1. bölüm / 2
BİLDİRİM1. Bölüm
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Açelya Yavuz 30 yaşında gittiği tatil odasında ölü bulunmuştur. Oda da hiç bir kaz izine veya şüpheli herhangi bir duruma rastlanmamıştır. Yakınları bu acılı olaydan sonra otelden ayrılırken bindikleri otobüs kaza yapmıştır kazada Selim Aslan ve Yaren Akça olay yerinde hayatlarını kaybetmişlerdir.
Otobüste bulunan Saye Yavuz ve Koza Aydın sağ kalmışlardır şuan hastanede tedavi görmekteler. Daha sonradan Bindikleri otobüs şoförünün alkollu olduğu öğrenilmiştir.
Şoför yanından geçen arabalarla yarış yaptığı daha sonra hakimiyeti kaybedip kaza yaptığı öğrenildi. Şoförün durumu kritik."
Haberini okumayı bitirdiğim an ağlamaya başlamıştım gülelim eğlenelim diye gittiğimiz tatil cehennem gibi bir an yaşatıp öyle dönmüştük. Tatil bana 3 sevdiğim insanın ölümüne neden olmuştu. Olayların üzerinden bir hafta geçmişti ve ben bu haberi daha yeni okuyordum keşke biraz daha bekleseydim diyorum.
Oturduğum yerden kalkıp mutfağa doğru ilerledim bir bardağa su doldurup elim titreye titreye o suyu içmiştim. Odama ilerleyip pijamalarimı giymeden yatağıma yatıp kafam dağılsın diye telefonumda takılmaya başlamıştım saat gece 2 olduğunda çok uykum gelmişti.
Telefonumu şarja takıp kapatıyordum ki bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti yanlış kişiye atmışlardir diyip telefonumu kapaticaktim fakat atılan mesaj çok garipti
Bilinmeyen Numara:Sende katilin kim olduğunu bulmak mı istiyorsun?"
Mesaja tıklayıp görüldü attım. O sıra da bilinmeyen ikinci mesajinı anında yolladı.
Bilinmeyen Numara:
Sabah bir süpriz ile uyanacaksın Nova:)
Nova? Gerçek ismimi nerden biliyordu.. En yakın arkadaşım bile ismimi Saye diye biliyordu.. Korkmalı mıydım..?
Ve ne sürprizinden bahsediyordu?
Bilinmeyen Numara: Şaşırma bu kadar Nova hakkında daha çok sey biliyorum cevrendekilerin aksine
Telefonu komple kapatıp komodinin üzerine telefonumu fırlattım.
Sabah olana kadar yatakta bi otarafa bi bu tarafa dönüp durmuştum ama gözüme bi gram uyku girmemişti.
Yataktan zombi gibi kalkıp ilk işim mutfağa gidip kendime acı bir kahve yapmak oldu.Kahvemi içince telefonumu odadan alıp salona ilerledim gece yaşanan şeyleri hatırladıkça tüylerim ürperiyordu.
Telefonum açılınca ilk iş olarak Ayca'yı aradım dün yaşananları bahsetmeden kafam dağılsın diye bir saate yakın konuştuktan sonra telefonu kapatıp kendime ufak kahvaltılıklar hazırladım.
Masamı toplayıp tam odama gidicektim ki kapı çaldı. Kapıyı açtığımda kapının önünde orta boylu kahverengi bir kutu duruyordu. Kutuyu düşünmeden içeri alıp salondaki masanın üstüne bıraktım.
Telefonumdan gene bilinmeyen numarafan bildirim gelmişti
Bilinmeyen N:Ee beğendin mi sürprizi mi nova?
hassiktir bunu o mu göndermişti? Gece söylediği sürpriz de bu muydu? Stres olmayıp direk bilmemezliğe vurarak "Neden bahsediyorsun sen?" Yazdığım da ":)" atıp bir video gönderdi videoya açıp tıkladığım da benim kutuyu alıp içeri götürdüğüm an vardı.
Bilinmeyen N: Anladın mi hangi hediyeden bahsettiğimi?
Yazdığında direk kutuya doğru gidip kutunun kapağını açtım. İçinde ablamla olan küçüklük fotoğraflarımız, ablamın kaybalon siyah sweatshirti üstünde sarı sac tutamları vardı. Kutudan yavaş yavaş geri uzaklaşırken bi anda kapının çalmasıyla yere düştüm.
"hay sikeyim of" diyip ayağa kalktım. Kapıyı açıp açmamak arasında kararsızdım. Kapının önünde dikilirken arkadan Koza'nın sesi geldi.Koza'nın sesini duymamla direkt kapıyı açtım ve Kozaya sarıldım, Koza nolduğunu şaşırıp bi durdu karşılık vermedi kendine gelince sarılmama karşılık verdi. Kozadan uzaklaşınca ağlamaya başladım. Tekrardan evimdeymişim gibi hissediyordum. Ona her sarıldığımda evime tekrar gelmişim gibi oluyordu.
Koza göz yaşlarımı silip "Noldu Balım?" Diyip saçımı karıştırdı. Bu hareketine gülüp başıma gelenleri ona anlattım. Koza bana bakıp sadece içeri geçelim dedi ciddi duruyordu. Oturma odasına geçince koltuğa oturdum karışıma da Koza oturdu.
"Saye ne yaşadıysan aynıları benimde başıma geldi. Kutuda fotoğraf yerine daha çok sana ait şeyler vardı. Açelya'nın evde olmadığı zaman boyunca kamp alanların da senin için yazdığı mektuplar, senin bi ara taktığın ve kaybolduğunu düşündüğümüz su yolu bilekliğin.." Koza kafasını yerden kaldırıp gözlerimin içine baktı.
Yüzüne ağzım açık bakıyordum büyük ihtimalle Koza bana ağzını kapa sinek giricek diye kızınca kendime gelmiştim Koza'nın konuşması boyunca susup en son ağzımdan ne dökülmüştü.
İkimizin de telefonları aynı anda titremişti. Koza ile göz göze geldiğimizde ikimizde aynı anda telefonlarımızı elimize aldık.
Bilinmeyen numara "Eğleniyor musunuz gençler?" yazmıştı..
Koza ile göz göze geldik. Gözlerindeki öfke ve şaşkınlık hissediliyordu. Hiçbir şey söylemeden elimdeki telefonu kaptığı gibi cebine koydu. Sonra hızla kendi telefonunu çıkarıp bilinmeyen numaraya mesaj yazmaya çalıştı. Tam yazma kutucuğuna bastığında ekranda bir uyarı belirdi:
"Böyle bir numara kullanılmamaktadır. Bu nedenle mesaj gönderemezsiniz."
Koza, ekrana öfkeyle baktı, sonra bana döndü.
"Bu adam kaç gündür aynı numarayla bana ve sana mesaj atıyor, farkında mısın? Aynı numara... Önceden attığı mesajlar hâlâ duruyor."
Derin bir nefes aldı ve devam etti:
"Ama ben yazmaya çalıştığımda numara bir anda geçersiz mi oluyor? Bu nasıl mümkün olabilir, Nova? Telefonumun aptallığı mı?"
Öfkesi yüzünden okunuyordu. Ona biraz olsun sakinleşmesi için zaman vermek istedim. Daha fazla gerilmesini istemiyordum. Başımı omzuna yasladım ve konuyu değiştirmek için sorular sormaya başladım:
"Koza, neden geldin? 1 hafta boyunca ortadan kayboldun. Uzun bir süre olmadığını biliyorum ama seni bir anda buraya getiren şey neydi?"
Koza gözlerini uzaklara dikti. Derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı:
"Nova… 1 hafta boyunca düşündüm. Olayları kafamda tekrar tekrar döndürdüm ama hâlâ hiçbir şeye cevap bulamıyorum. Cevapsız sorularım her zaman olduğu gibi zihnimi kemiriyor. Düşündükçe, senin burada, ablanın anılarıyla nasıl başa çıktığını sorguladım. Evin her köşesinde bir hatırası var. Kavgalı ya da mutlu, ama her yerde… Sen bununla nasıl başa çıkıyorsun?"
Gözlerimi kaçırdım. Cevap veremezdim. Çünkü ben de nasıl başa çıktığımı bilmiyordum.
"Biliyorsun, ben buraya sık gelmiyordum. Annem yüzünden…"
Koza'nın annesi... Beni ve ablamı asla sevmemişti. Bizi her zaman dışlamıştı. Ortaokuldayken bir gün, okuldan erken çıkmıştım. Koza benden biraz daha geç çıkacaktı. Eve doğru yürürken annesiyle karşılaştım. Beni öyle bir süzdü ki… Sanki bir çöp parçasıydım, kirli, değersiz biri. O bakışları hiç unutmam. O kadar utanmıştım ki, ablamı bile beklemeden ağlayarak eve gitmiştim.
Koza, düşüncelerimden beni çekip çıkardı:
"Annem artık bana engel olamaz, bunu biliyorum. Ama yine de buraya gelemedim, Nova. Özür dilerim. Çok geç kaldım."
Ona baktım ama hiçbir şey söyleyemedim. Ne söylesem hafif kalacaktı.
Koza bir an duraksadı, sonra gülümsedi.
"Ama bir şeyi biliyorum."
Kaşlarımı kaldırıp yüzüne baktım.
"Ablan yaşasaydı ve seni böyle yalnız bıraksaydım, ne yapardı biliyor musun? Döver miydi, trip mi atardı, yoksa anneme mi şikayet ederdi?"
Sonra kendi sesini taklit ederek konuştu:
"Necla abla, senin şu oğlun var ya… Bizde haberin olsun!"
Bir an donup kaldım. Sonra kahkaha atmaktan kendimi alamadım.
Koza da gülerek devam etti:
"Açelya Yavuz'u biliyorsun. Öyle bir şey yapsaydım, rüyalarımda bile peşimi bırakmazdı!"
Evet, yapardı. Ablamın huyunu biliyordum. O an gülümsedim ama içimde bir boşluk vardı.
Koza birden ellerini kucağında birleştirip parmaklarına bakmaya başladı. Sonra başını kaldırıp gözlerimin içine baktı:
"Nova, hatırlıyor musun? Sanırım ben 10 yaşındaydım, sen de 6. Okuldan arkadaşlarım beni oyunlarına katmak istediğinde, sen kendini bilerek yere atıp yalandan ağlıyordun. Ama sonra cidden dizin falan yaralanıyordu ve ağlamaya başlıyordun. Hem gülüp hem ağlıyordun. Mahallede yankılanan sesin yüzünden benimle oynamak isteyen çocuklar senden korkup kaçıyordu."
Bu anıyı hatırlayınca gülmeye başladım. Koza devam etti:
"O zamanlar senin bu huyuna alışmıştım. Yanımda hep yara bandı taşırdım. Winx’li, Hello Kitty’li… Ne bulduysam alırdım."
Bunu duyunca utançtan kıpkırmızı oldum. Başımdaki baskıyı hissettim ve hızla ekledim:
"Aslında sırf o yara bantlarını alasın diye yapıyordum."
Koza şok olmuş bir şekilde bana baktı. Sonra elini montunun cebine attı ve birkaç eski fotoğraf çıkardı.
İlk fotoğrafta ben, ablam, Koza ve tanımadığım üç çocuk vardı. Yere oturmuş, tebeşirlerle bir şeyler çiziyorduk.
İkinci fotoğrafta sadece biz vardık. Ablamın çiçek desenli pembe-beyaz elbisesi, kısa kesilmiş sarı saçları… Yanında Koza, onun yanında ben. Elimde mavi ayıcığım vardı. Bay Yoğurt.
Son fotoğrafı hatırlıyordum. Koza’ya ilk bisikletinin alındığı gün. Bisikletin koltuk arasında ben oturuyordum, Koza ise sürmeye çalışıyordu. En son bisikleti yerine koymadan önce ablama seslenip bizim fotoğrafımızı çekmesini istemiştim.
Koza elime bir şey daha tutuşturdu. Üç tane küçük insan figürü. Ellerimi aldım ve inceledim. Bunu hatırlıyordum…
"Bunları senin evin arkasındaki balkonda popomuz dona dona yapmıştık, hatırlıyor musun?"
Koza güldü ve başını salladı. Figürleri daha dikkatli incelediğimde Koza'nın sağ elinde küçük bir N harfi vardı. Kendi figürüme baktım, benim de sol elimde K harfi kazılıydı.
Demek küçük ben, kaybetmemek için işaret koymuştu.
O gece sabaha kadar konuştuk. Çocukluk anılarımızı, geçen yılları, kayıpları, eski dostları… Ve ben fark ettim ki, her şeye rağmen Koza hâlâ yanımdaydı.
Bölüm etkileşimi
