1. bölüm / 1
Beni sevmeyi unuttularBeni sevmeyi unuttular
Bölümler 1Şu an: Beni sevmeyi unuttular
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1. Sarılmayı Bilmedim
> Annemin bana sarıldığı bir anı yok hafızamda.
Oysa sarılmak, nefes almak kadar doğal olmalıymış.
Ama ben nefesi bile içime çekmekten utanarak büyüdüm.
> Bizim evde sesler hep yüksekti. Ama kimse kimseyi duymuyordu.
Babam çoğu zaman yoktu. Varsa da ya susuyordu ya bağırıyordu.
Annem, hep yorgundu. Ama neden yorgun olduğunu hiç anlatmadı.
Bana hiçbir zaman "canım" demedi. En fazla adımı bağırarak söyledi.
Ve ben her bağırışta biraz daha sessizleştim.
> İlk defa sevgiye dokunduğumda... korktum.
Çünkü o his bana ait değildi.
Çünkü "sevilmek" tanımadığım bir dil gibiydi.
Sanki herkesin bildiği bir şarkıyı, sadece ben ezberleyememiştim.
> Okulda hep kenarda oturdum.
Ne çok kötüydüm ne de dikkat çekici.
Öğretmenler bile adımı doğru söyleyemezdi.
Bazı günler, gerçekten var olup olmadığımı anlamak için kendi kolumu sıkardım.
Acıyı hissedersem “buradayım” diyordum.
Çünkü sevgi yoktu. Çünkü ses yoktu. Çünkü ben... yoktum.
---
2. Görüldüğüm Gün
> O gün profil fotoğrafımı değiştirdim.
İlk defa yüzümün tamamı görünüyordu.
Belki de ilk defa kendime baktım.
> Sonra o mesaj geldi.
“Merhaba.”
Sıradan bir kelime. Ama ben o kadar uzun zamandır kimsenin benimle konuşmasını bekliyordum ki…
Kalbim sanki bir yere çarptı. Ya da bir yere ait hissetti.
> Onun adı Mert’ti. Profilinde gitar çalan bir fotoğrafı vardı.
20 yaşındaydı. “Yazmayı seviyorum” diyordu biyografisinde.
Ben de yazıyordum. Ama hiçbir yere göndermemiştim.
“Beni ne fark ettin?” diye sordum.
“Gözlerin üzgün,” dedi.
İşte o anda... o gözlere birileri bakmıştı artık.
> Her gün konuştuk. Sabah mesajla uyandım, gece onun cümleleriyle uyudum.
Ailem fark etmedi. Zaten hiçbir zaman fark etmiyorlardı.
Mert benim ilk ‘merhaba’m oldu. İlk gülüşüm.
İlk inandığım yalandı belki de...
---
3. Gözlerimi İlk Kez Kapatabildim
> Onunla konuşurken ilk kez birinin cümlelerinin içinde kendime yer buldum.
Mert bana dokunmadı. Sadece kelimeleriyle sarıldı.
Ve o sarılış, çocukluğumda eksik kalan her boşluğu birer birer örttü.
> “Seninle konuşmak iyi geliyor,” demişti.
Oysa ben, hiçbir zaman biri için “iyi gelen” olmamıştım.
Ben genelde yük sayılırdım.
Ama Mert, beni ilk defa bir yük değil, bir varlık olarak gördü.
> Bazen sadece sustuk.
Ama onun suskunluğu, babamın sessizliği gibi değildi.
Babamın sessizliği cezaydı.
Mert’in sessizliği huzurdu.
> Gece geç saatlerde yazardı.
Uyandığımda mesajı görmek... sanki biri battaniyeyi üzerime çekmiş gibi bir histi.
“Uyudun mu?” diye sorardı.
Bu soruda bile şefkat vardı.
> Bir keresinde “Korkuyor musun?” diye yazdı.
“Sevilmekten mi?” dedim.
“Hayır,” dedi. “Kendini sevmekten.”
> Cevap veremedim.
Çünkü haklıydı.
Ben kendime düşman gibi yaşıyordum.
---
4. Sen Varsın Ya
> İlk kez yüzünü gördüm.
Göz göze gelince içimde bir şey çatladı. Sanki yıllardır taşıdığım bir kabuk... yerle bir oldu.
> Mert tam karşımdaydı.
Ama sanki bana sarılan... çocukluğumdu.
Bana bakan... hep görmek isteyen bendim.
> “Çok bekledim,” dedim.
“Ben de,” dedi.
Ve susmadan birbirimizi dinledik.
> Kafamı onun omzuna yasladığımda, içimde bir fısıltı vardı:
‘Sarılmak buymuş demek.’
> Kimse bizi izlemiyordu.
Bu sahne, sadece bize aitti.
Ne bağıran bir baba vardı artık, ne suskun bir anne.
Ne göz ardı eden bir öğretmen, ne alay eden sınıf arkadaşları.
> Sadece o vardı.
Sadece ben vardım.
Ve bu ilk defa yeterliydi.
> “Korkma,” dedi.
“Ben buradayım.”
> Gözlerimi kapattım.
İlk defa geçmişim değil, birinin sesi yankılandı içimde.
Ve ben...
ilk defa kendime "ben de buradayım" dedim.
Bölüm etkileşimi
