Beş Kırılma kitap kapağı

2. bölüm / 2

Beş Kırılma

Yaşlı Adamın Dizleri Dondu

Yazar: Eyup A

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Yaşlı Adamın Dizleri Dondu

Gri saçlı adam babasının o gün öleceğini biliyordu. Pırıl pırıl bir bahar günüydü ve ölümü hem kendisi
hem de ailesi için bir lütuf olan yaşlı adamın böyle bir günde öleceğine emindi. Güneş elinde sarı bir
tüyle dünyayı gıdıklıyordu. Nesneler bu tatlı ışığın altında hafiflemişti. Her an havalanıp etrafa
dağılacakmış gibi duruyorlardı.

Yaşlı adam bundan on üç ay önce havanın insan kemiklerini dondurduğu bir şubat akşamında derin
konuların konuşulup insanın damağına yapışan koyu kahvelerin içildiği köy odasından eve dönerken
bir anda yere yığılmış ve o günden beri bir daha ayağa kalkamamıştı. Gri saçlı adam ailesiyle beraber
akşam yemeği için kurulmuş sofranın başında beklerken kapıya yığılıveren babasını görünce o an
yıllardır korktuğu ve bir gün başına geleceğine emin olduğu şeyin sonunda gelip kendisini bulduğunu
anlamıştı, onu nelerin beklediğini korkulu bir rüyayı anımsar gibi gözlerinin önüne getirebiliyordu. Ne
kadar bekliyor olsa da o an geldiğinde tüm bedenini sarsan bir dehşete kapılmadan da kendini
edememişti. Karısı, annesi ve çocukları yaşlı adamı zar zor kaldırıp yatağına taşırken gri saçlı adam
bir düşünce hali içerisindeydi. O sırada yatağına uzanınca biraz kendine gelen yaşlı adam oğlunun
tahminini doğrulayan şu sözleri söylemişti:

"Bu hava da ne böyle? Dizlerim dondu."

Gelini hemen sobayı yakmış, torunları da dedelerinin dizlerine masaj yapmaya başlamıştı. Yaşlı
adamın karısı da tıpkı gri saçlı adam gibi bir düşünce hali içeisine girmişti o an. Kendisini nelerin
beklediğini kestirebiliyordu. Eğer yaşlı adam yataklara düşerse en büyük sorumluluk ona kalacaktı.
Oğlu gibi kendisi de uzun bir süredir böyle bir korkuyla yaşıyordu. Ayağa kalkmak için iki kişinin
yardımına ihtiyaç duyan, oturmak için eğilip yere tutunan kocasının önünde böyle bir sınavın olduğu
belliydi. Onu yatakların içinde aylar sürecek bir mahkumiyet bekliyordu. Yaşlı adam o soğuk şubat
akşamı son kez yürümüştü.

Yaşlı adamın karısı, ayağa kalkacağına dair henüz umudu olduğu günlerde odun sobasında ısıttığı
suları torbalara koyup buz tutmuş dizleri çozülsün diye kocasının dizlerine koyar ve üzerini kendi
yaptığı ağır yün yorganla örterdi. Kendisi, kocasının bir gün tekrar evdeki son zamanlar büyük oğluna
geçmeye yüz tutmuş hükümdarlığını tekrar eline alacağına dair olan umudunu uzun bir süre diri
tutmuştu. yaşlı adamsa ayaklarında derman kalmamışçasına yere yığılıverdiği an tıpkı ayaklarındaki
güç gibi bir gün tekrar ayağa kalkacağını ve bir reis gibi evini yöneteceğine dair inancını tamamen
kaybetmişti. Aylarca karısının, gri saçlı adamın, gelininin ve torunlarının teşvikine rağmen bir kez
olsun ayağa kalkıp yürümeyi denememişti. Eve doktorlar çağrılmış, civarın en bilinen kırıkçıları
getirilmiş; karısı sorup soruşturup tarifler yaptığı denenip kanıtlandığı söylenen koca karı ilaçlarını
dizlerine sürüp bezlerle bağlamış, böyle şeylere pek kanaat etmese de gri saçlı adam muskalar
yapıtırıp bsının yattığı odanın her tarafına asmıştı ancak yaşlı adamın dertop edip karnına çektiği
dizleri bir daha çözülmemişti.

Yaşlı adam bu atalet halini bir türlü aşamadığı için o kış boyunca yatağının yanındaki pencereden
gördüğü karamsar manzara dışında hiçbir şey görmemiş; karısının ağzına koyduğu yemeği
çiğnemek, kolları uyuşunca sırt üstü; beli uyuşunca da yana dönmek dışında neredeyse hiç hareket
etmemişti. Hareketsiz kaldıkça hareket yetisini daha çok kaybediyordu. Düşüşünün ilk günlerinde elini yaşlı kadının ağzına getirdiği kaşığa atar, yemeğini kendi yemek isterdi. Bir tas un çorbasını
yarılayamadan titreyen ellerinin salladığı kaşıktan dökülen çorba gögsüne konan bezi doldururdu.
Çok geçmeden yaşlı adam bu son gayretleri de bırakmış ve yün yorganın altında aylar geçirmişti.
Sırtında ve kalçalarında bası yaraları açılmış ve neredeyse bütün eklemleri hareket yetisini
kaybetmişti.

Ev halkı yaşlı adamın mum gibi eriyip gidişine sadece tanıklık edebiliyordu çünkü ayaklanacağına dair
hiç umudu olmayan yaşlı adamın bu haline yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Kişisel bakımını- çoğunu
yaşlı kadın üstlenmiş olsa da -yapıyor ve ellerinde oturup beklemekten başka birşey gelmiyordu.
Dillendirmeseler de hepsi eriyip giden bu kaskatı bedene takılıp kalmış ruhunun bir gün sonunda pes
edip gideceği günü iple çekiyordu ancak kimse yün yorganın altında pis kokular içinde tıpkı herkes
gibi o huzur anını bekleyen yaşlı adama bu karamsar duygularını açmıyordu. Eve aylarca içerde bir
cenaze varmışçasına buruk ama kaybolmayan monoton bir hüzün hakim oldu. Hepsi ne zaman
geleceği bilinmeyen ama geleceği kesin olan bir taziyeyi bekledi aylarca.

Ne kadar belli etmeseler de yaşlı adam, içinde olduğu durumun farkındaydı ve onun iyileşme
ihtimallerini ortadan kaldıran kabullenmişlik halinin sebebi de buydu aslında; iyileşeceğine dair ufak
bir umudu bile yoktu. Artık ayağa kalkarken tutunacak birşey aradığında, otururken önce elleriyle yere
tutunduğunda, yağmur yağınca korktuğunda önünde vermesi gereken böyle bir sınavın olduğunu
biliyordu. İşte o gün geldiğinde yaşlı adam hiç çaba gösterme gereği duymadan herşeyin olacağına
varmasını beklemişti.

Bitmek bilmez kış gecelerinde yaşlı adam, acılar içinde kıvranır sabahlara kadar kemikleri
kırılıyormuşçasına inlerdi. Karısı ilk zamanlar kocası için çok üzülür, uykusunu bir kenara bırakır,
karanlığın içinde dokununca insanın içini ürperten, bir deri bir kemik kalmış, dizlerini bulup masaj
yapardı. Bu merhamet duygusunu ve bir gün kocasının tekrar ayağa kalkıp hükümdarlığını devam
ettireceğine dair umudunu uzun bir süre koruyabilmişti ama kocasının iyileşme adına bir arpa boyu
yol katetmemesi ve üzerindeki sorumluluğun günden güne artması bu masumane duyguları silmiş ve
yerine nefreti koymuştu.
Ömrü boyunca kocasına ettiği kölelik boyutuna varmış hizmetleri hatırladıkça yaşlı kadın yaşadığı bu
zor durumun tek sorumlusu olarak kocasını görüyordu. Onca emeğine karşın bir kez olsun
memnuniyet duymayan adamın bunları sonuna kadar hakettiğini ve daha da büyük acılar çekeceğini
düşünüyor ama kurunun yanında yaşın da yanacağını bildiği için ne tür bir duygu içinde olduğunu
kestiremiyor, bazen nasıl bir tavır takınacağını bilemiyordu.

" Yandığı kadar ben de yanacağım onunla." diyordu içinde küçük tuvaletinin bulunduğu su şişelerini
helaya dökmek için sıcak yatağından her kalktığında. "Huzurlu bir ölüm kadar Allah'ın verebileceği
daha güzel bir lütuf yok." diye söylenmeye devam ediyordu buz gibi kış gecesinde iki eliyle idrar dolu
sıcak şişeyi tutarken. "Her seferinde nasıl doldurabiliyor bunu anlayamıyorum."
Şişeyi boşaltıp ana rahmi kadar güzel yatağına döndüğünde az evvelki köpürme halinden eser
kalmıyordu. Kocasının bitmeyen istekleri onu ne kadar kızdırsa da biraz durup düşündüğünde
söylediği boğazdan yukarı, yürekten olmayan, sözlerden dolayı pişman oluyor, tövbe edip onun için dua ediyordu.

Yaşlı adam uzandığı yerden canı sızlayan dizlerinde atarken kör karanlıkta karısının
gözlerini ve yüreğinin yansıması olan yüzünü görmese de sözlerinin onun için gerçekten hissedip
söylediği şeyler olmadığını biliyordu. Yaşlı kadının hissettiği duygular bıçak gibi keskin ve kararlı değil, uçları yuvarlatılmış bir sopanın dokunuşu gibi yumuşak ve iki taraflıydı. Tıpkı ilk zamanlar kocası için
duyduğu acıma, merhamet ve büyük umutların yavaş yavaş nefrete dönüşmesi gibi duygular sürekli
şekil değiştiridi ancak yine de onun kadın ruhuna işlemiş, kocasına karşı hizmet etme zorunluluğunu
duyumsaması hiçbir zaman değişmemişti.

Kocasının on üç aylık mahkumiyeti boyunca tutarsız tavırlarına sebebiyet veren bu ambivalenz
duygular içinde yaşlı kadın en az onun kadar acı çekmişti ve tıpkı gri saçlı adam gibi o ilk bahar
sabahı odasını canlı bir nesne gibi dolduran sarı ışığın içinde artık bir bebek mezarına sığacak kadar
küçülmüş bedene baktığında beklediği günün çok da uzak olmadığını anlamıştı.

Babası üzerinde yün yorganla yere yapışmış yer yatağının içinde büyük acılar çekmişti. Ancak o
güzel ilkbahar günü gri saçlı adam, elinde gümüş tütün tabakasıyla cıvıldayan kuşları dinlerken
sardığı sigarasını içtiğinde beklediği günün geldiğini anlamış ve kapının eşiğinde duran karısı;
fısıldarcasına, başı ipleri bırakılmış bir kukla gibi yana devrilen babasının sonunda o huzur anına
kavuştuğunu haber verdiğinde bir an gerçekten de her şeyin havalanıp etrafa dağılacağını sanmıştı.

2021

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

161okunma 18beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…