3. bölüm · BANA BAK/Yarı Texting
0.2
🎧 Şuan oynatılıyor...
Duvet-Bôa
***
Arka sıraların güzel bir yanı vardı. Kimse gerçekten seni dinliyor sanmıyordu. Ben de bu yanlış anlaşılmaya ayak uyduruyordum.
Tabletimin ekranında hocanın slaytı açıktı. Ama takip etmiyordum bile. Daha doğrusu zihnimde düşünceden düşünceye atladığım için alakamı zırt pırt geçilen sayfalara veremiyordum. Benim için çok da önemli bir ders değildi zaten. Kendimi bu şekilde avutup favorim olan çizim uygulamasını açtım. Kalemimle , yetişmesi gereken proje taslağımın üzerinden geçmeye başladım. Her çizgide görüş açısı netleşiyor duvarların persfejtifi daha somut bir hal alıyordu. Keşke aklımda kirasızca yer edinen düşüncelerde böyle bir netlik kazansaydı. Bu sıkışıp kaldığım döngüden artık sıkılmıştım. Gereksiz yere kastığım parmaklarım titrediginde kalem bir kaç milim oynadı. Çizgi taslağından şaştı , simetri ekseni artık umrumda değildi. Kalemi daha gevşek tutup içimden geldiği gibi sarmaşıklar çizmeye başladım. Sarmaşıkların arasına eklediğim çiçekler begonvili andırdı. Yaratıcı bir son teknolojik yapıya benzemesi gereken tasarımım an itibariyle rustik bir köy evine dönüyordu...
Tabii ki önemli olan benzemesi değil önemli olan benim tasarımımdı.
"...Haftaya proje taslaklarınızı eksiksiz getiriyorsunuz." Hocanın sesi düşüncelerimin arasına karışınca istemsizce başımı kaldırdım.
Sınıfta sandalyeler gıcırdamaya, fermuar sesleri birbirine karışmaya başlamıştı.
Ben de tabletimi kapatıp içinde her halt olan çantama yerleştirmeye calışırken homurdandım.
Bir teslim daha... Harika.
Tam ayağa kalkmıştım ki telefonum hafifçe titredi.
Melo🐁: Kantindeyim kahve içek mi?
Kahve kelimesini görünce cevap vermeme bile gerek kalmadı. Çantamı omzuma geçirip arka sıralardan çıktım.
Kahve uğruna kendimi derslikten atarken koridordaki kalabalağın arasına karıştım.
Tam merdivenlere yönelmiştim ki gözüm karşı koridordaki tanıdık siluete takıldı.
Tolga.
Yanında onunla aynı bölümden olduğunu tahmin ettiğim bir kızla ayaküstü sohbet ediyordu. Gülüyordu. Gayet normal görünüyordu.
İçimde garip bir huzursuzluk kıpırdandı.
Harika Verda.
İki gün önce çocuğa durduk yere destan yazıp engelledin.
Başımı hafifçe öne eğip beni fark etmemiş gibi davranarak yürümeye devam ettim.
Zaten şu saatten sonra birbirimize söyleyecek pek bir şeyimiz kaldığını da sanmıyordum.
Bir daha ona yazıp gururumu çiğnenmek üzere ayaklar altına sermeyecektim.
Adımlarımı biraz daha hızlandırıp kantine doğru yürüdüm.
Kantinin kapısından içeri adım attığım anda burnuma kahve kokusu çarptı.
Gözlerim masaların arasında Melis'i aramaya başladı.
Bu kızın tek kötü huyu vardı; her seferinde farklı bir köşeye oturuyordu. Gerçi ben gelene kadar beğendiğimiz masalar da hep kapılırdı.
Birkaç saniye sonra cam kenarındaki masada bana el salladığını gördüm.
Elinde her zamanki gibi buzlu kahvesi vardı.
Ben de kahvemi almadan yanına gitmeyeceğim için doğruca sıraya girdim.
Bir kaç dakika sonra kasadaki görevliye siparişimi verdim.
"Bir Ice latte alabilir miyim?"
Kartımı okuturken aklımdan geçen tek şey, bugün de kafein diyetime başlayamayacağımın farkındalığıydı.
Sonunda onun olduğu masaya gidip sandalye çektim.
"Selam. Ders erken bitti herhalde?"
Melis omuz silkti.
"Erken bitmedi. Ben erkenciyim."
Çantamı sandalyeye asmakla uğraşırken konustum.
"Şaşırmadım. Ben de önceki derste o kadar sıkıldım ki bir ara çizdiğim binayı köy evine çevirdim."
Melis kıkırdadı.
"Yine mi çiçek çizdin?"
Bu soru ben de istemsiz bir tebessüm uyandırdı.
"Tabii ki , ellerime hakim olamadım."diye mırıldandım.
Bir kaç dakika geçti. Melis 'in durum bilgilendirmelerini yorumlarım tükenene kadar analiz ettim.
Sonra kahvemden bir yudum almak yerine pipetle bardaktaki buzları daireler çizerek karıştırmaya başladım. Çıkardıkları tıkırtı bir süre ikimizin arasındaki sessizliği doldurdu.
Melis beni birkaç saniye izledi.
"Verda."
"Hm?"
"Bu aralar bir tuhafsın."
Pipeti bardaktan çekmeden kaşlarımı kaldırdım.
"Öyle mi?"
"Seni tanıdığıma göre evet."
"Yok ya."
"Kahveni geldiğinden beri içmiyorsun."
Gözlerim istemsizce bardağa kaydı.
Haklıydı.
Farkında bile olmadan sadece buzları karıştırıyordum.
"Kafein diyeti yapıcaktım da aklıma geldi..." Diye aklıma gelen ilk şeyi söyledim.
Melis tabii ki bu diyet işini sürdüremeyeceğimi bildiği için sözlerimi ciddiye almadı.
"Bir şey mi oldu?"
Omuz silktim. Söyleyip söylememek arasında bir kaç saniye gidip geldim. Sonun da iç çekip söyleyiverdim.
"Tolga'ya yazdım."
Melis'in kaşları yavaşça havaya kalktı.
"Dur..."
"Ciddi misin?"
Başımı hafifçe salladım.
"Hem de iki gün önce."
Melis birkaç saniye yüzüme baktıktan aonra kahvesini masaya bıraktı.
"Bir dakika..."
"Sen Tolga'nın yeni numarasını ne ara aldın?"
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
"Yeni numarası mı?"
Melis başını salladı.
"Ee evet. Numarasını değistirmiş bir hafta oluyordur."
Birkaç saniye yüzüne boş boş baktım.
Numarasını değistirmisti demek. İçime garip bir rahatlık geldi. Demek ki iki gündür Tolga'ya rezil olmamıştım.Omuzlarımdaki görünmez yük sanki bir anda hafiflemişti.
Aklıma gelen soruyla Melise baktım.
"Numarasını değiştirdiğini nereden biliyorsun?"
Melis pipetini bardağına bıraktı.
"Geçen hafta Kaan'la oturuyorduk. Telefonunu kayıtsız bir numara arayınca ben de 'Kim bu?' diye sordum. Meğer Tolga'nın yeni numarasıymış. Numarasını değiştirmiş."
Duyduklarımla gözlerim istemsizce boşluğa daldı. Eğer Tolga gerçekten numarasını değiştirdiyse ben kiminle mesajlasmıştım?
Zaten ona yazdığımdan beri içimde tuhaf bir his vardı. Bir an sanki Tolga ile yazışmıyormuş gibi hissetmiştim. Normalinden fazla soğuk ve kısa yanıtlar vermişti. Bunu ayrılık sonrası aramıza giren mesafeye bağlamıştım. Sonuçta karşımdaki kişi beni tanıdığını ima eden kişisel bilgilerime sahipti. Tolga 'dan başka kim olabilirdi ki?
Başımı yavaşça Melis'e çevirdim. Sesim beklediğimden de kontrolsüz çıktı.
"Lan ben kiminle mesajlaştım?"
....
Eve döndüğümde saatin kaç olduğunu bile hatırlamıyordum.Günün geri kalanı sanki otomatik pilota bağlanmıştı.Melis'le konuşmuş, eve gelmiş, üstümü değiştirmiş, proje taslağımın başına oturmuştum.
Ama aklım hâlâ o mesajlardaydı.
Tabletimin ekranına odaklanmaya çalıştım.
Birkaç düzeltme daha yaptım.
Çizgileri keskinleştirdim.Gölgelendirmeleri tamamladım.
En sonunda kalemi masaya bırakıp geriye yaslandım.
"Oldu."
Proje artık içime sinmişti. Bu yıl ilk kez bir ödevi erkenden bitirmenin rahatlığını yaşıyordum şuan. Teslim tarihine kadar yine elden geçirirdim orası ayrı.
Sıradaki iş kahveydi.
Sandalyeden kalkıp mutfağa yöneldim.
Tam kahve kavanozuna uzanmıştım ki kapı zili çaldı.Büyük ihtimalle gelen abimdi.
Abimin mesaisi hiçbir zaman belli olmazdı. Karakoldaki işi yüzünden bazen eve sadece uyumaya geldiği bile olurdu.
Aynı evde yaşıyorduk ama birbirimizin hayatına burnumuzu sokmamaya özen gösterirdik.
Belki de bu yüzden bugüne kadar birbirimizi boğmadan yaşayabilmiştik.
Kapıyı açtım.
"Hoş geldin."
Abim içeri girerken anahtarlarını vestiyere bıraktı.
"Hoş bulduk."
Sonra bana şöyle bir baktı.
"Bugün ne yemek yaptın maharetli kardeşim?"
Birileri acıkmıştı sanırım. Konu yemek olunca Abim için akar sular dururdu. Bu konuda onu kızdırmak kolaydı. Omuz silktim.
"Hiç. Yemek yapmadım"
Abim olduğu yerde duraksadı.
"Nasıl yani bütün gün ne yedin sen?"
Rahatlıkla mutfağa doğru yürümeye devam ettim.
"Noodle."
Arkamdan iç çektigini duydum.
"Verda..."
"Ne var?"
"Sen bu hafta makarna kotanı çoktan doldurmuşsundur.Dolapta sürpriz vardır herhalde?"
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Var."
"Ee?"
"Ama benim."
Abim cevabımı umursamadan buzdolabına yöneldi.Bunun olacağını biliyordum.
Evde yemek yok dediğim anda dedektif içgüdüleri devreye giriyordu.Kapağı açar açmaz birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra tek tek dizilmiş, yemek kaplarına baktı.
"Vay ayı... Bunların hepsini sen mi yiyeceksin?"
Ayı.
Son zamanlarda bu kelimeye tahammülüm eskisi kadar yüksek değildi.Gözlerimi devirip homurdandım.
"Ayı değilim ben. Hem onların hepsini aynı anda yemiyorum."
Tavuklu nohutlu pilava küçüklüğümden beri bayılıyordum. Antrenman sonrası acıktığımda ya da yoğun olduğum günler güzel gidiyordu. Kahvemi de alıp abimi mutfakta tıkınmak üzere bıraktım.
Elimdeki kupayıdikkatlice sehpaya bıraktım. Telefonumu elime alıp kendimi yatağa bıraktım.
Beni bekliyormuş gibi davranan turuncu bir gölge de saniyesinde peşimden zıpladı.
"Petibör!"
Daha adını söylememle kucağıma kıvrılması bir oldu.
Petibör'ün en sevdiği şey ilgi görmekti. Ne kadar bağımsız görünmeye çalışsa da ben oturduğum an soluğu dizlerimin üstünde alırdı. Mırlaması o kadar yüksekti ki bazen çalışırken kulaklık takmak zorunda kalıyordum.
Bir elim istemsizce kafasını okşarken diğer elim telefonuma uzandı.
Bildirimleri gelişigüzel kaydırdım.
Birkaç Instagram reelsi...
Arkadaş grubundan gelen mesajlar...
Sonra başparmağım bir anda durdu.
Tolga.
Sohbet ekranına bakarken içimde aynı huzursuzluk yeniden kıpırdadı.
Melis'in söyledikleri hâlâ aklımın bir köşesinde dönüp duruyordu.
Numarasını değiştirmiş.
Mesajları en baştan okumaya başladım.
Her satır, gündüz fark etmediğim başka bir ayrıntıyı gözüme sokuyordu.
Cevapları yabancı gibiydi
Ama en tuhafı...
Bana yabancı gibi davranırken bir yandan da beni tanıyormuş hissi vermesiydi.
Telefonu biraz daha sıkı tuttum.
Eğer gerçekten Tolga değilse...
Derin bir nefes aldım.
Parmağım birkaç saniye boyunca "Engeli Kaldır" seçeneğinin üzerinde asılı kaldı.
"Saçmalık."diye homurdandım.
Gözlerimi bir anlığına kapatıp ekrana dokundum.
Bu kişinin engelini kaldırdınız.
Profile tıkladığımda tabii ki hiç bir fotoğraf ve açıklama göremedim. Tolga yazan isim yerine tıkladım ve "???" olarak değiştirdim.
Bakışlarım son yazdıklarıma kaydı.
Siz:Hadi herkes kendi yoluna
Ve ben son sözüme rağmen yolumdan sapmış bir şekilde tekrar bu sohbetteydim.
Ama bu sefer yabancı birinin olasılığı yüzünden...
Parmaklarım uzun süre klavyenin üzerinde oyalandı. En sonunda yazdığım mesajı gönderdim.
Siz:Sen kimsin?
***
Olay örgüsünü daha iyi anlamanız için bazen Verda'nın anlatımına değineceğim.
Oylarınızı bekliyorum 😘
