4. bölüm · BATAKLIKTA İDAM
Ruha Takılan Kelepçe (4)
"Yalan öyle bir mahkumiyettir ki; parmaklıklar başkasının üzerine kapanır, kelepçe ise senin ruhuna takılır."
— Fyodor Dostoyevski
🌑
Cem Adrian - Zincir
*
11 Aralık 2013
O gece hava yağmurluydu.
Zilin çalma sesini duyduğunda uzun süre sonra ilk kez içi kıpır kıpır olmuştu Nilüfer'in, bugün abisi ve pis işleri yoktu, bugün soğuk duvarlar veya kendini ait hissetmediği evi yoktu, sadece mutluluk vardı. Tarifsiz, açıklanamayacak kadar yoğun bir mutluluk.
Çantasına defterlerini sıkıştırdıktan sonra okulun merdivenlerinden hızlı adımlarla aşağı indi, kalabalığı umursamadan yağmurun ıslattığı okul bahçesine ayak bastı, heyecandan adeta dizleri titriyordu, sırtındaki ağır çantanın varlığını bu akşam hissetmiyordu, yüzünde aptal bir sırtış vardı.
Birbiriyle sohbet eden gençlerin aralarından sıyrılarak bahçeden çıktı, etrafa boş bakışlar atarken arkasında bir ses duydu
"Nilüfer?"
Arkasına hızlıca döndüğünde onu gördü, üstü işten yeni çıktığını anlatmak istercesine kirlenmiş, hızlıca yağan yağmur damlaları saçlarını ıslatmış ama yüzündeki sırıtışı silememiş, ellerindeki siyah yağ lekelerini saklamak istercesine arkasında saklamış, sıska bir çocuk vardı karşısında.
Abisi, Özgür abisi, çok sevdiği ve dünyaları verseler belkide değişmeyeceği sayılı kişilerden biri.
Kahkülleri o kadar uzamıştı ki gözlerine batıyordu Nilüfer'in, ama bu karşısındaki çocuğu görmesine engel değildi. Bunlar Nilüfer'in umurunda bile değildi ki, şu an tek derdi özgür abisinin buraya gelmiş olmasıydı, her gece gelmesin diye kapısını sessizce kitlemeye çalıştığı ve her akşam vahşet çıkaran abisi değil, beni unutma diye yalvardığı annesi değil, babası... O hiç değil, sadece Özgür abisi.
"Özgür abi! Burada ne işin var"
Burada ne işi olduğunu da neden geldiğini de bal gibi biliyordu elbette, ama biraz sohbetin kimseye zararı olmayacağını düşünmüştü, biraz daha çiseleyen yağmurun altında sohbet etmek, hatta gerekirse bu gecenin hiç bitmemesini istedi, çünkü gece bitince her şey eskiye dönecekti, sadece bu gece biraz gülümseyebilmek, kahkahalarla gülebilmek istedi Nilüfer.
Okul yavaş yavaş boşalmaya başlayınca Özgür karşısındaki kızın saf heyecanına karşı gülümsedi ve kızın üzerinde yamuk duran formaya karşı derin bir iç çekerek
"Burada ne mi arıyorum, bu gece annem seni bize çağırdı ya Bataklık güzeli, unuttun herhalde, hadi düş önüme hava kararıyor, biz biraz daha burada dikilmeye devam edersek annem bizi eve almayacak"
Unuttun herhalde
Bu geceyi unutamazdı ki Nilüfer, abisinin en yakın arkadaşının evine sadece yemek yemeye gidiyordu, Nilüfer'e göre Özgür, abisinin arkadaşı olmayı hak etmiyordu, abisi fazla kire bulaşmıştı, ama Özgür abisi daha masumdu, bu kirli işlere elbette uyum sağlayabileceğini biliyordu ama kire bulaşmasını istemiyordu.
Nilüfer Özgür abisinin Tahsin'e benzemesinden korkuyordu ama bunu ne kendine ne de karşısındaki sıska çocuğa söyleyemezdi.
Nilüfer aynen Özgür'ün dediği gibi önüne düştü ve beraber alt mahallede olan eve doğru yürümeye başladılar
"Çantan ağır mı?"
Nilüfer başını çevirip Özgür'e baktı, koyu kahve gözleri yorgunlukla parıldıyor ama buna tezat bir şekilde dudakları küçük bir tebessümle kıvrılıyordu, Nilüfer, kahve gözlerin altında parlayan mor halkalara bakarak;
"Ağır ama taşınmayacak gibi değil elbette" Diye cevapladı. Ayakları her zamanki gibi ağrıyordu ama bu şuan umrunda olduğu son şey bile değildi. Tek düşüncesi sıcak bir eve girecek, sıcak bir çorba içebilecek olmasaydı.
Özgür ise neler yaptığının farkındaydı, dün gece yanındaki kahküllü kızın abisine karşı büyük bir günah işlediğinin farkındaydı, Tahsin'in vereceği tepkinin farkındaydı ama umursamamaya çalışıyordu işte, bu umurunda bile değildi. Bunu yanındaki kıza anlatsa ve yeşil gözlerine bakarak ne düşünüyorsun diye sorsa ne derdi, abisini mi savunurdu yoksa 'sen haklısın' der miydi
Tam olarak bunun cevabını bilmediği için sessizliği tercih etti Özgür.
"Çantanı ver"
"Ne? "
Siyah çantanın perişan haline bakarak
"Sürekli yüzünü ekşitiyorsun Nilüfer, demek ki çantan ağır, bırakta taşıyayım"
Nilüfer ikileme düşsede kabul etti ve çantayı Özgür'e uzatarak aralarında uzayan sessizliği doğru olmayan bir yolla böldü
"Abim size geleceğimi bilmiyor... Ona söylemedim"
Sessizlik
Cevap gelmedi
Nilüfer abisinin Özgür'le uzun zamandır görüşmediğini biliyordu ama Nilüfer, Özgür'ü seviyordu, sahilde yaptıkları yürüşleri, gülerek yaptığı ve yadırganmayacağını bildiği şakları, aile sıcaklığını, bunları seviyordu Nilüfer
"Ona istesen söyleyebilirdin Nilüfer, söylerdin de ama abin yoktu değil mi, yine kaybolup yıllardır yaptığı gibi çıkmadı kaybolduğu yerden"
Başını sallamadı ama ikisi de haklı olduğunu biliyordu, Nilüfer'in abisiyle olan çıkar ilişkisini, sadece okuluna devam etmesi için abisinin Nilüfer neler çektirdiğini, Nilüfer'in abi lafı geçince dolan gözlerini ikisi de biliyordu neticede
"Geldik, karşındaki yeşil apartman"
Nilüfer kafasını kaldırıp karşısındaki yeşil apartmana baktı, boyası dökülmüş, üç katlı bir apartman, ama Nilüfer giriş kat olduğunu baktığı an anladı çünkü beyaz perdenin arkasında onlara gülümseyen bir kadın vardı, kahverengi uzun saçları olan bir kadın, saçkarına ak düşmüş ama gözlerindeki pırıltıdan hiçbir şey eksilmemişti, hayata karşı gülümseyen bir kadın
"Camdan bakan annen mi Özgür abi? "
Bu sadece boş bir soruydu çünkü Özgür'ün annesiyle tanışmışlardı.
Özgür başını hafifçe evet anlamında salladı, yağmur az da olsa hafiflemişti ve hava artık neredeyse kararmıştı. Küçük bahçeden içeri girerek kapıya kadar sessizce yürüdüler, sonunda kapıya vardıklarında Özgür kapıyı üç kez ardarda ritim tutturarak çaldı.
Nilüfer'in elleri titriyordu, gözleri ise açılmasını bekledikleri kahverengi kapıdaydı, açıldığında ne diyecekti, nasıl davranacaktı. Henüz bunların cevabını bilmiyordu ama çok güzel bir şekilde öğrenecekti, ne yapması gerektiğini değil, misafirlikte ne yapılmaması gerektiğini acımasızca öğrenecekti Nilüfer.
Kapı saniyeler sonra açıldığında Nilüfer'in burnuna anında yemek kokusu doldu
"Hoşgeldiniz, bende sizi bekliyordum ama iyice ıslanmışsınız, neyse hadi içeri geçin de ısının, ha oğlum sen içeri girmeden git de yandaki bakkaldan ekmek al, Nilüfer hoşgeldin kızım içeri gel sen"
Boş duvarlarda yankılanan endişeli bir anne sesi. En çok bunu severdi Nilüfer, önemsemeyi, birilerinin onu fark etmesini.
"Anne daha yeni geldik ya, hem ben yeni işten çık-"
"Çok konuşma oğlum hadi yürü, yürü git! "
Saniyeler sonra Özgür Nilüfer'e çantasını vererek dışarı çıktı ve Nilüfer ıslanmış ayakkabılarını kapının önünde bırakarak içeri girdi, Özgür'ün annesi Pınar hanım Nilüfer'e oturma odasını göstererek
"Kızım sen geç içeri, ben geliyorum" Diyerek Nilüfer'in hangi oda olduğunu bilmediği odaya girdi, Nilüfer elinde çantasıyla, Pınar Hanım'ın gösterdiği odaya girdi
Bir masa, dört sandalye, odayı aydınlatan loş bir ışık, boş bir koltuk, beyaz perdeler ve açık bir televizyon.
Nilüfer tedirgince etrafına baktığında Pınar hanımda içeri girmişti, Nilüfer koltuğa oturmak ve Pınar ablasına yardım etmek arasında gidip gelirken Pınar hanım Nilüfer'e bakarak
"Nilüfer, nasılsın yavrum, uzun zamandır görüşemiyoruz, Özgür'ü de bilirsin bahsetmez böyle şeylerden, bende aslında biraz da bunun için çağırdım seni yemeğe, sohbet etmek için. Annen nasıl, daha iyi mi? "
Nilüfer'in boğazına bir taş oturmuştu sanki, ama yinede gülümsemeye çalışarak
"Bende seninle konuşmayı özlemiştim aslında Pınar abla, annem yine bildiğin gibi, hiçbir değişiklik yok"
Pınar hanım Nilüfer'in tadının kaçtığını anlayınca mutfak tezgahına doğru ilerleyerek yemekleri koymaya başladı, Nilüfer'in çocukluk hallerini biliyordu, ilkokul zamanlarını biliyordu, Nilüferi ellerinde büyütmüştü Pınar, artık genç bir kız olmuştu, ona her baktığında pek sevmediği Serkan'ı görürdü, tek sevmediği şey buydu ya, Nilüfer'in hiç annesine benzememesi, her tavrının, halinin, hareketinin babasına benzemiş olması, bunun ne demek olduğunu Nilüfer ileride anlayacaktı. Henüz çok erkendi.
O anda aralarındaki sessizliği kapının açılış sesi böldü, Özgür gelmiş olmalıydı, Nilüfer akan gözyaşlarını bir çırpıda silerek koltuğa oturdu ve zannettiği gibi de oldu, saniyeler içinde Özgür girdi içeri, dakikalar sonra da Pınar hanım yaptığı çeşit çeşit yemekleri masaya bir bir koydu, Pınar hanımda masaya oturunca bir ağlama sesi geldi
Bir bebeğin ağlama sesi.
Pınar hanım yüzünü buruşturarak ayağa kalktı ve hızlı adımlarla oturma odasından çıktı
Sıcak yemekler adeta Nilüfer'in yüzünü ısıtıyordu ama duyduğu sese bir anlam veremiyordu, yanında büyük bir iştahla yemek yiyen Özgür'e bakarak
"Bu ses... "
"Bir kardeşim var Nilüfer"
"Ne!"
Pınar ablası hamile miydi, o uzun boylu, sarı saçlı, şefkatli kadın ikinci kez mi hamile olmuştu yani, hem de doğurmuştu, bunu Nilüfer nasıl bilmezdi, Pınar ablasına baktığında nasıl anlamazdı
"Sevmek istiyorum"
"Olmaz Nilüfer"
"Neden"
O anda bir ses duyuldu, evin duvarları arasında yankılanan bir ses
Kurşun sesi
Özgür kaşlarını çattı sanki anlam veremiyormuş gibi, ama az da olsa anlamıştı vaktin geldiğini, zamanın dolduğunu, çarkların çevrildiğini ve ona tek bir rol kaldığını.
Kurban.
"Bu ses-"
"Kafanı eğ, şu masanın altına gir, camdan bakacağım"
Küçük bebeğin ağlama sesleri kesilmiyordu, Nilüfer kendisine denileni yaptı ve masanın altına girdi, adım sesleri kendisinden bir bir uzaklaşırken bir pencerenin açılma sesi ve aynı anda abisinin kahkahası ulaştı kulağına.
"Burada ne arıyorsun!"
"Sakın ol şampiyon, hain birine göre şu an karşımda fazla cesaretli konuşuyorsun, bugün bedeller ödenecek"
"Dışarıya geliyorum"
"Yok öyle şey, bizi misafir etmeyecek misin, aç kapıyı içeride konuşalım"
Nilüfer'in kalbi ağzında atıyordu, konuşmak istiyordu, bağırarak 'ben buradayım, ne yapacaksan bana yap' demek istiyordu ama şu an ağzından çıkan sadece kesik nefes sesleriydi
"İçeri olmaz"
"Neden"
"Olmaz dedim"
"Biz gireriz o zaman"
Bir anda kapının kırılma sesi ile Pınar Hanımın içeri gelmesi bir oldu
Ama artık çok geçti, evde bir silah sesi patladı, Nilüfer başını kaldırıp bakamadı, ikinci kurşunda masanın altından çıkarak abisiyle göz göze geldi
Abisinin arkasında çok fazla adam vardı, Özgür abisinin tek başına onlara karşı hiçbir şansı yoktu, Pınar ablası neredeydi, ona mı isabet etmişti kurşun?
" Nilüfer, kardeşim, hainin evinde ne yapıyorsun, yoksa sende mi bana karşı hainlik yapacaksın?"
Nilüfer bu sefer Özgür abisinin gözlerine bakamadı, sadece abisine bakarak;
"Sen... Ne yapıyorsun! Aklını mı kaçırdın" Diye bağırdı.
Ama abisi bu gece kardeşini unursamayacaktı, arkadaki adamlar silahlarının emniyetlerini çektiğinde bir kurşun daha abisinin silahından çıktı, tavana isabet etti.
"Abi!"
Nilüfer abisinin yüzüne bakamıyordu, şu anın bir kabus olmasını istiyordu, bu kabustan bir an önce uyanmak ve bir daha asla uyumamak
Sahi siz bir kabus gördüğünüzde uyumaktan korkar mıydınız?
Bir an yerde emanet bir şekilde duran silahla göz göze geldi Nilüfer
O silah neden oradaydı, abisi bir şeyler planlıyordu ama Nilüfer abisinin kafasının içindekilere yetişemezdi
"N'oldu Özgür, ihanet ederken bu kadar bile yüzün bu kadar kızarmamıştı"
Yerdeki silah Nilüfer'e göz kırpıyordu
"Konuşsana lan, neden, neden, neden, kafayı yiyeceğim, seni kendi kardeşimden ayırmadım oğlum ben"
Nilüfer kararını vermişti
Yavaş yavaş, kimsenin anlamayacağı kadar yavaş bir şekilde yerdeki silaha doğru ilerledi, silahı nasıl tutacağını bile bilmiyordu ama o silaha dokunmazsa sanki bu akşamdan kimse sağ çıkamayacaktı
Oysa Nilüfer nereden bilebilirdi ki o silahın bile bir amaç olduğunu
Bir kurşun daha patladı, Nilüfer ilk ikisinde irkildiği kadar irkilmemişti.bu sefer kurşun, cama isabet etmişti etmişti.
Üçüncü kurşunun affı olmazdı, bunu abisi kadar iyi biliyordu Nilüfer bu yüzden elini çabuk tutarak bir anda silahı aldı ve Özgür'e bakarak
"Kendini koru!" Diye bağırarak silahı ona fırlattı
Silahı yakalamıştı Özgür ama artık çok geçti.
Üçüncü kurşun silahtan çıkmış, Özgür'ün çalıştığı yerden aldığı kirli mavi gömleğe isabet etmişti
Özgür vurulmuştu
Nilüfer nefesini tutmuş, görmek istemediği kanı bir kez daha görüyor ve bu bir kez daha abisi yüzünden oluyordu.
Tahsin, Nilüfer'in kolundan tutarak hızlıca dışarı çıkarmaya çalıştı, çünkü polis sirenlerinin sesi çok yakından geliyordu
"Sen ne yaptın! Bırak beni"
Nilüfer abisinin yüzüne bakmak istemiyordu, bu kire saha fazla batmak istemiyordu
Tahsin zorda olsa Nilüfer'i dışarı çıkararak arka mahallelerden birine götürdü
Nilüfer boğuluyordu, sıcak çorba yoktu, sıcak gülümseme yoktu, sıcak bir ev yoktu, soğuk bir abi vardı, soğuk bir gelecek vardı, soğuktu her şey, buz tutmuştu.
Polisler çoktan olay yerine varmışlardı. Belkide Özgür ölmüştü. O gece Özgür'ün gerçekten öldüğünü ise kimse bilmeyecekti.
Nilüfer bileklerinden tutan abisine bakarak, nefretle
"Seni şikayet edeceğim, her önüne geleni böyle öldüremezsin, orada bir aile vardı, küçük bir bebek vardı! "
Nilüfer bileklerini sağlam ellerden kutardı ve o eve gidip gerçek katili söylemek için yürümeye başladı, yürümek bile bir işkenceydi
Ama abisinin nefret dolu sesleri susmak bilmiyordu
"Sen şaka yapıyorsun herhalde, güleyim de boşuna gitmesin, bu gece susacaksın Nilüfer, bu gece susmak zorundasın"
Sokak lambasının aydınlattığı kaldırımı izlerken yürümeyi bırakmıştı Nilüfer, hissiz bir şekilde, yeşile çalan ela gözlerinden boşalan yaşlarla abisine doğru
"Hayır, bu gece susmayacağım, belki dün gece olursa susardım, belki on gün önce olsa susardım ama bu gece susmayacağım abi, ucunda ölüm bile olsa senin katil olduğunu polislere karşı haykıracağım"
Tahsin gülümseyerek saf kardeşinin okul formasına baktı
"Bu gecenin suçunu Özgür'e yıkacağız Nilüfer, neden biliyor musun, silahta parmak izi olduğu için, peki o silaha parmak izi bırakmasına kim vesile oldu? Bu gece kim misafirliğe giderek onlara komplo kurdu? Kim onlara karşı nankör ve gülümsedi? Özgür'ün gömleğin de kimin parmak izi çıkacak?"
Nilüfer bunları duymamak için kulağını kapatmak istedi, ama abisi bunları umursamadan devam etti
"Senin Nilüfer, ben sadece katliam yaptım, eğer bu gece ölürse Özgür bir suçlu olarak ölmüş olur, ama eğer yaşarsa tüm bunların sorumlusu olarak seni gösterecek, artık hiçbir şey eskisi gibi değil, bu geceden sonra bana benzeyeceksin."
Hiç ağlamanın bile yetmediği zamanlarınız oldu mu?
"Ama en kötüsü de ne biliyor musun Nilüfer, eğer tüm bunlar benim umrumda değil dersen ve eğer polislere gidersen, o silahta seninde parmak izin var, eğer istersem Özgür'ün giyeceği hükmün aynısını sana giydirebilirim, seni satabilirim Nilüfer, bunun için parmağımı bile kıpırdatmama gerek yok, ne dersin Nilüfer, özgürlüğün mü. Yoksa Özgür'ün mü"
O gece abisine benzedi Nilüfer ve o gece abisinden çok kendisinden nefret etti.
***
Okuduğunuz için teşekkür ederim🩶
