3. bölüm / 5
Ayın Güneşi-13. Bölüm: Susmayan Düşünceler
Bölümler 5Şu an: 3. Bölüm: Susmayan Düşünceler
Hayata tutunmak babası tarafından sevilmeyen kızlar için aşırı zordur. Özellikle de doğmasını bile istenmeyen kızların… İntihar etmek isterdim ama arkamda bırakamayacağım annem, kardeşlerim, çocukluk arkadaşım ve… dedemin mirası olan şirket vardı. Şirketi siktir ederdim ama ailem… aileyi terk etmek çok zordu.
Yemek için restoranta gelmiştik. Eymen hâla çatık kaşlarla bana bakıyordu. Aras’ın beni düşmemden kurtarması beni epeyi sinirlendirmişti ama Eymen benden daha çok sinirliydi. Buz mavisi gözlerinin beyazı kıpkırmızıydı. Siyah orta uzunlukta olan saçlarının bazı tutamları alnına düşmüştü.
“Eymen iyi misin? Sadece düşmemi engelledi. Neden bu kadar sinirlendiğini anlamıyorum. Sadece sakin ol ve benim kimseye ihtiyacım olmadığını bil.”
Evet Lavin senin kimseye ihtiyacın yok. Tek ihtiyacın olan omuzlarında güvenle ağlayabileceğin birisi.
Eymen’in elinin yumruk olduğunu gördüm. “Bak Lavin, ben seni koruyabilirdim. Tam bir adım atıp seni tutacakken o bok suratlı adamın seni tutmasını anlamıyorum. Ben vardım zaten , o herif neden seni tutuyor?” Derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim . Ne desem Eymen için nafileydi. Çünkü biz küçükken babam bana vurmaya kalkınca hep Eymen beni kurtarır babamdan uzaklaştırırdı. Aramızda üç yaş vardı ve hiç birbirimize abi abla muamelesi yapmadık. Hep kardeştik ve öyle de olacaktık. Şuan 26 yaşındaydım o ise 29 yaşındaydı. Korumacı ruhu oradan geliyordu.
“Tamam Eymen, haklısın. Evet bende rahatsız oldum ve konuyu kapatalım. Yemek söyleyip yiyelim çünkü ben çok açım.” Sonlarda gülerken Eymen’in yüz ifadesi de düzeldi ve o da gülümsedi. Elini havaya kaldırıp garsonu çağırdı. Garson pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. “ Evet siparişlerinizi alayım efendim.” Ne yesem diye düşünmedim çünkü en sevdiğim yemek Hatay dönerdi! “Ben bir Hatay döner alayım böyle bol soslu olsun ama.” Dedim ve Eymen’e döndüm. Eymen de siparişini verdi ve garson yanımızdan ayrıldı. Gözlerim bir an başka bir yere odaklandı. Yan masamda oturan baba kızı görünce gözlerim yanmaya, kalbim ağrımaya başladı. Adam kızının saçlarını örüyordu. Sahi benim babam hiç benim saçımı örmüş müydü? Kızın yüzündekş o sıcak tebessümü ve ellerini kızının saçlarından çekmeyen bir babayı görmek kimisini mutlu ederdi ama beni üzüyordu. Babam bana bunların hiçbirini yapmamış, bu da yetmezmiş gibi iğrenerek bakmıştı. Sol gözümden bir yaş düştü…
Fazla düşünmek bir hastalıktır. Diyor Dostoyevski. Fazla düşünmek bir hastalıksa düşüncelerden uzaklaşmanın formülünü bulmaları gerekirdi.
“Neye daldın öyle Çilli?” Bana çilli demesi düşüncelerimden kopup gerçekliğe dönmemi sağlamıştı. Dolu gözlerle ona bakarken çilli demesine burukça tebessüm ettim. Yüzümdeki çiller yüzünden küçüklüğümüzden beri bana çilli derdi ben de ona gamzeli. Neden mi? Çünkü onun suratına yakışan gamzeleri vardı. Genellikle güldüğünde belirginleşirdi ama o gülmezdi. Nadiren gülerdi, karşısında sevdiği biri varsa gülerdi.
“Hiç desem inanmazsın değil mi?” Dedim umutsuzca. Gülümsediğinde gamzeleri belirginleşti ve gülüşü arasından “İnanmam Çilli.” Dedi. Son ansa gülümsemesi soldu ve kaşları çatıldı. Mavi irisleri kapıda oyalandı. Elinin yumruk olduğunu gördüm. Kapıya doğru baktığımda gelen kişiyle afalladım.
Aras gelmişti.
Aras Karabey buradaydı.
Önüme hızlıca geri döndüğümde bizi fark etmedi. Eymen’e baktığımdaysa hâlâ ona baktığını gördüm. Kapıdan bakışlarını çekmesini sağlayan şey garsonun bize seslenmesiydi. “Lavin Hanım, dürümleriniz hazır kasanın yanındalar. Gelip alabilirsiniz.” Deyince ayağa kalktım. Bordo elbisemi düzeltip kasaya doğru yürüdüğümde sırtımda oyalanan gözler hissettim. Ama arkama dönüp o gözlerin kime ait olduğuna bakmadım. Yemekleri alıp masama gelince bakışlarım hafifçe Aras’ı süzdü. Üstüne giymiş olduğu siyah gömleği kaslarını sarmıştı. Biraz daha kaslı olsa gömlek patlardı. Altına giydiği siyah keten pantolona uygun bir kemer takmış, boynuna çok yakışan zincir bir kolye takmıştı. Kumral saçlarını şekillendirmiş, birkaç tutamını da alnına sarkıtmıştı. Saç kesimini low mid skin fade’den yana kullanmıştı. Erkeklerin saç stillerinin isimlerini nerden bildiğimi sormayın. Erkek ablası olmak bunu gerektirir tabii. Bu düşüncelerime güldüm. Yemek tabaklarını masaya bırakıp yerime oturdum. Eymen hemen arkama bakıp önüne döndü. Burnundan sert bir nefes verip peçeteye uzandı. Peçete bana çok yakın olduğu için, içinden bir tane çıkartıp ona uzattım. Elimden peçeteyi aldığında sertçe yutkundum. Bir dakika! Eymen mendilini kullanmamıştı. Annesinin ölmeden önce ben ve ona ördüğü mendili kullanmadı. Aklıma gelenlerle hızlıca Eymen’e döndüm. Eymen ne olduğunu son anda anlayınca elini hemen cebine attı. Cebinde birşeyi yokladı. Aradığı şeyi bulamayınca mabi hareleri koyulaşmaya başladı.
Olamaz!
Eymen galiba mendilini kaybetmişti!
Eymen bir hışım ayağa kalkınca sandalye devrildi ve tüm gözler üzerimize çullandı. Yüz kasları seğiren Eymen’in bir eli yumruk oldu ve hızlıca restoranttan çıktı. Bende peşinden çıktığımda kapının önünde birikmiş gazetecileri gördüm. Her biri soru soruyordu. Hiçbirine kulak asmadan arabaya doğru yürüdük. Eymen hızlıca arabaya geçtiğinde bende peşinden yan koltuğa geçtim. Arabayı çalıştırıp gaza basması bir olduğu için öne sendeledim.
“Şimdi ben bu mendili nasıl bulacağım? Aklım almıyor, kaybetmiş olamam yanımdan bir saniye bile ayırmam. Sen bilirsin Çilli, en iyi sen bilirsin…” Eliyle direksiyona sertçe vurduğunu gördüğümde kalbim duracak gibi oldu. Nefes dahi alamadım. Elimi omzuna koyup, omzunu okşadım. Koskocaman bir nefesi içime çektiğimde “Belki şirkette düşürmüşsündür, olamaz mı? Hemen kötüyü düşünme.” Şirkette düşürmüş olması için elimdeki herşeyi feda ederdim. Birkaç dakika içinde şirkete vardığımızda Eymen hızlıca arabadan indi.
Umarım mendil şirketteydi.
Bölüm etkileşimi
