1. bölüm / 2
Belanın kalbine düştümGeçmişin izleri
Bölümler 2Şu an: Geçmişin izleri
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
13 yıl önce
Galiba İngilizce öğrenmem ilk defa işe yarayacaktı. Uzun uğraşlar sonucunda babamı ikna edip onunla birlikte Kore'ye gidecektim.
Bavulumu tıka basa doldurdum, her şeyim hazırdı. Babamla birlikte uçağımızı bekliyorduk.
Neden Kore'ye gidiyoruz diye sorarsanız, babamın ticari işleri sayesinde. O kadar mutluydum ki bu mutluluğumu biraz da babama yansıtmıştım. Biraz sonra bana dönüp, "Hadi kızım, kalkalım. Uçağımız geldi," deyince hemen yerimizden kalktık.
★★★
Otele geldiğimizde yorgunluktan kendimi yatağa attım. Babam yanıma gelip saçımı okşadı.
"Kızım, çok mu yoruldun?"
Gözlerim yarı açık bir şekilde babama baktım.
"Evet, babacığım," dedim.
Babam bavulumdan bir şort ve bir tişört çıkarıp yatağa bıraktı.
"Hadi, bunları giy de yemek yiyelim. Bu otelin yemekleri çok güzel."
Hemen yataktan zıplayarak kalktım. Günlerce Kore yemeklerini araştırmıştım çünkü benim için yemek çok önemliydi.
Hemen kıyafetlerimi kaptım.
"Babacığım, mandu ve jajangmyeon'u çok araştırdım. Bunları istiyorum!" dedim heyecanla.
Babam gülerek yanıma geldi ve omzumu tuttu.
"Kızım, jajangmyeon hiç sana göre değil ama mandu alırım, söz."
Kıyafetlerimi alıp banyoya koştum.
"Yaşasın!" diye bağırdım koşarken.
Kıyafetlerimi giydim ve banyodan çıktım. Babamın yanına gidip elini tuttum. Birlikte otelin restoranına gittik. Bir sandalyeye oturdum, babam da karşımdakine oturdu.
"Kızım, bugün birkaç iş arkadaşım gelecek. Sana sipariş veririm, sen yemeğini ye," dedi.
Ben de babama tebessüm ederek, "Tamam, babacığım," dedim.
Yemeğim gelince yemeye başladım. Babamın iki arkadaşı gelmişti. Galiba bunlar iş arkadaşlarıydı. Adamların yabancı olduğu yüzlerinden bile anlaşılıyordu.
Babam ve arkadaşları da yemek siparişi verdiler. Hepimiz yemek yerken ilk defa babamın İngilizce dışında başka bir dil konuştuğunu duydum. Bu Koreceydi. Merakla onlara baktım.
Babama meraklı bakışlar atınca babam bana bakıp güldü. Ben de bir anan"Baba, ben de Korece konuşmak istiyorum!" dedim.
Babam gülümseyerek, "Kızım, neden olmasın? Bu iş bitsin, Türkiye'ye dönelim, hallederiz," dedi.
Heyecanla ellerimi birbirine vurdum. Babam ve arkadaşları bana güldüler.
★★★
Babam ve arkadaşları otelin terasında, sakin bir yerde iş konuşurken ben bir köşede durmuş, süs ağacındaki yapraklara bakıyordum. Canım çok sıkılmıştı. Bir an gidip gitmemek aklımdan geçti ama en sonunda gitmeye karar verdim.
Babama görünmeden gitmem gerekiyordu çünkü babam izin vermezdi. Gizlice terastan ayrıldım. Yürüyen merdivenlerden en alt kata indim.
Dışarı çıktığımda biraz tuhaf hissetsem de artık bunun geri dönüşü yoktu. Seul'ün sokaklarında gezerken her yerde bilmediğim bir dilde konuşan insanlar vardı.
Bir sokağın renkli duvarlarını görünce çok hoşuma gitti. Hemen o yöne yürüdüm. Etraf o kadar güzeldi ki bir an büyülenmiştim.
Ta ki çocukların bağırma seslerini duyana kadar...
Biraz korksam da o tarafa gidip neler olduğunu görmek istiyordum. Yavaş adımlarla o yöne yürüdüm. Yürürken birilerini görünce hemen yandaki arabanın arkasına saklandım.
Gizlice onlara baktım. İki çocuk, başka bir çocuğu sıkıştırmış, hem parasını alıyor hem de dövüyorlardı.
Bir şey yapmak istedim ama ne yapmam gerekiyordu ki? Akıllı saatimden polis sireni sesini açtım.
Çocuklar bir an durdu. Ben de kenara çömelip bekledim.
Çocuklar koşarak kaçtılar. Diğer çocuk hâlâ yerde durmuş, etrafına bakıyordu. Hemen etrafı kontrol ettim ve sesi kapattım. Ardından çocuğun yanına gittim.
"İyi misin?" diye İngilizce sordum ve elimi uzattım. Çocuk şaşkın şaşkın bana bakıyordu.
"İngilizce biliyorsun, değil mi?" diye sordum çünkü benden büyüktü. Çok büyük olmasa da, Çocuk elimi tutup ayağa kalktı."Evet, biliyorum. Teşekkür ederim," dedi.
Kaşlarımı çatıp ona baktım. Kolunda morluk vardı. "İyi misin? Kolun... Kolunda morluk var," dedim.
Kolunu hemen gizleyince daha çok sinirlendim. İstemeden de olsa:
"Neden saklıyorsun? Canının yandığı belli. Neden kendini korumuyorsun?" dedim.Ama cevap veremedi.
Üstüne gitmek istemedim. Bu yüzden elimi omzuna koydum.
"Markete gidelim, koluna buz koyalım, tamam mı?" dedim.
Kabul etmeyeceğini biliyordum ama kolundan tutup onu oradan uzaklaştırdım. "Market nerede? Buranın yabancısıyım," dedim.
Çocuk önden yürüyerek bana yolu gösterdi. Yol boyunca hiç konuşmadı.
Markete girdik. Hemen bir buz torbası alıp parasını ödedim. Dükkânın önündeki masaya oturduk. Buzu ona verdim ve yanında durdum.
"Neden karşılık vermiyorsun? Kendini koruman gerek. O çocuklardan daha büyük görünüyorsun," dedim.
Buzu koluna koydu ama canının yandığı, yüzünü ekşitmesinden belliydi."Kendimi koruyamıyorum çünkü... Korkuyorum," dedi. Bunu söylerken yüzüme bakamıyordu. Utanıyordu.Elimi onun elinin üzerine koydum.
"Korkma, yapabilirsin. Çünkü eğer yapmazsan bunun sonu gelmez. Bir arkadaş tavsiyesi: Kimsenin seni ezmesine izin verme."
Çocuk şaşkınlıkla yüzüme baktı. O an anladım ki 'arkadaş' kelimesi ona ne kadar yabancıydı. "Sen nerelisin?" diye sordu aniden. İlk başta şaşırsam da hemen gülümseyerek, "Ben Türk'üm," dedim. Çocuk daha da şaşırdı ve bana hayranlıkla baktı.
"Adın ne?" diye sorunca hemen dikleşip gülümsedim. "Ben Mina. Memnun oldum," dedim.O da hemen benim gibi dikleşip gülümsedi.
"Ben de Junyeong," dedi. İsmi gerçekten zordu. "Junyouk," dedim.
Hemen güldü ama o gülüşün içten olduğunu görebiliyordum.
"Junyeong," dediğinde kendime gülerek elimi alnıma koydum.
"Üzgünüm, şey... Junyeong," diye yavaşça tekrarladım.
Hemen beni onayladı. Bu sefer doğru söylemiştim. "Jun desem daha kolay olur. İstersen tabii," dedim mahcup bir gülümsemeyle.
"Tabii, olur," dedi. Beni kırmamıştı.
O gün çok eğlenmiştim ama otele gidene kadar babamın bana kızacağı düşüncesi aklımdan çıkmadı.
★★★
Hava kararmaya yakın otele doğru hızla yürüyordum. Babam otelin önünde beni arıyordu ve ben bunu biliyordum. Akıllı saatime bir sürü mesaj bile gelmişti.
Hemen bir yalan bulmaya çalışsam da bunun yetersiz olacağını biliyordum çünkü babam kızını çok iyi tanırdı.
Babam beni uzaktan görüp yanıma koştu."Kızım! Mina, neredeydin sen? Nasıl bana sormadan gidersin? Ya bir şey olsaydı, kızım?"
Çok sinirliydi ama beni korkutmamak için kendini tutuyordu.
"Babacığım, seni rahatsız etmek istemedim. Biraz gezip gelirim diye düşündüm. Çok sıkılmıştım," dedim.
Mahcup bir ifadeyle, biraz da üzgünmüşüm gibi yaptım ki bana inansın.
Babam beni kucağına alıp içeri götürdü. Odaya gittik. Odaya girdiğimizde babam bana pijamalarımı verdi.
"Hadi, giyin Mina. Sakın bir daha yapma bunu, lütfen. Tamam mı? Biliyorum, çok meraklısın ama benden izin almadan bir daha asla gitme," dedi. Hâlâ kızgındı.
Kıyafetlerimi aldım. "Tamam, babacığım. Bundan sonra izin alacağım," dedim. Dediğim gibi banyoya girdim.
Ama babacığım, senin kızın asla izin almaz, biliyorsun...
Bunu diyemesem de üzerimi değiştirdim.
★★★
Üç gün sonra artık Türkiye'ye dönme vakti gelmişti. Valizlerimizi toplayıp gitmeye hazırlanıyorduk. Kore'de ilk kez bir arkadaş edinmiştim. Jun...
İki gün boyunca onunla takılmıştık. Çok güzeldi ama bugün, gitmeden önce onu göremedim. Demek ki bu kadarmış...
Neyse, umarım kendine iyi bakar ve korkaklığını bırakıp kendini savunmayı öğrenir.
Bölüm etkileşimi
