2. bölüm / 2
Beyaz ölüm"Ya biz kazanacağız..ya da herkes yanacak."
Bölümler 2Şu an: "Ya biz kazanacağız..ya da herkes yanacak."
- 1 "Güven,sadece zarar verir.."1.787 kelime
- 2 "Ya biz kazanacağız..ya da herkes yanacak."3.003 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uyandığımda hâlâ Savaş'ın evindeydim. Evin içi sessizdi; belli ki herkes hâlâ uyuyordu. Yavaşça yataktan kalktım, çıplak ayaklarla merdivenlerden aşağı indim. İçimde bir huzursuzluk vardı, biraz koşmak iyi gelir diye düşündüm.
Tekrar yukarı çıktım. Burada kendi kıyafetim yoktu. Misafir odasına girdim, dolabı açtım. İçeride gri bir eşofman dikkatimi çekti. Tereddüt etmeden üzerime geçirdim.Üstümde sadece yarım bir atlet vardı.Tam evden çıkmak üzere aşağıya indiğimde, koltukta duran hırkayı fark ettim. Elime alıp omzuma attım.
Kapıyı açtığımda beklediğim gibi bir koruma karşıma dikildi. Her zamanki ciddi bakışıyla başını iki yana salladı."hayır lavin hanım gidemezsiniz"
"Sadece biraz koşup döneceğim," dedim, sabrını zorlamamaya çalışarak.
"Hayır Lavin Hanım, sizi yalnız bırakamayız," dedi ısrarla.İç çekti, gözlerimi devirdim. "Sahildeyim zaten, abimler uyanınca söylersiniz."
Koruma kısa bir duraksamanın ardından pes etti. "Peki, ama yanınıza birini gönderiyorum."Başımı salladım.
"Tamam." Koruma sessizce birkaç adım gerimdeydi. Denizden gelen tuzlu hava ciğerlerimi dolduruyordu. Sahile kadar tempolu koştum, sonra bir büfenin yanında durdum. Suyu almak için uzandığımda...
Pam!Bir patlama sesi kulaklarımda çınladı. Bir an hiçbir şey duyamadım. Başımı çevirdiğimde koruma yere yığılmıştı. Donup kaldım. Ellerimi ağzıma götürdüm, gözlerim irileşti.
O an bir araç hızla yanımızda durdu. Kapılar açıldı, içinden birkaç adam indi. Ne olduğunu anlayamadan biri kolumdan yakaladı. Çığlık atamadım bile. İçgüdüyle hareket ettim.
Ayağımla adamlardan birinin bacak arasına sert bir tekme savurdum. Adam sendeledi, küfretti. Ama diğer adam fırsat kolluyordu. Kolu güçlüydü, beni savurur gibi arabaya itti. Nereye götürüldüğümü bilmiyordum.
Ama bildiğim bir şey vardı...Bir patlama sesi kulaklarımda çınladı. Bir an hiçbir şey duyamadım. Başımı çevirdiğimde koruma yere yığılmıştı. Donup kaldım. Ellerimi ağzıma götürdüm, gözlerim irileşti.
O an bir araç hızla yanımızda durdu. Kapılar açıldı, içinden birkaç adam indi. Ne olduğunu anlayamadan biri kolumdan yakaladı. Çığlık atamadım bile. İçgüdüyle hareket ettim.
Ayağımla adamlardan birinin bacak arasına sert bir tekme savurdum. Adam sendeledi, küfretti. Ama diğer adam fırsat kolluyordu. Kolu güçlüydü, beni savurur gibi arabaya itti. Nereye götürüldüğümü bilmiyordum.
Ama bildiğim bir şey vardı...Bu daha başlangıçtı.
*****
Gözlerim bağlıydı.
Arabanın içinde nereye gittiğimizi bilmiyordum ama hızla virajlara giriyorduk. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Korumanın yere düşüşü gözümün önünden gitmiyordu. Her şey saniyeler içinde olmuştu.
Sonra birden araç durdu. Kapı açıldı. Kollarımdan tutup beni aşağıya çektiler. Yere bastığımda soğuk taşları hissettim. Gözümdeki bağ çözüldüğünde karşıma çıkan kişiyle nefesim kesildi.
Sergen.
Sergen adamlara kafa hareketi yaptı ve beni zorla depoya götürdüler ellerim sandalyede bağlıydı Kapı, çıtırtılı bir sesle aralandı. Paslı menteşelerin çıkardığı o boğuk sesle irkildim.
"Ne istiyorsun benden?" dedim. Sesim kısıktı, boğazım kuruydu. O kadar uzun süre sessiz kalmıştım ki, kelimeler dikenli teller gibi geçiyordu içimden. Yüzüme eğildi, göz hizama geldiğinde dudakları kıpırdadı.
"Seni" dedi.
Sesi soğuktu. Öyle bir soğuk ki, iliklerime kadar işledi. Sanki bu cümleyi yıllardır ezber yapmıştı.Adımlarını ağır ağır attı. Her adımında sanki odanın oksijeni biraz daha azalıyordu. Yaklaştıkça nefesim daraldı. Boğazım düğümlendi.
"Çok beklersin " dedim kısık ama keskin bir sesle. Gülümsedi. Yine o iğrenç, yapmacık gülümseyiş.
Yanağımı okşamak ister gibi elini uzattı ama hızla başımı geri çektim. Dokunmasına bile tahammülüm yoktu. Nefes alışım hızlandı. Göğsüm yükselip iniyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
"Bana alışmalısın, Lavin. Alışacaksın."
Sergen'in sesi sertti, karanlıkta yankılandı. Soğuk duvarlar bile bu sözlerden ürpermişti sanki.
Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım."Defol git!" dedim dişlerimin arasından.
Bir adım yaklaştı. Karanlıkta gölgesi üzerime düştü.
"Burada sandalyeye bağlısın... ve bana karşı mı geliyorsun?" dedi, sesi daha da alçalarak.
"Beni bulacaklar."
Gözlerimi kıstım. "Ama dua et, seni onlar bulmasın Sergen."
Bir an sustu. Sonra boğuk bir kahkaha patlattı.
"Bir sikim yapamazlar!" diye bağırdı.
Ben de bir kahkaha attım. Alaycı. Umursamaz. Onu delirtmek için.
"Er ya da geç çıkacağım buradan." dedim.
"Kes sesini, kes!" diye haykırdı.
Kapıya yürüdü. Giderken arkasına dönmedi bile.
Yalnızca yumruklarını sıkarak, öfkeyle dişlerini gıcırdatarak çıkıp gitti.Kapı kapandığında yeniden loşluk çöktü odaya.
Ama içimdeki ışık sönmemişti.
hiçbir kabus sonsuza kadar sürmez.
*****
Saatler geçmişti. Belki de günler. Ne zaman gece ne zaman sabah olduğunu bile ayırt edemez hale gelmiştim. Bileklerimdeki ipler artık tenime gömülmüştü, kan dolaşımım azalmıştı, ama acıya alışmıştım.
Odanın köşesindeki masa gözümün ucundaydı.üstünde bir şey parlıyordu.
Bir makas.
Nefesimi tuttum. Sandalyemi hafifçe yana kaydırmaya çalıştım.
Zemin betondu, her hareketim yankılanıyordu. Dikkatli olmalıydım.
Kendimi biraz daha zorladım. Dizlerimi gererek sandalyeyi hafifçe öne eğdim. Dengesini kaybeden sandalye bir anda öne devrildi. Sertçe yere düştüm.Makası düşürdüm.Makasın ucunu iplerin altına soktum. Titriyordum ama yavaşça kestim.İpler bir bir koptu.
Ayağa kalktım. Dizlerim titriyordu ama düşmedim.
Makas hâlâ elimdeydi.
Kapıya yürüdüm. Derin bir nefes aldım.
Kapıyı açtım.
Birileri bu tarafa geliyordu. Başımı kaldırdım.
Sergen
Gözleri öfkeyle kıvıl kıvıl parlıyordu, kaşları çatılmış, çenesindeki kaslar gerilmişti.
Onu görür görmez geriye doğru iki adım attım, istemsizce.
Kaçtığımı... Nasıl anlamıştı?Sanki zihnimi okumuş gibi, yumruklarını sıkıp bir adım ileri attı.
Sesi, öfkesinin yankısıydı:
"Nereye kaçtığını sanıyorsun!"
Kalbim deli gibi atıyordu ama sesim titrememeliydi. Gözlerinin içine baktım, korkumu göstermemeye çalışarak.
"Beni burada tutamazsın," dedim.
Ne olursa olsun, artık geri adım atmayacaktım.Sergen'in dudaklarının kenarı alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı.
Bir adım daha attı bana doğru, aramızdaki mesafe daraldı. Gözlerindeki öfke yerini tehlikeli bir sakinliğe bırakıyordu."Demek öyle, he?" dedi, sesi buz gibi.
"Ne yapabilirsin mesela?"
Bunu söylerken başını hafif yana eğdi, beni süzüyordu.
Sanki her halimle, blöf mü yapıyorum yoksa gerçekten cesur muyum, onu tartıyordu.
Dişlerimi sıktım, ellerim yumruk olmuştu ama sesim kararlıydı.
Artık korkmuyordum.
"Gerekirse yeri kazarım ama buradan çıkarım!" dedim, gözlerimin içine yerleşen inatla.
Sergen başını iki yana salladı, alayla güldü."Sen çok dizi izlemişsin Lavin," dedi küçümseyen bir tonla.
"Gerçek hayata dön... Benden kaçışın yok!"
Ben bir adım yaklaştım bu kez.
Artık ben geri çekilmeyecektim.
"Yapabileceklerim hakkında ufak bir bilgin bile yok," dedim, sesim sakin ama sertti.
"Sen sadece gördüklerine inanıyorsun, ama ben gölgelerde büyüdüm."
Dudakları hafifçe kıvrıldı, gözlerinde tanıdık ama rahatsız edici bir parıltı belirdi.
Belki de bu karşı duruşumdan,cesaretimden... ya da ona meydan okumamdan zevk alıyordu.
Sanki beni bu hâlde görmek, inadımla karşı karşıya gelmek ona bir oyun gibi geliyordu.
Sessizce baktı bir an, o sinsi gülümsemesiyle.
Geri çekilmemi bekliyordu.
Ama bu kez, istediğini alamayacaktı.
Çünkü ben artık korkmuyordum.
Ve o ne kadar eğlenirse eğlensin...
Savaşı oyun zanneden biri, kaybetmeye mahkûmdu."Oynayalım bakalım," dediğinde dudaklarım kıvrıldı.
Ama tam o anda kapı açıldı -
Sergen'in adamları içeriye süzüldü, gözleri karanlık, nefesleri aceleciydi.
"Abi," dedi biri,
"Şirkette bir sıkıntı var. Ulusoylar ağ sistemimize çökmeye çalışıyor."
İkisi de bana döndü.
Abimin zihnindekini anlamıştım.
Sergen'in sistemine sızmam gerekiyordu,
Ama bunun bir saldırı olduğunu fark etmeden yardım istemesini sağlamalıydım.Ama tam o anda kapı açıldı -
Sergen'in adamları içeriye süzüldü, gözleri karanlık, nefesleri aceleciydi.
"Abi," dedi biri,
"Şirkette bir sıkıntı var. Ulusoylar ağ sistemimize çökmeye çalışıyor."
İkisi de bana döndü.
Abimin zihnindekini anlamıştım.
Sergen'in sistemine sızmam gerekiyordu,
Ama bunun bir saldırı olduğunu fark etmeden yardım istemesini sağlamalıydım.
Ama Sergen hâlâ bilmezlik içinde.
Yüzü bana dönük, gözlerinde o tanıdık kuşku.
"Bize yardım et," dedi.
"Sana asla yardım etmem," dedim.
Israr etti etmesini bekliyordum,
ve etti de.
"Bir şartla ederim," dedim,
"Beni bırakıcaksın."
Sesimde bir kırıntı kadar bile tereddüt yoktu.
"Şirket şu anda umurumda değil."
Yapmayacaktı zaten ama amacım o değildi.Gözleri kısıldı.
Hemen anlayamadı.
Konumumu açtım.Abim şu an beni dinleyebiliyordu.
Bir anlaşmamız vardı onunla.
Ben ne zaman "umurumda değil" dersem,
O zaman saldırı başlardı
O an Sergen arkasına yaslandı.Kazandığını sandı."Akıllanmışsın," dedi, hafif bir gülümsemeyle.
Ama bilmiyordu ki tam o anda, arka planda çalışan kod çoktan aktifti.
Konumum açık, bağlantı sabit, sinyalin yönü netti.
Saldırı başlamıştı.
Sinyal verildiği anda, abimin ağı sisteme yüklenmişti.Ama ben ondan hızlıydım.İçeriden erişimim vardı - ve bunu sonuna kadar kullandım.
Sitede dosyalar birbirine karıştı, güvenlik protokolleri sarsıldı,
Sanki duvarlar içeriden patlıyordu.
Gözüm ekranın köşesindeki veriye kaydı.
Yükleniyor... %83... %92...
Ve sonra:Bingo!
Ana sunucu karardı, bağlantılar kesildi.
Geriye sadece sistemin devrilme sesi kaldı.Ama hemen ardından, rolüme döndüm.Sanki olanlar kontrolüm dışındaymış gibi,Küçük bir çöküş numarasıyla arkamı yasladım koltuğa."Abim benden güçlüymüş," dedim nefesimi tutarak,
"Saldırıyı durduramadım. Önceden söylemeliydiniz."
Bir parça suçluluk, bir parça kırıklık...Güzel numara yaptım vesselam.
Sergen öfkeyle yerinden fırladı.
Yüzü gerilmişti, elleri titriyordu.Ama bu öfke korkuyla karışıktı.Kontrolü kaybettiğini ilk kez fark ediyordu.
"SEN NE DİYORSUN!" diye bağırdı.
"Bu nasıl olur? Sen nasıl bir yazılımcısın?!"
Yüzüne baktım.Sakin, hatta neredeyse yorgun bir ifadeyle.Ama içimde zaferin sessiz yankısı vardı.Sergilediğim oyunla gurur duyuyordum."Senin sistemin çoktan kendini ele vermişti."dedim.
Bir adım geri attı, gözleri bana kilitlendi.Sanki ne zaman yalan söylediğimi çözmeye çalışıyordu.
Ama iş işten geçmişti.
Ekranda hâlâ son satır yanıp sönüyordu:
[Bağlantı kesildi. Sistem çöktü.]
"Ben elimden geleni yaptım," dedim iç çekerek."Abim daha güçlüydü."
Sergen, öfkesini adımlarına yükleyip bir fırtına gibi depodan çıktı. Ardında yankılanan ayak sesleri hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.O an ortamın soğukluğu sadece beton duvarlardan değil, bana çevrilen bakışlardan da geliyordu. Adamların gözleri öfke doluydu; keskin, suçlayıcı...
SAVAŞ KANDOĞAN
GEÇMİŞ..
O gün lisenin koridoru, gereksiz kalabalıkla doluydu. Kim kimin arkasından konuşuyor, kim kimi satıyor, herkesin bir oyunu vardı.
Benim için fark etmezdi. Genelde sessizdim. Görmedikleri bir tarafım vardı çünkü:Dokunursan, karşılığını alırsın.Berk'le aramızda yıllardır süren bir gerginlik vardı. Kafasında liderlik kompleksi, yanına aldığı üç beş ezik..Yanımdan geçerken omzuma bilerek çarptı.Yüzümü döndürdüm. Göz göze geldik.
"Uza Berk. Sıkmayayım canını." dedim.Sesim sakindi. Soğuktu.
Ama bu çocuklar sessizliği tehdit sanmaz. Sessizlikten korkmazlar.Hataları bu.
"Sen kimsin lan canımı sıkacaksın?" dedi, yanındakilere hava atar gibi.Bir adım attım. Sınıfın önündeki kalabalık susmuştu."Kaşınıyorsun ama sen."
Yüzümde küçümser bir gülümseme vardı. O sırada klasik tehdit cümleleri geldi."Beş kişiye karşı teksin. Fazla iddialı konuşma."
İçimden güldüm."Sizin grubu toplasan bir kişi anca eder." dedim.Berk klasik artistliğini yapmaya başladı
"İnsanoğlunda kaç kemik vardır bilir misin, Savaş?"
"Seninkilerin hepsini kıracağız şimdi."
Yine güldüm.
206.
"206 kemik vardır... ve etti bir."
Daha cümlem bitmeden Yağız'ın çenesine yumruğu geçirdim.Net. Temiz. Sessiz.Yere düştü.Başımı çevirip Mert'e baktım.
"Bu da iki"O an geldi.
İçimde tuttuğum her şey yumrukta vücut buldu. Berk'in suratına geçirdim. Mert ise yağızın suratını dağıtmaya başladı.
Koridor karıştı.
Berk üzerine hamle yaptı. Mert, onu da savurduğu bir yumrukla geri püskürttü. Koridor bir anda karıştı. Öğrenciler bağırıyordu, bazıları telefonuna sarılmıştı.
Tam o anda öğretmenlerin sesi duyuldu:
"Ne oluyor burada?! Savaş! Berk! Derhal ayrılın!"MERT ULUSOY
GÜNÜMÜZ
Lavin başarmıştı... Benden daha hızlıydı, bunu kabul etmeliyim. Haritada konumu belirmişti, titrek bir ışık gibi yanıp sönüyordu ekranda.
"Sonunda," dedi Savaş, sesi hem rahatlamış hem de sertti, sanki yıllardır beklediği şey gerçekleşmişti. Göz göze geldik. Karar verilmişti.
"Topla adamları," diye ekledim.
Başını hafifçe salladı.
Arabalara bindik, motor sesleri birbiri ardına yükseldi.Kimse konuşmuyordu ama göz göze geldiğimiz anlarda söylenmeyen çok şey vardı.Depoya doğru yola çıktık.
Depoya vardığımızda ortam gerilmişti bile. Sergen'in itleri. Arabalardan atladık, tereddüde yer yoktu. Önümüze kim çıktıysa yere serildi, kurşunlar havayı delip geçti; o an sadece hedef vardı gözümüzde: Lavin.
Kapıya yaklaştım, beklemeden silahı doğrultup tetiğe bastım. Metalin ardındaki sessizlik bir çığlık gibi dağıldı. Kapı gürültüyle açıldığında nefesimi tuttum.
İçeride Lavin vardı. Masanın yanında diz çökmüş, saçları yüzüne düşmüş, ama hâlâ dimdik duruyordu. Göz göze geldiğimiz an, sanki zaman bir anlığına durdu. Gözleri büyüdü, yüzüne karışık bir şaşkınlıkla umut yayıldı.
"Abi?" dedi sesi titrek ama canlıydı.
****
Kurtulalı iki saat olmuştu. Hâlâ yorgundum ama abim sorguya başlamıştı bile. Yanıma oturdu, gözlerime baktı. Ardından savaş'da geldi. İkisi birden üzerime geldiler.
"Sana dokundu mu?" diye sordular.
İçim daraldı ama hemen cevap verdim.
"Hayır, tabi ki abi. Boşver artık."
Konuyu değiştirmek istedim.
"Siteye ne oldu? Çöktü mü? Büyük bir kayıp yaşamış olmalı..."
"Çok büyük bir zararı olmadı," dedi abim. "Ama işimize yaradı, dikkatini dağıttık."
Söylerken yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet vardı. Plan işlemişti. Site sadece bir dikkat oyalamasıydı, ama yeterli olmuştu."Özledim seni, gel buraya," dedi. Sesi yumuşaktı, içinde tanıdık bir sıcaklık vardı. Hiç düşünmeden yanına gittim, başımı omzuna koyup yanına kıvrıldım.
Savaş, biraz ötede durmuş, içten bir gülümsemeyle bizi izliyordu. Gözlerinde yorgunluk vardı ama o an, sadece huzur saklıydı bakışlarında. Sessizlik, söylenmeyen binlerce şeyin yerini almıştı.
Abimin omzundayken göz kapaklarım ağırlaştı. Sıcaklığı içimi sararken, yavaşça gözlerimin kapandığını hissettim.
2 saat sonra..Uyandığımda kendimi koltukta buldum. Abimler karşımdaki tekli koltuklarda bir şeyler konuşuyordu. Hemen gözlerimi açmadım, sessizce dinlemeye devam ettim. Sesleri alçaktı ama ciddiydiler. İçim yine huzursuzlanmaya başladı.
Başımı biraz yana çevirdim, gözlerimi hâlâ kapalı tutarak kulak kesildim. Savaş fısıltıyla, "O hâlâ bilmiyor, değil mi?" dedi.
Abim kısa bir sessizlikten sonra, düşük bir sesle cevap verdi:
"Hayır... ve şimdilik böyle kalmalı."
Kalbim hızlandı. Neyi bilmiyordum? İçimde soğuk bir düğüm oluştu. Uyanıyormuş gibi yavaşça gözlerimi açtım.
Uyandığımda bir anda sessizlik oldu. Telaşlı fısıltılar kesildi, odada soğuk bir boşluk kaldı. Göz kapaklarımı yavaşça araladım. İkisinin de yüzü bana dönüktü artık.
Abim öne doğru eğildi, sesi tedirgindi:
"Lavin?"Bakışlarımdan kaçıyorlardı. O an daha da net anladım, bir şey vardı... hem de büyük bir şey.
Sanki az önce fısıldadıkları cümleler hâlâ havada asılıydı, ama ikisi de onları geri yutmaya çalışıyordu.
Sessizliği ben bozdum.
"Ne oldu? Neden tedirginsin?"
Abim hemen, zorlama bir tebessüm yerleştirdi yüzüne.
"Hiç... yorgunsun diye konu falan açmak istemedik. Hadi dinlen biraz daha."Gözlerimi onlara dikerek doğruldum, yastığı kenara ittim.
"Yok, uyumayacağım. Devam edin siz, konuşmanız yarım kaldı."
Sesim ne kadar sakin çıkarsa çıksın, içim fokur fokur kaynıyordu.
Abimin kaşları çatıldı, Savaş bana baktı ama gözlerini hemen kaçırdı.
Odada bir anda ağırlık çöktü. Sessizlik bu sefer daha gürültülüydü.
Biri bir adım atacaksa, artık ben değil onlar olmalıydı.
Birbirlerine baktılar, sonra birdenbire konuyu değiştirdiler.
Abim, sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi koltukta arkasına yaslandı."Yarın sabah erkenden çıkmamız gerek, yol uzun," dedi, sesinde yapay bir sıradanlık.
Savaş da ona ayak uydurdu, kafasını salladı.
"Evet, bir an önce şehirden uzaklaşmak iyi olacak," dedi.
"Er ya da geç öğreneceğim," diye fısıldadım içimden.
Beni korumaya mı çalışıyorlardı, yoksa benden bir şey mi saklıyorlardı, bilmiyorum.
Ama ne olursa olsun, peşini bırakmayacaktım.Üzerimi düzelttim, yüzüme ifadesiz bir sakinlik yerleştirdim. Sanki az önce hiçbir şey duymamışım, hiçbir şey hissetmemişim gibi konuştum.
"Ee, siz şirkete geçmiyor musunuz?" dedim, sıradan bir şey sorar gibi.
Savaş başını bana çevirdi, kısa bir an duraksadı.
Hiç bozmadım. Gözlerimi masaya çevirdim, yavaşça koltuğun ucuna oturdum.
"Ayrıca," dedim, sesimi aynı düz tonda tutarak,
"artık evime dönmek istiyorum."
"Ben bırakırım seni," dedi Savaş.
Ona dönerken sesi Mert'e kaydı:
"Mert, sen de işe geçersin. Seni soruyorlardı."Abim omuz silkti.
Hiçbir şey demedi, benim için de fark etmezdi.
Sonunda kısa bir cevap verdi,
"Olur."
Savaş gözlerini bana dikti, bakışları sakindi ama içinde bir şeyler arıyordu.
"Gidelim mi?" dedi sessizce.
Gözlerimi kaçırmadan başımı hafifçe salladım.
"Gidelim," dedim.
Çantamı aldım, omzuma astım.
Ve kapıya yöneldim.
Hiç konuşmadan arabaya doğru yürüdük.Savaş cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açtı.Ben çantamı arka koltuğa bıraktım, sonra ön koltuğa oturdum.
Hava serindi ama rahatsız edici değildi.
Motor çalıştı, yola koyulduk.
Savaş'la arabada sessiz bir yolculuğun ortasındaydık. Radyoyu çevirdim, aradığım bir şey yoktu ama buldum.Model - Mey çalmaya başladı.
"Kamaşıyor gözlerim, bebeğim..."
"Öyle gülmek olur mu, gözünü seveyim?"
"Cennet dudaklarınmış,öp de öleyim.." gözlerinin, dudaklarıma indiğini gördüm.
Dudaklarının kenarı kıvrıldı.Hemen başımı çevirdim, gözlerimi yola sabitledim.
"Aşkmış adı, ner'den bileyim?"
"Böyle zulüm olur mu, gözünü seveyim"Adımı sorsan söyleyemem, yemin" ederim."
Hemen elimi uzatıp radyoyu kapattım.Savaş döndü, kısa ama dikkatli bir bakış attı:
"Neden kapattın?"
Gözlerimi yoldan ayırmadan cevap verdim:
"Başım ağırdı."Yalan sayılmazdı.
O hiçbir şey demedi.
Ben de öylece sustum.Radyosuz, sessiz bir yola devam ettik.Birden yavaşladı.
"Geldik."
Başımı salladım, tek kelime etmeden.
Elim kapı kolundayken sesi arkamdan tekrar geldi:
"Kendine iyi bak."Duraksadım.
Gözlerimi kaçırmadan, sakin bir sesle cevapladım:
"Her şey için teşekkür ederim, Savaş."Kapıyı açtım. Soğuk bir rüzgâr yüzüme çarptı.
Ne döndüm baktım, ne başka bir şey söyledim.İndim, kapıyı kapattım.
O hâlâ arabadaydı. Araba motoru çalışıyordu.Ben yürürken aynadan izliyordu belki.Ama bakmadım.
******
Eve girer girmez üzerimdeki ağırlığı çıkarmak ister gibi ayakkabılarımı bir köşeye attım.Sıcak bir duş aldım.Duştan sonra havluyla saçımı kurularken mutfağa yöneldim.
Dolabı açtım. Domates, yumurta, biraz biber.Menemen olur.
Soğanları tavaya attım, cızırdayan ses düşüncelerimi bastırdı.
"Keşke Savaş'ı davet etseydim..."
Elimdeki çay bardağını tezgâha koyarken dilimden döküldü bu cümle.Boş mutfakta yankılandı sesi.Yalnızken kendi kendime konuşmaya alışmıştım.
"Ayıp oldu adama."
Dedim. Gerçekten de biraz mahcup hissettim.
Ama hemen içimdeki o diğer ses atladı:
"Ne ayıbı ya? Alt tarafı eve bıraktı."
Tam o anda sol tarafımdaki hayali melek devreye girdi.
"Saçmalama! Adam seni zor bir durumda kurtardı, evinde kalmana izin verdi, şimdi de seni kapına kadar getirdi."
Kaşlarımı çattım, farkında olmadan kendi kendime mırıldandım:"Ne var yani, davet etsem bir çay içecekti en fazla."
Sonra başımı iki yana salladım.Tavadan gelen kokuya döndüm.
Soğanlar hafif kararmıştı.Soğanların yanık kokusu burnuma çarpınca tavaya eğildim.
Görüntü berbattı."Ayy soğanları da yaktın, bravo sana Lavin!"
Sesim mutfakta çınladı.
Kendime sitem ederken bir yandan da alay ediyordum.
Sanki başka biri yapmış gibi söyledim ama suçlu bendim.Kaşığı alıp tavayı karıştırdım, ama iş işten geçmişti.
Bir kenara çekip yumurtayı kırmaya hazırlanırken hâlâ söyleniyordum:
"Bir menemeni de becer bari!"
Diye yüksek sesle söylendim, sesim mutfakta yankılandı.
Kaşığı sinirle tezgâha koydum, sonra usulca aldım tekrar.Tavayı karıştırdım ama hevesim kaçmıştı.Menemen piştiğinde o kadar da kötü gelmedi gözüme.Kenarları biraz kararmıştı ama kokusu fena değildi.Tavayı ocaktan alıp masaya koydum.Çayı yeniden doldurdum.Suyu kaynamaktan azalmıştı ama idare ederdi.
Bir dilim ekmek koparıp oturdum.
İlk lokmayı ağzıma attım.Fena değildi.Gerçekten.
Yemeği bitirdikten sonra tabağı, çatalı, bardağı usulca makineye yerleştirdim.Tezgâhı sildim, çaydanlığı boşalttım.Sonra salona geçmek üzere döndüm ki...Kapı çaldı.
Abim."Hoş geldin."Dedim.Sesi o kadar durgundu ki, sanki kendi içimden yankılanmış gibi."Hoş buldum," dedi usulca."Aç mısın?"Gözlerini bana çevirmedi bile.
Kafasını yavaşça iki yana salladı.
"Hayır."Dayanamadım artık.İçimde biriken her şey, onun suskunluğuyla daha da ağırlaşmıştı.
"Abi, ne anlatacaksan anlat artık."Gözlerini kaçırdı.Gözleri hâlâ benden uzakta bir yere dalmışken dudakları kıpırdadı:
"Bilmiyorum nereden başlayacağımı.""Dedemizi... babam öldürdü."
O cümle havada asılı kaldı.Sanki zaman dondu, oda küçüldü, dünya sessizliğe gömüldü."Ne?" dedim, sesim çatlamıştı.O kelime ağzımdan çıkarken ben bile tanıyamadım kendimi.
Abim gözlerini kaçırdı.Omuzları düşüktü artık.O güçlü, her şeyi bilen adam gitmişti."Sen bunu biliyordun." dedim.
Ne bir suçlama, ne bir bağırış.Sadece bir tespit.
Sadece bir kırılma noktası.
Abim gözlerime baktı.
"Kanıt yoktu Lavin... yemin ederim, sadece ilacını değiştirmiş. Ben... ben söyleyemedim."Bu sözleri duyduğum an, kalbimin ortasına saplandı sanki.İlacını değiştirmiş...
Yani bir kalbi durdurmak için silaha gerek yoktu.Sadece bir ilacı değiştirmek yeterdi.O sadece başını öne eğdi.
Kendini savunmadı.
Çünkü biliyordu, hiçbir cümle artık bu gerçeği geri alamazdı.Bir anda ayağa fırladım."Ben o adama baba dedim!"Sesim çatladı.
"Bunu bize nasıl yaptın?!"O hâlâ başı eğik, hâlâ sessiz.
Ama ben duramadım."Dedemi öldürmesine rağmen... o adama baba dedim!"Abim ilk kez gözlerime baktı.
Gözleri kıpkırmızıydı.Ama hâlâ tek kelime etmiyordu.Belki edecek kelimesi de kalmamıştı artık."dedemi... babam gibi gördüm."Sesim artık titriyordu.
Boğazıma oturan acı konuşmamı zorlaştırıyordu.
"Korktuğumda elimi tutan hep oydu. O benim her şeyimdi. Babam sandığım adam nefret ederken, o hep yanımdaydı."
"Abi..." dedim.Kelimeler dudaklarımda tereddüt etti.
Ama sonra toparlandım.
"Git."Kısa, ama yumuşak.Bir öfke değil.
Bir sınır.
Gözlerim doluydu hâlâ ama bakmıyordum artık ona.Gücüm yoktu daha fazlasına.
"Yalnız kalmak istiyorum."Abim başını eğdi.Gözleri kızarmıştı.
Bir şey demeye yeltendi ama sonra vazgeçti.
Ayak sesleri uzaklaşmaya başladığında içimden bir şey daha koptu.
Duvara yaslandım.
Gözlerim kapanmadı ama artık ağlamıyordum
BÖLÜM SONU ....
Yazar Notu:
Buraya kadar okuduğun için teşekkür ederim.Yorumlarını duymak beni mutlu eder.Unutma, bazen bir kitabın cümlesi bile birinin yarasına iyi gelir.💫
Bölüm etkileşimi
