5. bölüm / 5
BELKİ BİR GÜN3. BÖLÜM= ANNEM İÇİN
Bölümler 5Şu an: 3. BÖLÜM= ANNEM İÇİN
İnsanların yüzündeki o parlak tebessümler, çoğu zaman içlerindeki fırtınaları gizleyen birer kalkandır. Buna göre; en çok gülen insanlar, aslında ruhu en çok yorulanlardır. Arkalarında sakladıkları mutluluk maskelerini yüzlerine öyle soğuk bir şekilde yerleştirirler ki, dışarıdan bakan hiç kimse içeride kopan kıyameti sezemez. Maskenin altında ne kadar büyük bir kırgınlık yaşadıklarını asla belli etmezler. Çünkü birini her şeyiyle görmek, bu dünyada yapılacak en tehlikeli şeydir.
Kafedeki o son zehirli sözlerimi babamın yüzüne fırlatarak, arkama bakmadan çıktığım sokaklarda hep beraber yürüdüm. Bilmiyorum, ruhum sarsılmıştı. Eve döndüğümde her şeyin çoktan altüst olduğunu gördüm. Ben sokaklarda kaybolmuşken, babam annemi arayıp fırçayı çoktan kaymıştı; telefonda büyük bir kavga etmişlerdi.
Annem herhalde beni bekliyordu. Gözyaşlarını silerken, "Klasik Alpay işte," dedi. "Her zamanki gibi sadece kendisini ve kendi çıkarlarını düşünüyor. Sen sakın onun dediklerini kafana takma Meryem. Ben ne pahasına olursa olsun bir çıkış yolu bulacağım."
Onun bu dik duruşu karşısında içim ezildi. Gerçekten de ben, hayatını bana adamış bu kadını hak edecek ne yapmıştım? Hem o Alpay’ın unuttuğu bir şey vardı: Karşısında ben varım. Ben bugüne kadar hangi zorluğun üstesinden gelmedim ki? Bunu da hallederdim.
"Güzel kızım... Şey, gözlerin..." diye fısıldadı annem. "Bu dünyada teksin. Allah'ım, fırtınalı denizlerde tek güvenli limanım o."
"Onu canımdan çok seviyorum anne," dedim, sesimdeki hıçkırığı gizlemeye çalışarak. "Biliyor musun, oraya giderken gerçekten beni özlediğini sanmıştım. Diğer çocukları gibi benimle de ilgilenmek istiyor sandım. Her hevesle bir yanım peşinden koşmuşum."
Bu itirafla birlikte içimde tuttuğum tüm barajlar yıkıldı. Gözyaşlarım sicim gibi akarken annem de daha fazla dayanamadı. İki çaresiz kadın, birbirimize sarılarak kalplerimiz sökülürcesine ağladık. O, geçmişini ve hayatını mahveden o adamın yaptıklarına ağlıyordu; ben ise paramparça olan umutlarım için...
Sessizliği yine annemin şefkatli sesi böldü: "Tamam, bu kadar ağlamak yetti. Hadi bakayım, git güzel bir duş al. Sıcak su, belki omuzlarındaki ağrıları biraz olsun hafifletir."
"Olur anne," dedim. Elimin tersiyle gözlerimi kurulayıp kendimi banyoya attım. Sıcak suyin altında, ruhumdaki o kirli ve yabancı hissi akıtmaya çalıştım.
Ertesi sabah, alarmın o keskin sesiyle gözlerimi açtım. Dün gece duştan çıkar çıkmaz üzerime pijamalarımı geçirmiş ve dünyaya gözlerimi kapatmak ister gibi kendimi yatağa bırakmıştım. Dokuz saatlik bir uyku bile içimdeki o devasa yorgunluğu almaya yetmemişti. Telefonu elime alıp alarmı susturduğum anda, ekrandaki o yabancı numaradan gelen bildirimle buz kestim. Mesajı açtığımda, babamın karanlık gölgesi odanın tam ortasına çöktü:
"Hazırlanmaya başla. Bugün saat 18:00'de seni istemeye gelecekler. Sakın orada bir arıza çıkarıp beni rezil etmeye kalkma. Yoksa o çok sevdiğin annenin geçmişte imzaladığı sahte evrakları doğrudan savcılara teslim ederim. Sonuçta annenin parmaklıklar ardına düşmesini istemezsin, değil mi? Biliyorsun, önümdeki ıslak imzalı belgeler onu hapse attırmak için fazlasıyla yeterli. Seçim senin."
Mesajı okurken beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Nefesim ağzımda tıkandı. Bir baba, kendi öz evladına karşı nasıl bu kadar acımasız bir canavara dönüşebilirdi? İnanmak istemeyerek, satırları defalarca, kelimeler kurşun gibi kafama kazınana kadar okudum.
Tam o sırada kapı çaldı ve annem içeri girdi. Büyük bir panikle telefonu ters çevirip fırlattım. Neyse ki fark etmemişti.
"Uyanabildin mi kızım? İyi misin diye bakmak istedim," dedi o her zamanki şefkatli sesiyle.
Allah'ım, bu kadın neden bu kadar iyiydi? Ben onun bu temiz sevgisini korumak zorundaydım. Eğer babamın bu emrine karşı gelirsem, o adam annemi hapse attırıp hayatını cehenneme çevirecekti. Kendi geleceğim, annemin tek bir gün daha özgürce nefes alabilmesinin yanında koca bir hiçti. Zoraki bir şekilde dudaklarımı yukarı doğru kıvırdım. Bölümün başında bahsettiğim o sahte maskelerden birini büyük bir acıyla yüzüme geçirdim.
"Çok iyiyim anneciğim, merak etme," dedim. Hayatımın en büyük yalanını söylemiştim aslında.
"Kusura bakacak değilim güzel kızım. Senin için bir çıkış yolu düşünüyorum, o herif ne derse desin..."
Annemin cümlesini tamamlamasına izin vermeden sözünü kestim. Sesimin titrememesi ve kendimi ele vermemek için yumruklarımı sıktım:
"Gerek yok anne, ben kararımı değiştirdim. O çocukla evleneceğim."
Annem duyduğu sözlerle adeta donakaldı. Haklıydı; daha dün gece "O çocukla asla evlenmem!" diye feryat eden kız, şimdi karşısında buz gibi bir yabancı gibi duruyordu.
"Meryem, eğer o adamdan korktuğun için bunu yapıyorsan bana söyle. Kimsenin seni zorlamasına izin vermem," dedi. Gözlerindeki o sonsuz güven beni kahrediyordu.
"Kimseden korktuğum yok anne," dedim, sesime sahte bir kararlılık yerleştirerek. "Kısacası mantıklı düşündüm. Geleceğim için en doğrusunun bu olduğuna karar verdim, lütfen üsteleme."
Annemin gözlerinde derin bir hüzün belirdi. Bir şey söylemek istedi ama sustu. Odadan ayrılırken gözleri dolmuştu.
"Seni çok seviyorum kızım, bunu sakın unutma olur mu?" dedi, ağlamamak için kendini sıkarak.
Yüzümdeki o ağır maskeyle ona son kez gülümsedim. "Ben de seni çok seviyorum anne," dedim.
Bir kez daha sarıldık ama bu defa omuzlarımda koskoca bir dünyanın enkazını taşıyordum.
Bölüm etkileşimi
