Başörtü ve Diğer Dinamikler

Yazar: Smml Ç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Başörtü ve Diğer Dinamikler

Başörtü teorik olarak serbest olması gerekiyor. Ve bir şeylerin bedelini sadece kızların ödemesi de çok kötü. Laikliğe hizmet de etmiyor bu yasak. Tam tersine kadını yine dışlıyor. Hem Müslğman kadından kurtuluyorlar hem kadından. Bu kadını metalaştıran kültğrün de işine geliyor kadını hapseden ve yine metalaştıran kültürün de. Ancak biraz derine indiğimizde şöyle bir şeyle karşılaşıyoruz: Başörtüsünün tartışmasız gerekli olduğunu savunan dini düşünce kuranda ne yazıyorsa lafzen onu yapmakla yükümlüyüz diyenler. O zaman el kesmek de tartışmasız bir farz haline geliyor ve Afganistan daki şeriat dr aynı oranda savunuluyor. O zaman başörtü davası modern bir kadın hakkı olmaktan öte tam tersine kuranı derinliksiz bir okumaya hizmet ediyor. Yani kadınlar kendi ayaklarına sıkıyor farkında değiller. Yani sonuçta böyle oluyor. Ancak baktığımızda dört halife bile kuranın metnine bağlı kalmamış. Hz. Ömer de bunu görüyoruz. Hz. Osman da kendi ailesini devlete yerleştirerek emaneti ehline vermek ayetine muhalif etmiş görünüyor. Hz. Osman iyi niyetlidir zannımca vr bundan akrabalarına mukavemet edemedi belki. Tabi bunu anlamak için birçok dinamik etkili olabilir. Mesela o dönem devletten mal sızdırmak belki kolay değildi. Ya da o kadar da cazip birer meslek değildi memurluklar belki. Ancak günümüz kuranın metin bağlamının kabul gören görüşüne göre en azından Müslümanlar arasında memurluk ya da hiçbir iş insan kayırarak yapılmamalı. Velhasılı bu kuran metninin düz anlamının bile fark edebileceğini salt metne bakmak diye bir şeyin olmadığını demek istiyorum. Çünkü metnin dayandığı dil matematiksel kesinlik arz etmez. Örneğin kuranda el kesmek ayetinde geçen kesmek kelimesi ek çektirmek anlamına da gelir. Yani bu dilin doğasında yok. Burada iki şeyden söz etmek istiyorum: Biri kuranı sadece lafzen veya bütüncül değil de parça parça değerlendirmenin İslam dininin grldiği coğrafyadaki hareket noktasına muhalif hale geldiği. İkincisi kuranda Allahın hükmünden kastın kuranın parça parça ayeti değil bütününü, bağlamını, temasını kast ettiği.
Birinci iddiaya baktığımızda kadın haklarının ve insan haklarının azlığından, dini bağlılıkların suistimal edilmesinden rahatsız olan ve iyiliği yücelten bir ilk Müslümanlar varken bugüne geldiğimizde ondan daha kötü bir fıkhın varlığından söz etmek zor değil ve bunu ispatlamaya bile gerek görmüyorum. Bir örnek vereceğim hz. Sümeyye evliydi ve çocuğu vardı. Ama bilindik şeriat anlayışında hiçbir kadının elden ele dolaşmasının engellrnmesinr garanti yok. Çünkü erkek hiçbir gerekçe göstermeden sadece sevmediği için eşini boşayabilir. Ancak başta İslam buna karşıydı. Şimdi şu var. Biz bu değerlendirmeyi teknik olarak yapamayız diyenler olacaktır. Çünkü kast ettiğim eski tarihsel şeriat anlayışında iyiliğin kaynağı akıl değildir kurandır. Bu çok büyük bir yanılsama çünkü ilk Müslümanlar Müslüman olurken kuranın içindeki etik ve iyilik anlayışını kabul ettiler. Eğer insan kendi aklıyla iyiliği ve kötülüğü ayırt edemeseydi İslam dinindeki iyilik anlayışını onaylayamazdı. Çünkü cahiliye dönemindeki iyilik ile kurandaki iyiliği onlar akıllarıyla tarttı. Demek ki iyiğin kaynağı akıldır. Ancak kişi iyi olmayı seçerse akıl iyiliği ortaya çıkarır. Kişi kötü olmayı seçerse aklın iyiliği ayırt etmiş olması iyilik sonucunu doğurmaz. Sadece iyiliğin ne olduğunu bilirsin.
İkinci konu ise ayetleri diğer ayetlerden bağımsız parça parça değerlendirmek hem metin okuma kurallarına uymaz hem mesela maun suresinde namaz kılanlara yazıklar olsun der. Eğer kuranı tek tek ayet ayet incelemek doğru olsaydı o zaman kuran kendiyle çelişirdi. Diğer dayanağım da şu kuran bir durumda Allahın hükmüne başvurmayan fasıktır der. Eğer Allahın hükmü parça parça ayetler demek olsaydı o zaman davaya da mahkemeye de gerek kalmazdı. Zaten belli olan bir şey olurdu. Kısas ayetinde bunu yapmanız iyi olur diyor. Bunu yapın illaki demiyor orada. Bu da kısasın her durum ve olayı kast etmediğini gösterir. O bağlamda bir çözüm yolu olduğunu gösterir. Kaldı ki hukuk kesinkes bir şey değildir. Döneme ve duruma göre değişkenlik arz eden bir şeydir. Yani bir toplumda kısas yeterli iken bir toplumda hapis yeterli olabilir. Hukukun yapısı budur. Bir de Allaha ve ahiret gününe inanamakla yükümlü iken bu inanmak yükümlülüğünün her geçen gün çoğalması da tuhaf. Allah bizden ona ortak koşmamamızı ve iyi insanlar olmamızı istedi başka bir şey istemedi. Başka bir şeye gerek yok. Ve diğer tüm davranışlarımız da buna uymak zorunda. Allaha inanmayanların ebedi cehennemde kalma konusunu burada komuşmayacağım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…