1. bölüm / 1
BİR BAKIŞBAKIŞ
Bölümler 1Şu an: BAKIŞ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kalabalık bir ortamda tek başına oturmak ne demekti, iyi bilip öğrenmiştim. İnsanların yüzünden eksik olmayan gülümseme, benim yanımdan dahi geçmiyordu.Bu denli kötü bir hisse, kulaklığımdaki şarkılar tuz biber oluyordu.Üzülmek miydi bu, bilmiyordum.Ama bildiğim bir şey vardı ki; bu o kadar kötü bir histi ki, nefes almak istemez olurdu insan.Yok olmak isterdi ama bilmezdi ki o zaten yoktu.Kimse için yoktu.
Var olup olmayan insanların sahteliğinin kanıtıydı bu dünya.Yalnız insanlar için okul cehennem gibidir; her geldiğinde boğulur, çıktığında ise nefes alır.Evden çıkmak istememek ne demek, öğrenmiştim. Ama bu hayat sadece bu acıyla son bulmuyordu işte.Yaşadığımız zorluklar omuzlarımıza yük olmuşken, hayatlarında yerimiz bile olmayan insanları sırtımıza yük etmeye gerek var mıydı?
Etrafıma bakındım, sesleri duydum.Kahkahadan başka bir şey değildi bu ses.Bu sese hem uzak hem de bir o kadar yakındım.Duymaya yakın…Yaşamaya uzaktım.
Yine o günlerden birindeyim; nefes almak, yaşam belirtisi göstermek istemediğim o andayım.En zoru da bir zamanlar onlar gibi olup, şimdi ise sadece yabancı olmak.Siz kendinize yabancı kaldınız mı?Ben kaldım.
Sınıfın orta sırasında, en arkada tek başıma oturuyordum. Her yerde yalnızdım.
Kucağımdaki kitabı okumaya çalışıyordum. “Çalışıyordum” çünkü ders matematikti ve bu kadının dersini herkes dinlemek zorundaydı. Yoksa yıl boyu sana takar ve nefes alman bile onun seni azarlaması için bir fırsat haline gelirdi.
Nereden mi bu kadar iyi biliyorum? Bana takmıştı.
Tahtaya değen kalem sesi kesildiğinde, kucağımdaki kitabı masanın altına ittirdim ve kafamı kaldırarak tahtaya yazdığı soruya baktım. Hoca, bütün sınıfa göz gezdirdikten sonra, “Kim çözmek ister?” diye bir soru attı ortaya.
Sınıftakiler, hocayla göz teması kurmamak için soruyu çözüyor gibi davranmaya başladılar.“Kimse çözmek istemiyor mu?” dedi tekrar. Sonra da “İyi, ben seçeyim o halde,” deyip sınıf defterinin içinden sınıf listesini aldı ve işaret parmağını listenin başından sonuna doğru birkaç kez kaydırdı.
Bu sırada sınıftakilerin gerildiğini belli eden fısıltılar duyuluyordu.Etrafımdaki insanlara baktım:Çaprazımdaki kız, tırnağını dişlerinin arasına almış, kemiriyordu. Diğer çaprazımda oturan çocuk ise dizlerini sallıyordu.
Hiçbir zaman bu sistemi anlamadım. Hocanın yaptığı tek şey, öğrencilerin özgüvenini olumsuz etkilemekti.Boşuna stres oluyorlardı. Çünkü biliyordum ki yine beni seçecekti.
“Deren,” dediğinde derin bir nefes aldım. Sınıftakilerden biri “Oh be!” dediğinde ayağa kalktım ve tahtanın önüne gittim.Hoca bana kalemi uzattığında elinden alıp soruyu çözdüm. Kalemi tekrar ona uzattığımda, “Hayret, kitap okumaktan dersi nasıl dinledin acaba?” diye söylendi.
Yüzüne bakınca, “Dikkatim bazılarının anlattığından daha iyidir herhalde,” dedim ve kalemi masasına koydum.
Yerime oturduğum anda hocanın bir şeyler demek için hazırlandığını gördüm ama söyleyemeden kapı açıldı ve müdür yardımcısı, yanında uzun boylu, beyaz tenli bir çocukla içeri girdi. Fazla uzun olan boyu yüzünden kapıdan eğilerek geçmişti.
Herkes ona ve müdür yardımcısına bakarken, müdür yardımcısı:
“Yeni sınıf arkadaşınız, çocuklar teneffüste kaynaşırsınız,” dedi ve yanındaki uzun boyluya, “Boş bulduğun bir yere otur,” dedi gülümseyerek ve sınıftan çıktı.
Uzun boylu, yer arar gibi sınıfa göz gezdirirken matematikçi, “Sadece Deren’in yanı boş, oraya geç,” dedi. Çocuğun “Deren kim?” der gibi bakışına maruz kalınca eliyle beni gösterdi.
“En arka,” dedi uzun boyluya.
Çocuk önce bana, sonra boş olan yanıma baktı. Yavaş adımlarla gelip yanıma oturdu. Oturduğu anda sigara ve parfüm karışımı kokusu burnumu yaktı. Dönüp bana baktı ama ben karşıdaki beyaz tahtaya odaklanmıştım.
Kafamı sıraya koyup uyuyormuş gibi yaptım. Bazen gerçekten uyumayıp sadece gözlerimi kapatmak bile iyi hissettiriyordu. Ara sıra gözlerimi açıyordum ve yanımdaki yabancıya bakıyordum. Dersi dinliyor gibi görünse de umrunda olmadığı çok belliydi; gözü bir hocaya, bir de akıllı tahtanın sağ alt köşesinde duran saate bakıyordu. Onu izlemenin yanlış olduğunu düşünerek gözlerimi tekrar yumdum.
Zil çaldığında hızla yanımdan kalktı ve gitti. Sanki rahatlamış gibi bir nefes verdim. Neden bilmiyorum ama yanımda birinin oturması beni germişti. Yanıma kimse oturmazdı, konuşmazdı. Aslında bu benim tercihimdi. Bu okula geldiğimde birçok kişi arkadaş olmak istemişti ama hiç oralı olmayıp yalnızlığıma sarılmıştım. Bu bir alışkanlıktı. Yalnızlık hem isteğim hem de değildi.
Bir süre sonra sınıfa yeniden öğrenciler dolmaya başladı. Sıranın hafifçe titremesinden, yanımda birinin tekrar oturduğunu anladım. Tahmin ettiğim gibi,
aynı çocuktu.
Kokusu bu kez daha da netti. Bir grup öğrenci etrafına toplanmış, yüksek sesle konuşuyor, gülüyorlardı. Aralarında “Mert” diye seslenenler oldu. Adının Mert olduğunu o an öğrendim. Okuldan tanıdıkları, hatta akrabaları bile varmış.
Artık sıranın çevresi kalabalıktı. Biri başımda durmuş, gölgesi tüm vücudumu kaplamıştı. Hareket edince dirseğim birine çarptı. Hızla başımı kaldırdım. Karşımda, başımda dikilen esmer bir çocuk duruyordu.
“Çok pardon,” dedi, mahcup bir ifadeyle bana bakarken.Ben ise dirseğimin nereye çarptığını anlamaya çalıştım… Gözlerim istemsizce aşağıya kaydı. Kasıklarına gelmişti. Utanarak başımı kaldırdım ve göz göze geldik. Birkaç saniyeliğine ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemedim. Adını bile bilmediğim o esmer çocuk, kızarmaktan neredeyse kıpkırmızı olmuştu. Bu halini gören arkadaşları gülmeye başlayınca, daha fazla utandırmak istemedim.
Ağzımdan dökülen iki basit kelime onu biraz olsun rahatlattı:“Sorun yok.”
Kocaman eliyle ensesini kapatmıştı, utanması her hâlinden belliydi.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı ve öğretmen içeri girdi. O da arkadaşlarını yanına alarak hızla sınıftan çıktı. Giderken arkasından bakakaldım.
Bir anda durdu, dönüp baktı.Bakışları önce gözlerime, sonra fark edilir şekilde dudaklarıma kaydı. Tam o an, öğretmen kapıyı kapattı ve arkasından sadece bir
sessizlik kaldı.
Yüzümde beliren hafif gülümsemeyi hemen silmeye çalıştım.Niye gülümsedim ki?Kendime bu soruyu sorarken, verdiğim tepkiye anlam verememiştim bile.
Tüm ders boyunca o anı düşündüm.Gülümsememi, onun gözlerindeki bakışı, dudaklarıma kayışını zihnimden silemedim.Sanki zamana karşı durmaya çalışıyordum; ama o an, bütün sınavlarımdan, yalnızlığımdan çok daha zorlayıcıydı.
Bölüm etkileşimi
