3. bölüm · Aynı Çatı Altında

Geçmişin Gölgesinde

𝓔𝓻𝓭𝓮𝓶 𝓥𝓲𝓫𝓮𝓼

Tam okul kapısından çıkacakken arkamdan bir ses duydum.
"Fadime!"
Dönmedim.
Sesin kime ait olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Adımlarımı hızlandırdım.
Bir süre sonra ses de kesildi.
Derin bir nefes vererek yurda doğru yürümeye başladım.
Yaklaşık on dakika sonra yurdun önüne geldim.
Görevli abla gülümseyerek bana baktı.
"İlk günün nasıl geçti kızım?"
Zoraki gülümsedim.
"İyiydi."
Aslında hiç de iyi geçmemişti.
Yavaş adımlarla odama çıktım.
Kapıyı açar açmaz kendimi yatağa bıraktım.
Tavanı izlerken gün boyunca yaşananlar gözümün önünden geçiyordu.
İso...
Melis...
Sınıftakilerin bakışları...
Hepsi üst üste gelmişti.
Tam gözlerimi kapatacakken kapı çalındı.
"Fadime, içeride misin?" diye seslendi Aleyna.
"Gel."
Aleyna elinde iki bardak sıcak çikolatayla içeri girdi.
"Bunu iyi geleceğini düşündüm."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Yatağın kenarına oturdu.
"Bugün olanları kafana takma."
"Kolay değil."
"Biliyorum ama İso herkese böyle davranmaz."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek istiyorsun?"
"Sana neden takıldığını ben de anlamadım."
Cevap veremedim.
Çünkü ben de aynı soruyu kendime soruyordum.
Neden ben?
Aleyna'nın sözleri odanın içinde asılı kaldı.
"Neden ben?" diye fısıldadım.
Aleyna bir süre sessiz kaldı. Elindeki bardağı masaya bıraktı.
"Belki de seni farklı gördüğü içindir."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Farklı mı? İlk günden beri bana garip davranıyor. Herkesin içinde beni küçük düşürmeye çalışıyor."
Aleyna iç çekti.
"İso'nun geçmişini kimse pek bilmez. Ama bildiğim bir şey var... Kolay kolay kimseyle ilgilenmez."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ben onun ilgisini istemiyorum ki."
Aleyna hafifçe gülümsedi.
"Bunu ona da söylesen iyi olur."
Tam cevap verecekken telefonum titredi.
Ekrana baktığımda tanımadığım bir numara vardı.
Bir an tereddüt ettim.
"Kim o?" diye sordu Aleyna.
" bilmiyorum."
Mesaja tıkladım.
"Benden kaçmak işe yaramaz, Fadime."
Kalbim hızlandı.
Ekrana birkaç saniye boyunca baktım.
Aleyna yüzümdeki ifadeyi fark etti.
"Ne oldu?"
Telefonu ona uzattım.
Mesajı okuyunca yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Bu kimden geldi?"
Bilmiyordum.
***
Ertesi gün okulda her şey aynı gibiydi.
Ama değildi.
İso sürekli uzaktan beni izliyordu.
Yanımdan geçerken hiçbir şey söylemiyor, sadece dikkatlice bakıyordu.
Sanki bir şeyleri çözmeye çalışıyordu.
Yanına gidip hesap sormak istedim ama vazgeçtim.
Çünkü onun bakışlarında merak vardı.
Ama güven yoktu.
İso bana inanmıyordu.
Sadece gerçeği bulmaya çalışıyordu.
Ve bu kez kaçtığım şey İso değil...
Geçmişimdi.
***
O günden sonra İso'nun davranışları değişti.
Ama beklediğim gibi değil.
Artık bana laf atmak için değil, beni anlamaya çalışıyormuş gibi bakıyordu.
Yine de aramızdaki mesafe duruyordu.
Çünkü onun gözlerinde hâlâ aynı soru vardı.
"Fadime gerçekten kim?"
Ders çıkışı çantamı alıp yurda gitmek için kapıya yöneldim.
Tam okuldan çıkacakken arkamdan bir ses geldi.
"Fadime."
Duraksadım.
Bu sesi tanıyordum.
Yavaşça arkamı döndüm.
İso birkaç adım uzağımda duruyordu.
"Ne istiyorsun?"
Bana birkaç saniye baktı.
"Senin hakkında anlatılanlar doğru mu?"
Kaşlarımı çattım.
"Hangileri?"
"Her şey."
Gülümsedim ama bu gülümsemede mutluluk yoktu.
"İnsanlar bir şey duyar, sonra gerisini kendileri tamamlar."
İso gözlerini benden ayırmadı.
"Ben tamamlamak istemiyorum."
Şaşırdım.
"Ne demek bu?"
"Gerçeği kendim öğrenmek istiyorum."
Bir an sessiz kaldım.
"Ya öğrendiğin şey hoşuna gitmezse?"
İso'nun yüzü değişmedi.
"O zaman yine kendi kararımı veririm."
Bu sözleri beklemiyordum.
Ama yine de ona güvenmek istemedim.
"Peşimden gelmeyi bırak, İso."
Arkamı dönüp yürümeye başladım.
Ama içimde bir his vardı.
Bu sefer kaçtığımda arkamdan gelen biri vardı.
Ve o kişi cevabı bulmaya kararlıydı.
***
Yurda doğru yürürken arkamda hâlâ onun bakışlarını hissediyordum.
Dönüp bakmadım.
Çünkü İso'nun ne düşündüğünü bilmek istemiyordum.
Bazen insanların sana inanıp inanmadığını bilmemek daha kolaydı.
Yurda vardığımda görevli abla yine gülümsedi.
"Bugün biraz dalgınsın kızım."
Başımı salladım.
"Yorgunum sadece."
Ama yorgun değildim.
Aklım okulda kalmıştı.
İso'nun sorularında...
Ve geçmişimde sakladığım gerçeklerde.
Odaya çıktığımda Aleyna masasında oturmuş bir şeyler okuyordu.
Beni görünce hemen başını kaldırdı.
"Nasıl geçti?"
Çantamı yatağın üzerine bıraktım.
"İso konuştu benimle."
Aleyna'nın yüzünde meraklı bir ifade oluştu.
"Ne dedi?"
Yatağa oturdum.
"Gerçeği öğrenmek istediğini söyledi."
Aleyna bir süre düşündü.
"Belki de bu kötü bir şey değildir."
Başımı iki yana salladım.
"Sen onu tanımıyorsun. İso kolay kolay kimseye güvenmez."
Aleyna hafifçe gülümsedi.
"Belki de sen de ona güvenmiyorsun."
Bu söz beni susturdu.
Çünkü haklıydı.
Ben sadece insanların bana inanmasını istiyordum ama kimseye kendimi açmaya cesaret edemiyordum.
Ertesi gün okulda herkes normal davranıyordu.
Ama ben bir şeylerin değiştiğini hissediyordum.
Koridorda yürürken birkaç kişinin fısıldaştığını duydum.
"Fadime hakkında yeni bir şey öğrenmiş."
"Kim?"
"İso."
Adımlarım yavaşladı.
Kalbim hızlandı.
Demek ki araştırmaya başlamıştı.
Sınıfa girdiğimde İso yerinde oturuyordu.
Beni görünce gözlerini kaldırdı.
Ama bu sefer alay eden bir bakış yoktu.
Sadece dikkat vardı.
Yerime oturdum.
Ders boyunca onun baktığını fark ettim.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Teneffüste yanıma geldi.
"Bir şey soracağım."
Başımı kaldırdım.
"Sor."
"Buraya neden geldin?"
Bu soru basitti.
Ama cevabı o kadar kolay değildi.
"Zaten söyledim. Okumak için."
İso başını hafifçe eğdi.
"Hayır. Bence başka bir sebep var."
Sinirlendim.
"Sen hep insanların söylediklerine mi inanırsın?"
"Hayır."
"Öyleyse neden beni sorguluyorsun?"
Bir an sustu.
"Çünkü sen kendini saklıyorsun."
Bu sözler beklemediğim bir yerden vurdu.
Çünkü doğruydu.
Ama bunu ona söylemeyecektim.
"Belki de herkesin bilmesi gerekmeyen şeyler vardır."
İso birkaç saniye bana baktı.
"Belki."
Sonra geri döndü.
Ama giderken son bir cümle söyledi.
"Yine de gerçeği bulacağım, Fadime."
Onu izlerken içimde garip bir his oluştu.
İso vazgeçmeyecekti.
Ve ben de geçmişimden sonsuza kadar kaçamayacaktım.
O akşam yurda döndüğümde odamın kapısının önünde küçük bir zarf gördüm.
Üzerinde ismim yazıyordu.
Fadime.
Etrafıma baktım.
Koridor sessizdi.
Zarfı elime aldım.
İçinde tek bir kâğıt vardı.
Sadece bir cümle yazıyordu:
"Gerçeği anlatmaya hazır mısın?"
Elim titredi.
Çünkü bu yazıyı kimin yazdığını bilmiyordum.
Ama bir şeyi biliyordum.
Geçmişim artık beni bulmuştu.
Zarfı elimde çevirip duruyordum.
Kâğıtta yalnızca tek bir cümle vardı.
"Gerçeği anlatmaya hazır mısın?"
Hepsi bu.
Ne isim...
Ne imza...
Ne de göndereni belli edecek herhangi bir şey.
"Fadime?"
Aleyna'nın sesiyle irkildim.
Elimdeki kâğıdı hızla katlayıp cebime koydum.
"Bir şey mi oldu?"
"Yok."
Yüzüme dikkatlice baktı.
"Yalan söylüyorsun."
İç çektim.
"Cidden önemli bir şey değil."
Aleyna daha fazla üstelemedi.
"İstersen aşağı inelim. Biraz hava alırız."
Başımı salladım.
"Canım istemiyor."
O da sessizce odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz cebimdeki kâğıdı yeniden çıkardım.
Yazıyı defalarca okudum.
Aklımda tek bir soru vardı.
Bunu kim göndermişti?
Ertesi sabah okula giderken garip bir huzursuzluk vardı içimde.
Sanki biri beni izliyordu.
Defalarca arkama baktım.
Ama kimseyi göremedim.
Sınıfa girdiğimde Melis arkadaşlarıyla konuşuyordu.
Beni görünce sustular.
Kısa bir bakış attılar.
Sonra kendi aralarında konuşmaya devam ettiler.
Yerime geçtim.
Çantamı sıraya bıraktığım anda biri yanıma oturdu.
İso.
Normalde en arka sırada otururdu.
Bugün ise yanı başımdaydı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Yerini mi karıştırdın?"
"Soğuk bir sesle, "Hayır." dedi.
"O zaman neden buradasın?"
Omuz silkti.
"Canım istedi."
İnanmadım.
"Yalan söylüyorsun."
Bu kez hafifçe gülümsedi.
"Sen de."
Sinirlenmemek için derin bir nefes aldım.
"Derdin ne senin?"
"Gözlerin."
Ne diyeceğimi bilemedim.
"Ne olmuş gözlerime?"
"Dün gece uyumamışsın."
Bir an duraksadım.
Bunu nasıl anlamıştı?
"İlgilendirmez."
"Haklısın."
Başka hiçbir şey söylemedi.
Ders başlayınca yerine geçti.
Ama aklım hâlâ onun son sözündeydi.
Öğle arasında Aleyna yanıma geldi.
"Bahçeye geliyor musun?"
"Geliyorum."
Tam sınıftan çıkacakken masamın üzerinde katlanmış küçük bir not gördüm.
Etrafıma baktım.
Kimse ilgilenmiyormuş gibi davranıyordu.
Notu açtım.
'Sana gelen zarfı biliyorum.'
Boğazım düğümlendi.
Altında yine imza yoktu.
Kâğıdı hızla çantama attım.
"Ne oldu?" diye sordu Aleyna.
"Hiç."
Bu kez sesim bile titremişti.
Koridora çıktığımızda istemsizce arkamı döndüm.
Sınıfın kapısında İso duruyordu.
Kollarını bağlamış, bana bakıyordu.
Bakışlarımız birkaç saniye birbirine kilitlendi.
Sonra hiçbir şey demeden yürüyüp gitti.
İçimdeki huzursuzluk daha da büyüdü.
İso'nun bunlarla ilgisi var mıydı?
Yoksa okulda, benim hakkımda benden daha fazlasını bilen başka biri mi vardı?
Bunun cevabını henüz bilmiyordum.
Ama bir şey kesindi.
Bu iş, düşündüğümden çok daha büyüktü.
Zil çalar çalmaz çantamı alıp sınıftan çıktım.
Tek istediğim, kimseyle karşılaşmadan yurda gitmekti.
Koridorda yürürken arkamdan ayak sesleri duydum.
Önce önemsemedim.
Sonra sesler çoğaldı.
Üç kişiydiler.
İçlerinden biri omzuma sertçe çarptı.
"Önüne baksana."
Dönüp baktım.
Kızın yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
Yanındaki iki kişi de kollarını bağlamış, beni süzüyordu.
"Bir sorun mu var?" dedim.
"Var."
Kız bir adım daha yaklaştı.
"Okula geleli iki gün oldu, herkes senden bahsediyor."
"So?"
"Duyduğumuza göre başın beladan hiç kurtulmuyormuş."
Sessiz kaldım.
Ne söylesem boştu.
"Konuşsana."
"Konuşacak bir şeyim yok."
Tam yanlarından geçecektim ki içlerinden biri kolumun önüne geçti.
"Bu kadar kolay mı?"
Derin bir nefes aldım.
"Çekilin."
"Ya çekilmezsek?"
Koridor yavaş yavaş boşalıyordu.
Kimse dönüp bakmıyordu.
Sanki olan biten kimsenin umurunda değildi.
Kız çantamı tutup kendine doğru çekti.
"İçinde ne var bakalım?"
Kolumu hızla geri çektim.
"Dokunma."
Sesim bu kez daha sert çıkmıştı.
Kız şaşırdı ama geri adım atmadı.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir erkek sesi duyuldu.
"Yeter."
Hepimiz aynı anda sesin geldiği tarafa baktık.
İso ağır adımlarla bize doğru yürüyordu.
Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Kız gözlerini devirdi.
"Bu seni ilgilendirmez."
İso durdu.
"Koridoru kapatıyorsunuz."
"So?"
"Çekilin."
Kız birkaç saniye ona baktı.
Sonra alaycı bir kahkaha attı.
"Bugünlük şanslısın, Fadime."
Üçü birden uzaklaşırken ben olduğum yerde kaldım.
İso bana dönmedi bile.
Yanımdan geçip yürümeye devam etti.
Sadece tek bir cümle söyledi.
"Bir dahaki sefere tek başına bu koridora girme."
Ne teşekkür edebildim...
Ne de arkasından seslenebildim.
Çünkü aklımda tek bir düşünce vardı.
O zorbalar beni nereden tanıyordu?
Olduğum yerde birkaç saniye kaldım.
İso çoktan koridorun sonuna ulaşmıştı.
"İso!"
İstemeden seslenmiştim.
Adımlarını durdurdu ama arkasını dönmedi.
"Ne?"
"Az önce..."
Sözümü tamamlayamadım.
Teşekkür etmek istemiyordum.
Çünkü beni kurtarmaya çalıştığını da düşünmüyordum.
O sadece olayın büyümesini istememişti.
"Bir şey diyecektin?" dedi.
"Boş ver."
Başını hafifçe salladı ve yürümeye devam etti.
Ben de yurda doğru çıktım.
Ertesi sabah okula geldiğimde bahçede alışılmadık bir hareketlilik vardı.
Öğrenciler kendi aralarında fısıldaşıyor, ara sıra bana bakıyorlardı.
Aleyna yanıma geldi.
"Dün olanlar bütün okula yayılmış."
"Şaşırmadım."
"Bir de..."
Sustu.
"Ne oldu?"
"İso dün ders çıkışından sonra müdür yardımcısının odasına gitmiş."
Kaşlarımı çattım.
"Neden?"
"Bilmiyorum."
İçime tuhaf bir his çöktü.
Öğle arasında su almak için kantine indim.
Koridordan geçerken müdür yardımcısının odasının kapısı aralıktı.
İçeriden konuşma sesleri geliyordu.
Fark edilmemek için yavaşladım.
"...eski dosyaları görmek istiyorum."
Bu ses...
İso'ydu.
"Bu öğrencilerle ilgili bilgileri paylaşamayız." dedi müdür yardımcısı.
"Sadece merak ediyorum."
"Merak etmek yeterli bir sebep değil."
Sessizlik oldu.
Sonra İso tekrar konuştu.
"Fadime'nin buraya geliş nedeni anlatıldığı gibi değil."
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Nefesimi tuttum.
Müdür yardımcısı sert bir sesle konuştu.
"Bunu sana kim söyledi?"
"Cevap vermeyeceğim."
"Bu konuyu kurcalamanı tavsiye etmem."
İso ise hiç çekinmeden karşılık verdi.
"Ben tavsiyeleri pek dinlemem."
Daha fazlasını duyamadan koridordan biri geçti.
Hızla oradan uzaklaştım.
Ders bitiminde okuldan çıktım.
Yurda giden yolu seçmek yerine biraz dolaşmak istedim.
Aklım karmakarışıktı.
İso neden müdür yardımcısına gitmişti?
Neden benim geçmişimi araştırıyordu?
Tam bunları düşünürken arkamdan ayak sesleri geldi.
Bu kez dönmedim.
"Peşimden gelmeyi bırak."
Ses kesildi.
Sonra İso yanımda yürümeye başladı.
"Sen de her şeyi saklamayı bırak."
Sinirle ona baktım.
"Sana ne benim geçmişimden?"
"Bana bir şey."
"O zaman neden araştırıyorsun?"
İso birkaç saniye sustu.
"Çünkü biri yalan söylüyor."
"Kim?"
"Bilmiyorum."
Gözlerini bana çevirdi.
"Ama ya sen..."
Kısa bir duraksadı.
"...ya da senin hakkında konuşanlar."
O an cevap veremedim.
Çünkü ilk kez biri bana suçluymuşum gibi değil...
Bir bilmeceymişim gibi bakıyordu.
Ve İso, bu bilmecenin cevabını bulmadan vazgeçecek gibi görünmüyordu.
İso'nun son sözleri aklımdan çıkmıyordu.
"Ya sen... ya da senin hakkında konuşanlar."
Hiçbir şey söylemeden yürümeye devam ettim.
O da peşimden gelmedi.
Ama içimde garip bir his vardı.
Bu iş artık sadece benim geçmişimle ilgili değildi.
Birileri İso'nun da peşine düşmesini istiyordu.
Ertesi gün okul her zamanki gibiydi.
En azından dışarıdan öyle görünüyordu.
Sınıfa girdiğimde herkes kendi hâlindeydi.
Tam yerime oturacakken sıramın üzerinde katlanmış bir kâğıt gördüm.
Yavaşça açtım.
"Geçmiş sonsuza kadar saklanmaz."
İçime bir ürperti yayıldı.
Hızla etrafıma baktım.
Kimse bana bakmıyordu.
Sanki o notu kimse bırakmamış gibiydi.
Kâğıdı çantama koydum.
Tam o sırada sınıfa İso girdi.
Doğruca yerine geçti.
Ama birkaç saniye sonra gözleri benimle buluştu.
Elimde tuttuğum kâğıdı fark etmişti.
Ders boyunca tek kelime konuşmadı.
Öğle arasında bahçeye çıktım.
Okulun arka tarafındaki banklardan birine oturdum.
Sessizlik iyi geliyordu.
Derken bir gölge önümde durdu.
Başımı kaldırdım.
İso.
"Yine mi sen?"
"Yine ben."
"Ne istiyorsun?"
Cebinden katlanmış eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı bana uzattı.
"Bu kişiyi tanıyor musun?"
Fotoğrafa bakınca elim titredi.
Yıllar önce çekilmişti.
Yüzler biraz bulanıktı.
Ama fotoğraftaki adamlardan birini tanımıştım.
Onu unutmam mümkün değildi.
Yüzümdeki değişimi gören İso, fotoğrafı geri çekmedi.
"Demek tanıyorsun."
Başımı kaldırıp sertçe baktım.
"Bunu nereden buldun?"
"Cevap vermedin."
"Önce sen cevap ver."
İso birkaç saniye sustu.
"Okul arşivinden çıkmadı."
"O zaman?"
"Birisi dolabıma bıraktı."
Kaşlarım çatıldı.
"Kim?"
"Bilmiyorum."
İkimiz de sessizleştik.
İlk kez aynı sorunun cevabını arıyorduk.
Fotoğrafı dolabına bırakan kişi kimdi?
Ve neden özellikle İso'yu seçmişti?
Tam o sırada okulun hoparlöründen bir anons yapıldı.
"İso Furtuna ve Fadime Koçari, müdür odasına gelir misiniz."
İkimiz de aynı anda birbirimize baktık.
Ben müdüre çağrılmayı beklemiyordum.
İso'nun yüzünde de şaşkınlık vardı.
Hiç konuşmadan okul binasına doğru yürümeye başladık.
İçimde kötü bir his vardı.
Çünkü bu kez bizi çağıran kişi, geçmişimizi biliyor olabilirdi.
Müdür odasının kapısına geldiğimizde ikimiz de durduk.

Kapıyı iki kez tıklattım.

"Gelin."

Kapıyı açıp içeri girdik.

Müdür masasının arkasında oturuyordu. Yanında ise müdür yardımcısı vardı.

"Bizi çağırmışsınız."

Müdür başını salladı.

"Evet. Oturun."

İso ayakta kaldı.

"Buradan da dinleyebilirim."

Müdür ona kısa bir bakış attı ama bir şey demedi.

Masanın üzerine şeffaf bir dosya bıraktı.

"Son iki gündür okulda bazı söylentiler dolaşıyor."

Sessiz kaldım.

"Bazı öğrenciler Fadime'nin geçmişi hakkında asılsız iddialar yayıyor."

Başımı eğdim.

Bu cümleyi kaçıncı kez duyuyordum bilmiyordum.

Müdür devam etti.

"Bu okulda dedikodulara izin vermeyiz. Kimsenin geçmişi diğer öğrencilerin konuşacağı bir konu değildir."

İso ilk kez konuştu.

"O zaman neden herkes bir şey biliyor gibi davranıyor?"

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Müdür yardımcısı derin bir nefes aldı.

"Çünkü insanlar gerçeği bilmeden konuşmayı sever."

İso'nun yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Gerçek ne?"

Bu soruya kimse cevap vermedi.

Müdür dosyayı kapattı.

"O seni ilgilendiren bir konu değil."

İso hafifçe gülümsedi.

"Bence artık ilgilendiriyor."

Ben hemen araya girdim.

"İso, yeter."

İlk kez bana baktı.

Bakışlarında öfke yoktu.

Sadece inat vardı.

Müdür ayağa kalktı.

"Konu kapanmıştır. Siz de sınıflarınıza dönün."

Odadan çıktık.

Koridorda birkaç adım sessizce yürüdük.

Sonunda İso durdu.

"Niye sustun?"

"Çünkü anlatmak istemiyorum."

"Yoksa anlatamıyor musun?"

Ona sertçe baktım.

"İkisi arasında fark var."

"Var."

"Kabul ediyorsan neden hâlâ peşimdesin?"

İso cevap vermedi.

Tam uzaklaşacakken cebinden katlanmış bir kâğıt düştü.

Yere eğilip almak istedim.

Ama benden önce o davrandı.

Kâğıdı hızla cebine koydu.

Gözüm yalnızca üst köşesine ilişti.

Orada tek bir kelime yazıyordu.

Fadime.

Başımı kaldırdım.

"Elindeki neydi?"

"Hiç."

"Ben adımı gördüm."

Birkaç saniye sustu.

Sonunda iç çekti.

"Dün akşam biri dolabıma yine bir zarf bıraktı."

Kalbim hızlandı.

"İçinde ne vardı?"

"Senin adın... ve bir adres."

"Nasıl bir adres?"

"Cevabını bilmediğim bir yer."

O an okul zilinin sesi koridoru doldurdu.

İso bana son kez baktı.

"Bugün okul çıkışı oraya gideceğim."

"Nereye?"

"Cevabı o zarfta yazıyor."

"Tek başına mı?"

"Evet."

Hiç düşünmeden ağzımdan döküldü.

"Gitme."

İso şaşırmıştı.

İlk kez ben onu durdurmaya çalışıyordum.

Ve içimdeki his, o adreste bizi hiç de iyi bir şeyin beklemediğini söylüyordu.
İso birkaç saniye yüzüme baktı.

"Az önce bana peşimden gelmeyi bırak diyordun."

Sessiz kaldım.

"Şimdi de gitme diyorsun."

Ne diyeceğimi bilemedim.

Çünkü onu durdurmak istememin sebebini ben bile tam olarak açıklayamıyordum.

"Oraya gitmen doğru olmaz."

"Neden?"

"Bilmiyorum..."

İso başını iki yana salladı.

"Hayır. Biliyorsun."

Gözlerimi kaçırdım.

"Ben sadece kötü bir hisse sahibim."

"Ben de."

Bu cevabı beklemiyordum.

"Yine de gideceğim."

Arkasını dönüp sınıfa doğru yürüdü.

---

Dersler bitmek bilmedi.

Saatin akrep ve yelkovanı sanki inatla ilerlemiyordu.

Zil çaldığı an çantamı kaptığım gibi sınıftan çıktım.

Koridora baktım.

İso yoktu.

Merdivenlere koştum.

Bahçeye indim.

Yok.

Okulun kapısından dışarı çıktığımda onu uzakta yürürken gördüm.

"İso!"

Sesimi duymamış gibi yürümeye devam etti.

Bu kez koşmaya başladım.

Nefes nefese yanına ulaştım.

"Beni takip etme."

"Takip etmiyorum."

"O zaman?"

"Senin tek başına gitmene izin vermeyeceğim."

İso bana baktı.

"Bunun tehlikeli olduğunu söyleyen sendin."

"Evet."

"O hâlde neden geliyorsun?"

Derin bir nefes aldım.

"Çünkü o adresi tahmin ediyorum."

İso'nun kaşları çatıldı.

"Neresi?"

Cevap vermeden yürümeye devam ettim.

Birkaç dakika sonra eski, kullanılmayan bir binanın önünde durduk.

Binanın camlarının çoğu kırıktı.

Demir kapısı pas tutmuştu.

Bahçesini yabani otlar kaplamıştı.

İso binaya baktı.

"Burası mı?"

Başımı yavaşça salladım.

"Evet."

"Nereden biliyorsun?"

"Çünkü..."

Sözümü tamamlayamadım.

Tam o anda binanın ikinci katındaki pencerelerden birinde bir gölge belirdi.

İkimiz de aynı anda başımızı kaldırdık.

Gölge birkaç saniye kıpırdamadan bize baktı.

Sonra hızla kayboldu.

İso bir adım öne çıktı.

"İçeride biri var."

Kolundan tuttum.

"Gitme."

Bu kez sesimdeki korkuyu saklayamıyordum.

İso bana döndü.

"Demek gerçekten burayı tanıyorsun."

Sessiz kaldım.

"Fadime..."

İlk kez ses tonu yumuşamıştı.

"Bana anlatmayacaksan bile en azından şunu söyle."

Derin bir nefes aldım.

"Daha önce buraya geldin mi?"

Dudaklarımı araladım.

"Evet."

"Ne zaman?"

"Yıllar önce."

"Ne için?"

Başımı eğdim.

"İşte... herkesin yanlış bildiği olayın başladığı yer burası."

İso hiçbir şey söylemedi.

İkimiz de eski binaya bakıyorduk.

Ve ikimiz de biliyorduk.

Kapıdan içeri girdiğimiz anda, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Eski binanın önünde birkaç saniye sessizce durduk.

Rüzgâr kırık pencerelerden içeri giriyor, ince bir uğultu çıkarıyordu.

İso paslı kapıya baktı.

"Son kararın mı?"

"Henüz geç değil."

"Benim için geçti."

Cebinden telefonu çıkarıp fenerini açtı.

"Geliyorsan gel."

Kapıyı yavaşça itti.

Gıcırdayan demir kapı ağır ağır açıldı.

İçerisi beklediğim kadar karanlıktı.

Toz kokusu burnuma doldu.

Her adım attığımda ayakkabılarımın altında kırık cam parçaları çıtırdıyordu.

Kalbim hızla atıyordu.

Bu binaya bir daha asla dönmeyeceğime kendime söz vermiştim.

Ama yine buradaydım.

İso önümde yürüyordu.

Etrafı dikkatlice inceliyordu.

"Burada ne olmuştu?"

Cevap vermedim.

Koridorun sonuna geldiğimizde duvarda eski, solmuş bir yazı gördüm.

'Girmek Yasaktır.'

Yazının altı sanki yıllar önce aceleyle kazınmış gibiydi.

İso elini duvara sürdü.

"Bu bina uzun zamandır boş."

"Boş değil."

Sözler ağzımdan istemsizce çıktı.

İso bana döndü.

"Ne demek istiyorsun?"

"Birileri ara sıra buraya geliyor."

"Nereden biliyorsun?"

Yerdeki ayak izlerini gösterdim.

Tozun üzerinde taze izler vardı.

Bizimkilerden önce oluşmuşlardı.

İso eğilip izlere baktı.

"Haklısın."

Tam o sırada üst kattan bir ses duyuldu.

Tak...

İkimiz de irkildik.

Sonra bir ses daha.

Tak... Tak...

Birisi yürüyordu.

İso refleksle merdivenlere yöneldi.

Kolunu tuttum.

"Dur."

"Neden?"

"Ses yukarıdan geliyor."

"Evet."

"Ya tuzaksa?"

İso cevap vermeden merdivenlere baktı.

Tam ilk basamağa adım atacakken yukarıdan bir şey düştü.

Tahta parçası büyük bir gürültüyle merdivenlerin önüne çakıldı.

İkimiz de geri çekildik.

Toz bulutu etrafı kapladı.

Toz yavaş yavaş dağılırken ikinci kattan bir siluet belirdi.

Yüzünü seçemiyordum.

Ama bizi izlediği kesindi.

"Kim var orada?" diye seslendi İso.

Cevap gelmedi.

Siluet birkaç saniye kıpırdamadan durdu.

Sonra arkasını dönüp koridorun derinliklerine doğru koştu.

"Dur!" diye bağırdı İso.

Bu kez onu durduramadım.

Merdivenleri hızla çıkmaya başladı.

İçimdeki korkuya rağmen peşinden gittim.

İkinci kata ulaştığımızda koridor bomboştu.

Az önce gördüğümüz kişi ortadan kaybolmuştu.

Koridorun sonunda yarı açık bir kapı vardı.

Kapı rüzgârla yavaşça sallanıyordu.

İso dikkatlice kapıya yaklaştı.

Kapıyı araladığında içeride eski bir masa, devrilmiş sandalyeler ve duvara yaslanmış metal bir dolap vardı.

Odanın tam ortasında ise yeni bırakılmış gibi duran siyah bir sırt çantası duruyordu.

İkimiz de birbirimize baktık.

Bu çanta yıllardır terk edilmiş bir binaya ait değildi.

Birisi buraya bizden kısa süre önce gelmişti.
İso birkaç saniye çantaya baktı.

Sonra yavaşça yaklaştı.

"Burada biri vardı."

Başımı salladım.

"Evet."

Çantaya uzanmak istediğim anda İso elini kaldırdı.

"Dur."

Bana baktı.

"Belki de bunu bırakmamızı isteyen biri var."

Bu söz beni durdurdu.

İso dikkatlice çantayı açtı.

İçinden birkaç eski eşya çıktı.

Eski bir anahtar...

Yıpranmış bir defter...

Ve sararmış bir fotoğraf.

İso fotoğrafı eline aldığında yüzündeki ifade değişti.

Yaklaşıp bakmak istedim.

Ama o fotoğrafı hemen avucunun içine kapattı.

"Ne oldu?"

"Hiç."

Ama ilk kez yalan söylediğini anlamıştım.

"Bir şey buldun."

İso gözlerini kaçırdı.

"Hayır."

O an ona inanmadım.

Ama üstelemedim.

Çünkü onun da benim gibi bazı şeyleri sakladığını fark etmiştim.

---

Binadan çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı.

İso normalden daha sessizdi.

Yurda kadar tek kelime etmedi.

Kapının önünde durduğumuzda bana baktı.

"Bugün gördüklerini kimseye anlatma."

Şaşırdım.

"Niye?"

"Çünkü bu iş düşündüğümüzden büyük olabilir."

"Sen ne buldun?"

İso birkaç saniye sustu.

Sonra başını salladı.

"Hiçbir şey."

Yine yalan.

Bunu anlamıştım.

Ama bu kez sormadım.

---
(3. Şahıs ağzından)
İso o gece odasına döndüğünde çantasından bulduğu fotoğrafı tekrar çıkardı.

Fotoğrafın arkasında küçük bir tarih vardı.

Ve altında tek bir cümle:

"Onu korumaya çalıştık, ama herkes yanlış anladı."

İso fotoğrafa uzun süre baktı.

Çünkü fotoğraftaki kişi...

Fadime'ydi.

Ama daha genç hâliyle.

Yanında ise herkesin hakkında konuştuğu o olayın gerçekleştiği günle ilgili bir ipucu vardı.

İso ilk kez Fadime'nin anlattıklarından daha büyük bir sır olduğunu düşündü.

Fotoğrafı defterinin arasına sakladı.

Bunu Fadime'ye söylemeyecekti.

Henüz değil.

Çünkü önce gerçeğin tamamını öğrenmek istiyordu.

Ve bu kez Fadime'den değil...

Geçmişten cevap alacaktı.

İso fotoğrafı elinde tutarken bir süre kıpırdamadan kaldı.

Fotoğraftaki ayrıntılar kafasını karıştırıyordu.

Fadime'nin anlattığı şeyler ile insanların söylediği şeyler birbirini tutmuyordu.

Çantasından çıkan eski defteri açtı.

Sayfalar sararmıştı.

Çoğu yazı okunmayacak kadar silinmişti.

Ama bir sayfada birkaç cümle hâlâ belirgindi.

İso dikkatlice okumaya başladı.

"O gün herkes yanlış gördü."

Bir alt satırda ise:

"Fadime kimseye zarar vermedi. Sadece kendini savunmaya çalıştı."

İso'nun gözleri büyüdü.

Sayfayı tekrar okudu.

Bir kez daha.

Çünkü gördüğüne inanmak istemiyordu.

Demek ki yıllardır anlatılan hikâye doğru değildi.

Fadime kimseyi bıçaklamamıştı.

İso sayfanın devamını çevirdi.

Ama sonraki bölüm yırtılmıştı.

Sadece küçük bir parça kalmıştı.

"...gerçeği söyleyen olursa, herkesin bildiği şey değişecek."

İso derin bir nefes aldı.

Aklına Fadime'nin sözleri geldi.

"İnsanlar inanmak istediklerine inanır."

O an ilk kez onun neden bu kadar suskun olduğunu anlamaya başladı.

Ama yine de bunu hemen ona söylemeyecekti.

Çünkü ortada hâlâ cevaplanmamış sorular vardı.

Bu defteri kim bırakmıştı?

Neden şimdi ortaya çıkmıştı?

Ve neden yıllar sonra Fadime'nin geçmişi tekrar açılıyordu?

---

Ertesi gün okulda İso her zamankinden daha sessizdi.

Fadime bunu fark etti.

"Bir şey mi oldu?"

İso ona baktı.

Bir an her şeyi anlatmak istedi.

Ama vazgeçti.

"Yok."

Fadime şüpheli gözlerle baktı.

"Yine yalan söylüyorsun."

İso kısa bir süre sustu.

"Belki."

Fadime şaşırdı.

İlk kez inkâr etmemişti.

İso ise içinden tek bir şey geçiriyordu.

Fadime suçlu değildi.

Ama onu bu hâle getiren gerçeği bulmadan durmayacaktı.
İso o günden sonra davranışlarını değiştirdi.

Ama bu kez Fadime'nin beklediği gibi değildi.

Artık ona soru sormuyor, geçmişi hakkında konuşmuyordu.

Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.

Bu durum Fadime'nin daha çok dikkatini çekmişti.

Çünkü İso kolay kolay vazgeçen biri değildi.

---

Ertesi gün okulda herkesin dikkatini çeken bir şey oldu.

İso, Melis'le birlikte yürüyordu.

Gülüyor, sohbet ediyor ve her zamankinden daha yakın davranıyordu.

Fadime bunu görünce istemsizce durdu.

Daha birkaç gün önce kendi geçmişini araştıran kişi şimdi hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

Melis, Fadime'nin yanından geçerken alaycı bir şekilde gülümsedi.

"Demek bazı insanlar sonunda kimin yanında duracağını anlıyor."

Fadime cevap vermedi.

Ama içindeki huzursuzluk büyüyordu.

---

Teneffüste sınıfa girdiğinde masasının yerinin değiştirildiğini gördü.

Çantasındaki bazı kitaplar da farklı bir yere konmuştu.

Etrafındaki birkaç kişi gülüşüyordu.

Fadime derin bir nefes aldı.

"Komik mi?"

Kimse cevap vermedi.

Tam o sırada İso sınıfa girdi.

Fadime gözlerini ona çevirdi.

Belki bir şey söylemesini bekliyordu.

Ama İso sadece kısa bir bakış attı.

"Ne oldu?"

Fadime şaşırdı.

"Hiçbir şey."

İso omuz silkti.

"Sorun yoksa uzatma."

Bu sözler Fadime'nin canını sıktı.

Çünkü birkaç gün önce ona gerçeği bulacağını söyleyen kişi şimdi sanki onu hiç tanımıyormuş gibi davranıyordu.

---

Ama Fadime'nin bilmediği bir şey vardı.

İso bunu gerçeği araştırırken dikkat çekmemek için yapıyordu.

Herkes onun Fadime'den uzaklaştığını düşünürse, kimse ne yaptığını merak etmeyecekti.

Melis'le yakın görünmesi de bu yüzden işe yarıyordu.

Çünkü Melis'in geçmişte olanlarla ilgili bildiği şeyler vardı.

İso onun konuşmasını sağlamak istiyordu.

Ama bunu yaparken Fadime'yi kırdığını fark ediyordu.

Her gün ona sert davranmak zorunda kalmak kolay değildi.

Özellikle de onun aslında suçsuz olduğunu bildiği hâlde.

---

Akşam İso odasında eski defteri tekrar açtı.

Yeni bir sayfa bulmuştu.

Bu sayfada tek bir isim yazıyordu.

Melis.

İso bir süre o isme baktı.

Demek ki cevap sandığından çok daha yakındaydı.

Ama gerçeğe ulaşmak için önce herkesi inandırması gerekiyordu.

Hatta Fadime'yi bile...
Ertesi gün okulda herkesin gözü yine Fadime'nin üzerindeydi.

İso, Melis'in yanında duruyordu.

Fadime bunu görünce içindeki hayal kırıklığını saklamaya çalıştı.

"Demek gerçekten böyleymiş."

Aleyna ona baktı.

"Neden böyle düşünüyorsun?"

"Çünkü herkes gibi o da sonunda inandı."

Ama Fadime'nin bilmediği bir şey vardı.

İso hâlâ gerçeği araştırıyordu.

Sadece bunu kimseye belli etmemesi gerekiyordu.

---

Teneffüste Melis, Fadime'nin yanına geldi.

"Sanırım artık herkes senin nasıl biri olduğunu anlıyor."

Fadime cevap vermeden yanından geçmek istedi.

Ama Melis yolunu kesti.

Tam o sırada İso geldi.

Herkes ona baktı.

Çünkü son günlerde sürekli Melis'in yanında olan kişi oydu.

İso sert bir sesle konuştu.

"Yeter."

Fadime şaşırdı.

İso'nun ona değil, Melis'e baktığını fark etti.

Ama dışarıdan bakan herkes farklı anlamıştı.

"İso yine Fadime'ye karşı çıkıyor."

"Demek gerçekten ona inanmıyor."

Fadime'nin yüzündeki ifade değişti.

İso bunu gördü.

Bir an her şeyi açıklamak istedi.

Ama yapamazdı.

Çünkü gerçeğe çok yakındı.

---

Akşam İso, Melis'in yanına gitti.

"Artık bana anlatman gerekiyor."

Melis şüpheyle baktı.

"Neyi?"

"O günle ilgili gerçeği."

Melis'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Sen ne biliyorsun?"

İso sessiz kaldı.

Melis anladı.

"Demek araştırıyorsun."

İso gözlerini kıstı.

"Fadime'nin suçlu olmadığını biliyorum."

Melis birkaç saniye sustu.

Sonra alçak bir sesle konuştu.

"Gerçeği öğrenirsen, bazı insanların sandığın gibi olmadığını göreceksin."

İso'nun cevabı netti.

"Zaten bunu öğrenmek için uğraşıyorum."

Ama uzaktan onları izleyen biri vardı.

Fadime.

Ve duyduğu tek şey İso'nun adı ile Melis'in konuşmasıydı.

Gerçeği bilmeden...

İso'nun da diğerleri gibi olduğunu düşünmeye başladı.
Fadime birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

İso ve Melis'in konuşmalarını tam duyamamıştı.

Ama gördüğü şey yeterince canını sıkmıştı.

İso...

Onun hakkında araştırma yapan kişi...

Şimdi Melis'le gizlice konuşuyordu.

Hem de son günlerde herkesin önünde onun yanında dururken.

Sessizce geri çekildi.

Kimsenin onu fark etmesini istemiyordu.

---

Ertesi gün okulda İso yine aynı şekilde davrandı.

Melis'in yanında duruyor, Fadime'ye karşı mesafeli görünüyordu.

Fadime artık ne düşüneceğini bilmiyordu.

Ders sırasında öğretmen bir soru sordu.

Fadime cevap vermek için elini kaldırdı.

Ama sınıftan birkaç kişi fısıldaşmaya başladı.

"Bak yine kendini göstermeye çalışıyor."

"Zaten herkes onun nasıl biri olduğunu biliyor."

Fadime duymazdan gelmeye çalıştı.

Ama bu kez dayanmak daha zordu.

Çünkü İso'nun da onlara inandığını düşünüyordu.

---

Ders çıkışı İso, Melis'in yanından ayrılıp eski arşiv odasına gitti.

Kapıyı kapattı.

Çantasından defteri çıkardı.

Yeni bir sayfa bulmuştu.

Sayfanın köşesinde küçük bir tarih vardı.

O tarih, Fadime'nin okuldan ayrıldığı günle aynıydı.

Altında ise şu yazıyordu:

"Olay göründüğü gibi değildi. Asıl suçlu, gerçeği saklayan kişiydi."

İso'nun kaşları çatıldı.

Demek ki Fadime sadece suçlanmamıştı.

Birileri bilerek gerçeği değiştirmişti.

Tam defteri kapatacakken kapının sesi duyuldu.

İso hızla arkasını döndü.

Kapıda Melis vardı.

"Demek gerçekten araştırıyorsun."

İso sessiz kaldı.

Melis içeri girdi.

"Fadime sana güvenirse, her şeyi anlatır sanıyorsun değil mi?"

İso ona baktı.

"Sen neden bu kadar ilgileniyorsun?"

Melis gülümsedi.

"Çünkü bazı sırların ortaya çıkmasını istemeyen insanlar vardır."

"Sen onlardan biri misin?"

Melis cevap vermedi.

Sadece masanın üzerindeki deftere baktı.

Ve o an İso bir şeyi fark etti.

Melis, bu defteri ilk kez görmüyordu.

---

Aynı anda Fadime yurtta odasında oturuyordu.

Telefonuna bir mesaj geldi.

Bilinmeyen numaraydı.

Mesajda tek bir cümle vardı:

"İso'ya güvenme."

Fadime ekrana uzun süre baktı.

Çünkü artık tek bir soru vardı.

İso gerçekten ona karşı mıydı?

Yoksa herkesin bilmediği başka bir oyunun içinde miydi?
(Fadime'nin ağzından)
Telefonumdaki mesajı tekrar tekrar okuyordum.

"İso'ya güvenme."

Aklımda binlerce soru vardı.

Tam ayağa kalkacakken başım dönmeye başladı.

Odanın içi bir anda bulanıklaştı.

"Fadime?"

Aleyna'nın sesini uzaktan duyuyordum.

"İyi misin?"

Cevap vermek istedim ama kelimeler ağzımdan çıkmadı.

Son hatırladığım şey, Aleyna'nın bana doğru koştuğuydu.

Sonra her şey karardı.

---

Gözlerimi açtığımda etrafımda birkaç kişi vardı.

Başım hâlâ ağırdı.

Aleyna hemen yanıma eğildi.

"Fadime, iyi misin?"

Yavaşça doğrulmaya çalıştım.

"Ne oldu?"

Aleyna derin bir nefes aldı.

"Bir anda yere düşüyordun. Seni tuttum."

Etrafıma baktım.

Odanın kapısının önünde biri daha vardı.

İso.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bana bakıyordu.

Yüzündeki ifade her zamankinden farklıydı.

Ne kızgınlık vardı...

Ne de soğukluk.

Sadece endişe.

Ama bunu belli etmemeye çalışıyordu.

Aleyna onu fark etti.

"Sen burada ne yapıyorsun?"

İso cevap vermeden bana baktı.

"İyi mi?"

Aleyna kaşlarını kaldırdı.

"Şimdi mi soruyorsun?"

İso birkaç saniye sustu.

"Ben sadece..."

Cümlesini tamamlamadı.

Onun yüzüne baktım.

Çünkü ilk kez İso'nun saklamaya çalıştığı bir şey görüyordum.

Ama ne olduğunu bilmiyordum.

---

İso odadan çıkınca Aleyna yanıma oturdu.

"Fadime..."

"Evet?"

"Onun sana karşı bir şey sakladığını düşünüyorum."

Gözlerimi kapattım.

"Ben de."

Ama bilmediğim bir şey vardı.

İso o gece öğrendiği gerçeği saklamaya devam ediyordu.

(3.şahıs ağzından)
O gece yurtta herkes uyuduktan sonra İso hâlâ ayaktaydı.

Masasının üzerinde eski defter, fotoğraf ve o gün bulduğu not duruyordu.

Hepsini yan yana koymuştu.

Artık parçalar yavaş yavaş birleşiyordu.

Fadime'nin anlattıkları...

Eski bina...

Yırtılmış sayfa...

Ve Melis'in verdiği garip tepkiler.

Ama hâlâ eksik bir parça vardı.

İso telefonunu eline aldı.

Uzun süre ekrana baktı.

Sonra tek bir kişiye mesaj attı.

"Yarın konuşmamız gerekiyor."

---

Ertesi gün okulda Fadime kendini daha iyi hissediyordu.

Ama aklındaki sorular hâlâ bitmemişti.

İso'yu gördüğünde istemsizce ona baktı.

O da aynı anda ona baktı.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra İso gözlerini kaçırdı.

Bu, Fadime'nin daha da kafasını karıştırdı.

Çünkü İso eskiden ona karşı çok açıktı.

Kızgınsa belli ederdi.

Şüpheliyse sorardı.

Ama şimdi...

Sanki bir şeyleri saklıyordu.

---

Teneffüste Melis sınıfa geldi.

Yanında birkaç kişi vardı.

Fadime'ye bakıp gülümsedi.

"Nasıl oldun?"
(Fadime ağzından)
Sesindeki sahte ilgiyi hemen fark ettim.

"İyiyim."

Melis masama yaklaştı.

"Ne kadar garip değil mi?"

"Ne?"

"Bazı insanlar geçmişlerini saklamaya çalışıyor."

Sınıfta birkaç kişi sessizleşti.
(3.şahıs)
Fadime ona baktı.

"Ne anlatmaya çalışıyorsun?"

Melis omuz silkti.

"Hiç."

Tam o sırada sınıfa İso girdi.

Melis hemen sustu.

İso bunu fark etti.

Bakışları önce Melis'e, sonra Fadime'ye kaydı.

Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.

---

Ders çıkışında İso, Melis'in önünü kesti.

"Konuşacağız."

Melis şaşırmış gibi yaptı.

"Ne hakkında?"

"Fadime hakkında."

Melis'in yüzündeki ifade değişti.

"Sen hâlâ onunla mı uğraşıyorsun?"

İso soğuk bir sesle cevap verdi.

"Hayır."

Bir adım yaklaştı.

"Gerçekle uğraşıyorum."

Melis sustu.

İso cebinden eski fotoğrafı çıkardı.

"Bu fotoğrafın nereden geldiğini biliyorsun."

Melis'in gözleri fotoğrafa takıldı.

Birkaç saniye sonra fısıldadı.

"Sen anlamıyorsun..."

"Ne anlamıyorum?"

"Fadime'nin neden sustuğunu."

İso kaşlarını çattı.

"Anlat o zaman."

Melis derin bir nefes aldı.

"Çünkü o gün herkes birini suçlamak istedi."

"Ve?"

Melis gözlerini kaldırdı.

"Yanlış kişiyi seçtiler."

İso'nun yüzü ciddileşti.

Çünkü artık ilk kez biri açıkça gerçeğe yaklaşmıştı.

Ama tam o anda koridorun sonunda bir kişi onları izliyordu.

Fadime.

Ve bu kez duyduğu tek şey şuydu:

"Fadime'nin neden sustuğunu..."

Gerisini duyamadan oradan uzaklaştı.

Çünkü yine aynı şeyi düşünüyordu.

"İso ve Melis benden ne saklıyor?"