geldiği gün katil bizzat kendi arabamın lastiklerini patlatmıştı. Bunu kendini göstermek için yada diğer dedktiflere yaptığı şeyin aynısını yapacağını söylemek için bu saçma numarayı yaptığını düşünüyorum." dediğimde Pelin gözlerini devirmişti.
"Bu olaydan sonra yurt dışından dönen kardeşim üzerinden tehdit mesajı almıştım." bu anı hatırlamak bile beni kötü etkiliyordu. Melisa'ya birşey olucak düşüncesi beni mahvediyordu. "Kız kardeşimi havaalanında olduğu ve ona doğrultulmuş bir silah fotoğrafı atılmıştı. Altında sıranın bana geldiğini ve sevdiğim kişileri öldürüceğini söyleyen bir yazı vardı. Bu tehditten bir kaç gün sonra arabamda bir not bulmuştum. Ona karşı olmamamı aksine onun yanında olmamı söyleyen bir nottu. Bana hediye vereceğinide belirtmişti ve bir cinayet daha işleyeceğini söylemişti. Aynı gün içerisinde bir not daha aldım. Bu notta bahsettiği hediyeyi masama bırakacağını söylüyordu ve hafta sonu okulun açık olduğunu, oraya gelmemi istiyordu. Notta bilerek yazılmış harfler vardı ve bu harfleri birleştirince ortaya Ela Aktaş yazısı çıkıyordu." hala bir delil olarak sakladığım notu masaya koydum.
Bu sefer ben konuşmaya başladım "Ela sorgudayken bir bilgi vermişti, Gizem'in telefonuna bir mesaj geldiğini ve o mesajdan sonra kaybolduğunu söylemişti. Bize bahsettiği telefonları o oda da bir kutunun içinde bulduk fakat içinden bir şey çıkmadı." dedğimde diğerleri şaşırmıştı.
Aral konuşmaya başladı "Çıkmadı çünkü asıl istediği bizi bununla oyalamaktı. Yani biz telefonları orada kurcalarken o bizi kitleyecekti. Bizim erken farkedip saklandığımızı anlamadığı için bizi aramadı. Biz oradan çıktığımızda bizim elinden kurtulduğumuzu anladı ve bizi armaya başladı. Ben tekrar gittiğimde bizi aradığını açılan ve sonrasında öfkeyle kapatılan kapı seslerinden anlamıştım. Sonra kendi odasına girip kapıyı kitledi." dediğinde bunu hiç düşünmediğimi fark etmiştim. Bu sefer ne alaka olduğunu anlamadığım bir şekilde Özde konuşmaya başladı "Peki sizin geldiğinizi nasıl anlamadı?" dediğinde Aral'la hayranlıkla bakıyordu.
Aral kısaca Özde'ye baktıktan sonra bakışlarını hala açık olan tahtaya yönelti ve umursamaz bir şekilde "Anladı" dedi. İşte buna çok şaşırmıştım. Bu seferde Pelin "Nasıl yani" dedi.
Aral bu sefer Pelin'e baktı ve konuşmaya başladı "Odaya girdiğinde bende bizim saklandığımız odaya girmiştim. Duydu ve odasından çıktı fakat hiçbir şey yapmadan tekrar geri döndü. Odada birşey arıyordu. Aradığı şey ne kadar önemliyse beni aramayı bile umursamadı. Telefonları almış tam çıkışa gideceğim an bir kitap sesi duydum. Anladığım kadarıyla bizim ondan aldığımız günlüğü arıyordu. Biraz daha orada durdum hafif konuşma sesleri geliyordu fakat anlaşılmıyordu. Bende o birşeyleri anlamadan dışarı çıktım." değinde çok şaşkındım. "Yani günlük onun için önemliydi." diye mırıldandı Melike. Kafasını kaldırıp doğrudan bana baktı "Peki bu günlükte ne yazdığını biliyormuyuz?" dediğinde kısaca "Evet" diyerek cevaplamıştım.
Bana günlükte ne yazdığını sorduğunda kısaca anlatmıştım. Toplantı sona erdiğinde hızlıca kalkıp odama gitmiştim. Tanışma faslını çoktan geçmiştik. Poyraz ve Melike'yi, salak Ahmet çok sevmişti. Neden bukar sevdiğini anlamamıştım.
Eve dönmek için hazırlanıyordum bir anda odaya Pelin daldı. "Sanırım bugün bize eve gitmek haram" dediğinde hiç bir şey anlamamıştım. Hızlıca "Ne diyorsun uzatma" dediğinde hızlıca konuşmaya başladı. "Katil bir mesaj bıraktı" dedi ve ekledi "Günlüğü bizim aldığımızı biliyor, seni ve Aral'lı tehdit ediyor" dediğinde sıkıntılı bir nefes verip "Bu sefer ne diyor?" dediğimde başını eğdi ve konuşmaya başladı "Günlüğü geri vermezsek Ailelerinize hatta daha çok Aral'ın ailesine saldıracağını söylüyor" ağzım açık kalmıştı. Sadece "Ne" diyebilmiştim.
Hızlıca Aral'ın oadasında doğru yöneldiğimde Pelin de beni takip ediyordu. Bir anda odaya daldım "Sende duydun mu?" dediğimde telefonundan gelen tehdit mesajına baktığını anlamıştım. Kafasını kaldırıp bana baktığında durumun ciddiyetini ozaman anlamıştım "Evet" dedi sert bir sesle.
"Peki şimdi ne yapacağız?" dedi Pelin. İkimizde birbirimize bakıyorduk belki bir şey buluruz diye... O benim gözlerime baktı, ben onunkine... Beni istediği kadar tehdit edebilirdi çünkü gram umrumda olmazdı ama konu aile olunca herşey orada öylece tüm gerçekliğiyle duruyordu işte... Gözlerimi ondan ayırıp Pelin'e döndüm "Bilmiyorum" dedim. Bilmiyordum neyi nasıl yapacağımı, ne olcağını, hiçbir şey bilmiyordum...
~•~
Hellüüüü
Bu bölüm bir harikaydı öyle değil mi?
Devamını bende merak ediyorum.
Bu bölüm niye bukadar uzun sürdü yaa tam 3 saatir yazıyorum artık yetoo
Peki bu bölümün uzunluğu...
Çok uzun paragraflar olduğunu farkındayım ama karakterler uzun uzun konuştuğu için bölmek istemedim.
Bu bölümde favorim oldu hehehe...
Yorum yazmayı ve şu aşağıdaki yıldıza basmayı unutmayın!
İnstagram: kitap_3634
(*3249 kelime*)
