BAHARDA ZEMHERİ kitap kapağı

3. bölüm / 4

BAHARDA ZEMHERİ

SONSÖZ: YENİDEN DOĞUŞUN BAŞLANGICI

Vaveyla Yazarı: Ravza Nur Döngel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: SONSÖZ: YENİDEN DOĞUŞUN BAŞLANGICI

Ben Yiğit Demirsoy, 25 yaşında, hayatını adaleti aramaya ve savunmaya adamış bir ağır ceza avukatıyım. Her dava, her tartışma, her sözcük benim için birer mücadele alanı; adaleti sağlama tutkumun birer yansıması. Mesleki hayatımdaki yoğunluk ve sorumluluk, elbette insanı yıpratıyor; ancak bu hayatta en büyük dengeyi ve huzuru, sevgilim Mira’da buluyorum. Mira, bana sadece sevgi değil, aynı zamanda güç, sabır ve dinginlik veren bir ışık. Onunla kurduğumuz ilişki, benim için yalnızca bir bağ değil; hayatımın en anlamlı eseri. Bu yolculukta Lina gibi bir dostun varlığı da bana hep güç verdi; onun sadakati ve dostluğu, benim için eşsiz bir hazine.

Ancak hayat, her zaman kusursuz değildir. Bir zamanlar çok yakın olduğum, belki de kardeşim dediğim Yunus Emre, hiçbir açıklama yapmadan 4 yıl önce hayatımızdan çekip gitti. Bu gidişi, içimde derin bir kırgınlık ve kızgınlık bıraktı. Onun yokluğu, dostluğun değerini bir kez daha anlamama neden oldu, fakat yarattığı boşluk hâlâ dolmadı ve sanırım hiçbir zaman da dolmayacak. Yine de, hayatın iniş çıkışlarına rağmen önüme bakmaya, sevdiğim insanlarla kurduğum bağları güçlendirmeye ve hem mesleğimde hem de özel hayatımda kalıcı izler bırakmaya kararlıyım.

Şirketin önünde durdurduğum arabadan inerek anahtarı valeye teslim ettim. Üzerimdeki ceketimi düzenleyerek içeri girdim.

“Hoş geldiniz Yiğit Bey.” Güvenliğe gülümseyip başımı sallayarak asansöre ilerledim. 15. Kata basarak beklemeye başladım. Kolumdaki saate baktığımda akşam 7’ye geliyordu. Mira’nın yanına gidecekken bir anda internette Lina’nın basın açıklamasını görmüş ve önce onun yanına uğrama kararı almıştım. Açılan asansör kapısından çıkarak Lina’nın odasına doğru ilerledim. Kapısını çalarak içeriden gelen komutla kapıyı araladım.

Bilgisayardan başını kaldırıp bana baktığında gülümseyerek ayaklandı.

“Yiğit gelmişsin.”

“Geldim deli kız.” Bu lakabı seviyordu çünkü lisedeyken deli dolu bir kişiliğe sahipti. Hâlâ öyleydi ancak artık dışa vurmuyordu.

“Hoş geldin Rüzgâr Adam.” Son kelimesiyle güldüm. Rüzgâr Adam da benim lakabımdı çünkü kişiliğim fazlasıyla eğlenceli ve enerjikti.

Lina’nın sarılışına karşılık vererek karşılıklı koltuklara geçtik.

“Tatil nasıldı?”

“Mükemmeldi sevgilimi ve seni özlediğimi saymazsak.” Tebessüm ederek cevapladı.

“Bir tatili hak etmiştin zaten Mira da ailesinin yanından dün akşam geldi.”

“Evet biliyorum. Senin nasıldı diye soracağım da son haberden sonra pek iyi olduğunu sanmıyorum.” Birbirimizden hiçbir şeyi saklamazdık her zaman her şeyi söylerdik. Hatta amcam bizim arkadaşlığımız için hep şöyle söylerdi;

Lina ve Yiğit’in dostluğu, demirin ateşle kaynaşıp kopmaz bir bağa dönüşmesi gibidir. Her zorluğu aşan, hiçbir kuvvetin sarsamayacağı kadar sağlam ve sarsılmaz bir güçtür. Onların dostluğu, kökleri derinlere inen asırlık bir çınar gibidir. Rüzgâr ne kadar sert eserse essin dimdik ayakta duran ve gölgesinde huzur bulunan bir bağdır. Onların dostluğu sanki iki yıldızın gökyüzünde birbirini tamamlaması gibidir. Ne zaman karanlık çökse birbirlerine ışık olurlar; bu bağ, zamana ve mesafelere meydan okuyan nadide bir ahenk taşır. İşte onların dostluğu kimsenin bozamayacağı kadar sıkıdır.

Aklıma gelen sözlerle gülümserken sarsıldığımı hissettim. Gözlerimi karşıdaki duvardan çekerek Lina’ya çevirdim.

“Hey Rüzgâr Adam nereye daldın öyle? Kaç dakikadır sana sesleniyorum.”

“Amcamın sözleri aklıma geldi bir an, neyse, sen ne diyordun?”

“Haberi diyorum hallettik ama bu saçma iftirayı kimin attığını daha bulamadık.”

“Allah bilir hangi kıskanç.”

“Yalnız her şey bu kadarla kısıtlı değil."

“Nasıl yani?”

“Yunus Emre geri döndü.” Duyduklarımla anlamaz bir şekilde Lina’ya baktım. Geri mi dönmüştü? Hem de bunca yıl sonra. Ama neden?

“Ne! Çınar gördü mü?” Başını sallayarak onayladığında sıkkın bir nefes verdim. Nereden dönmüştü ki? Lina böyle mutluydu neden şimdi gelip de kızın hayatını mahvediyordu?

“Ne dedi?”

“İstersem ona dönebileceğimi, benim mutluluğum için kendi mutluluğundan vazgeçebileceğini söyledi.” Çınar gerçekten çok güzel seviyordu.

“Peki sen ne dedin?”

“Beni yüzüstü bırakıp giden bir adama yeniden dönmeyeceğimi söyledim.” Lina ikinci şanslardan nefret ederdi ona göre ikinci şanslar her zaman ardında bir uğursuzluk taşırdı. Böyle bir inanca sahipti.

“Onu affetmeyeceksin öyle değil mi?”

“Hainini bağışlayan her yürek, aynı hançerle bir kez daha yaralanmaya yazgılıdır Yiğit.” Haklıydı katilini affeden şartsız koşulsuz ölmeye mahkumdu.

“Ne yapacaksın?”

“Hayatıma devam edeceğim her zaman olduğu gibi.” Durdu ve birkaç dakika camdan dışarıyı seyretti.

“Zaman, bir zamanlar hafızamın kıyısında yankılanan isimleri bile silmeyi başardı. Mesela... Yunus Emre miydi?” Histerik bir şekilde gülerek o kırıcı cümleyi söyledi.

“Artık benim için sadece bir gölgeden ibaret.”

“Onu sevmeyen bir adam için onu seven bir kızı terk etmesi onun hatasıydı Lina. Ben ona gitmemesi gerektiğini söylemiştim ama benim sözlerim onun için her zaman önemsizdi.”

“Boş ver o artık bizim için bir hiçten ibaret olmak zorunda.” Gülümseyerek oturduğu yerden kalktı.

“Mira’nın yanına gideceksin öyle değil mi?”

“Evet, yemek yiyeceğiz ama öncelikle ona değer bir hediye almam lazım.”

“Senin ona olan sevgin onun için en büyük hediye.”

“Biliyorum ama yine de onun mutlu olması beni huzura erdiriyor.” Oturduğum yerden ayaklanarak Lina’ya veda ettim. Çok geç olmadan gitmem gerekiyordu. Şirketten ayrılarak Mira’nın evine doğru yol aldım.

LİNA

Yiğit’in şirketten ayrılmasının üzerine yarım kalan işlerimi hallederek Çınarla buluşacağımız restorana doğru yola çıktım. Kendi evimde bir yemek düzenlemeliydim. Mira ve Yiğitle uzun zamandır bir araya gelmiyorduk.

Arabayı müsait bir yerde durdurarak restorana girdim. En arkada cam kenarında oturan Çınar’a doğru yürüdüm.

“Hoş geldin.” Kalkıp bana sarıldığında karşılık vererek konuştum.

“Hoş buldum canım.” Yerlerimize oturarak yemekten önce sohbet etmeye başladık.

“Geciktin canım.”

“Evet tam işleri halledip çıkacaktım Yiğit geldi.”

“Vay geldi demek.” Gülümseyerek başımı salladım.

“Evet o da Mira’ya geçti.”

“Bir gün toplanıp yemek yiyelim ne dersin?”

“Ben de öyle düşündüm bana gelirsiniz.”

“Mükemmel olur.” Yemeklerin gelmesiyle aramızdaki sohbete kısa süreliğine ara verdik. Ne yiyeceğimize önceden karar verdiğimiz için yemekleri çok beklememiştik.

Yemek boyunca teyzeme onun geri döndüğünü nasıl söyleyeceğimi düşünmüştüm. Bundan 6 yıl önce dedikleri geldi aklıma bir an keşke o an teyzemi dinleyip ondan vazgeçseydim dedim ama hayatta bazı şeylerden vazgeçmek, gönlün çetin bir düğümü çözmesi kadar zordu. İnsan bıraktığında eksileceğini hisseder de, tutmaya devam ettiğinde daha da çok ağırlaşırdı.

Sevme demişti bana teyzem sevme Lina siz çok farklı insanlarsınız demişti.

6 Yıl Önce

“Onu sevmekten vazgeç artık Lina.”

“Ama neden teyze benden bunu neden istiyorsun, insan sevdiğinden vazgeçebilir mi?”

“İnsan bazen sevdiklerinden vazgeçmek zorundadır Lina! Siz çok farklısınız kuzum, sen her zaman sevilerek büyümüş bir kızsın Lina ama o sevilmemiş sevgi ne demek bilmiyor. Sürekli nefret duygusunu hissederek büyümüş, annesin katili olmakla suçlanarak büyümüş o çocuk sevgiyi bilmiyor Lina.”

“Onun sevgiyi bilmiyor olması ona sevmeyi öğretemeyeceğim anlamına gelmez teyze ayrıca neden bu kadar acımasız olmak zorundasın? O annesinin katili falan değil! Sadece babası olacak adam öyle düşünmesine izin vermiş.”

“Sen bilirsin ama sana şunu söyleyeyim; o ilk önce senden vazgeçecek kızım, ilk önce senin duygularını köreltecek.”

Böyle bir şey yapmayacaktı o beni seviyordu ve beni hiçbir zaman terk etmeyecekti.

Günümüz

Ve etmişti. İlk önce benden vazgeçmişti, ilk önce benim duygularımı köreltmişti. Yunus Emre Atay benim katilimdi. İnsan katilini sevemezdi bu saçmalıktı. Bu sadece kitaplarda olurdu ve biz bir kitabın karakterleri değildik biz tamamıyla gerçektik.

“Lina!” Çınar’ın sesiyle gözlerimi daldığım yerden ayırarak ona çevirdim.

“Evet?”

“Sana sesleniyorum kaç dakikadır güzelim, iyi misin?”

“Evet iyiyim sadece biraz yorgunum.”

“Lina yorgunsan dinlenmeliydin yemeği başka bir güne erteleyebilirdik canım.”

“Tabii ki de böyle bir şeye gerek yok Çınar yetişkin insanlarız tabii ki yorulacağız.”

“İçecek?”

“Olur.”

“Garsona siparişi vereyim ben de lavaboya uğrayacağım. İstediğin başka bir şey var mı?”

“Hayır canım.” Sipariş vermek üzere yerinden kalktığında ardından gülümsedim.

Gözlerimi kapatarak kısa süreliğine başıma masaj yaptım. Gerçekten bu ağrı da neyin nesiydi böyle?

Cebimde titreyen telefonumla gözlerimi araladım. Elimi cebime atıp telefonumu çıkardım. Ekranını aydınlatarak mesaja baktığımda gözlerimi kısarak kaşlarımı çattım. Bilinmeyen Numara mı? Mesaja girerek okumaya başladım.

Kelimeler bazen bir sır gibi gizlenir satır aralarına. Kimisi okur, kimisi görmezden gelir. Şimdi sana ulaşan bu satırların, bir kararın gölgesinde mi, yoksa bir umudun eşiğinde mi olduğunu yalnızca sen bilebilirsin.

Bazen yollar, ayak izleri silinmeden sona erer mi? Bazen bir bakış, bir sözü söylemeden anlatır mı? Bilmem. Bildiğim tek şey, fırtınanın ortasında bir yaprak gibi süzülüyor kelimelerim sana. Belki bir cevap, belki de sadece bir suskunluk...

Pes etmek mi, vazgeçmek mi, yoksa sadece bir adım geri çekilip rüzgârın yönünü izlemek mi? İşte bunu ancak sen okuyabildiğin kadar anlayacaksın.

Gölgelere fısıldanan bir cevap kadar sessiz,

Fırtınadan önceki an kadar derin…

Ancak bil ki, gerçeğe ulaşmak cesaret ister. Adımı öğrenmek, bir fısıltıyı rüzgârın içinden seçmek kadar zor olacak. Cevap avuçlarına kendiliğinden düşmeyecek, Lina. Onu hak etmek için gölgelerle dans etmeli, sır perdelerini aralamalısın.

Bunu bir son sayma, Lina. Bunu sadece bir başlangıcın yankısı bil.

Saçmalık, saçmalık, saçmalık... Bu kimdi, neden böyle saçma sapan gizemli notlar yolluyordu bana? Bir dost ya da düşman derken neyi kast ediyordu peki? Neyi öğrenmemi istiyordu? Aklımdaki sorular daha cevaplanmamışken her gün üzerine yeni sorular ekleniyordu. Cevapsız sorular beynimi istila ediyordu.

“İşte içecekler geldi!” Çınar’ın sesini duymamla telefonumu hızlıca kapatıp yüz üstü masaya bıraktım.

“Teşekkür ederim.” Tebessüm ederek çilekli limonatadan bir yudum aldım. Bu içecek gerçekten efsane bir tada sahipti.

“Bunu gerçekten seviyorsun.”

“Evet, tadı gerçekten güzel.” Çınar her gelişinde çilekli limonata alıyordu sebebini sorduğumda da “içerken dünyanın en mutlu insanı oluyorsun ve ben senin mutlu olduğunu görünce, içimdeki batan güneş yeniden doğuyor” diyordu.

“Biraz gezelim mi?”

“Gezelim Serenya.” Son kelimesi ile gülümsedim. Bu lakabı çok sık kullanmıyordu ama böyle hitap etmesini seviyordum. Bu şekilde hitap etmesinin nedenini kişiliğim olarak açıklamıştı.

“Böyle hitap etmeni seviyorum.”

“Rahatsız olmuyorsun değil mi?”

“Asla, istediğin zaman böyle seslenebilirsin bana Vezar.” Birbirimize karşı çok sık lakap kullanmazdık ama sanırım bundan sonra kullanacaktık.

“Seninle var olmak Serenya, ruhumun en güzel melodisini duymak gibi. Gözlerine her baktığımda, dünyayı ilk kez görüyorum sanki beni kendine nasıl bu kadar âşık ettin? Sensiz bir an bile eksik, solgun ve renksiz Serenya.”

Sözlerinin üzerine gözlerimin dolduğunu hissettim. O, çok güzel seviyordu... Gökyüzü gibi; sınır tanımadan, deniz gibi; derin ve sonsuz.

“Sevgin kalbime bazen çok ağır geliyor. Bu kadar kusursuz sevmeyi nasıl başarıyorsun? Gerçekten bu dünyaya ait olduğuna emin misin?” Sözlerimle gülümsedi.

“Evet eminim. Benim dünyam sensin ve ben bu dünyaya aitim. Bu hayatta adım kadar emin olduğum tek şey bu Serenya.”

Gülerek masanın üzerindeki elini tuttum.

“Seni seviyorum, Çınar Levent Aksoy.” Sözümle beraber yüzünde bir şaşkınlık peyda oldu. Çünkü bunu ona ilk defa söylemiştim.

“Seni seviyorum, Lina Özden.”

Geri kalan zamanımızda normal bir şekilde sohbet ederek içeceklerimizi içmiştik. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu ve huzurlu hissetmiştim. Ta ki bu mükemmel anımızı bozan Yiğit’e kadar.

“Ne var Yiğit?”

“Bir de dövseydin bu nasıl telefon açmak?”

“Sevgilimleyim ya Yiğit.”

“Doğru sen canım eniştemle buluşacaktın Çınar enişteme selam söyle, neyse, seni şey için aradım. Yarın Mira ile sevgili olduğumuz gün bana organizasyonda yardım eder misin diye soracaktım. Edersin değil mi canım arkadaşım?”

“Ederim Yiğit ararsın beni.”

“Tamamdır. İyi eğlenceler Deli Kız.” Teşekkür edeceğim sırada yüzüme kapanan telefonla güldüm. Aşırı aceleci bir yapısı vardı.

İçeceklerimiz bittikten sonra bir yarım saat daha sokakta tur atmıştık. Saat 10’a yaklaşırken Çınar beni eve bırakıp kendisi de eve dönmüştü.

Yayıldığım koltuktan kalkarak duş almak üzere odama çıktım. Dolaptan geceliklerimi çıkararak kendimi banyoya attım. Kısa bir duşun ardından saçlarımı kurutup odama geçtim. Gerçekten bedenimdeki tüm yorgunluk akıp gitmişti. Derin bir uyku çekmeye hazırdım.

Üzerimi giyip, kitabımı alarak yatağıma geçtim. Yatmadan önce kitap okumak zihnimi dinlendirmeme yardımcı oluyordu. Kaldığım sayfayı açıp okumaya başladım. Ancak odaklanamadığımı fark edince kapatarak yatağın yanındaki komodinin üzerine bıraktım.

Aklımda hâlâ o not ve mesaj vardı. Kim olabilirdi, kim neden beni mahvetmek isterdi? Teyzem beni büyüttüğü süreç boyunca bana hep son söz her zaman sana ait olsun derdi. O sözünü gerçekleştirme zamanı gelmişti. Benim son sözüm ise şuydu; bu benim için yeniden doğuşun başlangıcı olacaktı. Anka kuşunu severdim çünkü beni temsil ettiğine inanırdım.

Selamm 3.bölüm ile karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz iyi okumalar canlarım.

Serenya: "Seren" kelimesi Latince kökenli olup "sakin, duru, berrak" anlamına gelir. "Ya" eki de melodik bir dokunuş katarak ismi daha zarif hale getirir. Serenya, dinginliği, hafifliği ve doğal bir zarafeti çağrıştırır.

Vezar: Güçlü ve vakur bir isimdir. "Ve" kelimesi birlikteliği, devamlılığı simgelerken, "Zar" kısmı zarafet, köklülük ve bilgelik hissi uyandırır. Vezar, güçlü bir duruşu olan, köklü ama aynı zamanda ağırbaşlı ve etkileyici bir kişiliği simgeliyor.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18