2. bölüm / 9
Beyaz Lotus-2
Bölümler 9Şu an: -2
- 1 -11.370 kelime
- 2 -21.267 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 -31.345 kelime
- 4 -41.599 kelime
- 5 -51.831 kelime
- 6 -61.219 kelime
- 7 -71.220 kelime
- 8 -81.182 kelime
- 9 -92.168 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zeynep, hem her anımda yanımda olan en büyük destekçim hem de gözüm kapalı güvendiğim bir dosttu. Onun bir gün başarılı bir savcı olacağına inancım tamdı. Fakat gel gör ki, kendi içinde bir türlü aşamadığı, görünmez bir engeli vardı. Depremi birebir yaşadığı için özgüvenini neredeyse tamamen kaybetmişti. Aslında buraya ilk taşındığı zamanlarda da çok büyük zorluklar atlatmıştı; geçmişin izleri peşini bırakmıyordu. Kendine inanmakta güçlük çeken, kırılgan bir kızdı.
Biz onunla ilk taşındığı dönemde tanışmıştık. Benim gözümde iyi eğitimli, kibar, sıcak bir aile kızıydı. Ancak zamanla sanki o kız gitti, yerine tamamen farklı biri geldi. Saçlarını kısacık kestirmiş, sürekli erkek gibi giyinmeye ve öyle davranmaya başlamıştı. Eskiden her Allah'ın günü konuştuğum, diz dize oturduğum yakın arkadaşım, artık yanıma sadece iki haftada bir uğrar olmuştu. Bu ani değişim karşısında şüpheye düşmeden edemiyordum. Ne de olsa her şeyini bana anlatan, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen insandı.
Bir gün dayanamayıp karşısına geçtim ve bu durumu açıkça sordum:
— Zeynep, ne oluyor Allah aşkına? Kendini neden bu kadar geriye çektin? Saçların, giyimin, bu mesafeli tavırların... Seni tanıyamıyorum artık.
Gözlerini benden kaçırarak derin bir iç çekti:
— Bilmiyorum... Sadece kendimi güvende hissetmek istiyorum. Belki de böyle daha güçlü göründüğümü düşünüyorumdur. Üzerime gelme, zamana ihtiyacım var.
— Ben senin her zaman yanındayım, bunu biliyorsun değil mi? Ne zaman istersen.
— Biliyorum, iyi ki varsın. Ama şu an kendi içimdeki bu savaşı tek busyma halletmem gerek.
Onun bu kapalılığı karşısında üzerine daha fazla gitmemeye karar verdim. Kendi hayatıma odaklandım. Ders çalışıyor, kitap okuyor ve diğer arkadaşlarımla vakit geçiriyordum. Hayatım yavaş yavaş düzene girmeye başlamıştı ve bu bana iyi geliyordu.
Zaman hızla akıp gitmiş, aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçmişti. Artık 18 yaşına girmiştim ve harıl harıl çalışıyordum. İşlerim o kadar iyi gidiyordu ki, yıllık yaklaşık 700.000 ile 800.000 TL arasında bir para kazanıyordum. O yaşta bir genç için bu miktar gözüme çok büyük görünüyordu; fakat hayalimdeki iş imparatorluğunu kurmak için henüz yeterli değildi. Bu yüzden 21 yaşına gelene kadar durmaksızın çalışmaya karar verdim. Hedefim o zamana kadar en az 2 milyon TL biriktirmekti.
Tabii bu yolda yalnız değildim; kız arkadaşım Zeynep de bana eşlik ediyordu. Zeynep, babasının yanında çalışıyor ve oradan düzenli bir gelir elde ediyordu. Ben ise restoranda, kafede, işletmelerde garsonluk dahil ne iş bulursam günlük olarak yapıyor, paramı kenara atıyordum.
Zeynep 16 yaşına bastığında, kazandığımız parayla birlikte ilk büyük tatilimize çıkmaya karar verdik. Rotamız Malezya’ydı. Gerçekten büyüleyici bir ülkeydi; sahilleri adeta Maldivler’i aratmıyordu. Günlerimizi egzotik sokak lezzetlerini deneyerek ve buraları keşfederek geçiriyorduk. Tam 3 ay boyunca orada kaldık. Tatilimiz sırasında iki yakışıklı çocukla tanışıp arkadaş olmuştuk. Evlilik gibi bir düşüncemiz kesinlikle yoktu ama onlarla vakit geçirmek keyifliydi. İleride ne olur bilinmezdi ama içimde garip, daha önce tatmadığım bir duygu filizleniyordu. Galiba ilk defa aşık olmaya o zamanlar başlamıştım.
Aslında aşık olmayı hiç istemiyordum. Benim hayattaki en büyük felsefem şuydu: Eğer aşık olmazsan, aşk acısı da çekmezsin. Ve ben o can yakıcı acıyı tekrar yaşamaktan nefret ediyordum. O yaşıma kadar sadece bir kez, 13 yaşımdayken Eren adında birini sevmiştim. O benden birkaç yaş büyüktü, 15-16 yaşlarındaydı. Birlikte çocukça ama büyük hayaller kurmuştuk; evlilik hayalleri, kurulacak yuvalar, çocuklar... Sonra o benimle kurduğu o güzel hayallerin hepsini gitti başkasıyla yaşadı. Yaşadığım o büyük hayal kırıklığı beni perişan etmişti. O gün, bir daha asla kimseye aşık olmayacağıma dair kendi kendime yemin ettim. Nitekim 19 yaşına kadar da bu yeminimi tuttum, kalbimin kapılarını herkese kapattım.
19 yaşına geldiğimde, Zeynep ile yollarımız yeniden daha sık kesişmeye başladı. İkimiz de hem okuyor hem çalışıyorduk. Zeynep derslerine çok sıkı sarılmıştı. Aslında fen lisesini kazanacak puanı ve gücü vardı ama o Anadolu lisesini tercih etti. Çünkü fen lisesi, babasından, kardeşinden ve benden çok uzakta kalıyordu. Ailesinden ayrı kalmak istemediği için sadece iki saatlik mesafede olan bir Anadolu lisesine kaydoldu. İdealindeki hukuk fakültesini kazanmak için gecesini gündüzüne katıyor, durmaksızın ders çalışıyordu.
Ben 20 yaşıma girmek üzereyken, nihayet ilk ticari girişimimizi hayata geçirmeye karar verdik. Başta aklımda şık bir kafe açma fikri vardı. Zeynep de bu fikre sıcak bakmıştı. Ancak memleketimizin şartlarını düşündüğümüzde durum değişti. Yaşadığımız yerde zaten halihazırda 3-4 tane büyük kafe vardı ve piyasa doymuştu. Farklı bir şey yapmalıydık. Büyük bir heves ve cesaretle bar açmaya karar verdik. Memleketimizde düğün salonu, restoran gibi yerler çoktu ama insanların gece eğlenebileceği, kaliteli bir bar veya canlı müzik mekanı neredeyse hiç yoktu.
Konumu harika olan, merkezde iki katlı lüks bir mekan kiralayıp barımızı açtık. Burası iddia edildiği gibi illegal işlerin döndüğü bir yer değil; insanların canlı müzik dinleyip dans edebileceği, elit bir mekandı. İki katlı binanın üst katında özel localar ve odalar bulunuyordu ve bu konsept bize inanılmaz iyi para kazandırmaya başladı. Kısa süre içinde işleri büyüterek iki bar daha açtık. Kazandığımız tüm sermayeyi bu sektöre yatırıyorduk. Tek zorluğumuz alkol fiyatlarının yüksek olmasıydı. Toptan aldığımızda fiyat bir nebze düşüyordu ancak bazen piyasada nadir bulunan özel içkileri getirtmek zorunda kalıyorduk. Bunların toptan satışı olmadığı için yüksek maliyetleri kabul etmek durumunda kalıyorduk. Yine de getirisi bu zorluğa fazlasıyla değiyordu.
Zaman geçiyor, kazancımız katlanıyordu. Zeynep 18 yaşına, ben ise 21 yaşına basmıştım. Artık hatırı sayılır bir servetimiz vardı. Memleketimiz fazlasıyla turistik bir bölge olduğu için dışarıdan çok fazla turist çekiyordu. Gündüzleri otellerinde kalan veya çevreyi gezen turistler, geceleri eğlenmek için doğrudan bizim mekanlarımızı tercih ediyordu. Bu yoğunluk sayesinde bir iki ay içinde yaklaşık 2 milyon TL gibi ciddi bir gelir elde ediyorduk. Barların mülkünü kiralamak yerine doğrudan satın almıştık. Çünkü kira artışları, stopajı derken uzun vadede başımızın ağrımasını istemiyorduk; en mantıklısı mülk sahibi olmaktı.
Bir yandan da geleceğimiz için birikim yapmaya devam ediyorduk. Sonunda ikimizin rahatça yaşayabileceği, 3+1, ebeveyn banyolu ve büyük küveti olan çok şık bir ev satın aldık. Genelde ikimiz beraber kaldığımız için diğer iki oda boş duruyordu, oraları misafir odası olarak dekore etmiştik. Zeynep kedileri aşırı derecede severdi, evde kedi beslemek istiyordu. Ben de kedileri çok seviyordum ama içimde engelleyemediğim bir korku olduğu için onlara pek yaklaşamıyordum.
Onun 18 yaşına girdiği o yaz dönemi, hayatımızın en hareketli zamanıydı. Doğum gününde ona büyük bir sürpriz yapıp hayalini kurduğu o yarış motorunu hediye etmiştim. Hediyeyi gördüğündeki mutluluğu dünyalara bedeldi.
Bir yandan da büyük bir ciddiyetle KPSS'ye hazırlanıyordu. Sınav günü gelip çattığında üzerindeki baskı ve gerginlik yüzünden okunuyordu. Onu sınav binasının kapısına kadar götürdüm. Sınav bitip kapıdan çıktığında yüzü solgundu. Normalde bir başkası, annesi ya da babası olsa ilk iş "Sınavın nasıl geçti? Kaç puan alırsın?" diye baskı kurardı. Ben ise sadece gözlerinin içine bakıp hafifçe gülümsedim:
— Zeynep, sınavı falan boş ver şimdi. Sen nasılsın, iyi misin?
Gözleri doldu, derin bir nefes alarak bana sarıldı:
— Çok gergindim ama bitti işte. İyi ki oradaki diğer insanlar gibi hemen sonuca odaklanmadın. Üzerimde o kadar çok baskı var ki, bu sorun beni çok rahatlattı. İyi ki varsın.
— Sen her şeyden daha önemlisin. Hadi gel, sana aylardır gizlice hazırladığım bir sürprizim var.
Onun için uzun zamandır gizli bir hazırlık yürütüyordum. Yaşadığımız bu bölgede düzgün, konsept bir restoran eksikliği vardı. Ben de Zeynep’in çocukluk hayalini gerçeğe dönüştürmek için büyük bir restoran açmıştım. Duvarları ve tavanları özel balık desenleriyle, bulut figürleriyle kaplı; masaları ise parıl parıl parlayan güneş motifleriyle süslenmiş büyüleyici bir yer tasarlatmıştım.
Arabadan indiğimizde gözlerini bir bandajla sıkıca bağladım. Restoranın kapısından içeri adım attığı an bandajı çözdüm. Karşısındaki manzarayı gördüğü an, eline şeker verilmiş küçük bir çocuk gibi gözlerinin içi parladı, sevinçten havalara uçtu. Çünkü orası tamamen onun hayallerinden fırlamış gibiydi. Restoranın resmi olarak yarısı benim, yarısı onundu. Benim hayatta neyim varsa, zaten yarısı onun demekti. O akşam restoranda baş başa harika bir yemek yedik, güldük, eski günleri yad ettik. Geceye doğru eğlencemizi bitirip yorgun ama mutlu bir şekilde evimize döndük.
Saat gece yarısı 12'ye geliyordu. Üzerimizi değiştirip dinlenmeye çekileceğimiz sırada kapı sertçe çalmaya başladı. Tam kapıyı açmak için koridora doğru adım atacakken, dışarıdan gelen o boğuk ve tekinsiz ses yankılandı.
Bölüm etkileşimi
