3. bölüm · BEYAZ GÜLLER İZİNDEKİ SON İZLER
3.Bölüm
Ömer’in Ağzından
"Elif yanıma gelip endişeli bir sesle, 'Abla beni arıyor, onunla konuştun mu Ömer?' diye sordu. Gözlerimi kaçırdım. İçimdeki o ağır taşla, üzgün bir şekilde, 'Hayır, daha konuşmadım. Şu nişan işini bir halledelim, yarın Çiftlikköy villalarında konuşurum,' diyebildim sadece. Elif gözlerimin içine bakıp, 'Abi... Keşke bugün anlatsaydın her şeyi,' dediğinde boğazım düğümlendi. 'Bugün Lara’ya bir şey anlatmaya cesaretim yok, Elif,' dedim ve üzerimdeki o ağır, beni boğan takım elbiseyi giymeye devam ettim.
Yan odada Meryem’in hazırlanma telaşı vardı. Bahçeden kahkahalar, neşeli sesler yükseliyor, kalabalık her an daha da artıyordu. Annemin yüzündeki o memnun, gururlu ifadeyi gördükçe içimdeki karanlık daha da koyulaşıyordu. Bugün herkes mutluydu; Meryem’in ailesi, davetliler, annem... Herkes hayatının en güzel gününü yaşıyor gibiydi. Ama benim içim kan ağlıyordu. Bugün, kendi ellerimle sevdiğim kadını, Lara’mı kaybediyordum. Ait olmadığım, sevmediğim bir hayata doğru zoraki adımlarla yürüyordum.
Bahçede toplandığımızda Meryem’in ailesi heyecanla bana bir şeyler sorup duruyordu. Dudaklarıma yerleştirdiğim o yapmacık, donuk gülümsemeyle onlara baş sallıyordum ama ruhum orada değildi. Derken Meryem’in babası elinde makasla yaklaştı, yüzüklerin takılacağı o an gelmişti. Tam o sırada, kalabalığın arkasında bir hareketlilik oldu. Gözlerim gayriihtiyari o yöne kaydı.
Ve oradaydı... Lara.
Olduğu yerde donup kalmıştı. Gözlerindeki o ilk şaşkınlık, saniyeler içinde yerini öyle derin bir hayal kırıklığına ve acıya bıraktı ki, o an göğsüme bir bıçak saplandı sandım. Benim içim yanarken, onun gözlerinde koskoca bir dünyanın yıkılışını gördüm."
LARA'nın ağzından
Bahçe kapısından içeri adım attığımda, hayatımın en büyük kabusuyla karşılaşacağımı bilmiyordum. Işıklar, gülen yüzler, tebrik sesleri... Ve tam ortasında, üzerinde o şık takım elbiseyle, bir başkasının elini tutmaya hazırlanan Ömer.
Zaman durdu. Aldığım nefes boğazımda düğümlendi, göğsüme tarifi imkansız, çok derin bir ağrı oturdu. Olduğum yere çakıldım, ayaklarım beni taşımaz oldu. Güvendiğim, sığındığım, her düştüğümde elimden tutacağını sandığım adam, bugün beni en derine, en karanlık uçuruma tek bir hamleyle itmişti.
İçimden avazım çıktığı kadar haykırmak, sokağı ayağa kaldırmak geliyordu: Neden Ömer? Neden bana bunu yaptın? Gözlerimden süzülen yaşlar yanaklarımı yakarken, kalbimin parça parça oluşunu hissettim. Bu sadece bir aldatılış ya da bir ayrılık değildi; bu, bir insana, aşka ve geleceğe dair içimde taşıdığım ne varsa hepsinin hunharca yok edilişiydi. Bana yaşattığı bu hayal kırıklığı o kadar derindi ki, ruhumda açtığı yara hiçbir zaman kapanmayacaktı. Karşımda duran adam, benim uğruna dünyaları yakacağım Ömer değil, beni diri diri bu acının içine gömen bir yabancıydı artık. Tüm o kalabalığın neşesi, benim sessiz hıçkırıklarımın altında ezildi. Kendimi hiç bu kadar kimsesiz, hiç bu kadar kırılmış hissetmemiştim.
Ömer’in Ağzından
Lara’yla göz göze geldiğimiz o salise, benim için zaman tamamen durdu. Makasın metalik sesi, insanların alkışları, Meryem’in babasının gururlu konuşması... Hepsi bir anda uğultuya dönüştü. Lara’nın gözlerindeki o saf acıyı, bana olan inancının bir saniyede kül oluşunu izlemek, ölmekten daha beterdi. Dudaklarım fısıldadı ama sesim çıkmadı: "Lara, özür dilerim..." Meryem’in babası kurdeleyi kesmek için hamle yaptığında, elimi aniden geri çektim. Bahçedeki herkes şaşkınlıkla bana bakarken, gözlerimi Lara’dan ayıramıyordum. Lara ise daha fazla dayanamadı. Arkasını dönüp kalabalığın arasından sıyrılarak hızla bahçe kapısından dışarı doğru koşmaya başladı. O an ne babamı, ne annemi, ne de üzerimdeki bu lanet nişanlığı düşündüm. "Lara!" diye bağırarak arkasından fırladım
Lara’nın Ağzından
Gözyaşlarım görüşümü bulandırırken sadece kaçmak istedim. O bahçeden, o sahte gülüşlerden ve en çok da kalbimi paramparça eden Ömer’in bakışlarından uzaklaşmak istiyordum. Arkamdan adımı haykırdığını duydum ama durmadım. Mahallenin karanlık sokağına doğru nefesim kesilene kadar koştum.
Arzu arkamdan yetişmeye çalışarak "Lara, dur lütfen!" diye sesleniyordu. Ama içimdeki yangın o kadar büyüktü ki, durursam oracıkta yok olacaktım. Sokağın köşesinde ayağım tökezledi, tam düşecekken arkamdan güçlü bir el beni kolumdan yakaladı.
Hızla arkamı döndüm. Karşımda nefes nefese kalmış, gözleri pişmanlıktan kıpkırmızı olmuş Ömer duruyordu.
"Dokunma bana!" diye haykırdım, sesim sokağın duvarlarında yankılandı. "Sakın dokunma! Nasıl yaptın bunu bize Ömer? Nasıl?"
Ömer çaresizce iki elini kaldırıp, "Lara, yalvarırım dinle... Başka çarem yoktu, ailem için, kardeşlerim için yapmak zorundaydım," dedi, gözünden bir damla yaş süzülürken.
Yüzüne acı dolu bir kahkaha attım. "Çare mi? Sen bugün bizi, beni feda ettin Ömer. Benim için sen artık o bahçede bıraktığın yabancısın," dedim ve kolumu hızla ondan kurtarıp gecenin karanlığına doğru yürümeye devam ettim. Ömer ise olduğu yerde, dizlerinin üzerine çökerek arkamdan bakakaldı.
Lara’nın Ağzından.
Ömer’in sözleri sokağın soğuk havasında asılı kalırken, içimdeki kırılma sesini adeta kulaklarımla duydum. Daha fazla orada kalamazdım, onun pişmanlık dolu bakışlarına tahammülüm yoktu. Arkamı dönüp sokağın başında bekleyen Arzu’ya doğru koştum. Arzu, halimi görür görmez ne olduğunu sormaya bile yeltenmeden hemen caddeden geçen bir taksiyi durdurdu.
Kendimi arka koltuğa attığımda, sanki tüm gücüm tükenmiş gibiydi. Arzu da hemen yanıma bindi, kapıyı kapattı ve beni sıkıca kollarına aldı. Arabanın camından dışarıya, hızla akıp giden şehrin ışıklarına bakarken hıçkırıklarım düğümlendi boğazımda. "Geçecek canım, yanındayım, seni asla yalnız bırakmayacağım," diye fısıldıyordu Arzu, saçlarımı okşayarak. Ama ben sadece ağlıyordum. Gözyaşlarım, kalbime batan o devasa hayal kırıklığını temizlemeye yetmiyordu. Güvendiğim dağlara kar yağmıştı ve ben o kışın ortasında tek başıma, çıplak ayakla kalakalmıştım.
Ömer’in Ağzından
Lara’nın bindiği taksi gecenin karanlığında gözden kaybolurken, sanki ruhumun yarısı da o arabayla birlikte gitti. Sokak ortasında, dizlerimin üstünde ne kadar kaldım bilmiyorum. Kalbimin acısından nefes alamıyordum. Lara’ya yaşattığım o yıkım, kendi göğsüme bir kor gibi oturdu.
Ama arkamda bırakmak zorunda kaldığım, beni bekleyen bir cehennem vardı. Yavaşça ayağa kalktım, üzerimdeki o ağır takım elbiseyi, sanki bir kefenmiş gibi hissederek düzelttim. Adımlarım geri geri gitse de, o bahçeye, o yalanların ortasına geri dönmek zorundaydım.
Bahçe kapısından içeri girdiğimde, insanların fısıldaşmaları bıçak gibi kesildi. Annemin endişeli ve öfkeli bakışları, Meryem’in gözlerindeki kırgınlık ve babasının sert çehresi beni karşıladı. Kimseye bir açıklama yapmadım, yapamadım. Masanın üzerine bıraktığım elimi yeniden uzattım. Meryem’in babası, havada kalan makası öfkeyle ve gergin bir sessizlikle tekrar eline aldı. Metalin o soğuk sesi bahçede bir kez daha yankılandı ve kurdele kesildi. Alkışlar yükseldi, tebrikler havada uçuştu. Herkes nişanlanışımı kutluyordu ama bilmiyorlardı ki, ben az önce o sokakta kendi cenazemi kaldırıp gelmiştim.
Lara’nın Ağzından
Gözyaşlarım taksinin camından süzülen yağmur damlalarına karışırken, kafamı Arzu’nun omzuna yasladım. Zamanın nasıl geçtiğini, arabanın bizi nereye götürdüğünü bilmiyordum. İçimdeki o büyük boşluk hissi, etrafımdaki her şeyi anlamsızlaştırıyordu. Arzu, elimi bir an bile bırakmadan, "Sadece ağla Lara, içindekileri dök, ben buradayım," diyerek bana güç vermeye çalışıyordu. Ama içimdeki yangın öyle büyüktü ki, ağlamak bile bu acıyı hafifletmeye yetmiyordu. Güvendiğim, hayatımın merkezine koyduğum insan, beni en savunmasız anımda tek başıma bırakmıştı.
Ömer’in Ağzından
Kurdele kesildikten sonra bahçedeki tebrik töreni başladı. İnsanlar sırayla yanımıza gelip elimizi sıkıyor, yapmacık dileklerde bulunuyorlardı. Meryem’in yüzündeki utangaç gülümsemeye her şahit olduğumda, kendimi dünyanın en suçlu insanı gibi hissediyordum. Ona da haksızlık ediyordum, ama kalbimin başka bir yerde, o karanlık sokakta hapsolduğunu kimseye itiraf edemiyordum.
Gözüm sürekli bahçe kapısına kayıyordu; sanki her an Lara yeniden içeri girecek ve bu kabus bitecekmiş gibi bir umut vardı içimde. Ancak kapıdan içeri giren tek şey, gecenin soğuk rüzgarıydı. Annem yanıma gelip kulağıma, "Doğru olanı yaptın oğlum, aileni kurtardın," diye fısıldadığında, bu "doğru"nun beni nasıl diri diri gömdüğünü bir tek ben biliyordum.
